<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Harf İnkılabı &#8211; Mustafa Armağan &#8211; Kişisel Web Sitesi</title>
	<atom:link href="http://www.mustafaarmagan.com.tr/etiket/harf-inkilabi/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.mustafaarmagan.com.tr</link>
	<description>Tarihle Birlikte Düşünmek...</description>
	<lastBuildDate>Mon, 02 Jan 2017 07:42:42 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.0.9</generator>

<image>
	<url>http://www.mustafaarmagan.com.tr/wp-content/uploads/2017/11/cropped-mustafa-armagan-icon-32x32.png</url>
	<title>Harf İnkılabı &#8211; Mustafa Armağan &#8211; Kişisel Web Sitesi</title>
	<link>http://www.mustafaarmagan.com.tr</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Harf İnkılabında asıl maksat İslamsızlaştırmaktı</title>
		<link>http://www.mustafaarmagan.com.tr/yazilar/harf-inkilabinda-asil-maksat-islamsizlastirmakti/</link>
					<comments>http://www.mustafaarmagan.com.tr/yazilar/harf-inkilabinda-asil-maksat-islamsizlastirmakti/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Armağan]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 27 Nov 2016 07:41:18 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni Şafak]]></category>
		<category><![CDATA[Harf İnkılabı]]></category>
		<category><![CDATA[inkılap tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[rıza nur]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.mustafaarmagan.com.tr/?p=8324</guid>

					<description><![CDATA[İnkılap Tarihi maalesef tam bir aptallaştırma aracı. Halkımızın zekâsıyla alay edilmekte ve pırıl pırıl gençler, çocuklar aptallaştırıcı tarih masallarıyla sözüm ona &#8216;eğitilmektedir&#8217;. Aslındaysa beyinleri yıkanmakta ve yıllarca ve zorla kendilerine belletilen tarihi başka türlü düşünemez hale getirilmektedir. Harf İnkılabı&#8217;na gerekçe diye sunulanlar da bu kuralın istisnası değil. Güya Arap/İslam harflerinin okunması ve yazılması zormuş da, Türkçeye hiç uygun değilmiş de… Harf İnkılabı&#8217;nı herkes çabucak okuma yazma öğrensin diye yapmışlar. Bunlar işlenen cinayeti örtmekte kullanılan şallardan başka bir şey değil. Öte yandan Harf İnkılabı&#8217;nın okuma yazmayı kolaylaştıracağı gerekçesiyle yapıldığını söyleyenlerin başında Mustafa Kemal gelmektedir. 1 Kasım 1928 tarihli Meclisi açarken şöyle demiştir: “Büyük Türk milleti, caihllikten az emekle kısa yoldan ancak kendi güzel ve asil diline kolay uyan bir araçla kurtulabilir. Bu okuma yazma anahtarı ancak Latin aslından alınan Türk alfabesidir.”. “Emir demiri keser” derler. Daha aynı gün Meclis Başkanı Kâzım Özalp yeni alfabe için hükümetin tasarısının hazır olduğunu ve bir önergeyle bir an önce görüşülmesinin istendiğini söyler. Bir saat içinde 1353 sayılı Türk Harflerinin Kabul ve Tatbiki hakkındaki kanun “Türk devrim mevzuatı” arasındaki yerini alır. Bir saatte bir milletin kütüphaneleri tuğla yığınına dönüştürülürken alimler cahillerle eşitlenmiş, Osmanlının dişini tırnağına katarak yetiştirdiği aydın tabakanın kaderi yeni rejimin iktidar kabzasının insafsızlığına terk edilmiştir. Gerçi Gazi üç ay önce Sarayburnu&#8217;nda bir veya en geç iki sene içinde herkesin okuma yazma öğreneceğini söylemiştir yabugün dahi gerçekleşmiş değildir. Nerede kaldı ki 1929 veya 30&#8217;da gerçekleşe. Bize Harf İnkılabı yapılır yapılmaz okur yazarlığın bir salgın gibi yayıldığı anlatılır. Hikâye tabii.. Ama artık yeter! diyoruz ve bu şakaya veya masala son verme zamanı geldi. Asıl maksat İslamdan kopmaktı Harf İnkılabı&#8217;nın okuma-yazma kolaylaşsın diye yapılmadığını bizzat zamanın Başbakanı İsmet İnönü hatıralarında yazar. Aynen şunu: “Harf İnkılabı bir okuma yazma kolaylığına bağlanamaz. (…) Harf İnkılabının bizde tesiri ve büyük faydası, kültür değişmesini kolaylaştırmasıdır. (Harf İnkılabını yapınca) İster istemez Arap kültüründen koptuk.” İnönü 9 Ağustos 1953 tarihli Dünya gazetesinde bu fikrini şöyle açmıştır: “Yeni harfler Cumhuriyetin Garp medeniyeti cemiyetini kabul etmesinde de başlıca dayancı olmuştur. Yeni harfler Türk milletini bir kültür aleminden başka bir kültür alemine nakletmiştir. Eski harfler Arap (siz bunu &#8216;İslam&#8217; anlayın) kültür ve medeniyetinin sembolü, ifadesi ve istila vasıtası idi. Yeni harflerle kazandığımız en mühim bir netice Ortaçağdan çıkıp 20. asrın medeni cemiyetine girmemizin en tesirli vasıtasını elde etmiş olmamızdır. Hiç tereddüt etmeden söylemeliyiz: Türk inkılaplarının en ehemmiyetlisi yeni Türk harflerinin kabulüdür.” Harf İnkılabı&#8217;nın İnönü&#8217;nün &#8216;Arap&#8217; dediği &#8216;İslam&#8217; kültüründen, medeniyetinden, sözde Ortaçağından kopmayı kolaylaştırmayı hedeflediğinin bu hilafsız itirafı karşısında başka söze hacet yoksa da İbrahim Necmi Dilmen&#8217;in 1934 Cumhuriyet Almanağı&#8217;ndaki şu satırları da asıl maksadı bir ayna gibi aksettirmektedir: “Harf inkılabı, Türk millî bünyesinin içine karıştırılmış olan Şark ve İslâm varlıklarının bağını kırmıştır. Arap harflerinin kelimeyi klişeleştiren, fakat okumayı güçleştiren yazı şekli ortadan kalkarken bütün bir zihniyetin de iflâsı ilan edilmiştir. Latin kökünden gelen yeni Türk harfleriyle Türk milleti, bütün dünyaya kendisinin Avrupalı medeniyeti benimsemiş bir Avrupa milleti, bir ileri millet olduğunu inkâr edilemez bir delil ile göstermiş oldu.” Son bir delil olarak Cumhuriyetin 10. Yıl Kutlamaları çerçevesinde çıkarılan kitapta Arap harflerinin neden kaldırıldığı ve Latin harflerinin neden benimsendiği anlatılır. En önemli iki gerekçe açıkça belirtilmiştir: “(Arap harfleri) Bizi teokrasinin (yani şeriatın) külliyatına ve fikir yeraltlarına doğru sürüklüyordu./Yabancıların dilimizi öğrenmelerini ve bizi tanımalarını adeta imkânsız kılıyordu. (Ekalliyetler (azınlıklar) dahil.” 35. sayfasındaysa şu noktalar üzerinde durulmuştur: “Bizi teokratik külliyatından (dinî eserler) ve fikir yeraltlarından bir darbede ayırmıştır. Geriye doğru uzanan köprüyü dinametleyip atmıştır. Yabancıların dilimizi kolayca öğrenmelerini ve ekalliyetlerin millet bünyemize girmelerini kolaylaştırmıştır.” Dikkat edin, Harf İnkılabıyla gelen okuma yazma bizim için değil, azınlıklar dahil yabancılar için kolaylaştırılmış ve zaten Latin harflerini bilen azınlıkların millî bünyeye (bu nasıl bir &#8216;millî&#8217; bünye ise) katılmalarını sağlayacak bir darbe olarak düşünülmüştür. Demek tıpkı Hukuk inkılabında olduğu gibi çarpık bir durumla karşı karşıyayız. Nasıl 1926&#8217;da İsviçre&#8217;den Medeni Hukuk&#8217;u tercüme ederek alırken Hıristiyan azınlıklar Müslüman çoğunluğun hukukuna (Şer&#8217;î hukuka) tabi olmasın diye Müslüman çoğunluk Hıristiyan azınlığın hukukuna tabi kılındıysa, Latin alfabesini bilen Hıristiyan-Yahudi azınlığın Müslüman çoğunluğa intibak ettirilebilmesi için(?) Müslüman çoğunluğun okur yazarlığı bir saat içinde sıfırlanarak yabacılar ve azınlıkların zaten bildiği Latin alfabesine geçilmiştir. Türkçesi, &#8216;Azınlıklar çoğunluğa uymuyorsa çoğunluk azınlıklara uysun&#8217;dur. Gizli ajandaları neydi? Açıkça söyleseydiniz gayenizi: Biz, deseydiniz, güya savaş meydanlarında yendiğimiz Avrupalılar (Batılılar) gibi olmak için yapıyoruz inkılapları, Batılı olmak için şapka yüzünden adam astık, amasadıklarımızın ömrünü hapislerde çürüttük. Paravanların arkasına sığınarak çamur atıyor ve böylece icraatının meşruiyetini sağlamaya çalışıyorlar. Va hayfa! Peki Harf İnkılabından sonra okur yazarlık zannedildiği kadar hızlı bir artış gösterdi mi?. 1981 Türkiye İstatistik Yıllığı&#8217;na göre 1927-51 döneminde okuryazarlık oranları şöyle: 1927 %10,7 1936 %19,2 1941 %22,4 1946 %29 1951 %33,6. Harf İnkılabından 1 yıl önce okur yazar oranı yüzde 11&#8217;e yakın. 1928 sonunda bu rakamın yüzde 12 civarına ulaştığını kabul edebiliriz. Ancak tam 9 yıl sonra okur yazar oranınğn sadece 8,5 puan yükselmiş olması ilginç. Yani koparılan bütün kıyamet 9 yılda 8,5 puan yükselmek için miydi? Gerçekler acıdır ve acıtır maalesef. Netice: Sıfıra sıfır 1928 yılında Harf İnkılabı yapılmasaydı da biz eski usul eğitimimize devam etseydik ve yaklaşık yüzde 12 olan okur yazar oranını her yıl sadece 1 puan artırsaydık, 1936&#8217;da oran kaça yükselecekti? Parmak hesabıyla 8 yılda 8 puan yükselecek ve yüzde 20&#8217;ye çıkacaktı, değil mi? Peki ne olmuş realitede? Yüzde 19,2! Normal sürecinde gelişmesine devam etseydi ulaşacağı noktaya bin yıllık bir kültürün ürünlerini tuğla yığınına çevirerek, bir barbarlık icraatı olan Arap/İslam harflerini yasaklayarak ve insanları babalarının mezar taşını okuyamayacak duruma getirerek ulaşamıyorsunuz bile, ve bunu kalkıp bir de başarı diye alkışlıyorsunuz. Ayakta alkışlanır böyle pazarlamacılık. Peter Drucker o zaman yaşasa dizinizin dibine çöküp sizden &#8216;işletme&#8217; dersi alırdı, eminim. Dr. Rıza Nur&#8217;un şu sözleri üzerinde düşünmeye değer: “Bu kadar seferberlik, millet mektepleri, masraf, jandarma ile mekteplere sokmalara rağmen üç yılda ancak 1 milyon 200 bin kişiye yazı öğretebilmişler. Halbuki eski yazı ile okuyup yazma bilenler 900 bin kadarmış. Demek netice hiçtir. Hem de öğrenenler heceleme halinde iptidai imişler. Bu yazı işi millî, büyük bir felaket olmuştur.” Bu yalanlarla büyütüldük ama biz yandık onlar yanmasın diyor, evlatlarımızın artık bu yalanlarla büyütülmesini istemiyoruz.]]></description>
		
					<wfw:commentRss>http://www.mustafaarmagan.com.tr/yazilar/harf-inkilabinda-asil-maksat-islamsizlastirmakti/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Harf İnkılabı’nın istatistik gerçekleri</title>
		<link>http://www.mustafaarmagan.com.tr/genel/harf-inkilabinin-istatistik-gercekleri/</link>
					<comments>http://www.mustafaarmagan.com.tr/genel/harf-inkilabinin-istatistik-gercekleri/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Armağan]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 14 Dec 2014 13:13:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk'ün Nutku]]></category>
		<category><![CDATA[Harf İnkılabı]]></category>
		<category><![CDATA[Osmanlıca]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.mustafaarmagan.com.tr/?p=8021</guid>

					<description><![CDATA[Osmanlıcaya dönüşün yolu açıldı. İster seçmeli, ister zorunlu olsun Osmanlıcanın okullara yeniden girişi olumlu bir adımdır ve hangi siyasî maksatla getirilmiş olursa olsun din, tarih ve kültürümüz açısından son derece olumlu ve beklenen bir adım olduğu açıktır. Harf İnkılabının “İslamsızlaştırma” ve “Osmanlısızlaştırma” operasyonunun adımlarından biri olduğunu unutmadan yaklaşmamız gerekir meseleye. Hiçbir faydası olmasa bile Kur’an-ı Kerim’in öğrenilmesini kolaylaştıracak böylesi bir adımı takdirle karşılamamak mümkün değildir. Sorunlarını tartışabiliriz elbette; yeterince kaliteli öğretici bulabilecek miyiz? vs. Ama öğretici bulamayacağız diye 1970’li yıllarda ‘modern matematik’ öğretmekten vazgeçtik mi? Hatırlarım, modern matematikle ortaokul 2’de tanıştığımızda hocalarımız epeyce acemiydi. Ama birkaç yıl içinde sıkıntılar aşıldı. Harf Devrimi’ni haber veren Cumhuriyet Gazetesi. Cumhuriyet ideolojisi Arap/İslam harflerini kötülemek için elinden geleni ardına koymamış, savunmaya kalkacakların boynuna mürteci yaftası asılıp susturulurken maşallah aleyhinde atıp tutanlar bol keseden ödüllendirilmiş, bu da Latin harflerinin getirildiği sırada ve sonra bazı gerçeklere rahatça takla attırmalarına fırsat hazırlamış ve gerçeklerin yüzü maalesef kalın bir sıva tabakasıyla örtülmüştür. Burada resmi istatistiklerden yola çıkarak Harf İnkılabı’nın yapıldığı sırada ve sonrasında okur-yazarlık oranlarına bakacak ve iddia edildiği gibi Latin alfabesine geçmenin okur-yazarlık oranlarımızı uçurmadığını herkesin görebilmesini sağlayacağız. Bakalım okunması ve yazılması zor diye propaganda edilen Arap harflerinden Latin harflerine geçilir geçilmez yeni bir çağ açılmış mı? Önce bir tespit: Propaganda edildiğinin tersine Harf İnkılabı’ndan sonra okur-yazarlık oranı zannedildiği kadar hızlı bir artış göstermemiştir. Delil mi? Buyurun: 1981 yılı Türkiye İstatistik Yıllığı’na göre 1927-1951 döneminde Türkiye’de okur-yazar oranları şöyleymiş: 1927’de yüzde 10,7; 1936’da yüzde 19,2; 1941’de yüzde 22,4; 1946’da yüzde 29; 1951’de yüzde 33,6. Bu resmi istatistiğe göre Türkiye’de Harf İnkılabı’ndan 1 yıl önce okur-yazar oranı yüzde 11’e yakındır. Gelişme hızını dikkate alarak alfabenin değiştirildiği, 1928 sonunda bu rakamın 12 civarına ulaştığını kabul edebiliriz. Ancak 1927’de yüzde 10,7 iken tam 9 yıl sonra oranın sadece 8,5 puan (yılda 1 puana yakın) yükselmiş olmasına dikkatinizi çekerim. ‘Koparılan kıyamet 9 yılda sadece 8,5 puan için miydi?’ diye düşünmeden edemiyor insan. Hani o kadar Millet Mektebi açılmıştı, milyonlar okur-yazar olmaya koşmuştu, sular seller gibi okuyup yazmaya başlamıştı vs. Netice ne? Gazi Mustafa Kemal, yeni harfleri öğretmek için çıktığı yurt gezisinde. Devrim yapılmasaydı ne değişecekti? 1928 yılında Harf İnkılabı yapılmasaydı da biz eski usul Osmanlıca eğitimimize devam etseydik ve Millet Mektepleri filan açmadan yaklaşık yüzde 12 olan okur-yazar oranımızı her yıl sadece 1’er puan artırsaydık, 1936’da okur-yazar oranı kaça yükselecekti? Bakkal hesabıyla düşünelim: 1923 yılında yüzde 8’den 5 yılda 1’er puan artışla 1928’de 12’ye yükselmemiş miydik? Sadece aynı tempoyu sürdürerek 8 yılda 8 puan yükselecek ve okur-yazar oranımız 12+8=20’ye çıkacaktı, değil mi? Peki gerçekte ne olmuş? Sıkı durun: Yüzde 19,2! Yani yüzde 20 bile olmamış! Osmanlıca öğretimin normal sürecinde gelişmesine devam etseydi ulaşacağı noktaya kütüphaneleri Cemil Meriç’in deyişiyle tuğla yığınına çevirerek, bir barbarlık icraatı olan Arap/İslam harflerini yasaklayıp imha ederek ve insanları ecdadının mezar taşını okuyamayacak duruma getirerek ulaşamıyorsunuz bile, bunu da kalkıp başarı diye alkışlıyor ve alkışlamamızı istiyorsunuz. Pes! Ayakta alkışlanır böyle pazarlamacılık! Peter Drucker o zaman yaşasa dizinizin dibine çöküp sizden ‘işletme’ dersi alırdı, eminim. Burada UNESCO’nun 1957 tarihli bir yayınına başvurarak bu defa tersinden gidecek, yani Latin alfabesi geldikten sonraki okur-yazar oranını değil, okumaz yazmaz oranını tespit etmeye çalışacağım (World Illiteracy at Mid-Century: A Statistical History, 1957). UNESCO uzmanlarının istatistiklerine göre Türkiye’de 1950 yılında okur-yazar olabilecek çağda 12 milyon 882 bin kişi yaşıyordu. Bunlardan 4 milyon 113 bini okuma yazma biliyor, 8 milyon 769 bini ise bilmiyor, böylece okuma yazma bilmeyenlerin oranı 68,1’i buluyordu. Yani CHP’nin yönettiği Türkiye’de 1950’ye kadar ancak yüzde 31 gibi bir okur-yazar nüfusa ulaşılmıştı. Yüzde 68, yine aynı kadronun deyişiyle ‘cahil’ bırakılmıştı! Bırakan kim peki? Kur’an harflerini okuma yazmayı zorlaştırıyor diye kaldıran ve yasaklayan Tek Parti yönetimi değil mi? Hani 1 yıl, en geç 2 yıl içinde bütün Türkler okuma yazma öğrenecekti. Böyle demişti Gazi. Aradan 22 yıl geçmiş ama okur-yazar oranı yüzde 30’u bile zor bulmuş. İleri görüşlülük diye buna denilir işte. Yüzleşilmesi gereken çıplak resim budur. Demek netice hiçtir! Dahası var: UNESCO uzmanları 1935’te okumaz yazmaz, yani ‘cahil’ oranının yüzde 81,3 iken 1945’te 71,5’e, 1950’de ise 68,1’e düşmesini olumlu bir gelişme kabul ederken rakamlar için aynı şeyi söylemiyorlar. Buna göre ‘cahiller’in sayısı 1935’te 7 milyon 779 bin, 1945’te yarım milyon artarak 8 milyon 134 bin, 1950’de ise 600 bin artarak 8 milyon 769 bin olmuş. 15 yılda ‘cahil’ sayımız 1 milyon fazla vermiş yani. Ancak UNESCO uzmanlarının rakamları yorumlama şekli de ilginç. Diyorlar ki: 10-14 yaşlarındaki çocuklar arasında okumaz yazmazlık oranı yetişkin nüfusundan düşük, buna mukabil 15-24 yaş arasındaki okumaz yazmaz genç yetişkinlerden yüksek. Bu da gösteriyor ki, büyükçe bir oranda çocuk okul sıralarından okuma yazma öğrenemeden geçmektedir! Yani okulda kayıtlı olmak yeterli değil, kaydolanların hatırı sayılır bir kısmı okuma yazma öğrenemeden ayrılıyor. İstatistikler dedik ama rakamları biraz daha kalite yönüne doğru sürersek daha vahim manzaralar çıkacaktır. Mesela TBMM hükümetinin ilk Maarif Vekili Dr. Rıza Nur’un hatıratındaki sözler üzerinde düşünmeye değer: “İstanbul’dan biri geldi. Türkiye’de yılda ancak 25 eser basılıyormuş. Yeni yazı ile gazetelerden her gün bir miktar daha az nüsha satılıyormuş. Bu hal bu yazının fiyaskosuna maddî delildir. Paris Osmanlı Bankası sirküleri yazı hakkında Türkiye’nin resmi istatistiğini neşretti. Bu kadar seferberlik, millet mektepleri, masraf, jandarma ile mekteplere sokmalara rağmen üç yılda ancak 1 milyon 200 bin kişiye yazı öğretebilmişler. Halbuki eski yazı ile okuyup yazma bilenler 900 bin kadarmış. Demek netice hiçtir. Hem de öğrenenler heceleme halinde iptidai imişler. Bu yazı işi millî, büyük bir felaket olmuştur.” Prof. Dr. Enver Ziya Karal ise hiç yüzü kızarmadan şunları yazabiliyordu 1958’de: “Her nesilden, her yaştan vatandaşlarımız alfabenin öğretilmesi için açılan millet mekteplerine doldular. Bir aralık Türkiye, dünyada misli görülmemiş büyük bir okul haline geldi.” Bu yalanlarla büyütüldük ama biz yandık onlar yanmasın diyor, evlatlarımızın aynı yalanlarla beyinlerinin yıkanmasını istemiyoruz. 14 Aralık 2014, Pazar]]></description>
		
					<wfw:commentRss>http://www.mustafaarmagan.com.tr/genel/harf-inkilabinin-istatistik-gercekleri/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Mustafa Kemal q harfini alfabeden neden çıkardı?</title>
		<link>http://www.mustafaarmagan.com.tr/genel/mustafa-kemal-q-harfini-alfabeden-neden-cikardi/</link>
					<comments>http://www.mustafaarmagan.com.tr/genel/mustafa-kemal-q-harfini-alfabeden-neden-cikardi/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Armağan]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 29 Sep 2013 07:51:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[Harf İnkılabı]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa Kemal q harfini alfabeden neden çıkardı]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni Türk Harfleri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.mustafaarmagan.com.tr/?p=7536</guid>

					<description><![CDATA[Yarın Başbakan Erdoğan’ın açıklayacağı reform paketindeki başlıklardan bazıları basına sızdı. Bunlardan birisi, q, w ve x harflerinin resmen kullanılmasına izin veriyor. Bunda Kürtçe eğitim talebinin rolü açık. Kürtler de kendi Latin alfabelerini yaptılar ve üç harf eklediler. Bu da çocuklarına isim koymaktan tutun da resmi yazışmalarına kadar sosyal ve kültürel hayatta bazı sıkıntılar getirdi. Paketteki adımla belli bir rahatlama olacağı öngörülüyor. Siz paketin içeriğini bekleyedurun, biz bu üç harf üzerinden 1928 yılındaki harf inkılabına dair ilginç birkaç noktayı yakalamaya çalışacağız. Buna göre q harfi az daha alfabemize giriyormuş ama bakın neden girmemiş? Ama önce harf inkılabına giden süreçteki ilginçliklere bir göz atalım. 1933 yılı, Cumhuriyet’in 10. kuruluş yılı. Uluslararası çapta törenler düzenlenir. Bu arada devlet bir kitap çıkarır. Adı “Osmanlı İmparatorluğu’ndan Türkiye Cumhuriyeti’ne. Nasıldı? Nasıl Oldu?” Kitapta 4 maddede Arap harflerinin neden kaldırıldığı ve Latin harflerinin neden benimsendiği anlatılır. En önemli iki gerekçe açıkça belirtilmiştir: “(Arap harfleri) Bizi teokrasinin (yani şeriatın) külliyatına ve fikir yeraltlarına doğru sürüklüyordu./Yabancıların dilimizi öğrenmelerini ve bizi tanımalarını adeta imkânsız kılıyordu. (Ekalliyetler (azınlıklar) dahil.” Kitabın 35. sayfasındaysa yeni harflerin kolay öğrenilip modern basım tekniğinin yollarını açtığı belirtildikten sonra ilk alıntının tersine şu noktalar üzerinde durulmuştur: “Bizi teokratik külliyatından (dinî eserler) ve fikir yeraltlarından bir darbede ayırmıştır. GERİYE DOĞRU UZANAN KÖPRÜYÜ DİNAMİTLEYİP ATMIŞTIR. / Yabancıların dilimizi kolayca öğrenmelerini ve ekalliyetlerin millet bünyemize girmelerini kolaylaştırmıştır.” Altta resimlerinin altına şu cümle düşülmüş: “Kargacık burgacık Arap harflerini bir türlü sökemeyen halk, şimdi güldür güldür okumaya başladı!” Bir dönemin geçmişe küfrederek kendini temize çıkaracağına dair cinnetin tezahürü bunlar. Birisi de çıkıp ‘O kargacık burgacık dediğin harflerle Çanakkale’yi ve İstiklal Savaşı’nı kazandık, yeni ‘Türk’ harfleriyle hangi başarınız var?’ sorusunu aşketse suratınıza, ne cevap verecektiniz? Ayrıca İnönü’nün yıllar sonra hatıralarında da itiraf ettiği gibi bunlar birer bahaneydi. Doğru cevap, “bizi geçmişe bağlayan köprülerin dinamitlenmesi”ydi. İnönü de o kaypak diliyle şöyle itiraf etmişti bunu: “Harf inkılabı bir okuma yazma kolaylığına bağlanamaz. Harf inkılabının bizde tesiri ve büyük faydası, kültür değişmesini kolaylaştırmasıdır.” (Hatıralar, Bilgi: 2009, s. 485.) Eğip bükmeden söylemişler: Mesele okuma yazma kolaylığı değil, hâlâ anlamadınız mı? Mango “kral çıplak” diyor O cümleye siz de takıldınız mı bilmiyorum. Hani şu azınlıklar Arap harflerini okuyamadıkları için bizimle bütünleşemiyorlardı, şimdi biz onların bildikleri Latin harflerine geçince artık milli bünyemize girecekler, iddiası… Bence bu itiraf çok mühim. Zira Medeni Kanun’da olduğu gibi azınlığı çoğunluğa uyduramayınca çoğunluğu azınlığa tabi kılma ilkesi işlemiş burada da. Medeni Kanun, şeriata tabi olmak istemeyen azınlık ve Levantenlerin hukuklarına Müslüman çoğunluğu tabi kılma uygulamasıydı ve Lozan’da dayatılmıştı. Harf inkılabında da özellikle ekalliyetlerin milli bünyeyle bütünleşmesi üzerinde durulması ilginç. Bu noktaya Andrew Mango da dikkat çekmiş. Diyor ki: “Dil ile alfabe birbirinden ayrılmazdı: Türkçe konuşan Karamanlı Rumlar Yunan harfleriyle yazarlar, Ermeni ve Museviler de kendi alfabelerini kullanırlardı. Latin harflerinin kabulüyle birlikte Türkler, Hıristiyan Batılılarla aynı safa (kampa) konulmuş oldu.” Mango’ya göre “böylece gâvurların alfabesi vatansever, milliyetçi Türklerin alfabesi haline geldi” (Atatürk, Londra: 2004, s. 464-5). Mango’nun “kral çıplak!” diyen tarzını bizim inkılap tarihçilerimizin dikkatine sunarak şimdi alfabemize girmesi tartışılan q harfinin neden çıkarıldığını Falih Rıfkı Atay’dan okuyalım beraberce. Alfabe komisyonunda da görev yapan Atay, Çankaya adlı kitabında şöyle yazar: Q neden Türk alfabesine girmedi? “Bu arada bir “q-kü” harfi tehlikesi atlattık. Biz Türkçe kelimelerde “k”nın ince seslilerde daima “ke”, kalın seslilerle “ka” okunduğunu düşünerek “q-kü”yü alfabeye almamıştık. Ben yeni yazı tasarısını getirdiğim günün akşamı Kâzım Paşa (Özalp) sofrada: &#8211; Ben adımı nasıl yazacağım? “Q-Kü” harfi lâzım, diye tutturdu. Atatürk de: &#8211; Bir harften ne çıkar? Kabul edelim, dedi. Böylece Arap kelimesini Türkçeleştirmekten alıkoymuş olacaktık. Sofrada ses çıkarmadım. Ertesi günü yanına gittiğimde meseleyi yeniden Ata’ya açtım. Atatürk el yazısı majiskülleri (büyük harfleri) bilmezdi. Küçük harfleri büyütmekle yetinirdi. Kâğıdı aldı, Kemal’in baş harfini küçük “kü”nün (q) büyütülmüşü ile sonra da “K”nın büyütülmüşü ile yazdı. Birincisi hoşuna gitmedi. Bu yüzden “q” harfinden kurtulduk. Bereket Atatürk q’nün majiskülünü (yani Q’yü) bilmiyordu. Çünkü o “K”nın büyütülmüşünden daha gösterişli idi” (Çankaya, 1969, s. 440-1). Gördünüz mü 85 yıl sonra dönüp geldiğimiz q harfinin serencamını. Eğer Atatürk q harfinin büyük hali olan Q’yü bilseymiş (neden bilmediğini anlamadım, anlayan varsa beri gelsin) yarın Başbakan Erdoğan bu ilaveyi yapmak ihtiyacını duymazmış. 1928 yılında işler böyle keyfi yürüyordu, dediğimizde kızanlar Falih Rıfkı’nın Çankaya’sını yasaklatmadıklarına pişman olmuşlardır eminim. Harf Devrimi’ni Sultan Abdülhamid yapacakmış! Geçenlerde bir yarışma programında “Harf Devrimi’ni yapmayı düşünen padişah hangisidir?” benzeri bir soru yöneltilmiş. Meğer doğru cevap, “II. Abdülhamid” imiş. İzleyenlerin büyük bir şaşkınlık yaşadıklarını Twitter hesabıma gönderdikleri onlarca tepkiden öğrendim. Ortak soru şuydu: Neydi doğrusu? İddia, Sultan Abdülhamid’e ait olduğu iddia edilen “Siyasî Hatıratım” adlı kitaba dayanıyor. Güya diyesiymiş ki: “Yazımızı öğrenmek pek kolay değildir. Bu işi halkımıza kolaylaştırmak için belki de Latin alfabesini kabul etmek yerinde olur.” Ali Vehbi Bey adlı kim olduğu bilinmeyen biri tarafından Fransızcaya çevrildiği söylenen bu kitabın Osmanlıca aslı bulunamadığı gibi metnin kendisinde de şüpheleri davet eden pek çok nokta mevcut. İçerisinde ona ait olduğunu söyleyebileceğimiz bazı parçalar mevcutsa da, bunlar “Abdülhamid’in hatıratı” olduğunu göstermez. (Bütün Abdülhamid hatıratlarının uydurma veya en azından şüpheli olduğunu gösteren Ali Birinci’nin Divan dergisindeki makalesi mutlaka okunmalı.) Ayrıca bir sözün “siyak ve sibakını” da göz önünde tutmak gerekmez mi? Uzun süren saltanatı sırasında Latin harfleri için kılını kıpırdatmamış birinin tahttan indirildikten uzun zaman sonra bunları söylemesinin manası nedir? Kusura bakmayın ama devlete bağlamak için o kadar çaba sarf ettiği Arapları harf inkılabı yapsaydı kaç gün yönetiminde tutabileceğini bilemeyecek kadar saf biri değildi Sultan Hamid. Sonuç: Cevap yanlış! 29 Eylül 2013, Pazar]]></description>
		
					<wfw:commentRss>http://www.mustafaarmagan.com.tr/genel/mustafa-kemal-q-harfini-alfabeden-neden-cikardi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>5</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
