<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Enver Paşa &#8211; Mustafa Armağan &#8211; Kişisel Web Sitesi</title>
	<atom:link href="http://www.mustafaarmagan.com.tr/etiket/enver-pasa/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.mustafaarmagan.com.tr</link>
	<description>Tarihle Birlikte Düşünmek...</description>
	<lastBuildDate>Fri, 19 Aug 2016 15:48:36 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.0.8</generator>

<image>
	<url>http://www.mustafaarmagan.com.tr/wp-content/uploads/2017/11/cropped-mustafa-armagan-icon-32x32.png</url>
	<title>Enver Paşa &#8211; Mustafa Armağan &#8211; Kişisel Web Sitesi</title>
	<link>http://www.mustafaarmagan.com.tr</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>İngilizler Mustafa Kemal’le anlaşmak istediler</title>
		<link>http://www.mustafaarmagan.com.tr/yazilar/yeni-safak/ingilizler-mustafa-kemalle-anlasmak-istediler/</link>
					<comments>http://www.mustafaarmagan.com.tr/yazilar/yeni-safak/ingilizler-mustafa-kemalle-anlasmak-istediler/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Armağan]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 19 Jun 2016 15:09:18 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yeni Şafak]]></category>
		<category><![CDATA[Enver Paşa]]></category>
		<category><![CDATA[İsmet İnönü]]></category>
		<category><![CDATA[mustafa kemal paşa]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.mustafaarmagan.com.tr/?p=8259</guid>

					<description><![CDATA[Yakın tarih yüceltme veya karalama mantığıyla yazıldığı için tartışmalarımız da bu dengesizlikten nasibini alıyor. “Tek Adam”a odaklanmış bir tarih anlayışının 20. asrın diktatörlükler döneminin eseri olduğunu bilmemize rağmen okutulduğunu görmek anakronik olduğu kadar ülkem açısından acı, saplandığı bataklıktan çıkamayan İnkılap tarihçiliğimiz açısından daha da acı… Tek tük nitelikli makaleler veya &#8216;tetkik mahsulü&#8217; kitaplar çıkmıyor değil ama bunlar resmi tarihin zırhını bir türlü delip içine nüfuz edemiyor. Ciddi bir sorun bu: Barajın arkasındaki sular gibi kabaran bilgiler ve belgeler bir gün barajı yıkacak dedik, baraj yıkılıyor. İnkılap Tarihi enkaza döndü. Kaldırılmasına cesaret eden dahi yok. Bir parantez açalım ve yakın tarihin gölgede kalmış bir sayfasını büyüteç altına alalım. Hani Kurtuluş Savaşı&#8217;nda &#8216;yedi düvel&#8217;le savaştık, onlara diz çöktürdük diyorlar ya, işte Mustafa Kemal Paşa&#8217;nın 1921&#8217;de İngilizlerle anlaşmak istediğine dair belge ve bilgiler… Olayın özeti şu: TBMM Tutanaklarına bakınca Fevzi (Çakmak) Paşa&#8217;nın kazandığını öğrendiğiniz 2. İnönü Muharebesi sonrası ve Yunan hücumu öncesinde İstanbul&#8217;daki Müttefik Orduları Başkomutanı General Sir Charles Harrington erken bir barış atağına kalkarak Ankara hükümetiyle temasa geçmeye karar verir. Belki şaşıracaksınız ama şaşırtmak tarihin şanındandır. Gen. Harrington, İstanbul&#8217;dan İnebolu&#8217;ya hediye olarak bir miktar cephane göndermiştir. Evet Müttefik Orduları Komutanı Anadolu&#8217;ya cephane yollamıştır. Sade cephane meselesi de değil. Bir uzlaşma girişimi. Yıl 1921, aylardan Haziran… Kaynak mı? Hemen veriyorum: 1) Bilal Şimşir&#8217;in İngiliz Belgelerinde Atatürk adlı kitabı (Türk Tarih Kurumu, 3. cilt), 2) Ömer Kürkçüoğlu&#8217;nun Türk-İngiliz İlişkileri (1919-1926) adlı kitabı, 3) Rahmi Doğanay&#8217;ın Atatürk Yolu Dergisi&#8217;nin 1998 tarihli 21. sayısında çıkan makalesi. Şimdi ayrıntılara eğilebiliriz. 13 Haziran 1921&#8217;de İnebolu&#8217;ya görevli olarak gelen Henry ve Shturton adındaki İngiliz subaylar Harrington&#8217;un yakını olduklarını bildirip Refet Paşa ile görüşürler. Sivil giyimli subaylar güya Karadeniz bölgesindeki İngiliz birliklerine cephane getirir gibi yapmış ve bu gerekçeyle yola çıkardıkları cephaneyi Milil Mücadele&#8217;ye hibe etmişlerdir! Tabii şu notu düşmeyi ihmal etmezler: Cephane katkısı Harington&#8217;un iyi niyetinin işaretidir. Başka mesajlar da getirmişler. Mesela Gen. Harrington&#8217;un “Türkiyeci” olduğunu söylemiş, İngiltere kamuoyunun da Türklere meyilli olduğunu eklemişler. Arzuları da Mustafa Kemal&#8217;in İnebolu&#8217;dan bir torpidoyla İstanbul&#8217;a gelmesi ve Boğaziçi&#8217;nde Harrington&#8217;un yalısında barış esasları üzerinde gizlice görüşmeleridir. Ne de olsa savaşın bitmesi için insanî bir girişimde bulunmaktadırlar. Mesajlarında başka ilginç noktalar da dikkat çekiyor. Mesela Yunanların İngiliz müdahalesiyle Anadolu&#8217;dan çıkarılması esas olarak İtilaf devletleri tarafından kabul edilmiş ve yalnız İstanbul&#8217;da İngiliz, Fransız, İtalyan ve Türklerden kurulu bir ortak kontrol komisyonu bulundurulması düşünülüyormuş. “Türkiye&#8217;ye yardım edilmesi” de düşünülenler arasındaymış. Son olarak İtilaf devletleri Londra&#8217;da alınan kararları uygulanmadan önce Türklerle esaslı bir anlaşma yapmak istiyorlarmış. Bunun için de Türklerin elindeki İngiliz esirlerin bir iyi niyet gösterisi olarak serbest bırakılmasını istiyorlarmış. Bu jest karşılığında onlar da Malta&#8217;daki Türk esirleri serbest bırakacaklarmış (Doğanay, s. 50-51). İşin bundan sonrası Nutuk&#8217;ta tek taraflı anlatılmakla beraber iki tarafın da bu görüşmeden sonra hareketlendiği gözden kaçmaz. İngiltere cephesinde Londra ile Harrington ve İngiliz Yüksek Komiser Vekili Rattigan arasında yazışmalar sürer. Harrington ilk teklifin Mustafa Kemal Paşa&#8217;dan geldiğini ileri sürer. Lord Curzon devreye girer, hatta Bakanlar Kurulu bile heyecanlanır&#8230; Ankara&#8217;da ise Mustafa Kemal Paşa ilk teklifin kendisinden değil, İngiliz subaylarından geldiğini söylemektedir. İki taraf da ilk adımı atanın kendisi olmadığını anlatmak derdindedir. Böyle sürüp giderken Gen. Harrington bir adım daha atar ve Mustafa Kemal&#8217;e 4 Temmuz 1921 tarihli mektubunda karşı karşıya gelip görüşmeyi teklif eder. Hükümeti tarafından Ajax adlı savaş gemisiyle İnebolu veya İzmit&#8217;e giderek görüşme yetkisini aldığını yazar. “Arzu ederseniz” der, “sizinle durumu açıkça ve dürüstçe tartışmaya hazırım”. Müzakereye girişme yetkisi yoktur gerçi ama Mustafa Kemal&#8217;in “ne düşündüğünü” dinlemeye yetkilidir. Şartı, görüşmenin karada değil, Ajax gemisinde yapılmasıdır. Harrington Türk hakimiyetindeki bölgeye çıkmak istemez, Mustafa Kemal ise İngiliz savaş gemisine binmenin saçmalığını dile getirir aynı gün yazdığı mektubunda. Paşa, Harrington ile İnebolu&#8217;da görüşmek ister. Millî toprağımızın tam kurtuluşu ile millî sınırlarımız içinde siyasî, iktisadî, askerî, hukukî ve kültürel tam bağımsızlığımız ilkesinin kabulünü şart koşar. Bunlar kabul edildiği takdirde müzakereye başlamaya hazırdır. Sir Harrington&#8217;a sık sık “Ekselansları” diye hitap eden Mustafa Kemal Paşa&#8217;nın mektubu “Ekselanslarının arzuları, durum hakkında sadece görüş teati etmekse bunun için meslektaşlarımızdan birini görevlendirebiliriz” diye bitmektedir. Peki her iki taraf da müzakerelere hazır idiyse neden bir ilerleme kaydedilemedi? Herhalde Sakarya Muharebesi&#8217;yle sonuçlanacak olan Yunan hücumu başlamadan önce İngiltere&#8217;nin bu işi savaşsız bağlayabilir ve masraflarımı azaltabilir miyim? kaygısıyla yola çıktıklarını tahmin edenler var. Savaşın uzaması İngiltere&#8217;nin sabrını zorluyor, Ortadoğu&#8217;daki işgal toprakları üzerinde kuracağı hortum ağını resmiyete dökme iştahını ketliyordu. Derken Yunan hücumu başladı, İngiltere bekle gör, siyasetine döndü ve Harrington 14 ay sonra yeniden devreye girdi. İsmet Paşa&#8217;nın Lozan&#8217;a giderken ve dönerken Sirkeci Garı&#8217;nda onun tarafından uğurlanıp istikbal edildiğini hatırlayalım. Bir de Salahi Sonyel&#8217;in işaret ettiği Enver Paşa faktörü vardı. İngilizlere göre Mustafa Kemal ile konuşulabilirdi. Ancak Sovyetlerin desteğin arkasına almış bir Enver&#8217;le başa çıkmak çok daha zordu. İngilizler Ankara&#8217;da İttihatçılar ile iktidar kavgasında Kemalistlerin kazanmasını arzu ediyor, “Ankara&#8217;daki ılımlıların işbaşında kalarak barışı imzalamalarının sağlanması gerektiğini belirtiyorlardı.” Mesele tam da buydu. Adı “amansız İngiliz düşmanı”na çıkan Enver Paşa&#8217;nın Milli Mücadele&#8217;nin başına geçmesi halinde işlerinin çetinleşeceğini biliyor, “Ankara&#8217;daki ılımlılar”la bir an önce anlaşmak istiyorlardı. Yunanlar Sakarya&#8217;dan çekilirken Enver Paşa da bir bakıma yeniliyor, Anadolu&#8217;ya girme umudunu tamamen yitiriyor, Mustafa Kemal de derin bir nefes alıyordu. Lakin derin nefes alan yalnız o değildi.]]></description>
		
					<wfw:commentRss>http://www.mustafaarmagan.com.tr/yazilar/yeni-safak/ingilizler-mustafa-kemalle-anlasmak-istediler/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Enver Paşa&#8217;nın Almanya&#8217;yla At Pazarlığı</title>
		<link>http://www.mustafaarmagan.com.tr/genel/enver-pasanin-almanyayla-at-pazarligi/</link>
					<comments>http://www.mustafaarmagan.com.tr/genel/enver-pasanin-almanyayla-at-pazarligi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Armağan]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 06 Sep 2010 13:24:35 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Seçme Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[Enver Paşa]]></category>
		<category><![CDATA[Enver Paşa'nın Almanya'yla At Pazarlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Salih MERCAN]]></category>
		<category><![CDATA[Talat Paşa]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.mustafaarmagan.com.tr/?p=26</guid>

					<description><![CDATA[Devletler savaşlarla ilgili karar alırken uzun pazarlıklar yapıyor. Bu günümüze özgü değil, tarihte de sık sık yaşanmış bir olgu. Birinci Dünya Savaşı öncesinde Enver Paşa’nın Almanya ile yaptığı pazarlık ise özellikle çok ilginç. GAZETELERDE ABD eski Hazine Bakan Yardımcısı John B. Taylor’ın ‘Küresel Para Savaşçıları’ adlı kitabından aktarılan ve 1 Mart tezkeresi öncesi ABD’ye giden Devlet Bakanı Ali Babacan ve Dışişleri Bakanı Yaşar Yakış’ın yaptığı sıkı pazarlığın ayrıntıları yer aldı. Buna göre Bakan Babacan iyimser senaryoyla 92, kötümser senaryoyla 138 milyar dolarlık iki muhtemel savaş maliyeti çıkarıp koymuş ABD’lilerin önüne. Bu ödenmedikçe Türkiye, Irak’a kuzeyden cephe açılmasına yanaşmayacakmış. İşin ilginci, Condoleezza Rice görüşme sırasında kaş göz işaretiyle Babacan’ı altı milyar dolarlık ABD teklifini kabule zorluyormuş! Ancak rivayete göre bizim taraf Plevne savunması taktiği izleyerek ‘İmkanı yok, kurtarmaz’ diye diretmiş. İşte bu inatlaşmaya dayanamayan George W. Bush, o meşhur, ‘Bunlar at pazarlığı yapıyor’ vecizesini oracıkta irad etmiş. Gerçi iktisatçı Taylor’a göre bu bir hakaret veya küçümseme ifadesi değilmiş. İltifat olarak alınmalıymış. Ancak bilindiği üzere anlaşma sağlanamadı, AKP de meclisi serbest bırakmış oldu ve tezkere reddedildi. Lafı nereye getireceğimi anladınız sanırım. Tarihin geniş yatağında ‘Acaba benzer bir olay daha önce akmış mıydı’ diye bakınırken, hafızama bizim o zamanki tabirle Harb-i Umumi’ye, yani Birinci Dünya Savaşı’na girişimiz sırasında yaşanan ilginç ayrıntılar yağdı. Birinci Dünya Savaşı’na 29 Ekim’de Said Halim Paşa Yalısı’nda karar verilmişti. Donanmamıza yeni katılan Goeben ve Breslau adlı iki savaş gemisi, Karadeniz’de Rus limanlarını bombalayıp savaşı fiilen başlattıklarında sadrazam dahil bakanlar kurulu üyelerinin çoğunluğu habersizdi olan bitenden. Bu savaşa neden girmiştik? Almanya ile Fransa, Rusya ve İngiltere arasında kıyasıya bir savaş başlamıştı ama henüz sıra bize gelmemişti. Ama Enver, Talat ve Cemal Paşaların beklemeye tahammülleri yoktu. Onların tahammülleri vardı belki ama Almanya’nın yoktu. NASRETTİN HOCA FIKRASI Aynı 29 Ekim günü Osmanlı Meclisi’nde İçişleri Bakanı Talat Bey, milletvekillerine bir Nasreddin Hoca fıkrası anlatmaktaydı. Hoca bir gün eşeğiyle bir bostanın yanından geçiyormuş. Canı çekmiş kavun karpuzları ve bulduğunu heybeye yüklemiş. Bu sırada bostan sahibi çıkagelmez mi? ‘Hoca ne yapıyorsun’ diye çıkışmış. Hocanın cevabı şu olmuş: ‘Yoldan geçerken müthiş bir fırtına başladı. Tutunacak bir şeyler ararken senin kavun karpuzların sapına yapışmışım. Tuttuğum elimde kalıyordu.’ Adam dalga geçildiğini anlayınca, ‘İyi güzel de şu heybeye nasıl girdiler’ diye sormuş. Hoca da, ‘Ben de ona bir türlü akıl erdiremiyorum ya’ cevabını vermiş. Talat Bey’in neyi kastettiğini anladınız herhalde. Savaşı kimin çıkardığı, neden çıktığı, şu bu önemli değildi. Kendileri de -sözde- akıl erdiremiyorlardı gemilerimizin gidip Rus limanlarını bombalamasına. Aman canım, çıkmıştı işte. Şimdi asıl sorulması gereken soru şudur: Ülke bu savaşın altından nasıl kalkabilecektir? Nasıl kalkılamadığını biliyoruz ama aradan 92.5 yıl geçmesine rağmen yine de kafalarda savaşı kimin ve niçin açtığı tam olarak netleşmiş değil. 1 Ağustos 1914’te İngiliz tersanelerinde yapılan ve Türkiye’ye teslim edilmesi gereken Sultan Osman ve Reşadiye adlı muazzam savaş gemilerine İngilizler el koymuştu. Korkuları, bu gemilerin, özellikle de zamanın harikası Sultan Osman’ın Almanların eline geçecek olmasıydı. Eğer Almanya bu iki savaş makinesine sahip olursa İngiltere’nin işi hakikaten zorlaşacaktı. Çoluk çocuğun rızkından artırdığımız paralarla son kuruşuna kadar ödemesini yaptığımız gemilere el konuluşu, Osmanlı liderlerinin Almanya’yla başlattıkları görüşmeleri hızlandırmalarına yol açacaktı. Almanya Osmanlı Devleti’ni safında istiyordu çünkü hem Doğu’daki çıkarları için hayati önemdeydi hem de Osmanlı’nın katılmasıyla Rusya ittifaktan kopacak, bir anda Berlin, Basra Körfezi’ne bağlanmış olacak, İngiliz ve Rus emperyalizmlerine karşı bir yeşil kuşak oluşacak, savaş kazanıldığı takdirde Osmanlı Devleti’nin yeniden dizaynı Almanya için bulunmaz bir fırsat oluşturacaktı. Gemilere el konulduğu 1 Ağustos’ta beklenen anlaşma imzalandı. Ancak anlaşmanın bir savaş ittifakına götüreceği düşünülmüyordu. Osmanlıların aradığı, topraklarına saldırıldığı takdirde Almanların yardım etmesiydi. Peki Almanlar, bu fedakarca anlaşmayı Osmanlı’nın kara kaşı, kara gözü için mi imzalamışlardı? Yoksa gizli bir güvence mi almışlardı? 1968’te Princeton Üniversitesi Yayınları tarafından ‘Almanya ve Osmanlı İmparatorluğu-Germany and the Ottoman Empire 1914-1918’ adlı kitap çıkıncaya kadar bu bir sır olarak kaldı. Alman diplomatik arşivlerini inceleyen araştırmacı Ulrich Trumpener, sonunda o gizli belgelere ulaşmayı başardı. İŞTE 93 YILLIK O SIR! Trumpener’e göre 1 Ağustos günü yapılan görüşmede Enver ve Talat Beyler Büyükelçi Wangenheim’a, dünyanın en güçlü savaş gemisi Sultan Osman’ı vermeyi taahhüt etmişler, Almanları böylelikle razı edebilmişlerdi kendilerine yardım etmeye. İşin garibi, Enver Paşa bu teklifi yaptığında gemiye el konulduğunu sadece İngiliz istihbaratı biliyordu! Ve aynı Enver Paşa, artık nasıl bir istihbarat aldıysa, aynı gün İttihatçı liderlere İngiltere’nin Sultan Osman gemisine el koyduğunu açıklıyordu! Bu nasıl olabiliyordu? Sözün özü, Enver Paşa, zaten İngilizlerce el konulmuş bir savaş gemisini, yani olmayan ve hiç elinde olmayacak bir varlığı vaat ederek kandırmıştı Almanları. Görünen o ki, Alman istihbaratını iyi uyutmuşlardı. Bundan sonrası daha ilginçtir. Enver Paşa, Wangenheim ve Liman Von Sanders’le baş başa bir görüşme yaparak savaş planlarını gözden geçirmişti. Fakat bu kandırma, bizi doğrudan savaşın içine sokacaktı. İngiltere’den teslim aldığımız Sultan Osman’ı Kuzey Buz Denizi’nde bulunan Alman donanmasına teslim edecektik. Paşa’nın bu sözüne güvenen Almanlar, sonradan adları Yavuz ve Midilli olan daha küçük çaplı iki gemiyi İstanbul’a göndermekte bir sakınca görmediler. Ancak ufak bir sorun vardı. Enver Paşa, kendi kafasından verdiği sözleri ne Başbakana, ne de kabineye, ne de askerlere danışmıştı. İstanbul’da savaşa karşı olan cepheye toslamıştı kararı. Hükümet gemilerin İstanbul’a gelmesini engellemesini istedi Berlin’den. Ancak Amiral Souchon’u durduramadı Berlin’den gelen telgraf. Gemiler Çanakkale Boğazı’na yaklaştığında takvimler 6 Ağustos’u gösteriyordu. Yavuz ve Midilli, arkalarından gelen İngiliz filosundan kurtulmak için çırpınıyorlardı. SAVAŞA GİRME GARANTİSİ VERDİ Enver Paşa ile danışıklı dövüş müydü, orası meçhul. Lakin Sadrazam Said Halim Paşa, ellerine düşmüş olan Almanlara altı uzun vadeli şartı dayatmıştı: Kapitülasyonların kaldırılması, kazanılırsa ganimetten pay verilmesi&#8230; Ve bu iki geminin Osmanlılara satılmış gibi gösterilmesi. Dedikleri oldu. Türk liderlerinin kendilerini bağlamadan girdikleri bu oyunda usta oldukları ortaya çıktı. Peki hani at pazarlığı? Enver Paşa, o gizli görüşmede siyasi ağırlığını abartmış ve Türkiye’yi ekim ortalarında savaşa sokacağına dair güvence vermişti. Bunun için tek şartı, orduyu desteklemek için verilecek iki milyon sıcak Alman altınıydı. Ancak Almanlar bu parayı İstanbul’a ulaştırdıklarında Yavuz ve Midilli Karadeniz’e çıkarak Rus limanlarını bombalayacak ve savaşı başlatacaktı. Almanlar bir daha köşeye sıkışmışlardı. 21 Ekim’de iki milyonuncu altın da İstanbul’a vardığında Enver Paşa Amiral’e bombala emrini vermişti bile. 29 Ekim’de Rus limanlarını bombalamıştık, İngilizler buna 3 Kasım’da Çanakkale’yi bombalayarak cevap verdiler. At pazarlığının, yüzbinlerin kanı üzerinden yürütüldüğünü biliyorsunuz artık. Salih MERCAN]]></description>
		
					<wfw:commentRss>http://www.mustafaarmagan.com.tr/genel/enver-pasanin-almanyayla-at-pazarligi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
