<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Halil İNALCIK &#8211; Mustafa Armağan &#8211; Kişisel Web Sitesi</title>
	<atom:link href="http://www.mustafaarmagan.com.tr/etiket/halil-inalcik/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.mustafaarmagan.com.tr</link>
	<description>Tarihle Birlikte Düşünmek...</description>
	<lastBuildDate>Fri, 19 Aug 2016 15:00:55 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.0.8</generator>

<image>
	<url>http://www.mustafaarmagan.com.tr/wp-content/uploads/2017/11/cropped-mustafa-armagan-icon-32x32.png</url>
	<title>Halil İNALCIK &#8211; Mustafa Armağan &#8211; Kişisel Web Sitesi</title>
	<link>http://www.mustafaarmagan.com.tr</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Halil İnalcık</title>
		<link>http://www.mustafaarmagan.com.tr/yazilar/yeni-safak/halil-inalcik/</link>
					<comments>http://www.mustafaarmagan.com.tr/yazilar/yeni-safak/halil-inalcik/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Armağan]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 31 Jul 2016 14:39:19 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yeni Şafak]]></category>
		<category><![CDATA[Halil İNALCIK]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.mustafaarmagan.com.tr/?p=8244</guid>

					<description><![CDATA[Rusya&#8217;dan kalkan Suriye uçağının indirilip aranması nereden nereye geldiğimizin ispatıdır. Tarihimizde böyle bir hadise olmamıştır. Eskiden olsa buna cesaret edemezdik. Rusya&#8217;ya karşı bu derece cesur davranmamız bir ilktir. Mustafa Bey, Osmanlı geri dönüyor. Bunu her geçen gün biraz daha iyi anlıyorum.&#8221; Moskova&#8217;dan kalkıp Türk hava sahasından geçerek Suriye&#8217;ye giden uçağı indirişimizin tarihi 11 Ekim 2012 olduğuna göre Halil İnalcık hocayı müteakip günlerde aramış olacağım. Konuşmamızın bir yerinde lafı bu mevzuya getirmiş ve “Osmanlı geri dönüyor&#8221; demişti. Bu sözleri duyar duymaz kendisiyle bir röportaj yaparak bu düşüncelerini kamuoyuna duyurmak istediğimi söyledim. Tabii ki dedi ve randevulaştık ama bir süre sonra rahatsızlanınca projemiz akim kaldı. Söyleşiyi gerçekleştirmiş olsaydık Derin Tarih&#8217;te kapak yapacaktık. Nasip değilmiş. Diyeceğim o ki, 25 Temmuz günü Hakk&#8217;a yürüyen Halil İnalcık&#8217;ın içinde bir başka Halil İnalcık vardı. O da vatan ve millet aşkıyla çarpan bir kalp ve Osmanlı&#8217;nın Cumhuriyet şekline intikaline rağmen genetik veya kültürel olarak devam ettiği, silinmediği yolunda kesin kanaat sahibi bir münevverdi. Biz o kalın, tuğla gibi kitapların altından bu “münevver Halil İnalcık&#8221;ı bulup çıkarmalıyız işte. Halil İnalcık Hoca son 20 yıla kadar büyük ölçüde tarihçiler tarafından bilinip tanınan biriydi, özellikle 1999&#8217;da başlayan “Osmanlı&#8217;nın geri dönüşü&#8221; ile birlikte bizlerin sık sık atıfta bulunduğıumuz biri haline geldi ve okurlar makale ve kitaplarını hatırlamaya başladı. Bunun üzerine yayıncılar hocayı sıkıştırmaya başladılar ve sonuçta ömrünün son 10 yılında onlarca kitabı okurlarıyla buluştu. Diyebilirim ki kitaplarının yüzde 70&#8217;i son 10 yılda basılmıştır. Osmanlı&#8217;nın yeniden gündeme gelme sürecine mütevazı da olsa katkıda bulunanlardan biri olarak bundan müftehirim ve hocayı ömrünün son 20 yılında tanımış olmaktan eski deyişle “mübâhiyim.&#8221; Onu bir insan olarak tanımak en az tarihçi ve hoca olarak tanımak kadar keyifliydi zira. Merak eden bir kafa Yeri gelmişken bir hatıramı nakledeyim: Yıllardan 1998-99 olmalı. Beyoğlu&#8217;ndaki Yapı Kredi Kültür Merkezi&#8217;nde konferansı vardı hocanın. Çıkışta birkaç kişi (hafızam yanıltmıyorsa sevgili Bülent Arı da vardı) hocayla beraber yürümeye başladık. Hoca “Gelin size balık ısmarlayayım&#8221; dedi. Bu ne devletti! Elbette. Gitti, Balıkçılar Çarşısı&#8217;ndan balığı itinayla seçti, pazarlığını yaptı, tarttırıp paket yaptırdı. Sonra Çiçek Pasajı&#8217;na götürdü bizi, orada bir lokantaya pişirtti, hatta garsona nasıl pişireceklerini bile tarif etti. Sonra yemek boyunca hemen hiç tarih konuşmadan İstanbul&#8217;dan şundan bundan bahsetti durdu. Bu zevkin yanında balığın lafı mı olurdu? Bir tarihçinin siyasete angaje olmasına karşıydı hoca. Siyasete kayan tarihçileri eleştirirdi. Çok fazla gezenleri ve konuşanları da! Oturup çalışın, araştırın derdi. Gezmek zihninizi dinlendirmek için olmalı. Asıl işiniz araştırmak olmalı. Merak eden bir kafaydı Halil İnalcık. Yeniliklere daima açıktı, kendi kendisini eleştirir ve araştırarak aşardı. Osmanlı Devleti&#8217;nin kuruluş yılını 1299&#8217;dan 1302&#8217;ye alırken bir ara 1301&#8217;de karar kılmış ama o fikrini sonra değiştirmişti. Mutlak hakikat yoktu ona göre. Minik dahi olsa ihtimallere açık kapı bırakmalı derdi. Bir seferinde Fatih&#8217;in Venediklilerce zehirlenip zehirlenmediği meselesini araştırıyordum. Vaktini almak pahasına kendisine sordum. Bana “Sen ne düşünüyorsun?&#8221; diye mukabele etti. Ben de zehirlenmediğini düşündüğümü, mevcut şeker, nikris vb. hastalıklarının komplikasyonlarından vefat ettiğine inandığımı söyledim. “Kapıyı tamamen kapatmayalım, zira Venedik belgelerinde zehirleme teşebbüslerinden bahsediliyor. Ama benim de galip kanaatim zehirlenmediği yönünde.&#8221; Bir tarihçi böyle düşünmeli dersiydi bu. İnalcık hoca bizdeki bilim adamı kasıntılığıyla alakası olmayan bir insandı. İnsana insan olarak değer verir, hatır ve gönül bilir, istifade edecek herkese kapısını ve gönlünü açardı. Hatta mezarı başında torununun çocuğu yaşında bir delikanlıyla karşılaştım, bir süre önce hocayla görüşmüş ve kendisini yetiştireceğine dair söz almıştı. “Yâr-ı sâdık&#8221; Derin Tarih&#8217;in ilk sayısında yazısı çıkmış ve dergi danışma kurulumuzda isminin yer almasına izin vermişti. Ancak “Atatürk&#8217;ten kafatası dersleri&#8221; başlıklı kapağımız üzerine arayıp bu konuda bizim gibi düşünmediğini ve isminin çıkarılmasını istedi. “Benim Atatürk&#8217;e bakışım sizinkinden farklı&#8221; dedi. Biz de saygı duyduk. Gerçekten de merhum Halil İnalcık&#8217;ın İnkılap Tarihi alanındaki fikirleriyle uyuşmamız kabil değildi ama bu görüş farklılığı dostluğumuza engel olmadı. Her telefon görüşmemizde “Dostum&#8221; diye hitap ederdi. Tarihçilerin Kutbu adlı kitabını imzalayıp göndermiş ve üzerine şunları yazmıştı: “Aziz dostum Mustafa Armağan&#8217;a en iyi dileklerimle.&#8221; İmzadan sonra bu defa Osmanlıca olarak şunlar okunuyordu: “En samimi temennilerimle. Yâr-ı sâdık.&#8221; Yâr-ı sâdık, sadık yar… O şimdi Fatih Camii haziresinde, Plevne kahramanı Gazi Osman Paşa ile Diyarbekirli alim Ali Emiri Efendi (mezar taşı yazısı hattat Hamid&#8217;e aittir), Mesnevi şarihi ve Ankara valisi Abidin Paşa ile ünlü tarihçimiz Mecelle müellifi Ahmed Cevdet Paşa arasında uyuyor son uykusunu. Çok çalıştı, Allah ona adeta rahat çalışabilsin ve eserler verebilsin diye sağlıklı ve bereketli bir ömür nasip etti, o da bu sermayeyi hakkıyla kullandı. Bize Osmanlı&#8217;dan bir tünel kazdı ve yalnız geçmişe değil, geleceğe bakışımızı da belirledi, en önemlisi, özgüvenimizi artırdı. Allah rahmetiyle mukabele etsin. Osmanlı tarihçiliğinin Halil Gazi&#8217;siydi Halil İnalcık Osmanlı tarihini evrensel tarihçilik standartlarına oturtmuş, tarihin sırlarının sadece satırlarda değil, satır aralarında da gizlendiğini, yalnız yazılanda değil, yazılmayanda da yattığını göstermiştir. “Âşıkpaşazade Tarihini Nasıl Okumalı?&#8221; başlıklı makalesinde bir 16. yüzyıl tarihçisini nasıl didik didik ettiğini, ideolojik taraflarını nasıl sorguladığını hayretle görürsünüz. Sonra sosyal tarih alanına yaptığı katkılar asla unutulmaz. Ekonomi tarihi ve sosyal tarih alanlarında Ömer Lütfi Barkan ile birlikte devrim niteliğinde çalışmalar ortaya koymuş, özellikle Fatih dönemini retorikten kurtararak ayakları yere basar bir hale getirmiştir. Tanzimat devrini inceleyerek başladığı Osmanlı tarihi yolculuğunun son yıllarında başa dönerek Osman Bey ve devrine yönelttiği projektörü ilim alemine kuruluş devrini yeni bir ışık altında göstermeyi başarmış ve ünlü “Osmanlı Devleti 1302&#8217;de Yalova&#8217;da kuruldu&#8221; teziyle de sürekli yenilikler getirdiği Osmanlı tarihçiliğine bir ufuk daha açmıştır. 2004 yılında Bilkent&#8217;te yapılan bir toplantıya çağırıp konuşturmuştu beni. Orada söylediğim bir cümle şuydu: “Halil İnalcık gözkapakları olmayan bir tarihçidir.&#8221; Gözkapakları çokça kapanan tarihçiliğimize bu pürdikkat zihin yeni bir çığır açmış ve Devlet-i Aliyye&#8217;nin ihtişamını dosta ve düşmana göstermişti. Ben ona Osman Gazi gibi bir uçbeyi olmasından dolayı “Halil Gazi&#8221; demeyi tercih ediyorum. Mekânı cennet olsun.]]></description>
		
					<wfw:commentRss>http://www.mustafaarmagan.com.tr/yazilar/yeni-safak/halil-inalcik/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dimitri Kantemir&#8217;in Eserinde Doğu ve Batı kültürleri</title>
		<link>http://www.mustafaarmagan.com.tr/genel/dimitri-kantemirin-eserinde-dogu-ve-bati-kulturleri/</link>
					<comments>http://www.mustafaarmagan.com.tr/genel/dimitri-kantemirin-eserinde-dogu-ve-bati-kulturleri/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Armağan]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 06 Sep 2010 13:34:14 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Seçme Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[Dimitri Kantemir'in Eserinde Doğu ve Batı kültürleri]]></category>
		<category><![CDATA[Halil İNALCIK]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.mustafaarmagan.com.tr/?p=40</guid>

					<description><![CDATA[Halil İNALCIK Çeviren: M. Armağan 1699&#8217;da önceden tahmin edilmemiş bir bunalım dönemini sona erdiren Karlofça Barışı, Osmanlı tarihinde yeni bir devrin başlangıcını sembolize eder. O vakte kadar Batı&#8217;yı ve onun kültürünü küçümsemiş olan Osmanlıların tavrı, bu kültüre ve başarılarına saygıyla karışık bir meraka dönüşmeye başladı. Bunu Batı&#8217;yı ve Batı&#8217;nın bilgisini daha iyi anlamak ve en önemlisi de, son yıllardaki başarısının sırrını keşfetmek yolunda uyanan bir arzu takip etti. Osmanlıların Batı&#8217;ya karşı tavrında vuku bulan bu temel gelişme, daha sonraları Batılılaşma süreci diye bilinecek olan olayın Türkiye&#8217;deki hakiki mânada başlangıcı olacaktır. Öte yandan, çatışan unsurlardan müteşekkil birleşik bir bütün anlayışına müsait olan Doğu mistisizmi, iki farklı kültür ve din arasındaki engelleri ortadan kaldırdı ve incelmiş Osmanlı üst sınıfının Batı kültürüne duygusallıkla yaklaşmasını imkân dahiline soktu. 1703&#8217;de, Karlofça Barış antlaşmasını imzalayan Osmanlı Devleti Sekreteri (Defterdar) Râmi Mehmed Paşa, Veziriazam olarak Osmanlı idaresinin başına geçti. Kültürlü bir insan ve barış yanlısı bir devlet adamı olan Râmi Mehmed Paşa, Osmanlı siyasetinin temel ilkesi olarak barışı benimsemiş biriydi. O sıralarda 30 yaşında olan Dimitri Kantemir (Kantimur), yeni Veziriazam&#8217;ın da samimi dostu oluyordu; Veziriazam ile şahsî danışmanı Nefiyoğlu, bilahare Lale Devri&#8217;nde gelişecek olan yeni kültür hareketinin liderleri olacaklardı. Kantemir, Nefiyoğlu&#8217;nu, kendi kendine Latince öğrenmek suretiyle Doğu ve Batı kültürlerini şahsında terkip etme tutkusuna sahip açık zihinli bir insan olarak tavsif eder. Bu seçkin grubun yakın bir dostu, Karlofça Barışı&#8217;nın neticelenmesinde önemli bir rol oynamış olan Baş Dragoman (tercüman) Alexander Mavrokordato idi. Mavrokordatolar, Rum Aydınlanma Okulu temsilcilerinin merkezi olan meşhur Padua Ünivesitesi&#8217;nde tahsil görmüş ve İstanbul&#8217;un fikir hayatına Yeni-Aristoculuk (Neo-Aristotelianism) eğilimini getirmiş Yunanlılardandı. Bu eğilim, yalnız Kantemir&#8217;in düşüncelerinin şekillenmesine egemen olmakla kalmadı, aynı zamanda Osmanlı fikir hayatına da nüfuz etmeyi başardı. Hiç şüphesiz bu Yeni-Aristoculuk ile zamanın yabancı gözlemcilerinin, önemli eşhâsın konaklarında ve Fener&#8217;de, Osmanlı başkentinin kozmopolit -entelektüel çevrelerinde şahit oldukları ateistçe eğilim arasında güçlü bir benzerlik bulunuyordu. Nihayet, II. Ahmed (1691-1695) ile bilahare Lale Devri&#8217;nin padişahı olacak III . Ahmed (1703-1730) -ki Dimitri Kantemir&#8217;le yakından ilgilenmiştir-, bu ortamın hâmileri ve haşmetli temsilcileri olmuşlardır. Öte yandan Avrupa hümanizmiyle Osmanlıların bu ilk temasları derhal meyvesini verecek ve Osmanlı hayat tarzı, dünya görüşü ve sanatı üzerindeki etkilerini göstermekte gecikmeyecekti. 18. yüzyılda Osmanlı şiiri ve minyatüründe natüralizm etkisi kadar, mimarideki güçlü Barok etkisi de sadece bir eşdüşme hadisesi olmaktan öte, Batı&#8217;yla kültürel temasların bir ürünü olmuştur. Osmanlı sarayında Doğu kültürünün en rafine temsilcileriyle yakından temasa geçmiş olan Beyzade Kantemir, Doğu ve Batı kültürlerinin buluşmasında başat bir rol oynamıştır. Kantemir, daha 15 yaşındayken, 1688&#8217;de İstanbul&#8217;a gelmiş ve ömrünün 22 yılını bu Osmanlı payitahtında temsil edildiği haliyle hem Doğu&#8217;nun, hem de Batı&#8217;nın fikir hayatına gark olarak geçirmiştir. Fethiye&#8217;deki sarayında (Ulah Sarayı) her iki kültürün en nefis fikir ve sanat ürünleri bir Osmanlı ihtişam dekoru içerisinde telif edilmiş, dahası, Kantemir&#8217;in Ortaköy&#8217;deki evinde bestelediği Türk mûsıkîsi [parçaları], Boğaziçi&#8217;nin sularında yankılanmıştı. Edirneli Ahmed Çelebi&#8217;nin tilmizi olan Kantemir, ilk kez Osmanlı mûsıkîsini notaya geçirmiş, bu suretle Türk mûsıkîsi tarihinde tartışılmaz bir yer edinmeyi garantilemiştir.2 Kısacası Dimitri Kantemir, Osmanlı başkentindeki yeni kültürel yönelişe istikamet verenlerden biridir ama aynı zamanda İstanbul&#8217;un kültür ve fikir hayatının da bir ürünüdür. Karlofça Barışı&#8217;nı takip eden dönemde Osmanlılar, imparatorluğun gerilediği (decline) gerçeğini kabul etmiş bulunuyorlardı ve gerileme sorunu, İstanbul&#8217;un fikir muhitlerinde hararetli tartışmalara konu oluyordu. Kantemir, çabasının büyük bir kısmını bu soruna tahsis ederken ve [Latince kaleme aldığı] en büyük eserini Incrementa atque decrementa aulae othomanicae (Osmanlı İmparatorluğunun Yükseliş ve Gerileyiş Tarihi)3 diye adlandırırken, bu eğilimi takip ediyordu. Aynı zamanda, imparatorlukların yükseliş ve gerileyişi konusunda bir risale de kaleme aldı. Kantemir&#8217;in eserine hakim olan antropomorfik [insan-biçimci] devlet görüşü, Hacı Halife [Kâtib Çelebi] (1608-1657) zamanından beri Osmanlı tarihine uygulanagelmiştir. Kâtib Çelebi&#8217;ye göre savaş, &#8220;ihtiyarlık çağı&#8221;na ermiş bulunan imparatorluklar için ölümcül sonuçlar doğurabilirdi. Bu sebeple imparatorlukların, gelişmelerinin bu aşamasında savaşlardan kaçınmaları gerekirdi. Bu anlayış, Râmi Mehmed Paşa ve muakkiplerinin barışçı siyasetinin temelini teşkil etmiştir. Kantemir sonuç olarak, tarihî ve felsefî köklerine dair hatırı sayılır bir anlayış sahibi olduğu Avrupa kültürünün hayranı olduğu kadar Osmanlı kültür hayatının da muhteşem bir mütehassısıydı. 1710&#8217;da kendi memleketi Boğdan&#8217;da (Moldova) voyvoda olunca -ki babası Konstantin Kantemir&#8217;in yerine tahta çıkmıştır-, beyliğini Osmanlı İmparatorluğu&#8217;ndan bağımsızlaştırmanın rüyalarını görmüştür. Bu rüyayı gerçekleştirmek ve Osmanlılara karşı bir Rus zaferine ön ayak olmak amacıyla Çar Büyük Petro ile Osmanlılara karşı gizli bir anlaşma yaptı. Ne var ki, Petro&#8217;nun [Prut savaşında] Osmanlılara yenilmesiyle planları geri tepti. Prut Antlaşması&#8217;nı (1711) müteakip Petro&#8217;nun danışmanı olarak Rusya&#8217;ya yerleşti ve fikrî çabalarını, Osmanlı İmparatorluğu&#8217;nda edinmiş olduğu bilgi ve fikirlerin sistematik bir şekilde kaleme alınmasına yöneltti. İstanbul&#8217;a ve burada yaşadığı hayata derin bir nostalji hissettiği bu dönemdedir ki, Osmanlı İmparatorluğu tarihini (1714-1716) ve İslamiyet ile onun kurumları hakkında bir eseri (Curanus, 1719) kaleme aldı. J. Von Hammer&#8217;in tarihi yazılıncaya kadar Kantemir&#8217;in Osmanlı İmparatorluğu hakkındaki çalışması, Avrupa&#8217;da bu konunun standart eseri olarak kabul edilmiştir. Onun mahrem bilgilere sahip olduğu Osmanlı hayatı ve kurumları hakkında ilk elden tasvir ve anlatıları bugün dahi değerini muhafaza etmektedir. Ne var ki, Kantemir&#8217;in yazdığı Osmanlı tarihinin Batı lisanlarındaki tercümeleri, telaffuz hatalarıyla ciddi bir şekilde sakatlanmış durumdadır. Sonuç olarak Kantemir&#8217;in eserinden Osmanlı ile ilgili parçaların Latince orijinalinden yapılacak bir tercümesi ile Osmanlı dinî hayatı ve kurumları hakkında değerli malumatı ihtiva eden Curanus&#8217;daki pasajlardan yapılacak bir derleme ve tercüme de ilmî ihtiyaçları önemli ölçüde karşılayacaktır. Özetlersek, Kantemir&#8217;in hayatının ilk safhasındaki dehası, Osmanlı toplumuna Batı kültürünün çeşitli vechelerini süzüp aktaran bir kanal olmuş, hayatının ikinci yarısında ise samimiyetle tanıyıp sevdiği Osmanlı kültürünü Avrupa&#8217;ya takdim etmiş ve tanıtmıştır. Hiç şüphe yok ki, Romanya hümanizminin ve fikrî dirilişinin babası olan Dimitri Kantemir, zamanının Doğu ve Batı kültürlerini harikulade bir şekilde kavramış ve onları ustaca ifade etmiş nadir yetişen dehalardan birisiydi. 1 &#8211; Bu yazı, aşağıdaki makaleler derlemesinden tercüme edilmiştir: Halil İnalcık, The Middle East and the Balkans under the Ottoman Empire: Essays on Economy and Society, Bloomington, 1993, s. 412-414. (Çevirenin notu.) 2 &#8211; Dimitri Kantemir&#8217;in Türk musıkisine yaptığı hizmetler ve eserlerinden örnekler için bkz. İsmail Baha Sürelsan, &#8220;Kantemiroğlu ve Türk musikisi&#8221;, Dimitre Cantemir (1673-1723), Ankara, 1975, UNESCO Türkiye Milli Komisyonu, s. 73-108. (Çevirenin notu.) 3 &#8211; Türkçe çevirisi için bkz: Osmanlı İmparatorluğunun Yükseliş ve Çöküş Tarihi, 2 cilt, Çeviren: Özdemir Çobanoğlu, Ankara, 1979, Kültür Bakanlığı Yayınları (çeviride &#8220;çöküş&#8221; terimi kullanılmış olmasına rağmen, yazarın decrementa&#8217;dan kastı, &#8216;inhitat&#8217;, yani &#8216;gerileme&#8217;dir). (Çev. notu.)]]></description>
		
					<wfw:commentRss>http://www.mustafaarmagan.com.tr/genel/dimitri-kantemirin-eserinde-dogu-ve-bati-kulturleri/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
