<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Gezi Parkı Olayları &#8211; Mustafa Armağan &#8211; Kişisel Web Sitesi</title>
	<atom:link href="http://www.mustafaarmagan.com.tr/etiket/gezi-parki-olaylari/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.mustafaarmagan.com.tr</link>
	<description>Tarihle Birlikte Düşünmek...</description>
	<lastBuildDate>Tue, 25 Jun 2013 14:36:50 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.0.8</generator>

<image>
	<url>http://www.mustafaarmagan.com.tr/wp-content/uploads/2017/11/cropped-mustafa-armagan-icon-32x32.png</url>
	<title>Gezi Parkı Olayları &#8211; Mustafa Armağan &#8211; Kişisel Web Sitesi</title>
	<link>http://www.mustafaarmagan.com.tr</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Abdülaziz’in yaptıramadığı caminin arsasını kimler yağmaladı?</title>
		<link>http://www.mustafaarmagan.com.tr/genel/abdulazizin-yaptiramadigi-caminin-arsasini-kimler-yagmaladi/</link>
					<comments>http://www.mustafaarmagan.com.tr/genel/abdulazizin-yaptiramadigi-caminin-arsasini-kimler-yagmaladi/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Armağan]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 25 Jun 2013 14:36:50 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[Aziziye Camii]]></category>
		<category><![CDATA[Gezi Parkı]]></category>
		<category><![CDATA[Gezi Parkı Olayları]]></category>
		<category><![CDATA[Sultan Abdülaziz]]></category>
		<category><![CDATA[Topçu Kışlas]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.mustafaarmagan.com.tr/?p=7367</guid>

					<description><![CDATA[Falih Rıfkı Atay’ı bilirsiniz, Atatürk’ün en yakınındaki kalemlerden biri, belki de birincisidir. Bazı gerçekleri açıkça itiraf edebilen nadir Kemalistlerden. Propagandist olmadığı zaman çekilebilen bir Kemalist’tir.  “Çankaya”nın “Bir şehir yapmak” bölümünü ibretle okumuştum. Bir dönemin talancı zihniyetini pek güzel yansıtan bu bölümü okumayan, 1920’ler ve 1930’larda Ankara’daki köşe dönme hikâyelerinden nasiplenmemiş olur.     Bu konuyu neden gündeme getiriyorum?  Şundan:     Şu “Gezici” aydınlarımız var ya, canım Topçu Kışlası’nın yeniden yapılmasına sırf ‘rölövesi’ yok diye karşı çıkanlar, diyesiymişler ki, hükümet o kadar tarihî eseri yeniden yapmaya meraklı ise Swiss Hotel’in yerindeki Şark Kahvesi’ni yapsın da görelim. Söz madem Şark Kahvesi’nden açıldı, biz de diyelim diyeceğimizi: Swiss Hotel’in oraya yapılması tabii ki feci bir hata. Ancak aynı hata, hem de çok daha büyüğü, 1935-40 yıllarında İsmet Paşa ve avanesinin tezgahladığı akıllara zarar bir operasyonla gerçekleşmişti. Peki sizler cami arsası gasp edilerek yaptırılan İnönü Köşkü ve girdiği bütün savaşları kaybetmesiyle meşhur İsmet Paşamızın anlı şanlı heykelinin süslediği İnönü Parkı çatır çatır yapılırken neden ses çıkarmadınız? O zaman yoktunuz belki ama insan bir vakıf arazisinin gaspını tek bir yazısında olsun sorgulamaz mı? Gelin, İnönü Köşkü ve çevresindeki CHP kodamanlarının vakıftan ele geçirdikleri araziyi geri alma girişimini destekleyin de samimi olduğunuza inanalım. Otelin yeri olsun, Şark Kahvesi ve İnönü Köşkü’nün yeri olsun temelleri 1875’te atılan Aziziye Camii’nin arsasıdır ve bir vakıftır. Nitekim Akaretler denilen sıra evler de bu vakfa gelir olsun diye yaptırılmıştır. Şimdi Falih Rıfkı’nın Ankara itiraflarına bakalım, sonra da bir cami arsasının uyanık bir cumhurbaşkanı tarafından nasıl ele geçirildiğini görelim. (Üstte)  Sultan Abdülaziz’in yapımını başlattığı Aziziye Camii’nin sonradan gasp edilecek arsasındaki kalıntıları (Ressam: Warwick Goble) Ankara’da spekülasyon fırtınası “Çünkü hemen spekülasyona dalmıştık. Herkes saklayıp ileride satmak üzere arsa edinmek hırsına kapılmıştı. Şehir imarlarının başlıca düşmanı spekülasyon olduğunu düşünecek halde bile değildik. Bunlar yeni devletin “kusur”ları değil, “tecrübesizlikleri” idi.” “Ankara’da” diyor, “herkes” diyor Falih Rıfkı, “hırsa kapılmıştı”, “spekülasyona dalmıştı”. “Tecrübesizlik” diye “kusurları” örten bir kılıf da uydurmuş. Güzel. Bir kenara yazıp devam edelim: “Ankara’da milyonlar çalınmıştır. İstanbul’da milyonlar vurulmaktadır.” Ve arkasından şu hüküm cümlesi gelir: “Sabit olmuştur ki, Mustafa Kemal, şapka ve Latin harfleri devrimlerini başarabilecek kadar kuvvetli bir idare kurmuş, fakat bir şehir planını tatbik edebilecek kuvvette bir idare kuramamıştı.” Nasıl? Dediğim kadar var, değil mi? Artık aynı tayfanın İstanbul’da bir cami arsasında ne “milyonlar vurduklarını” görebiliriz. Abdülaziz’in ahı yerde mi kaldı? Sultan Abdülaziz devasa bir cami yaptırmak istiyordu. En uygun yerin, Dolmabahçe Sarayı sırtlarındaki Vişnezade Mahallesi’nde olduğuna karar vermişti. Burada Kanuni’nin yaptırdığı bir camiyle bazı evler vardı. Hepsini bedellerini fazla fazla ödeyerek istimlak ettirdi ve 1875 yılında Aziziye adını alacak caminin inşasını başlattı. Ancak ertesi yıl askeri darbeye maruz kalınca inşaat durdu. 4 minareli ve Boğaziçi’nin en güzel mimari eserlerinden biri olacağı belirtilen cami inşaatı yarım kalınca taşlar uzun zaman yerde bekledi; halk bu yüzden oraya “Taşlık” adını verdi. Taşların bir kısmı çevre binalarda kullanıldı. Taşlık 1923 yılından itibaren şahıslara kiralanmış, bir köşesine gazino inşa edilmişti. Buraya 1940’ların sonunda Sedat Hakkı Eldem tarafından bir Şark kahvesi inşa edilecektir. Ancak cami arazisinin başına gelenler pişmiş tavuğun başına gelmedi. 1935’ten itibaren cami arsasına devletlular göz dikti. Taksim’deki Gezi Parkı’na ismini veren ve heykelini de Viyana’ya sipariş veren Cumhurbaşkanı İnönü, cami arsasından parseller satın almaya koyuldu. Ne gariptir ki, müsteşarı Kemal Gedeleç de arsalar satın alıyordu. Onun yanında ise yine CHP’li Maliye Bakanı Fuat Ağralı ile eşinin arsaları çıkacaktı. İmar faaliyeti de başlamakta gecikmedi. Köşkler peş peşe yükselirken camiye ait büyük taşlar ve mermer sütunlar kaldırıldı, temelleri görünmez hale getirildi. Cami arsasından geriye kalan kısım ise 1948 yılında Bakanlar Kurulu kararıyla Belediye’ye devredildi. Söz konusu otelin temelinin 1987’de atıldığını söyleyelim. Son kalan yere de Maçka İnönü Parkı yapılarak ortasına, Gezi Parkı’na konulmak üzere sipariş edilen heykel dikildi. Daha doğrusu cami arsası yağmasına “tüy” dikilmiş oldu.     İstanbul’un bu gözde mekânındaki spekülasyonlar DP döneminde Meclis’e getirildi (20 Kasım 1950). Sinan Tekelioğlu İçişleri Bakanı Rüknettin Nasuhioğlu’ndan Taşlık’taki yağmayı soruyor. O da cevaplıyor. Tutanaklara göre Belediye Başkanı Lütfi Kırdar, başta İnönü olmak üzere burada ev ve apartman yaptıranlar tarafından bir park yapması ve yolun imar planlarına aykırı olarak evlerinin önünden geçmesi için sıkıştırılmış. Yolun sırf bu şekilde keyfi ve teknik olarak pahalı yaptırılması kamuya pahalıya patlamış ve o devrin parasıyla 2 milyon liraya yakın para dökülmüştür müteahhitlere. Yapılacak parka 3 milyon liraya yakın istimlak parası ödemiş, şimdi hasretle andıkları Şark Kahvesi için de tüyü bitmemiş yetimin hakkından kısılarak 300 bin liraya yakın bir meblağ sarf edilmiştir. Toplam harcama, dudak uçuklatıcıdır: 5 milyon 213 bin 750 lira… (Bu korkunç israfın, “Ne yapalım, savaştayız, paramız mı vardı?” denilerek hayvan yemi karıştırılmış 300 gramlık ekmeğe talim ettirilen milyonların kursağından kesilerek yapıldığını hatırlatalım.) Üstelik İnönü’nün işi gücü yokmuş gibi cami arsasını her nasılsa Emlak Bankası’ndan metrekaresi 1 TL’ye (eve bir liraya) satın alan Cemal Sipahi’den gayet uygun fiyatlarla üç defa arsa satın alıyor, müsteşarı Kemal Gedeleç ile Fuat Ağralı da onu aratmıyorlar. Ve nedense bütün alış-satışlar bu üçlü arasında geçiyor ve aradan 7 yıl geçmesine rağmen nedense fiyatlar da pek artmıyor! İşlem bittikten sonra ise arsa fiyatlarını tut tutabilirsen!  Necip Fazıl bu fahiş spekülasyonları “Yağma Hasan’ın böreği” başlığıyla duyuracak ve soracaktır: “Dünyanın ve tarihin hangi köşesinde bir devlet reisinin zatî (kişisel) nüfuzunu kullanarak ileride 100-150 misli kâr etmek üzere bir malı eline geçirdiği yazılıdır?” (Büyük Doğu, 15 Eylül 1950). Sorgulayacaksanız buyurun, tapu dairesine beraberce gidelim ve bir cami arsasını kimlerin üzerlerine nasıl geçirdiklerini görelim. Bakın, İnönü ailesinin Anadoluhisarı’ndaki yalısının 7,5 milyon liraya satışa çıkarıldığını yazmadım daha… 23 Haziran 2013, Pazar]]></description>
		
					<wfw:commentRss>http://www.mustafaarmagan.com.tr/genel/abdulazizin-yaptiramadigi-caminin-arsasini-kimler-yagmaladi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>3</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>31 Mayıs’tan 31 Mart çıkarmak</title>
		<link>http://www.mustafaarmagan.com.tr/genel/31-mayistan-31-mart-cikarmak/</link>
					<comments>http://www.mustafaarmagan.com.tr/genel/31-mayistan-31-mart-cikarmak/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Armağan]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 16 Jun 2013 13:16:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[31 Mart Ayaklanması]]></category>
		<category><![CDATA[31 Mart İsyanı]]></category>
		<category><![CDATA[Gezi Parkı]]></category>
		<category><![CDATA[Gezi Parkı Olayları]]></category>
		<category><![CDATA[Topçu Kışlası]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.mustafaarmagan.com.tr/?p=7359</guid>

					<description><![CDATA[31 Mayıs gecesi Tavşanlı’da konferanstaydım. Taksim’deki olayları gece yarısından sonra öğrenebildim. Olayların heyecanına kapılmış bir Tweetter’cı soruyordu: “31 Mart ile 31 Mayıs olayları arasında benzerlikler var mı? Her ikisi de Topçu Kışlası’nda başlamış, doğru mu?” Tarihteki 31 Mayıs’ları tesbih gibi çekerken tehditkâr bir başka tweet, tesbihi kopardı: “Türkiye yanıyor, sizden tık yok!” Yetmişti artık. Neler oluyordu? O Tavşanlı-Bursa yolculuğunda böylece öğrendim Gezi cehennemini. Hayret verici olan, daha ilk saatlerde insanların aklına Gezi Parkı ile Topçu Kışlası ve 31 Mart ‘isyanı’nın gelivermesiydi. Ne de olsa zamane gençliği ve hız çağındayız, öyle değil mi? Bence değil. Bu da organizasyonun bir parçasıydı ve bilinçli olarak akıllara düşürülmüştü. Uzatmadan cevabımı vereyim: 31 Mart isyanı Topçu Kışlası’nda başlamamıştı. İsyanın başladığı değil, tam tersine bittiği yerlerden biriydi Topçu Kışlası. İsterseniz 15 gün süren olayları mekân itibarıyla gözden geçirelim. -Taşkışla’daki Avcı Taburu, isyanı başlatır. Ayasofya’daki Meclis’e giderler. -Ertesi gün isyancı askerler Taşkışla’ya geri döner ve isyan biter. -Hareket Ordusu, Selanik’ten hareket eder. Küçükçekmece-Yeşilköy-Topkapı- Edirnekapı hattından ilerleyen birlikler Taksim Kışlası ile Taşkışla’ya dayanır (24 Nisan). Bazı askerler direnirse de, top atışlarına dayanamayarak teslim olurlar. -Yıldız Sarayı işgal edilir, Sultan Abdülhamid tahttan indirilip Selanik’e gönderilir. Görüleceği gibi Topçu Kışlası’nın 31 Mart isyanının ne çıkışında, ne de bastırılışında mühim bir rolü olmuştur. Ancak bastırılışıyla ilgili kanlı bir ayrıntı üzerinde mutlaka durmak gerekir. 31 Mart isyanına dair kitaplarda nedense atlanan bir kaynak vardır: “Madam Tinayre’ın Günlüğü”. Tam isyanın ortasına düşen (18 Nisan’da İstanbul’a gelmiştir) Tinayre, 31 Mart ayaklanmasının büyütülmesine şaşırır. “Gece karanlığında geldiğimizde her yer sakin… Bir tek silah sesi bile yok! Hiçbir vahşi çapulcu takımı görünmüyor.” sözleri dökülür kaleminden. 1851 tarihli Abdülmecid döneminde Galata ve Taksim çevresini Boğaz’dan gösteren bir resimde selvilerle kaplı Ayaspaşa mezarlığı (45), Topçu Kışlası (47) ve kışladaki cami görülüyor. Aslı Başbakanlık Arşivi’nde bulunan resimden detay, Yedikıta dergisinden alındı. (Şubat 2011) 31 Mart olayında pek çok insanın ölümüne sahne olan Taksim’deki Topçu Kışlası ve önünden geçen Hareket Ordusu’yla birlikte İstanbul’a gelmiş Makedonyalı milisler. Solda at üstündeki Resneli Niyazi’dir. (Ç. Gülersoy, Taksim) Taksim’de yüzlerce ceset Hareket Ordusu’nun İstanbul’a girdiği günün sabahı halk, top sesleriyle uyanır. Taksim Kışlası’ndaki askerler önce beyaz bayrak çekmiş, Hareket Ordusu’ndakiler buna aldanarak içeriye girince ateşe maruz kalmışlardır. Bundan sonrasını Madam Tinayre anlatsın: “En önemlisi, en sert saldırıyla karşılaşan Taksim’in Topçu Kışlası; çok büyük, sarımtırak renkli, Pera ve Boğaziçi’ne tepeden bakan bir yapı bu. Yolu aşarken at ahırlarının Fransız Hastanesi’ne adeta bitişik olduğu İtfaiye Kışlası’na bakıyoruz… Bu ahırlarda isyancılar saklanıyordu: Çembere alındılar, duvara sıkıştırılıp dehşete düşmüş rahibelerin gözleri önünde vahşice bir öfkeyle kurşuna dizildiler ve dipçik darbeleriyle işleri bitirildi.” Gezi Parkı’nın Harbiye tarafındaki kısmına, eski Taksim Bahçesi’ne yüzlerce ceset istif edilmiştir. Yazar, bu manzaradan pek duygulanır: “Buradan olağanüstü bir felaketin geçtiği, her şeyin üzerinde bir elemin kaldığı duyumsanıyor.” Yeniden yapılması düşünülen Topçu Kışlası, o zamanlar bomboş olan Talimhane’den atılan obüs mermileri yüzünden delik deşiktir. “Frankfurter Zeitung” muhabiri, Harbiye’nin de topa tutulduğunu yazar. Binada büyük tahribat meydana gelmiştir. Gaddarlık o boyutlara varmıştır ki, Şişli Etfal Hastanesi’ne dahi ateş açılmış ve üç hasta hayatını kaybetmiştir. Son vakanüvisimiz Abdurrahman Şeref Efendi olaylarda 2 bin kişiye yakın insanın hayatını kaybettiğini söyler. Ahmet Bedevi Kuran’ın sözü ise kuşkuları artırıcı niteliktedir: “Okuyucularımı üzmemek için işgal günlerinde İstanbul sokaklarında yaşanan kanlı olayları etraflıca anlatmaktan sakınıyorum.” Olayları ertesi yıl yazdığı kitapta ele alan Albin Kutscbach ise Hareket Ordusu’nun katliamını şöyle yansıtır (N. Alkan, “Selanik İstanbul’a Karşı”, Timaş: 2011, s. 238): Atılan toplar Taksim Kışlası’nda ciddi tahribat yapmıştır. Ölen askerler kışlanın bahçesinde “kat kat sıra halinde” istif edilmiştir. Ertesi gün gittiğinde istif edilmiş asker cesetlerinin aynen durduğunu görür. Tek fark, üzerlerinin kısmen bezle kapatılmış olmasıdır. Ermeni mezarlığına gömdüler Bütün bu tanıklıklar, 24-25 Nisan 1909 günlerinde İstanbul’da büyük bir katliam yaşandığını gösteriyor. Tamam, abartılı rakamlara inanmayalım ama İttihatçıların ürkekliği yüzünden büyüyen ve iki gün içinde sönen bir isyanı bastırmak için İstanbul’u işgal etmişti anlı şanlı Hareket Ordusu; ve binlerce insanın katliyle sonuçlanan kanlı bir harekâta imza atmıştı. Daha kötüsü, pek çok yargısız infazın yaşanmasıdır. Yabancı bir gazetede çıkan habere bakılırsa isyana katılan yüzlerce kişi yargılanmadan kurşuna dizilmiştir! Üstelik kurşuna dizilenlere yalnız İstanbul’da değil, Rumeli’de de rastlanmaktadır. Bu rakamlara Said Nursi’nin de idamla yargılandığı Divan-ı Harb-i Örfi’de asılanlar dahil değildir. 31 Mart isyanını bizzat yaşayan ve İttihatçı olmayan bir bakış açısından anlatan ilk kaynağımız, Mustafa Turan’ın sağlığında çıkan “Taşkışla’da 31 Mart” (1964) kitabıdır. Turan açıkça “31 Mart faciası Taşkışla’da başlamış ve orada söndürülmüştür” demekte ve olayların içyüzünü şöyle anlatmaktadır: “Surp Agop Mezarlığı’na yerleştirdikleri toplarla Taşkışla’nın Harbiye yönündeki numune bölümlerinin koğuşlarına ateş edildi, bütün efradı can verdi, sağ kalanlar da süngülenerek öldürüldü. Sonra 7. Alay Komutanı İsmail Hakkı Bey, Enver Bey (Paşa) tarafından tokatlandı. İsmail Hakkı Bey bu hakarete tahammül edemeyip Enver Bey’in yüzüne tükürünce üç subayla birlikte Bulgar eşkıyası Sandanski tarafından kurşuna dizildi. Teslim olan askerler birer birer süngülenerek öldürüldü. Kışla avlusunda cesetler yığılmış bir mezbaha halinde idi. Cesetler (bugün üstünde Divan Oteli, Radyo Evi gibi binaların bulunduğu) Surp Agop Ermeni Mezarlığı’nda açılan çukurlara gömdürüldü.” Turan faciayı tasvire devam eder: “Öldürülen askerlerin cesetlerini çöp arabalarına bizlere doldurtup gece sabahlara kadar kütle halinde gömdürdüler. Orada 31 Mart’ın kütle halinde gömülen suçsuz kurbanları yatmaktadır. Tarihçiler, 31 Mart’ın hakiki cephesini yazmak isteyenler oralarını eşelesinler, en doğru vesikaları, dokümanları orada bulacaklardır. Bu talihsiz meçhul kurbanlar bir Müslüman mezarlığına bile gömülemediler.” O kadar büyütülen 31 Mart “isyanı”nda öldürülenler toplasanız üç-beş kişidir. Altı üstü iki gün süren bitmiş bir isyanı bastırmak için Selanik’ten gelen Hareket Ordusu ise binlerce insanı katletmiştir. Bence en büyük “katliam”, Abdülhamid’in tahttan indirilmesidir ki, onun bedelini ne kadar pahalıya ödediğimizi biliyorsunuz. Hâlâ o tweete cevap veremediğimi düşünenler varsa yazıyı bir kere daha okusunlar. 16 Haziran 2013, Pazar]]></description>
		
					<wfw:commentRss>http://www.mustafaarmagan.com.tr/genel/31-mayistan-31-mart-cikarmak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
