15 Temmuz’un bir benzeri 53 yıl öncesinde yaşanmıştı

15 Temmuz’un bir benzeri 53 yıl öncesinde yaşanmıştı
Son Güncellenme : 17 Tem 2016 17:44
Kategori: Yeni Şafak
Toplam Görüntülenme : 602 kez

15 Temmuz gecesi tarihe şanlı bir direniş olarak geçecek. 140 yıllık darbe tarihimizde ilk defadır ki, halkın kendisine silah çeken askere karşı direndi ve bir darbeyi boşa çıkardı. Eğer halkın o inanılmaz desteği olmasaydı bundan sonra yapılacak darbelerin akibetinden bu denli emin olamazdık.

Artık darbe devri fiilen sona erdi diyebiliriz, zira sivil bir mekanizma kendi iradesini harekete geçirebildi ve postu kolay deldirmeyeceğini gösterdi.

Bu arada çok sayıda şehidimiz var. Yani kanla kazanılan bir zafer bu. Güzel insan, sevgili Mustafa Cambaz‘ı 15 Temmuz şehitleri arasında görmek kimin aklına gelirdi. Vatan topraklarını karış karış gezerek mimari mirasımızı ortaya çıkaran, bunun yanında aksaklıkları tespit ederek yetkililere bildiren gönlü vatan ve tarih için çarpan değerli bir kardeşimizdi. Mustafa’ya ve Erol Olçak gibi diğer güzel şehitlerimize Allah gani gani rahmet eylesin.

15 Temmuz akşamı kendimizi çoluk çocuk Kısıklı’daki topluluğun içine atmıştık. Bir heyecan dalgası içinde yüzerken seslenen biri “Abdülhamid’i deviriyorlar, hala uyuyoruz” diyordu. Belli ki tarih üzerinde yaptığımız vurgular işe yaramış, vaktiyle Sultan 2. Abdülhamid’e yapılanların bugün meşru yönetime ve Recep Tayyip Erdoğan’a yapılmasına karşı müteyakkız olmak gerektiği bir bilinç haline gelmişti.

Tarih böyle zamanlarda kendiliğinden ortak bilinçaltından fışkırıveriyor. Yaşananlara tanık olunca benim de aklıma 1962-63 darbe teşebbüsleri ve darbeci Talat Aydemir geldi.

Cengiz Sunay’ın “Türk Siyasetinde Sivil-Asker İlişkileri” (Orion: 2010) başlıklı doktora tezinde dediği gibi darbeler, darbeciler tarafından iddia edildiği gibi bunalımların çözümsüzlüğe gittikleri aşamalarda değil, tam tersine, bunalımı aşma yolunda gerçekçi çözümlere yaklaşıldığı zamanlarda yapılmış olması bize son darbe hakkında bir şeyler hatırlatıyor olmalı.

Türkiye, tarihinin en büyük projelerine imza atıyor, peş peşe Osmangazi Köprüsü, 3. Köprü, Avrasya Tüneli, 3. Havalimanı, milli tank ve uçak, yerli otomobil vs. derken bölgesel güç olarak patlamaya hazır bir potansiyeli bağrında taşıdığını dosta düşmana gösteriyordu. Büyüme herşeye rağmen devam ediyor ve dünyadaki ekonomik krize dayanıklı bir mali bünye oluşturmanın avantajlarını yaşıyordu.

İşte tam da ekonomik bunalımları aşma yolunda kararlı adımlar atıldığı sırada patlak veren darbe yahut işgal girişimi darbelerin genel kuralını bozmuyor ve “Eyvah, ekonomik alanda düze çıkılırsa darbe vasatı ortadan kalkacak” paniğini ayna gibi yansıtıyordu.

Bilmem merak ettiniz mi: Acaba darbe için neden Cuma akşamı seçilmişti? Siz ettiniz mi bilmiyorum ama ben ettim ve şu şaşırtıcı sonuca ulaştım. Türkiye’de askeri darbeler hep Cuma gününe denk getirilmişti! Nasıl mı? Şöyle:

27 Mayıs 1960 Cuma

12 Mart 1971 Cuma

12 Eylül 1980 Cuma

28 Şubat 1997 Cuma

27 Nisan 2007 Cuma

15 Temmuz 2016 Cuma

Böylece darbeler arasındaki Cuma kardeşliği kuralı bozulmamış oldu. Cuma geceleri müteyakkız olmakta fayda var velhasıl.

Talat Aydemir darbeleri

Peki 15 Temmuz darbe girişimi gibi başarısız olan 22 Şubat ve 21 Mayıs darbe girişimlerinde neler yaşanmıştı? Kısaca hatırlayalım:

İhtilalin halka vaat ettiği seçimler Ekim 1961’de yapılmıştır yapılmasına ama bu dik kafalı millet(!) meydanlarda sergileyemediği itirazını seçim sandığında dillendirmiş ve askere inat CHP’yi tek başına iktidara getirmemiştir. Bunun üzerine darbeci komutanların yeni bir ihtilal tehditleri İnönü-Gürsel ikilisinin devletin başına geçirilmesi sağlanmış ama bu da başka darbecileri harekete geçirmiştir.

Nitekim Talat Aydemir’in komutanı olduğu Harp Okulu öğrencileri 22 Şubat 1962’de güpegündüz Meclis’e doğru yürüyüşe geçirildiler. Bunun üzerine en yapılmayacak hareketlerden birisi yapılacaktı; kuvvet komutanları, Başbakan ve bazı bakanlar Çankaya’ya çıkarak Cumhurbaşkanı Gürsel’le toplantı yaptılar.

Darbecilere gün doğmuştur. Çankaya’yı ele geçiren devleti de ele geçirmiş olacaktı. Darbecilerin elebaşılarından Fethi Gürcan bölüğüyle Çankaya’ya gelmiş ve Cumhurbaşkanlığı Muhafız Alayı’nın komutasını devralmıştır. Şimdi iş içeriye girip “devlet”i tutuklamaya kalmıştır.

Gürcan, Talat Albaya köşkten telefon edip “Albayım şimdi herkes burada. Emredin, hepsini enterne edeyim. Hesaplarını göreyim mi” diye sorar. Talat Aydemir hayatının hatasını yaparak “Hayır”, diye cevap verir, “Serbest bırakacaksınız.”

Bu sırada Genelkurmay Başkanı Cevdet Sunay’dan “Kuşatmayı kaldırırsanız affedileceksiniz” yollu bir taahhüt mektubu getirirler kendisine. İstemez Aydemir. Bu defa İnönü’den getirirler, onu da reddeder.

Şimdi ordu ikiye bölünmüş olup kan akması kaçınılmazdır. Aydemir Çankaya’ya tutuklama emri verse en azından Ankara’da duruma hakim olacaktır ama bir iç savaşı göze alamaz ve tüfek dahi patlamadan harekâtı durdurur. Anlaşılan, taahhütlere güvenmiştir.

Ne var ki bunun ne kadar feci bir hata olduğunu çok geçmeden öğrenecektir. Harekâtı durdurması şartıyla hakkında hiçbir cezai işlem yapılmayacağı taahhüdünde bulunan İnönü’nün dışarı çıkar çıkmaz suçlayıcı açıklamasıyla karşılaşır. Tabii tutuklanır. Ardından 73 subay arkadaşıyla emekli edildikten sonra serbest bırakılırlar.

Lakin darbecilik virüsü bir kere girmiştir kanlarına. Öyle kolay çıkar mı?

Balyoz millete iniyor(du)

İşte emeklilik günlerinde de boş durmayan Aydemir, Harbiyelilerle temasını korur, darbe çalışmalarına hız kesmeden devam eder.

Yeni planda darbe tarihi 31 Mart 1963 olarak belirlenmiştir. Neden 31 Mart? Anladınız tabii. Sultan 2. Abdülhamid’in devrilmesine giden yolu döşeyen 31 Mart 1909 isyanının miladi takvimle yıldönümüdür de ondan. Ona denk getirilmiştir. Ancak hazırlıklar yetişmez, tam tarihi tutturamayınca darbeyi mecburen 21 Mayıs’a ertelerler.

Bu defa akıllanmıştır Aydemir. İsyanı gündüz değil, gece başlatacak ve öncelikle radyoyu ele geçirecektir. Geçirir de. Radyoda TSK’nın yönetime el koyduğu ilan edilir ve ardından darbe tiyatrosu başlar. Bir süre sonra Ali Elverdi adlı subayın radyoyu ele geçirdiği görülür. Elverdi bir karşı bildiriyle biraz önceki harekâtın yanlışlık yapıldığına, hakikisinin kendilerininki olduğuna halkı inandırmaya çalışacaktır.

Talat Aydemir yine teslim olursa da, bu defa yargılanıp Fethi Gürcan ile birlikte idama mahkûm edilir. 5 Temmuz 1964 günü Aydemir’in idamıyla darbe hevesleri bir süreliğine yatışır gibi görünür; lakin sadece 7 yıllığına. 1971’de yeni bir darbe sağanağı yakalayacaktır Türkiye’yi ve Başbakan Nihat Erim’in bir demecinde geçtiği gibi “Balyoz Harekâtı” başlar. Darbecilerin diğerlerine indirdikleri bir balyozdur bu. Oysa resmin tamamına baktığımızda balyozu asıl yiyen, Türkiye’dir.

Bu defa balyozun darbecilerin başında paralandığına tanık olanlar Balyozun hep orada durduğunu ve onu darbe virüsüne yakalanan birilerinin kullanmaya kalkacaklarını hiç unutmamaları gerekiyor.




Yorum Bırakabilirsin

***Yorumlar Onaylandıktan Sonra Yayınlanacaktır.