<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Hasan Tahsin &#8211; Mustafa Armağan &#8211; Kişisel Web Sitesi</title>
	<atom:link href="http://www.mustafaarmagan.com.tr/etiket/hasan-tahsin/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.mustafaarmagan.com.tr</link>
	<description>Tarihle Birlikte Düşünmek...</description>
	<lastBuildDate>Mon, 30 Jan 2017 13:23:23 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.0.8</generator>

<image>
	<url>http://www.mustafaarmagan.com.tr/wp-content/uploads/2017/11/cropped-mustafa-armagan-icon-32x32.png</url>
	<title>Hasan Tahsin &#8211; Mustafa Armağan &#8211; Kişisel Web Sitesi</title>
	<link>http://www.mustafaarmagan.com.tr</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Ne kahramanlar vardı, unuttuk</title>
		<link>http://www.mustafaarmagan.com.tr/yazilar/yeni-safak/ne-kahramanlar-vardi-unuttuk/</link>
					<comments>http://www.mustafaarmagan.com.tr/yazilar/yeni-safak/ne-kahramanlar-vardi-unuttuk/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Armağan]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 08 Jan 2017 13:21:34 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yeni Şafak]]></category>
		<category><![CDATA[balkan muharebeleri]]></category>
		<category><![CDATA[çanakkale]]></category>
		<category><![CDATA[Hasan Tahsin]]></category>
		<category><![CDATA[kahramanlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.mustafaarmagan.com.tr/?p=8338</guid>

					<description><![CDATA[Önce Balkan muharebelerinde çarpışırken görüyoruz onu. Sonra Çanakkale&#8217;de hem siperlerde, hem de hücumlarda. Kalı Arıburnu süngü hücumuna katılanlar içinde de vardır. Sina çölünde İngilizlere karşı mücadele verdiğini, Katya ve Rommani muharebelerinden alnının akıyla çıktığını biliyoruz. İngilizlerle dişe diş girişilen Gazze muharebelerinde gözünü budaktan esirgemeyen Mehmetçiklerden biri olarak parlayacaktı. Bağımsızlığımız uğrunda girdiğimiz İstiklal Savaşı&#8217;nda nice kahramanlıklara imza attı. Kim mi bu kahraman? Söylesem ne çıkar? Sanki tanıyacak mısınız? Çoktan unutulmuşlar mezarlığını boyladı. En iyisi bu güzide kahramanın ismini açıklamayı yazımızın sonuna bırakalım da onun devlet ve ülke için hangi fedakârlıklarda bulunduğunu gözden geçirelim. Zira bize lazım olan onun Ömer Halis Demir&#8217;lere, Fethi Sekin&#8217;lere miras kalan ruh kahramanlığı. Bu arada bir hususa işaret edelim: İzmir şehidimiz Fethi Sekin&#8217;i Hasan Tahsin&#8217;le yan yana getirmeye kalkanlar yanlış yapıyor. Neymiş, Hasan Tahsin ilk kurşunu sıkmış, Fethi kardeşimiz ikinci kurşunu… Hasan Tahsin tam bir nevzuhur efsanedir ve sırf İzmir&#8217;e bir Sabetayist kahraman bulmak için 1960 darbesinden sonra icad edilmiş bir sahte kahramandır. Yunanların İzmir&#8217;e çıktığı gün şehid edilenler arasında o da vardır ama kurşun sıktığını bilen, gören yok. Bunu Cumhuriyetin ilk yıllarında kimse bilmiyor olmalı ki ne M. Kemal&#8217;in Nutuk&#8216;unda, ne İnönü&#8217;nün Hatıralar&#8216;ında, ne de 1960&#8217;lara kadar ders kitaplarında ondan bahsedilmez. İzmir için hakiki kahraman arıyorsanız bu, Kur&#8217;an okurken Yunan palikaryalarınca süngülenerek şehid edilen ve “Yaşa Venizelos&#8221; diye bağırmasını isteyen Yunan askerlerine karşı “Kahrol Venizelos&#8221; diye haykıran Albay Süleyman Fethi Bey&#8217;dir. Fethi Sekin şehidimize refik kılmak istiyorsanız adaşı Süleyman Fethi&#8217;den daha münasibini bulamazsınız. Şimdi unuttuğumuz kahramanın ateşten dünyasına girelim. Sahte değil gerçek kahraman Takvimler yaklaşık 100 yıl öncesini gösteriyor. Yer? Sina çölünün Akdeniz kıyısında El Ariş kasabası önleri. Bir atış talimi yaptırmakta bölük kumandanı. Sıra bir çavuşa gelir ama çavuş elindeki tüfeğe güvenmediğini, onunla atış yapamayacağını söyleyerek Çanakkale muharebelerinde kullandığı kabzası bozuk silahın geri verilmesini ister. Ancak o eski can dostuyla atışlarını yapabilecektir. Balkan Harbine gönüllü olarak katılmış bu çavuşun isteğini kırmaz kumandanı. Bir km gerideki tabur karargâhına gönderip tüfeği alıp gelmesini emreder. Bakalım bu eski ve bozuk silahla ne yapacaktır? 15 dakika sonra kumlara bata çıka gelen çavuşun tozlara bulanmış yüzü sevgilisine kavuşmuşcasına gülmektedir. İlk atışta tam 12&#8217;den vurmuştur hedefi. İkincisinde de aynı. Kumandan emir verir: İç içe 12 daireden 9. dairenin sağ tarafından vur! Tam isabet. Yeni emir: 11. dairenin sol tarafından vur! Vurur. Son emir: 1. dairenin yukarısından vur! O da tamam. Artık çavuşun ne denli usta bir nişancı olduğundan emindir. Diğer Mehmetçiklere örnek gösterir onu. Hepiniz onun gibi keskin nişancı olmalısınız, diye bağırır. Zaten askerlerin hemen hepsi Çanakkale gazisidir. Orada pişmişler, Sina çölündeki bu kasabada hünerlerini gösteriyorlardır. İngilizmiş, Fransızmış, farketmiyordur onlar için. Keskin nişancı çavuş, hünerini ispatladıktan sonra başçavuşluğa getirilir. Sorumluluğu bir kat daha artmıştır. Ama kendine güveni tamdır. Çölde sabah… Kahvaltı mı dediniz? Bitli bakla ve küflenmiş bulgur nelerine yetmiyor. O da öğle ve akşam yemeklerinde. Ekmek mi? Dalga geçmeyin, diş kıran peksimet ne güne duruyor! Tatlı derseniz haftada bir kumla karışık balçık hurması… Su Hak getire. Çölü 400 sene önce geçerken Yavuz Sultan Selim&#8217;in açtırdığı kuyulardan körelmemişler nur nimet. Yokluğun zirvesindeler ama maneviyatın da en kavisi, en hası onlarda. Bölüğün görevi, Süveyş Kanalı tarafından gelecek düşmanı gözetlemek ve ilk çarpmayı gerçekleştirmek. İleride neler olup bittiğini anlamak için haber almak gere. Bunun için de Başçavuş gönderilecektir. Kumandan kendi atını vermek ister. Kahraman istemez. “At kişner, huysuzlanır, varlığımı düşmanahaber verir. En iyisi yaya gitmek&#8221; der. Yanına 40 kurşun, 10 peksimet, iki matara su alıp kum tepeleri arasında gözden kaybolur. Acaba başarılı olacak mıdır? Kikirikler Öğleye doğru kum tepelerinden birkaç kurşun sesi işitilir. Karargâh pür-merak. Güneş guruba meyletmiştir ki iki at çıkar kum tepelerinin arasından. Atın üzerinde başçavuş ile iki yaralı İngiliz askeri vardır. Kahraman yorulmuştur besbelli ama görevini yapmanın memnuniyeti akmaktadır yüzünden. Selam verir, “Bu daha ilk kafile&#8221; der kumandanına. “Size her şeyiyle mükemmel iki at, 100 kadar kurşun ve iki de artık ölünceye kadar bize zararı dokunmayacak kikirik getirdim.&#8221; Kikirik, Mehmetçiğin İngiliz askerlerine taktığı isimdir. Kumandanı çavuşa gidip uyumasını emreder. Ertesi gün göreceği başka hizmetler vardır. Lakin çölde geceleri uyku yoktur. Düşman üç konak ötede. Nasıl uyunsun? Çavuş sabah zinde uyanmış, göreve hazır ve nazırdır. Düşman keşif kolunu avlamaya gönderilir yine. “Gidiyor, silahını koltuğunun altına almış bir avcı gibi gidiyor, sabahın alacakaranlığı içinde peşi sıra bakan gözlerimden siline siline gölgeleşip kayboluyor&#8221; diye anlatıyor kumandanı. Dilinden ve kalbinden, Allah korusun seni duası birkaç kere dökülüyor. O da ne? Birkaç saat sonra çavuşun gittiği istikametten makineli tüfek sesleri gelir. Merak kıvılcımları rüzgarın uğultusuna karışır. Akşam iple değil halatla çekilir. Nerede kaldı? Güneş de batmak üzere… Karakollardan birinden diğerine kumlara bata çıka koşturmaktadır kumandan. Sessiz ve nefessiz bir uykudadır çöl. Derken karanlık bastırır. Ay ışığı bir melal ile çevreler karargâhı. Birden çavuşumuz elinde Çanakkale gazisi silahıyla görünür. Hain bir bedeviyi esir almış, bir de ganimet olarak tabanca getirmiştir. Merak ettim seni, der kumandan. Amma yaptın kumandanım diye cevap verir. Ölüm denen şey er geç her insana gelecek. Ha şimdi, ha 50 yıl sonra. Yeter ki şerefimle öleyim. Beni millet rahmetle ansın… Başçavuşun bu fütursuz tavrı etkiler kumandanı. Neler yaşadığını sorunca tane tane anlatır: “Sıcak beynime vurmaya başlayınca güneşe siper olacak bir kum tepesi ararken tepemde çok alçaktan uçan bir tayyare görmeyeyim mi? Dün esir aldığım iki süvariyi arıyorlardı besbelli. Beni gördüler. Üzerime ateş açtılar. İki katlı bir evin damı kadar yaklaştıkları bir anda gazi silahımı nişan alıp peş peşe beş kurşun salladım. Sen misin sallayan! O ana kadar düzgün uçan tayyare bir sarhoş gibi sallanmaya başladı ve önce hırıldayarak burnunu yukarı dikti, sonra da gürültüyle deniz kıyısına düşüverdi. Sonra ne oldu? Ne olacak? Tayyerenin yanına gittim, adamlar ortada yoktu, bu bedeviyi ve şu tabancayı buldum orada. İşte o esir alınan bedevi sayesinde sonraki günlerde İngilizlere kök söktüren Başçavuş ara sıra bedevi kılığına girerek bilgi de toplamayı ihmal etmez, aldığı bilgilerle baskınlar düzenler. Velhasıl Sina çölünü İngilizlere dar eder. Çavuş, der kumandan, niçin okumadın? Ah, diye dertlenir çavuş, Siirt&#8217;te mektebe gidiyordum, çok hareketliydim, hocam yaramazlık ediyorum diye beni falakaya çekti, çok onuruma dokundu. Mektebi bıraktım. Şükrü Fuad Güyener adlı kumandanı çavuşun kahramanlıkları için şiir yazmıştır ki, bir kıtasını buraya alalım: Sina çölü içinde Kara Salih ün aldın Düşmanların kalbine Umulmaz korku saldın. Katya zaferini de unuttuk, Siirtli Kara Salih Çavuş&#8217;u da. Ne diyelim, unutturanlar utansın. &#160;]]></description>
		
					<wfw:commentRss>http://www.mustafaarmagan.com.tr/yazilar/yeni-safak/ne-kahramanlar-vardi-unuttuk/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hasan Tahsin efsanesi yerine Süleyman Fethi gerçeği</title>
		<link>http://www.mustafaarmagan.com.tr/genel/hasan-tahsin-efsanesi-yerine-suleyman-fethi-gercegi/</link>
					<comments>http://www.mustafaarmagan.com.tr/genel/hasan-tahsin-efsanesi-yerine-suleyman-fethi-gercegi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Armağan]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 28 Sep 2014 07:16:52 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[Hasan Tahsin]]></category>
		<category><![CDATA[Hasan Tahsin efsanesi]]></category>
		<category><![CDATA[Osman Nevres]]></category>
		<category><![CDATA[Süleyman Fethi Bey]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.mustafaarmagan.com.tr/?p=7987</guid>

					<description><![CDATA[Korku duvarı er geç yıkılacak ve yakın tarih değişecek derken dudak bükenler Atatürk döneminde adı dahi geçmeyen Hasan Tahsin’in sonradan resmi tarihe nasıl yamandığını unutuyorlar. Demek ki tarih değişebiliyor, olmayan içeri girebildiği gibi Selahaddin Adil gibiler de ustaca siliniyor. Osman Nevres veya Hasan Tahsin. Selanikli Sabetayist (dönme) bir aileden geliyor. İttihat ve Terakki’ye fedailik yapıyor, Bükreş’te İngiliz siyasetçisi Buxton kardeşlere düzenlediği suikasttan sonra yakalanıp ağır hapse mahkum ediliyor ama Galiçya seferinde Bükreş’e giren Alman-Osmanlı askerleri sayesinde hapisten kurtuluyor ve İzmir’e gidiyor. “Hukuk-ı Beşer” gazetesini çıkarırken 15 Mayıs 1919 günü Yunan askerlerinin açtığı ateş sonucunda hayatını kaybediyor. Bildiklerimiz kabaca bunlar. Bu yönleri üzerinde 2009 ve 2012 yıllarında iki yazı ile Hasan Tahsin’in 1) Kahraman mı yoksa provokatör mü? olduğu sorusunu sormuş, 2) İlk kurşunu attığına hiçbir somut kanıt olmadığını yazmıştım. Yakınlarda Erdoğan Sorguç adlı İzmirli araştırmacının “ilk kurşun” meselesinin peşine düştüğünü öğrendim. Sorguç hemen bütün kaynakları tarayarak Hasan Tahsin efsanesinin nasıl imal edildiğini “İlk Kurşun’un Seyir Defteri” adlı kitabında ele almış. Kitabı okuduktan sonra aynı kanaate vardım: Artık başbakanlar ve Meclis başkanları 15 Mayıs günlerinde Hasan Tahsin’in şehit edilişinin yıldönümünü kutlamaya son versinler. Bilsinler ki 1970’lerde yapılan bir algı operasyonunun kurbanıyız. Ne resmi, ne de gerçek tarihte Hasan Tahsin’in ilk kurşunu, bırakın ilki, kurşun attığına dair somut belge yok. Tek bildiğimiz aynı gün ölü bulunduğu. Bu sunturlu hurafeden nihayet kurtulmaya başlıyoruz galiba. Nitekim Konak meydanındaki anıtın üzerinden sessiz sedasız “İlk Kurşun Anıtı” yazısı çıkarılmış. Hayra alamettir ve tarihin normalleşmesine dönük bir adımdır. İstanbul Bülbüldere’deki Sabetayist mezarlığında hatırasına yapılmış bir mezarı bulunan Hasan Tahsin heykelinin kaldırılması ve yerine ille yapılacaksa gerçek şehitlerimizin sembolü olarak Albay Süleyman Fethi’nin heykelinin yapılması atılacak adım olmalı. Bazıları soruyor: Neden yakın tarih üzerinde bu kadar duruyor ve tabulara dokunmakta ısrar ediyorsunuz? (Tabii böyle nazikane değil, köpürerek.) Diyorum ki, evet başka önemli konular var ama bizim konjonktürel değil, yapısal derdimizi halletmemiz lazım. Bu ülkede Bediüzzaman’ın dediği gibi “bir zındıka komitesi” üzerinden İslam’a bir oyun oynandı; 90 yıl sonra bazı perdeleri değişse de oyunun kendisi halen hem de devlet eliyle ve zoruyla sahnelenmekte (katılmamak gibi bir seçeneğiniz de yok). İşte bu oyunu bozmalıyız asıl. Erdoğan Sorguç 1919 Mayıs’ındaki gazete, rapor ve tanıklara kadar uzanarak o tarihten bu yana Hasan Tahsin’in belgelerdeki izini sürmeye kalkmış. 1942’ye kadar ismi sadece İzmir’de şehit edilenler arasında geçerken Rahmi Apak’ın hatıratındaki bir ifade çarpıtılarak “Yunan’a ilk kurşunu sıkan kahraman” haline getirildiğini görüyoruz. İşgal sırasında İzmir’de bulunmayan Apak, herhangi bir belge veya kanıt göstermeden sadece kendisine anlatılanları nakleder, “Bu silahı Hasan Tahsin isminde bir gencin patlattığını ve kendisini de orada Yunan askerlerinin öldürdüğünü herkes söylüyor.” der. İşte Hasan Tahsin’in ilk kurşun efsanesi böyle başlıyor, 50’li ve 60’lı yıllarda bu cümle kanıt sayılıyor ve 70’lerin başlarında heykele giden yola taşlar döşeniyor. Dert şu: Milli Mücadele Karabekir’in Doğu cephesi yok sayılarak İzmir’de ve Yunanlara karşı başlatılmalı, başlatan da gazetesinde kadınların açılıp saçılması gibi ‘laik’ fikirlere sahip bir Sabetaycı olmalıdır. Genelkurmay Başkanlığı bile ilk kurşunun Hatay’ın Dörtyol ilçesinde atıldığını tescil ettiğini ve bizzat Gazi’nin Nutuk’ta Hasan Tahsin’in adını dahi anmadığını biliyoruz. Yine Nutuk’ta ilk kurşunun 28 Mayıs 1919’da Ayvalık’ta Ali Bey tarafından atıldığı “Bu tarihe kadar Yunan kıtaatı hiçbir tarafta ateşle mukabele görmemişti.” sözleriyle dile getirilmişti. O zaman soralım: İlk Kurşun Anıtı da, Yunan’a ilk kurşunu attığı ders kitaplarına kadar sokulan Hasan Tahsin de Nutuk’u yalanlamaktadır. “28 Mayıs’a kadar Yunan’a ateş açılmamıştı.” diyen Gazi mi doğruyu söylemektedir yoksa Yunan’a ilk kurşunun18 Mayıs’ta atıldığını yazan sözde Kemalistler mi? Daha yalın soralım: Mustafa Kemal yalan mı söylemektedir? Süleyman Fethi Aslında İzmir’in işgali sırasında heykeli dikilecek biri varsa Albay Süleyman Fethi’dir. Asker Alma Dairesi Başkanı olan Fethi Bey’in neden kahraman yapılmadığını ve ilk kurşun anıtındaki şehitler arasına adının neden yazdırılmadığını aşağıdaki parçayı okuyunca siz de anlayacaksınız. Hiç resmi tarihe yakışır mıydı Kur’an okuyan, palikaryaların dipçikleri altında bile “Yaşasın Müslümanlık” diye bağıran ve padişahın giydirdiği üniformayı ölümü pahasına çıkarmayı reddeden birini kahraman ilan etmek? Laik ve İttihatçı bir kahraman bulunmalıydı. Süleyman Fethi Bey’in suçunun ne olduğunu, 1920 yılındaki “İzmir’de Neler Oldu?” başlıklı kitapçıktan öğreniyoruz. (Fethi Bey’in bir özelliği de İstanbullu bir şeyhin oğlu olmasıdır, diyelim de, anlayın vaziyeti.) Kitapçık içli bir dille gerçek bir Osmanlı subayının nasıl kahramanca şehid olduğunu anlatır: “Süleyman Fethi Bey Yunan’ın İzmir’e çıktığı gün kışlada Kuran-ı Kerim okurken Yunanlıların hücumuna maruz kalmış ve elinden Kur’an-ı Kerim’i alıp (haşa) ayaklarıyla çiğnemeğe başlayan bir Yunan subayına vurduğu bir tokattan dolayı ilk şehadet süngüsünü omuzu üzerinden almıştır. Bu arslan, yarasının kanlarına bakmaksızın eğilerek o mübarek Kur’an-ı Azimüşşan’ı yerden almış ve omzundan akan kanlara karıştırdığı gözyaşlarıyla ıslatarak öpüp başına koymuş ve bu sırada etrafını alan 20 kadar Yunan asker ve subayının ikinci bir hücumuna maruz kalmıştır. Odaya giren askerler merhuma ellerini kaldırmalarını emretmişler. Demiştir ki: “Ben bir kumandan ve albayım. Amirimden başkasından emir almam.” Bu söz merhuma ikinci bir süngünün daha yara açmasına sebep olmuştur. “Üniformalarını çıkar!” teklifine karşı o mübarek şehid şu cevabı vermiştir: “O üniformayı bana padişahım taktı, ancak onun emri çıkartır.” Yunanlılar azgın birer canavar gibi merhumun üzerine çullanarak üniformalarını parçalamış ve belinden çıkardıkları kayışla kafasını gözünü birkaç yerinden yarmışlardır. Dördüncü teklif şuydu: “Zito (yaşa) Venizelos diye bağıracaksın!” Bilhassa bu son teklife “Yaşasın Osmanlılık, benim kanımın döküldüğü bu topraklar inşallah size mezar olacaktır.” diye cevap vermiş, bu cevap üçüncü bir süngünün daha vurulmasına sebep olmuştur. Süleyman Fethi Bey’in bakımsız ve kırık mezarı Yüz binlerce halkın arasında dipçiklenen bu yaralı arslan her teklife, “Yaşasın Müslümanlık” cevabını ve her defasında bir dipçik, bir süngü yarası ala ala kanlar ve çamurlar içinde tam yarım saat Kordon’un kaldırımlarını mübarek kanıyla sulaya sulaya vapur iskelesine kadar gelmiştir. Burada sekizinci yarayı almış ve takati kesilerek kıbleye dönmüş ve “Allah’ım, sen Müslümanları bu cellatlardan kurtar!” duasını müteakip yüzükoyun secdeye kapanmıştır. O aralık yetişen Amerikalılar Fethi Bey’i al kanlar içinde hastahaneye götürmüşlerdir. O muazzam şehid bir gün sonra orada gözyaşları dökerek ve ehl-i İslam’ın selameti için dualar ederek Allah’ına temiz ve muhterem ruhunu teslim eylemiştir (Rahmetullahi aleyh).” Kur’an’ını düşman çizmesi altında çiğnetmemek, din ve devletinin itibarını korumak uğruna şehid olmayı bir şeref bilen Süleyman Fethi Bey’i İzmir’in işgalini anarken unutmak bize yakışıyor mu? Yakışıyor ve daha ne unutulan gerçek kahramanlarımız var. Sahte kahramanlardan kurtulmanın vakti geldi de geçiyor bile. 28 Eylül 2014, Pazar]]></description>
		
					<wfw:commentRss>http://www.mustafaarmagan.com.tr/genel/hasan-tahsin-efsanesi-yerine-suleyman-fethi-gercegi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Atatürk, Hasan Tahsin&#8217;in adını neden anmadı?</title>
		<link>http://www.mustafaarmagan.com.tr/genel/ataturk-hasan-tahsinin-adini-neden-anmadi/</link>
					<comments>http://www.mustafaarmagan.com.tr/genel/ataturk-hasan-tahsinin-adini-neden-anmadi/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Armağan]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 20 May 2012 06:21:17 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[Hasan Tahsin]]></category>
		<category><![CDATA[İlk kurşun]]></category>
		<category><![CDATA[Yılmaz Özdil]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.mustafaarmagan.com.tr/?p=5313</guid>

					<description><![CDATA[Yılmaz Özdil, yalnız kendisinin değil, yakın çevresinin de tarihten ne kadar anladığını ayan beyan ortaya koyan bir yazı kaleme aldı &#8220;Hürriyet&#8221;te (16 Mayıs 2012). Verdiği bilgiler tutarsız, yanlış, hatta uydurmaydı. Araya &#8220;trak, trak, trak&#8221; gibi ses efektleri de eklediğine göre tarih değil, senaryo yazdığından şüphe edilemez. Mesela diyor ki: İzmir&#8217;in Yunanlılarca işgalinde &#8220;zırhlı gemiler&#8221;den çıkan askerleri karşılayan &#8220;Aya Fotini Kilisesi&#8217;nin papazı Hrisostomos &#8216;Evlatlarım, ne kadar Türk kanı içerseniz, o kadar sevaba girersiniz&#8217; diyerek, atıyla inen sancaktarın çizmelerini öpüyordu&#8217;.&#8221; Bir kere Hrisostomos Aya Fotini Kilisesi&#8217;nin papazı değil, İzmir Metropolitiydi (Metropolitlik makamı Aya Fotini&#8217;deydi sadece). &#8220;Ne kadar Türk kanı içerseniz, o kadar sevaba girersiniz&#8221; dediğini ne Yunan, ne de Türk kaynakları söyler, iki. Sancaktarın çizmelerini öptüğü uydurmadır, üç. (Zaten bu sancaktar da asker kıyafeti giyinmiş Yani veya Yorgaki adlı özbeöz İzmirli bir Rum&#8217;du.) Bir cümlede bunca hatadan sonra devam ediyor: &#8220;İnce, uzun, siyah takım elbiseli bi delikanlı fırladı ortaya, aniden&#8230; &#8216;Olamaz&#8217; diye bağırıyordu, &#8216;böyle güle oynaya giremezler&#8217;! Son sözü buydu. (&#8230;) Bastı tetiğe, peş peşe, trak trak trak&#8230;&#8221; Kendi zamanında hiçbir kaynakta geçmeyen bu sözler 1970&#8217;lerde Hasan Tahsin efsanesini parlatanlardan Ömer Sami Coşar&#8217;ın uydurmalarıdır. Onu o sırada gören ve bu sözleri bize aktaran bir tanık bugüne kadar bulunamamıştır. Hangi birini düzeltelim: Ne Hasan Tahsin 30 yaşında hayatını kaybetmişti (38&#8217;indeydi), ne İzmirliler &#8220;her zaman sahip çıkmış&#8221;tı ona. Hatta 27 Mayıs darbesine kadar onu hatırlayan dahi olmamıştı. Şu da birilerinin kulağına küpe olsun: Hasan Tahsin anıtının dikilmesi emrini veren, &#8220;ihtilalin kudretli Albayı&#8221; Alparslan Türkeş&#8217;tir. Bir soru: Acaba Atatürk&#8217;ün Hasan Tahsin hakkında (üstelik hemşerisidir) tek bir cümle etmeyişini nasıl yorumlamak gerekir? Atatürk ve Hasan Tahsin Garibinize gitti biliyorum ama Ata-türk&#8217;ün ne 1919&#8217;da, ne de daha sonra Hasan Tahsin şunu yaptı, bunu yaptı türünden bir açıklamasını bulabilmiş değiliz. Olsaydı zaten allayıp pullayıp &#8220;İlk Kurşun Anıtı&#8221;nın alnına kazırlardı. Gerçekten de tuhaf bir durum. Neden yok acaba? Atatürk, hemşerisi Hasan Tahsin&#8217;in ismini duymamış olabilir mi? Tuhaftır, sade o değil, kendi döneminde Hasan Tahsin&#8217;in İzmir&#8217;de ilk kurşunu attığını duyana, bilene rastlamak imkânsız gibi. Buyurun Atatürk döneminde yayımlanan tarih dersi kitaplarına bakalım beraberce. 1929 tarihli Hamit ve Muhsin&#8217;in &#8220;Türkiye Tarihi&#8221;nde ismi geçmez. Aynı yıl basılan Ali Reşat&#8217;ın &#8220;Umumi Tarih&#8221;inde de bulunmaz. 1931 tarihli &#8220;Tarih IV&#8221; başlıklı resmî ders kitabı ise bırakın Hasan Tahsin&#8217;in kahramanlığını anlatmayı, tam tersine, ilk kurşunun Yunanlılarca atıldığını ispatlamak peşindedir. Peki daha sonraki yıllarda basılan ders kitaplarımız ne diyor. Hızla göz atıyoruz: Prof. Enver Ziya Karal 1958 tarihli &#8220;Türkiye Cumhuriyeti Tarihi&#8221;nde Hasan Tahsin&#8217;i zikre layık bulmaz. Atatürk&#8217;ün &#8220;kızı&#8221; Afet İnan&#8217;ın ilk baskısı 1973&#8217;te yapılan &#8220;Türkiye Cumhuriyeti ve Türk Devrimi&#8221; kitabında da Yunanlıların İzmir&#8217;e asker çıkarmalarının &#8220;halk arasında tepkiye neden olduğu&#8221; yazılır sadece. Yani 1973&#8217;te Atatürk&#8217;ün bu kadar yakınında bulunan biri bile Hasan Tahsin&#8217;in adını anmaz. Bütün hikâye, 1972&#8217;de İzmir Gazeteciler Cemiyeti&#8217;nce çıkarılan &#8220;Anıt Adam&#8221; (yazan: Zeynel Kozanoğlu) kitabıyla başlamış ve inkılap tarihlerinde ismi geçmeyen birisi, kitapların baş köşesine kurulmaya başlamıştır. Kozanoğlu kitabında çok ilginç bir açıklama yoluna başvuruyor ve diyor ki: &#8220;Cumhuriyetimizin ilk yıllarında, yakın tarihimizde cereyan etmiş birtakım olayların ve yürütülmüş faaliyetlerin açığa vurulması ve tartışılması sakıncalı görülmüştü.&#8221; Meğer İngilizlerle aramızı bozmamak için(!) Atatürk ve İnönü, Hasan Tahsin&#8217;e sansür koydurmuş! Gözlerinize inanamıyorsanız cümlesini aynen yazayım: &#8220;Dünya milletlerine, Yunanlıların İzmir&#8217;e çıkarken bir zulüm makinası gibi davrandıkları gerçeğini kabul ettirebilmek için çırpındığımız o sıralarda, onlara karşı ilk kurşunun tarafımızdan sıkıldığından da, elbette söz edemezdik.&#8221; Müthiş! Yakın tarihimizin ne denli ağır bir baskı altında yazıldığının bu derece net bir itirafına başka bir yerde rastlamadım. &#8220;Tetikçi&#8221; Hasan Tahsin&#8217;den bir kahraman yontma derdine düşenlere birkaç sözüm var: 1) Onlarca ciltlik &#8220;Atatürk&#8217;ün Bütün Eserleri&#8221;nin indeksini taradım, Hasan Tahsin adlı milletvekillerinin ismi geçtiği halde, Atatürk &#8220;sizin Hasan Tahsin&#8221;den tek kelimeyle söz etmiyor. Bunu Atatürk&#8217;ün İngilizlerden çekinmesine mi bağlıyorsunuz yoksa onun ilk kurşunu sıktığından haberdar olmayışına mı? Yoksa unutkanlık veya dalgınlığına mı? 2) Hasan Tahsin&#8217;in &#8220;Hukuk-ı Beşer&#8221; gazetesinde (6 Mart 1919) Damat Ferid Paşa&#8217;yı &#8220;seçkin bir sima, yüksek bir şahsiyet&#8221; diye övmüş olmasını nasıl yorumluyorsunuz? 3) İşgal sırasında Müslüman kadınların açılıp saçılmasını ve eğlence yerlerine gitme serbestliğini savunan birinin normal olduğu söylenebilir mi? (Gazetesi bu yüzden Nureddin Paşa tarafından kapattırılmıştır.) 4) Vali Rahmi Bey&#8217;in oğlunu kaçırtan Çerkes Ethem&#8217;i övdüğünü biliyor muydunuz? Atatürk de hata yapar! Okumalarım sırasında dünya kadar araştırmacı istihdam eden kurumların düzeltmeye cesaret edemedikleri maddi bir hata ile karşılaştığımı söylemek zorundayım. Atatürk 14 Mart 1919 günü Harbiye Nezareti&#8217;ne yazdığı bir yazıda, &#8220;Hukuk-ı Beşer&#8221; gazetesinde kendisine &#8220;haydutbaşı&#8221; diyen birini yerden yere vurmakta ve hakkında gerekenin yapılmasını istemektedir. &#8220;Alçak, iftiracı, vicdansız, namussuz&#8221; dediği kişinin Mevlanzade Rıfat olduğunu çıkartıyor kimileri. Oysa Atatürk de yazısında &#8220;Hukuk-ı Beşer&#8221; gazetesinde çıkan bir yazıdan söz ediyor. Bu gazete, bildiğimiz gibi Hasan Tahsin&#8217;in başyazarı olduğu gazetedir. Acaba Atatürk&#8217;ün Hasan Tahsin&#8217;e düşmanlığı, kendisine &#8220;vurguncu, haydutbaşı&#8221; demesinden geliyor olabilir mi? Burada bir isim karışıklığı var. Mevlanzade Rıfat&#8217;ın çıkardığı gazetenin ismi &#8220;İnkılab-ı Beşer&#8221;. Çıkardığı diğer bir gazetenin adı, &#8220;Hukuk-ı Umumiye&#8221;. Muhtemelen bu iki ismin Atatürk&#8217;ün hafızasında karışması sonucunda &#8220;İnkılab-ı Beşer&#8221;de çıkan yazıyı, Atatürk &#8220;Hukuk-ı Beşer&#8221;de çıkmış diye şikayet etmiştir. İlginç bir hususa işaret ederek noktalıyorum bu &#8220;çok olan&#8221; yazımı: Sadi Borak&#8217;ın dediğine göre Mevlanzade Rıfat, gazetelere de sızdırılan bu şikayetnamesi üzerine Atatürk&#8217;e hakaret davası açmıştır. Avukatlarına danışan Atatürk, mahkûm edilebileceği uyarısını alınca onlara davayı mümkün olduğu kadar uzatmaları ve vakit kazanmaları talimatını veriyor. Böylece Atatürk&#8217;ün Samsun&#8217;a giderken aleyhinde açılmış bir dava bulunduğunu öğrenmiş oluyoruz. (Öyküleriyle Atatürk&#8217;ün Özel Mektupları, Çağdaş: 1980, s. 141-141.) Bana çok ilginç geldi, sizi bilemem tabii. 20 Mayıs 2012, Pazar]]></description>
		
					<wfw:commentRss>http://www.mustafaarmagan.com.tr/genel/ataturk-hasan-tahsinin-adini-neden-anmadi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>2</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
