<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>İsrail &#8211; Mustafa Armağan &#8211; Kişisel Web Sitesi</title>
	<atom:link href="http://www.mustafaarmagan.com.tr/etiket/israil/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.mustafaarmagan.com.tr</link>
	<description>Tarihle Birlikte Düşünmek...</description>
	<lastBuildDate>Mon, 04 Aug 2014 08:05:49 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.0.8</generator>

<image>
	<url>http://www.mustafaarmagan.com.tr/wp-content/uploads/2017/11/cropped-mustafa-armagan-icon-32x32.png</url>
	<title>İsrail &#8211; Mustafa Armağan &#8211; Kişisel Web Sitesi</title>
	<link>http://www.mustafaarmagan.com.tr</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>“Yahudi halkı nasıl icat edildi?”</title>
		<link>http://www.mustafaarmagan.com.tr/genel/yahudi-halki-nasil-icat-edildi/</link>
					<comments>http://www.mustafaarmagan.com.tr/genel/yahudi-halki-nasil-icat-edildi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Armağan]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 04 Aug 2014 08:05:49 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[Anne Frank]]></category>
		<category><![CDATA[Filistin]]></category>
		<category><![CDATA[Gazze]]></category>
		<category><![CDATA[İsrail]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa Armağan'ın bu haftaki yazısı]]></category>
		<category><![CDATA[Yahudi Halkı Nasıl İcat Edildi]]></category>
		<category><![CDATA[Yahudilik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.mustafaarmagan.com.tr/?p=7943</guid>

					<description><![CDATA[Soğuk Savaş döneminde okullarımızda tavsiye edilen “Anne Frank’ın Hatıra Defteri”nin orijinal olmadığını öğrenmek neden önemli? Şundan: Adam Smith’inkini aratmayacak bir “görünmez el” onu icat ve imal etmiş ve Yahudilerin çektiklerini ömür billah hafızalardan çıkmayacak bir şekilde işlemiştir. Tarihçi Robert Faurisson’un günlüğün sahte olduğunu 1982’de ilmî bir dergide yazdığına, Roger Garaudy’nin ise “İsrail: Mitler ve Terör” adlı kitabında özetlediğine göre hatıra defterinin bir kısmının tükenmez kalemle yazıldığı ortaya çıkmış. Oysa tükenmez kalemin piyasaya çıkışı savaştan 6 yıl sonradır. Anlaşılan daha etkileyici olabilmesi ve bestseller olup okunabilmesi için yeniden yazılmış ve parçalar eklenmişti. Tek kelimeyle sahteydi. Ne var ki bu, 2. Dünya Savaşı sonrasında sık rastlanan tarih tahrifatının yegâne misali değil. Aslında İsrail devletinin kuruluş yıllarından itibaren tarih çarpıtılmış, yeniden yazılmış ve devletin ideolojisine uygun hale getirilmişti. Bizde sanki farklı mıydı? Türk Tarih Kongresi’ndeki ırkçı rezaletleri hatırlamıyor muyuz? 1932’de yapılan bu sözde bilimsel kongreye Dr. Şevket Aziz Kansu, Bağlum’un köylerinden ‘saf bir Türk ailesi’ni ‘tesadüfen’ getirip gururla şöyle takdim etmişti: “İşte ince, uzun burunlu brakisefal ve antropoloji kitaplarında bu karakterle tavsif edilen halis dağlı adam, Alp adamı, Türk adamı (Alkışlar). İşte saçları altın renkli olan bu yavru Türk ırkına mensuptur (Alkışlar).” Nasıl Türkiye sınırları içinde Türk’ten başka bir ırka kapılar kapatılmış ve Anadolu halkına ortak bir kimlik olarak Türklük kisvesi geçirilmek istenmişse İsrail kurulduktan sonra benzer bir ortak kimlik bulma işi tarihçiler ve arkeologlara havale edilmişti. İsrailli tarihçi Şlomo Sand’ın “Yahudi Halkı Nasıl İcat Edildi?” başlıklı kitabı (Doğan Kitap: 2011) benzer sahnelerin Yahudiler için bir ‘ulus devlet’ olarak tasarlanan İsrail’de de nasıl yürürlüğe konulduğunu çarpıcı bir şekilde ortaya koyuyor. Osmanlı’nın son yıllarında çekilmiş bir hava fotoğrafında Mescid-i Aksa ve Kubbetü’s-Sahra. TECAVÜZDEN DOĞAN ÇOCUK Sand, kitabı yazdıktan sonra İsrail’deki akademik dünyadan nasıl dışlandığını ve El-Kuds Üniversitesi’nde sorgulandığını anlatıyor. Siyonizmin efsanelerini dinamitleyen ve Filistin topraklarının sömürgeleştirilmesine karşı çıkan kitabı yazdığı halde nasıl olup da burada yaşamaya ve İsrail’in Filistinliler tarafından tanınmasını talep etmeye devam edebiliyordu? Bu soruya şöyle cevap vermiş: “Tecavüzden doğan çocuğun da yaşama hakkı vardır. Bir trajedi, yeni trajediler yaratarak düzeltilemez. Bize düşen görev, çocuğa hangi koşullarda doğduğunu öğretmek ve babası gibi davranmasını önlemektir. Ortadoğu’daki çatışmada sorun, evladın, doğumuna öncülük etmiş eylemleri sürdürmesi ve yenilemesidir.” Yahudiler 2. Dünya Savaşı’nda en çok Nazi ırkçılığından çekmişlerdi, değil mi? Ne diyorlardı? Dünyayı kana göre tasnif ediyorlardı. En üstün ırk Almanlardı (Nordik); onun safiyetini bozan ırklar, özellikle Yahudiler ve çingeneler ortadan kaldırılmalıydı. Hitler’in bu saçma nazariyesi Yahudilere çok pahalıya mal oldu ve milyonlarca Yahudi hayatını kaybetti. İyi ama İsrail devleti bu uğursuz Hitlerci mirasa nasıl vâris olabildi? İsrail’de Yahudi kanıyla birleşmiş ve diğerlerinden kesin hatlarla ayrılmış saf bir ulus oluşturma anlayışı Hitler’in zaferi değil de neydi? “Daha dün ‘Yahudi kanı’ndan söz ederken bugün de İsrail’de yaşayan birçok kişi bir ‘Yahudi geni’nin varlığına inanırken” diyor yazarımız ve soruyor, “Hitler’in Yahudilerin spesifik biyolojik karakteristikler taşıdıkları şeklindeki teorisini yenmenin ihtimali nedir?” “Tarihte buna yakın bir ironi yoktur.” diyen Sand, Siyonizmi ve efsanelerini kıyasıya eleştiren Post-Siyonizm’in izinde yürüyor ve sorularıyla İsrail’in etnik merkezci ve anti-demokratik karakterini değiştirmeye çalıştığını ifade ediyor. İsrail’in kuruluşundan sonra tarih ve arkeoloji sahaları birden canlanır. Tarih, Kitab-ı Mukaddes’i İsrail’in meşru temeli olarak kurgulamakla görevliyken, arkeoloji de burada yaşamış olan ‘İsrail halkı’nın 4 bin yıllık geçmişini gün ışığına çıkarmaya koşulur. Böylece kazı alanları adeta yeni ulusun ibadethanelerine dönüşür. 1967 işgalinden sonra İsrailli arkeologlar Batı Şeria’nın altını üstüne getirmeye koşarlar. Ne var ki toprağın altından beklenmedik soru işaretleri çıkar. Arkeolog Mazarfarkeder ki, Kitab-ı Mukaddes’te Filistinliler, Aramiler ve develerden bahsedilmekle birlikte bütün arkeolojik ve yazılı tanıklıklar kendilerinin milattan önce 2. bin yıla tarihlendirdikleri olaylarla çelişiyor. Filistinliler buraya 8 asır sonra gelmişlerdi, Aramiler ise 9 asır sonra! Develerin evcil hayvan olarak ortaya çıkışları da peygamberlerin başından geçtiği söylenen kıssalardan bin yıl sonradır! Bu tatsız gerçekler karşısında İsrailli arkeolog olayları daha geç bir döneme “taşımak” zorunda kalacak ve böylece sorgulamaların da önü açılacaktır. Osmanlı döneminde Mescid-i Aksa EFSANELER İSRAİL’İN HİZMETİNDE Bunun üzerine Kitab-ı Mukaddes’teki kıssaların sonraki dönemlerde ‘parlak ilahiyatçıların’ marifeti olduğuna karar verilir. Üstelik tarihler birbirine karışmakta ustadır. Hz. Musa’nın Mısır’dan çıkışı MÖ 13. yüzyıldaydı ama bu sırada Mısır firavunları güçlerinin doruğundaydı. O zaman Musa, Mısır’ın özgürlüğüne kavuşmuş kölelerini yine Mısır’a köle olmaya mı götürmüştü? 40 yıl boyunca çölde savaşan 600 bin savaşçı –ki bu 3 milyon insan demekti- ne demekti? Üstelik güçlü Mısır Krallığı tarihçilerinin bu 40 yıl süren büyük olaydan hiç bahsetmeyişlerine ne demeli? Soru işaretleri çoğaldıkça tartışmalar da hararetlenir ve tarihler milada doğru kaydırılır. Kudüs ele geçirilince büyük ümitlerle Mescid-i Aksa civarında başlayan kazılar da beklenen sonucu vermez. MÖ 10. yüzyıla ait herhangi bir mabet ve sur kalıntısına rastlanmaz. Bu da can sıkar tabiatıyla. (Mescid-i Aksa’nın altında devam eden kazılar bu hırsın sonucu.) Soru şu: Çölden gelerek geniş bir ülkeyi fetheden ve orada görkemli bir krallık kuran inanılmaz bir halkın antik kökeni üzerine kurulu efsaneler neye hizmet etmiştir? Tabii ki Yahudi millî kimliğinin atılımına ve öncü Siyonist teşebbüse. Tarih ve arkeoloji bu amaca hizmet edecek şekilde istihdam edilmiştir. “Böylece Eski Ahit, çocuklara ‘kadim ataları’nın kimler olduğunu öğreten laik bir kitaba dönüşürken, yetişkinler onu hemen ellerine alıp şanlı şerefli bir biçimde kolonizasyon ve egemenlik fethi savaşlarına çıktılar.” Bu ideolojik temel üzerine kurulan İsrail’in “etnokratik” bir devlet olduğunun altını çizen Sand, onun “tekelci ve ayrımcı bir biyolojik ve dinî ethnos’a” hizmet verdiğini vurgular. Bu ise devletin gelişimini engellediği gibi Filistin halkıyla yaşanan sorunları derinleştirmekte ve çözümü imkânsızlaştırmaktadır. Çözüm için tarih ve arkeolojinin İsrail’e karşılıksız olarak verdiği ‘seçilmiş halk’ hayalinden kurtulunması ve efsanelerin sorgulanmaya başlaması gerekir. Son cümle: “Ulusun geçmişi esasen düşsel bir mitten kaynaklanıyorsa düş kâbusa dönüşmeden hemen önce geleceği yeniden düşünmeye neden başlamayalım.” ‘Tarih okumak neden önemli?’ diye soranlar, tarihçilerin hangi pudra bombalarını imal ettiklerini iyi bilsinler. 3 Ağustos 2014, Pazar]]></description>
		
					<wfw:commentRss>http://www.mustafaarmagan.com.tr/genel/yahudi-halki-nasil-icat-edildi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Atatürk, Avrupa’ya “Filistin’den elinizi çekin” dedi mi?</title>
		<link>http://www.mustafaarmagan.com.tr/genel/ataturk-avrupaya-filistinden-elinizi-cekin-dedi-mi/</link>
					<comments>http://www.mustafaarmagan.com.tr/genel/ataturk-avrupaya-filistinden-elinizi-cekin-dedi-mi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Armağan]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 04 Aug 2014 08:00:39 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk Gerçekleri]]></category>
		<category><![CDATA[Filistin]]></category>
		<category><![CDATA[Gazze]]></category>
		<category><![CDATA[İsrail]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.mustafaarmagan.com.tr/?p=7939</guid>

					<description><![CDATA[İsrail’in Gazze’deki katliamının bilançosu her geçen gün kabarıyor. Şimdiden şehit edilen bebek ve kadınların sayısı yüzlerle ifade ediliyor. Dünyada vicdan ehli feryatta: “Yeter artık, Filistinliler de ‘insan’.” Bir Gazzeli Batılı bir televizyona şöyle anlatıyor durumun vahametini: “Gazze bir mezbaha gibi. Yakınlarımızın öldürüldüğünü görüyoruz ama yapılacak bir şey yok; sıramızı bekliyoruz.” Postmodern filozoflardan Gianni Vattimo bile patladı. Elimden gelse İsraillileri vuracağım, dedi. Bir şey daha dedi: Avrupalılar Hamas’a silah alabilmesi için yardım kampanyası düzenlemeli.” Tabii Siyonist çevreler ayağa kalktı, Türkçeye “Modernliğin Sonu” adlı kitabını çevirttiğim Vattimo’nun sözlerini ‘iğrenç’ ve ‘insanlık dışı’ bulduklarını söylediklerinde ‘şaka yapmıyorlar değil mi?’ diye tekrardan okumak ihtiyacını hissettim. Hayır, gayet ciddiydiler. İsrail iğrenç, insanlık dışı bir şey yapmıyor, Vattimo yapıyordu ve bunlar düşünce özgürlüğünün ‘ikna da bir tür şiddet belirtisidir’ türünden entelektüel zırvalarla idare edilen postmodern mahfillerde dillendirilenlere hiç benzemiyordu. Bu mürailikleri görüp de Mehmet Akif gibi, Medeniyet denilen maskara mahlûku görün: Tükürün maskeli vicdanına asrın tükürün demekten başka bir şey gelmiyor elimizden. Maalesef. Çağın bu “maskeli vicdanı” altında inleyen ‘son sömürge’ Filistin her geçen gün katmerlenen zulüm ve katliama karşı yeni bir intifadaya başlıyor. Bu, zincirlerinden başka kaybedecek şeyleri olmayanların başvuracağı son çaredir ve Filistin halkının çığlığını dünyaya duyurabilmek için seçeneği kalmamıştır. İşte 1937 yılında Filistin halkının aleyhine, yeni yerleşen Yahudi mülteciler lehine Peel Komisyonu’nun raporuna karşı yükselen tepkileri kimse duymayınca bir Hindistan gazetesi can havliyle Atatürk’e bir demeç verdirmişti(!) ATATÜRK’ÜN DEMECİ Önce Peel Komisyonu nedir? Filistin’deki İngiliz mandasının artık işlemediğini ve toprakların Yahudiler ile Filistinliler arasında taksimi önerisini getiren rapor 7 Temmuz 1937’de yayınlanınca hem Araplar, hem de Siyonistler tepki vermişler ve ortalık karışmıştı. Araplar onu ihanet olarak görmüşler, Siyonistler ise bir Yahudi devleti kurulmadıkça ortalığın yatışmayacağını savunmuşlardı. Peel Raporu’nun kamuoyuna duyurulmasından 20 gün sonra Hindistan’da çıkan “The Bombay Chronicle” gazetesi ilginç bir habere imza atmıştı. Başlığı şöyleydi: “Filistin’den elinizi çekin- Kemal Paşa Avrupa’yı uyarıyor- Türkler mukaddes topraklarda yabancı hakimiyetine tahammül etmeyeceklerdir.” (İngilizcesi: “Hands off Palestine- Kemal Pasha warns Europe- Turks won’t tolerate foreign control over Holy Land.”) Neresinden baksanız ilginç. Başbakanlık Arşivi’nde ne yazık ki gazete kupürü yok ama daktiloyla yapılmış bir çevirisi var. Belgeye göre “Kemal Paşa” TBMM’de şöyle demiş: “Arapların Avrupa siyasetine nüfuz edemeyip bu sözde istiklâl kelimesine inandıkları ve bu uğurda Arap memleketlerini Avrupa emperyalizmine esir kıldıkları çok şayanı teessüftür. Kemal Atatürk’ün, Filistin’in, Arabistan’da vuku bulacak harekâtın merkezini teşkil ettiği takdirde bura Araplarına yapılacak herhangi bir fenalığa Türklerin de tahammül edemeyeceğini söylemektedir.” “Bombay Chronicle” gazetesi bundan sonra doğrudan Atatürk’ün sözleri olduğunu iddia ettiği cümlelere yer veriyor. Buna göre Atatürk, Avrupa emperyalizmine çok kızgındır: “Arapların arasında mevcud olan karışıklığı ve hoşnutsuzluğu kimse bizim kadar bilemez. Biz vakıa birkaç sene Araplardan uzak kaldık. Fakat şimdi kendimize kâfi derecede güvenip ve kudretimizi bildiğimiz için İslamiyet’in mukaddes yerlerinin Musevilerin ve Hıristiyanların nüfuzunun altına girmesine mani olacağız. Binaenaleyh şunu söylemek istiyoruz ki, buraların Avrupa emperyalizminin oyun sahası olmasına müsaade etmeyeceğiz.” Metindeki kişinin (iddiaya göre Atatürk’ün) üslubu sona doğru sertleşmektedir: “Biz şimdiye kadar dinsiz ve İslamiyet’e lakayt olmakla ittiham edildik. Fakat bu ittihamlara rağmen Peygamber’in son arzusunu, yani mukaddes toprakların daima İslam hakimiyetinde kalmasını temin için hemen bugün kanımızı dökmeğe hazırız. Cedlerimizin, Selahaddin’in idaresi altında, uğrunda Hıristiyanlarla mücadele ettikleri topraklarda yabancı hakimiyet ve nüfuzunun tahtında bulunmasına müsaade etmeyeceğimizi beyan edecek kadar bugün Allah’ın inayeti ile kuvvetliyiz. Avrupa bu mukaddes yerlere temellük etmek için yapacağı ilk adımda bütün İslam âleminin ayaklanıp icraata geçeceğine şüphemiz yoktur.” NEDEN? Şimdi hemen diklenmeyin, ben de farkındayım tuhaf bir metin olduğunun. Ama internette de çok dolaşan bu metin üzerinde biraz düşünsek fena mı olur? Önce olgusal bakalım: Hindistan gazetesi Atatürk’ün bu sözünü “Hakimiyet-i Milliye” gazetesinden aldığını belirtmiş. Yine aynı gazeteye göre bu sözler Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde yapılan bir konuşmadan Filistin’le ilgili kısımlarmış. 1) O tarihte (1937) Hakimiyet-i Milliye adlı bir gazete çıkmamaktadır. Üç yıl önce bu gazetenin ismi “Ulus”a dönüşmüştür. 2) TBMM zabıtlarında böyle bir konuşma bulunmamaktadır. 3) Atatürk’ün Söylev ve Demeçler dahil sözlerini toplayan hiçbir kaynakta geçmemektedir. O yok, bu yok. Elimizde İngilizce bir ‘asparagas haber’ ile Başbakanlık Arşivi’ndeki kötü çevirisi dışında elle tutulur bir tarafı olmamasına rağmen belgenin günümüz için anlamı ve mesajı önemli. Erhan Yarar’ın dikkatimizi çektiği gibi Atatürk’e ait böyle bir konuşma “varid” değilse bile İngiliz egemenliğinde yaşayan Hindistan Müslümanlarının bir yayın organında bu içerikte bir yazının yayınlanmış olması bile önemlidir, zira onların da İngiliz emperyalizmine karşı savaşın modeli olarak -1924’ten sonra ümitleri büyük ölçüde kırılmış olsa bile- hâlâ Türkiye’yi gördüklerini anlıyoruz. Bu asparagas haberin arkasındaki gaye, Türklerin asıllarına dönüp nihayet Filistin’e sahip çıktıkları, başta mecburen uzaklaştıkları İslam dünyasına yeniden yönelmekte oldukları ve Avrupa’ya kafa tutabilecek konuma geldikleri gerçeği olmasa bile hayali, özlemi, umudu ve beklentisiydi. Dolayısıyla İngiliz efendilerine bu haberle aba altından sopa göstermekte ve Türklerin hilafete yeniden sahip çıkmakta olduklarından hareketle ayağınızı denk alın mesajı verilmektedir. Tabii haberin gerçekliği yoktu ve Filistin heyetleri Lozan’da ‘Bizi İngilizlerin eline bırakmayın, olacaksa Türk mandası olsun’ diye yalvarırken onlara ‘Sizinle bir alakamız yok, başınızın çaresine bakın’ diye postaladığımızı unutmadık. Hatta 1930’lu yıllarda yapılan bir Filistin Kongresi’ne eski sahibi sıfatıyla bir heyet çağrılınca bizim bir alakamız olmadığını söyleyip gitmemiştik. Ancak mektupta dile gelen dürtü, Osmanlı ve Hilafet’in sahibinin bir gün uyanacağı ümidiydi. Uyanır mıyız? Uyandırırlar mı? 27 Temmuz 2014, Pazar]]></description>
		
					<wfw:commentRss>http://www.mustafaarmagan.com.tr/genel/ataturk-avrupaya-filistinden-elinizi-cekin-dedi-mi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İsrail (+) işaretini yasaklamış</title>
		<link>http://www.mustafaarmagan.com.tr/genel/israil-isaretini-yasaklamis/</link>
					<comments>http://www.mustafaarmagan.com.tr/genel/israil-isaretini-yasaklamis/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Armağan]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 25 Nov 2012 00:07:49 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[Filistin]]></category>
		<category><![CDATA[Gazze]]></category>
		<category><![CDATA[İsrail]]></category>
		<category><![CDATA[Yahudi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.mustafaarmagan.com.tr/?p=6320</guid>

					<description><![CDATA[İsrail’in Gazze katliamı şimdilik ateşin sessizleşmesiyle sonuçlanmış bulunuyor. Ateş kesilmiyor ateşkesle, için için yanmaya devam ediyor. “Ağlayın su yükselsin, belki kurtulur gemi Anne seccaden gelsin, bize dua et e mi?” tesellisine sığınmak da mümkün belki ama ‘Olanlar neden böyle oluyor?’ sorusunun cevabını aramak da boynumuzun borcu olmalı. En kestirme cevabını hepiniz biliyorsunuz: Katil İsrail yine Müslüman Filistinlilere ölüm kustu! Haksızlıklar karşısında fevrî tepkilerimiz tabii ki olmalı ama bunu bilgi ve sağduyu ile dengelemezsek sonuç alamayız. Milyarlık Müslüman denizinin böğrüne bir hançer gibi saplanmış bulunan “bir avuç Yahudi”nin bu cüretkârlığını olduğu kadar saldırganlığın mahiyetini de öğrenmeye ihtiyacımız var. Bunun için de Siyonizmin efsanelerine eğilmek ve İsrailli araştırmacı Şlomo Sand’ın deyişiyle “İsrail’in gözlerinin içine bakmak” gerekir. “Bir ulus” der Karl Deutsch, “atalarına dair ortak bir yanılgı ile komşularına dair ortak bir tiksintinin birleştirdiği kişiler grubudur.” 1930’larda bir sabah aniden ‘aslen Türk’ olan Sümerler ve Hititlerin soyundan geldiğimizi öğrendiğimiz (?) gibi İsrail’de de özellikle kurulduğu 1948’den itibaren Yahudiliğin köklerine ilişkin pek çok efsane üretilmiş, arkeolojik bulgular ve belgeler tahrif edilmiş ve tarih, “Eretz İsrail”e göre yeniden dizayn edilmiştir. Akçakale eşittir Tel Ebyad Akçakale’ye bombalar düşünce demiryolunun öte yanındaki kasabanın adının Tel Ebyad olduğunu öğrendik. Bu, aslında “tembel bir İngiliz subayı” olan Sykes ile acar Fransız diplomat Picot’nun düz bir çizgiyle bizi ayırdıkları “Suriye halkı”nın nasıl bizimle aynı “pınar”dan su içtiklerini gösteren çarpıcı bir örnek oluşturur. Arapçada “Tel Ebyad”, Aktepe demektir. 1921 sınır düzenlemesinden sonra ortasından ikiye bölünen Tel Ebyad’ın bizde kalan kısmın ismini Türkçeye çevirmişiz. Olmuş size Akçakale! Aynı şey Resülayn için de geçerli. ‘Pınarbaşı’ demektir ve bizim sınırlarımız içinde kalan kısmının adını Ceylanpınarı yapmışızdır. Siyonist düşüncenin de, anti-Siyonist kampın da unuttuğu bir gerçek genellikle atlanır: Kabala gibi putperestlik döneminin inançlarını koruyan güçlü bir gelenek Yahudilik içinde varlığını korumuştu. Hele Luriacı Kabala, tek bir Tanrı’nın olduğu fikrine halen ikna olmuş değildir. En iyisi İsrail Shahak ve Norton Mezvinsky’nin dilimize “İsrail’de Yahudi Fundamentalizmi” (Anka: 2004) adıyla çevrilen kitabından İsrail’in içindeki diğer İsrail’in gerçeklerine eğilmek. İngilizce yayınlarda genellikle atlanan ama İbranice yayınlarda rahatça dile getirilen pek çok ilginç noktanın altını çiziyor Shahak ve Mezvinsky. Onlara göre İsrail’de boyutları tahmin bile edilemeyecek bir Yahudi fundamentalizmi, toplum ve devletin tepesinden tırnağına kadar yaşamaktadır ve onun Rabin’in öldürülmesine kadar uzanan eli, buzdağının görünen yüzüdür. Onu tanımak için suyun altına inmek gerekir. Yahudi köktenciliği totaliterdir ve İsrail devletine bu eğilimin tamamen hakim olması durumunda Ortadoğu’nun ve İsrail’in bugünkü halini mumla arayacağızdır. Bu ise hem Filistinliler, hem de bizzat Yahudiler için çok feci sonuçlar doğuracaktır. İsrail’de demokrasi var deniliyorsa da bu, kendini “dünya Yahudilerinin temsilcisi” olarak gören bir devlette mümkün müdür? Tel Aviv’de yaşayan bir Arap, sadece oy kullanabilir ama diyelim İşçi Partisi’ne gireceği zaman Araplar için ayrılmış kesimlerde çalışabilir. Hiçbir zaman karar mekanizmalarına yükselemez. Aynı muamele başka bir ülkede Yahudilere yapılsa kıyameti koparmazlar mıydı? Şoke eden bir veri Bu da bir şey mi? dedirten başka bir nokta, tarıma dayalı cemaat anlamındaki Kibbutzlara sadece Yahudilerin üye olabilmesidir. Yahudi olmayan birinin üye olmasının tek şartı, din değiştirmesidir. Ancak kişinin ‘Ben Yahudiliği seçtim’ demek yetmemekte, İsrail Başhahamlığı’nın açtığı özel ‘din değiştirme okulları’nda eğitim görmesi de gerekmektedir. Kadınların durumu daha da fenadır. Çünkü onların Yahudi olmasının şartı, ‘arınma banyosu’ yapması ve o sırada “3 haham tarafından çıplak olarak gözlenmesi”dir. Aynı şeyin mesela Almanya’da Yahudilere yapıldığını düşünmek bile Semitizmle damgalanmaya yeterlidir. Bir de “Yahudi kanı” meselesi var. Yahudi kanı diğerlerinden o kadar değerlidir ki, herhangi bir Yahudi’yi öldürmüş olan Filistinlinin affı mümkün değildir. Ya şu ARTI (+) işaretinin İsrail eğitim sisteminde yasaklanmış olmasına ne diyeceksiniz? Yahudi fundamentalistleri Hıristiyanlığın simgesi de olan (+) işaretini matematik kitaplarından çıkartmışlar, onun yerine büyük T harfini koymuşlardır. Onlara göre haç ile aynı olan artı işareti, körpe Yahudi çocuklarını dinden çıkarabilirmiş. Lafı uzatmamak için ‘şoke’ edici bir veriyle bitirelim örnekleri. İsrail’deki fundamentalist din adamları Yahudi halkının, Yahudi olmayanlardan kan bağışı almasını haram saymışlar, kesinlikle yasaklamışlar. Yani ölecek bile olsanız Yahudi olmayan birinin kanının damarlarınıza zerk edilmesine izin vermeyeceksiniz! Daha da ‘şoke edici’ bilgi, İsrail’de dindar Yahudilere sadece Yahudi olmayanlardan değil, kimi zaman laik Yahudilerden bile kan almanın yasak (haram) olduğu gerçeğinin nedense farkında olmadığımızdır. Netanyahu’nun seçim kampanyalarında Kabala büyüleri yaptırmasından tutun da hakimlerinin kararlarının büyücüler eliyle etkilenmeye çalışılmasına kadar pek çok bilgi, İsrail dışına sızdırılmamaktadır. Şimdi İsrail neden ikide bir Filistinlilere ölüm kusuyor? sorusunun bir kısmını cevaplandıracak durumdayız: Onlar hahamların gözetiminde “Yahudi” olmadıkça yaşamalarına izin verilmeyecek olan “kansızlar”dır. Bombalamalarda çocukların şakaklarından akanlar, “kan” değil onların gözünde çünkü… Not: Geçen hafta “M. Kemal’in Anadolu’ya gönderiliş kararnamesi” altyazısıyla yayımlanan belge gerçekte 1920’de “Anadolu Fevkalade Umumi Müfettişliği”ne ilişkindi. Karışıklık sebebiyle özür diliyorum. 25 Kasım 2012, Pazar]]></description>
		
					<wfw:commentRss>http://www.mustafaarmagan.com.tr/genel/israil-isaretini-yasaklamis/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
