Menbic’de bir şehidimiz var!

Menbic’de bir şehidimiz var!
Son Güncellenme : 11 Eyl 2016 14:43
Kategori: Genel
Toplam Görüntülenme : 433 kez
Etiket :

Menbic’de bir şehidimiz var. Bundan 892 yıl önce Menbic’i kurtarabilmek için bir Artukoğlu gazisi hayatını kaybetmişti.

Menbic veya halk dilindeki söylenişiyle Münbic’de PYD/YPG varlığı ABD askeri tarafından ayakta tutuluyor. Türkiye’nin gözünü boyayabilmek için gözde burayı PYD/YPG’nin ‘boşalttığını’ söylüyorlar.

Tabii avami tabirle ‘yemiyoruz’ bunu. Şu nokta çok iyi bilinmelidir ki, Fırat Kalkanı harekatı Menbic şehri PYD/YPG’den temizlenmedikçe başarıya ulaşmamış sayılacak ve sınırımızdaki terör koridoru tehdidi sona ermeyecektir.

Afganistan’dan Libya’ya, Yemen’den Bosna’ya kadar yaşadıklarımızın altında bir İslam birliği oluşturulamayışı yatmakta. Nüfusu 2 milyara yaklaşan bir dinin mensupları içine düşürüldükleri zaaf uçurumlarından çıkmaya çalıştıkça yukarıdakiler tarafından ellerine tekmeler indirilmekte, yeniden dipleri boylamaktadır.

Daha kötüsü, kimse de kimsenin yarasına merhem olabilecek mecalde değildir. Birazcık başını kaldırmak isteyen Osmanlı’nın varisi Türkiye’nin başına gelen son FETÖ darbesinin ilk olmadığını ve bu tavrını devam ettirdiği sürece son da olmayacağını bilerek müteyakkızane hareket etmek gerekecektir.

Hep olduğu gibi Sultan 2. Abdülhamid bizi bu noktada da uyarmakta,“Bize uyku haram olmuştur. Daima uyanık, müteyakkız bulunmak bizim için farz-ı ayn olmuş” sözleriyle adeta bugüne dünden projektör tutmaktadır.

Şimdi isterseniz bugünden uzaklaşalım ve düne, bundan dokuz asır öncesine kanatlanalım ve aynı bu devirdeki gibi bir parçalanmış manzara, kırık bir harita gibi görünen İslam aleminin içine düştüğü bataklıktan nasıl çıkabildiğini, bunda hangi kahramanların rolü olduğunu ve özellikle de birinin, Belek Gazi’nin destanî mücadelesine bir miktar ışık düşürelim.

Haçıl seferleri biraz üstünkörü geçilir bizde. Oysa bu seferler doğrudan bizim burada oluşumuzla yakından alakalı oldukları, kimliğimizin şekillenmesine doğrudan etkileri olması bakımlarından dikkatle incelenip öğretilmelidir.

Ve Osmanlı’nın Balkan fütuhatına kadar devam eden Haçlı tehlikesinin nasıl bu tarihten itibaren Anadolu’ya dokunamadığını, Rumeli’de daha başlarken kesildiğini görmek için Osmanlıyı tanımak ve sevmek gerekir.

Asırlarca Anadolu toprağına Haçlı ayağı değdirmemiş olan Osmanlılara bir de kalkmış bazı akılsızlar yok Anadolu’ya çivi çakmadı, yok Anadolu insanını cephelerde bozuk para gibi harcadı gibi akla ziyan laflar ortaya atıyorlar. Hiç alakası yoktur ve Anadolu’yu Anadolu yapanlar, işte Alparslan’ın, Melikşah’ın, Süleymanşah’ın, Belek Gazi’nin başlattıkları çizgiyi sürdüren Osmanlılar olmuştur.

Gaza kılıçları

Sultan Alparslan’ın oğlu Sultan Melikşah, Selçuklu’nun Kanuni’sidir ve en parlak devridir. Onun İslamî bilinci, yaptırdığı medreseler ve camiler yanında Antakya’dan Akdeniz’e çıktığında atını denize sürüp kılıcını üç kere tuzlu dalgalara çaldıktan sonra Allah’a şükretmesinden bellidir. Bir gaza idealiyle hareket etmiş ve büyük Selçuklu hakanı olarak hayata çok genç yaşta veda etmiştir.

Melikşah büyük ihtimalle zehirlenerek vefat ettiğinde 38 yaşındaydı ve yapacak daha çok şeyi vardı. Tarihçi Urfalı Metheos’un deyişiyle “1090 yılında Bağdat’a “Dünyayı fethetmeye gider gibi” hareket etmişti. Ondan sonra Selçuklu tahtında iç kavgalar yeniden başlayacak, bu çatışmalar İslam alemine de sirayet edecek ve artık Selahaddin Eyyubi’nin Kudüs’ü fethine kadar sürecek bir fetret devri başlayacaktı.

İslam’ın gaza ideali büyük bir fedaisini kaybetmişti ama Selçuklular İslam alemini birleştirmenin formülünü Müslümanların damarlarına zerk etmeyi başarmışlardı. İlim, gayret, Allah rızası için savaş, yani “din Allah’ın oluncaya kadar” cihad.

İşte bu altın zincirin Melikşah’tan sonraki halkalarını Prof. Osman Turan şöyle tespit ediyor:

■ 1. ve 2. Kılıç Arslan’lar,

■ Sultan Mesud,

■ Atabey ve Mahmud

Zengiler,

■ Selahaddin Eyyubi,

■ Memluk Sultanı Baybars.

Ana hatlarıyla doğru ama burada Anadolu Türkleri içindeki, Büyük Selçuklu-Selahaddin Eyyubi halkalarını birbirine bağlayanları gözden kaçırmak doğru olmaz. İşte Haçlılara karşı gaza idealiyle kılıç sallayan bu gazilerimiz Mevdud, Aksungur, İlgazi ve özellikle Belek Gazi’yi mutlaka hatırlamamız gerekir.

Sultan Melikşah’ın 1092’deki vefatı, Haçlı seferleri için fırsat kollayan Bizans ve Katoliklere altın bir fırsat verdi. Müslümanların başında güçlü bir lider olmazsa kolayca parçalanacaklar ve Kudüs başta olmak üzere Hristiyanlığın kutsal şehirleri ‘kâfirler’ dedikleri Müslümanlardan geri alınacaktı.

Nitekim üç yıl sonra Papa 2. Urbanus çağrı yaptı ve 1096 baharında ilk Haçlı grubu harekete geçti. Ertesi yıl İznik’te başlayan Selçuklu çekilmesi Eskişehir’e uzandı, burada 1. Kılıç Arslan yenildi, Çukurova elden çıktı, Urfa’ya vardılar ve burada bir Haçlı Kontluğu kurdular. Melikşah’ın fethetmiş olduğu Antakya düştü (1098), burada da bir Haçlı devleti kuruldu.

Ardından bugünlerde ismini çokça duyduğumuz Azez’e girdiler ve güneye doğru yollarına devam ettiler. 1099 yılının 22 Ocak’ında Haşhaşiler ile Haçlılar bir anlaşma yaptılar. Bundan sonra işbirliğine gideceklerdi.

Belek Gazi meydanda

Haçlılar ilerliyor, önlerine çıkan kaleleri düşürüyor veya Hama, Humus beyleri gibi korkaklarla anlaşarak sınırlarını genişletiyorlardı. 7 Haziran 1099 günü Şii Fatımîlerin elinde bulunan Kudüs önlerindeydiler. Tam da 15 Temmuz darbe girişiminin yaşandığı gün Kudüs’e girdiler ve mide bulandıran bir katliama giriştiler. Ardından Beyrut, Sur, Trablus gibi merkezler teslim olacaktı.

Velhasıl Sultan Melikşah’ın kudret şemsiyesi İslam aleminin üzerinden kalktıktan sadece 7 yıl sonra Müslümanların kalbgâhı Hristiyan mızrağıyla delik deşik olmuştu, görünüşe göre daha da olacaktı ki, Anadolu içinden bir huruç harekatı başladı. Lakin sonunda Osmanlı gazilerini meyve verecek olan bu göz alıcı destan yeterince işlenmemiştir.

İşte Kudüs’ün düşmesinden iki yıl geçince Danişmendoğulları’ndan Gümüştekin Malatya yakınlarında Haçlıların Antakya hakimini yenip esir alacak, ardından I. Kılıç Arslan ile güç birliği yaparak Lombardiya Haçlılarını Orta Karadeniz’de ağır bir yenilgiye uğratacak, 1104 yılında bu defa Musul atabeyi Çökürmüş ile Artukoğulları’ndan Sökmen Beyler el birliği yaparak Urfa Kontu Joscelin’i yenip esir alacaklardı.

Böylece Anadolu’da filizlenen cihad ruhunu yöneten yine büyük Selçuklu Sultana Muhammed olacak, önce Musul Atabegi Mevdud’u, onun 1113’de bir Haşhaşi tarafından şehid edilmesi üzerine yerine Aksungur’u, sonra İlgazi Beyi ve onun da ölmesi üzerine Haçlılara karşı cihad bayrağını yükseltecek olan Belek Gazi nöbeti devraldı.

Belek Gazi hakikaten emsalsiz bir kumaşa ve cihad ruhuna sahipti. Sadece bu son iki yıllık Haçlılara karşı cihad komutanlığıyla bile tarihe altın harflerle geçmesi gereken Belek Gazi, Selahaddin Eyyubi’nin tekrar İslam birliğini kurmasına giden yolu döşeyen kahramandır. Menbic’i kurtarmaya çalışırken isabet eden bir okla şehid olmuş ama kendisinden sonrakilere cihad ve İslam birliği fikrini aşılamıştır.

Allah ondan ve askerlerinden razı olsun.




Yorum Bırakabilirsin

***Yorumlar Onaylandıktan Sonra Yayınlanacaktır.