<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>İstiklal Mahkemesi &#8211; Mustafa Armağan &#8211; Kişisel Web Sitesi</title>
	<atom:link href="http://www.mustafaarmagan.com.tr/etiket/istiklal-mahkemesi/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.mustafaarmagan.com.tr</link>
	<description>Tarihle Birlikte Düşünmek...</description>
	<lastBuildDate>Sun, 27 Oct 2013 07:36:00 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.0.8</generator>

<image>
	<url>http://www.mustafaarmagan.com.tr/wp-content/uploads/2017/11/cropped-mustafa-armagan-icon-32x32.png</url>
	<title>İstiklal Mahkemesi &#8211; Mustafa Armağan &#8211; Kişisel Web Sitesi</title>
	<link>http://www.mustafaarmagan.com.tr</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>İstiklal Mahkemeleri’nde adalet var mıydı?</title>
		<link>http://www.mustafaarmagan.com.tr/genel/istiklal-mahkemelerinde-adalet-var-miydi/</link>
					<comments>http://www.mustafaarmagan.com.tr/genel/istiklal-mahkemelerinde-adalet-var-miydi/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Armağan]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 27 Oct 2013 07:36:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[Ali Fuat Cebesoy]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[İdam]]></category>
		<category><![CDATA[İstiklal Mahkemesi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.mustafaarmagan.com.tr/?p=7667</guid>

					<description><![CDATA[İstiklal Mahkemeleri’yle ilgili gerçeklerin anlatılamayışının altında beyin yıkamaya dönük bir gayretkeşlikle yazılan ders kitaplarındaki sakat mantık yatmaktadır. Artık bu kitaplardaki bilgileri tashih etmenin zamanı gelmedi mi? Tarihi, özellikle de yakın tarihi tartışmaya açıyorsanız başınız belaya girmiş demektir. Kimi dost görünenlerin bıyıkaltı homurdanmalarına, ‘Keşke bu konulara hiç girmese, yazık olacak’ repliklerine, belediyelerdeki programlarınızın iptaline, ‘belli yerlerden’ bilgi alamamaya vs. razısınız da, fazlası var: Uyarılar, hakaretler, hatta açık veya örtük tehditlere de hazır olmalısınız. Bu da gösteriyor ki, Türkiye’de yakın tarih henüz ‘tarih’ olmamış, mazinin o engin ummanına karışmamıştır. Hâlâ canlı bir hesaplaşma konusudur ve yaptıklarınız bir yerlerde mimlenmektedir. Ancak hedefinizi “hakkı tutup kaldırmak” olarak koymuşsanız bunlar sizi yıldıramaz. Allah’ın verdiği nefes miktarınca görevinizi yapmak zorundasınız. Öyleyse sorgulamaya devam… Standart tarih kitaplarına bakarsanız İstiklal Mahkemeleri’nin rejim düşmanlarına, bu arada “irtica” taraftarlarına hak ettikleri cezayı vermek üzere kurulduğunu yazar. İşte onlardan birinde, üstelik ilk resmî Cumhuriyet Tarihi ders kitabında İzmir suikastı vesilesiyle temizlenenlerden şu parti propagandasını andıran üslupla bahsedilmesi dikkate değer: “Bu sefillerin ve cürüm (suç) ortaklarının kanında Türklük cevherinden eser bulunmadığına şüphe yoktur. Bunlar hiçbir milletin varlığında barındırmağa razı olamayacağı kadar soysuzlardır.” Yanlış okumadınız, bunlar bir ders kitabında yazılı. Aynı haşin ve hesaplaşmacı üslubun günümüze dek gelmiş olmasına şaşırmıyoruz. Neden mi? Bu üslubu fena halde ‘içselleştirdik’ de ondan. Bakın aynı kitapta lise öğrencilerine nasıl anlatılmış İstiklal Mahkemeleri: “İstiklâl Mahkemeleri (…) adalet müesseseleridir. Bu mahkemelerin Cumhuriyet devrinde irtica ve ihanet hareketlerinin önüne geçmekte hayırlı faaliyetleri görülmüştür.” “Tarih IV” başlıklı ders kitabı İstiklal Mahkemeleri’nin 1927 yılında kaldırılmasını da hükümetin “tarihte az görülmüş demokratik faziletlerinden” biri saymaktadır ki, pes artık dedirtiyor insana! Oysa külliyen yalan. Gerçi mahkemeler 1927’de faaliyetini durdurdu ama gücünü aldığı Takrir-i Sükûn Kanunu tekrar ihtiyaç duyulabilir diye yürürlükte bırakıldı. Dahası, İstiklal Mahkemeleri Kanunu çok partili hayata geçilmesine rağmen yürürlükten kalkmamıştı. Kalkması 1949’u bulacaktır. İstiklal Mahkemeleri’yle ilgili gerçeklerin anlatılamayışının altında beyin yıkamaya dönük bir gayretkeşlikle yazılan ders kitaplarındaki sakat mantık yatmaktadır. (Burada “İstiklal Mahkemeleri” derken Cumhuriyet’ten sonra kurulanları, özellikle 1925-27 döneminde faaliyet gösteren Şark ve Ankara İstiklal Mahkemeleri’ni kastettiğimizi belirtmekte fayda var.) “Birbirimizi yiyeceğiz” İstiklal Mahkemeleri’nin adalet dağıtmak gibi bir hedefleri yoktu. Yeni rejimin oturtulmasının önündeki engelleri bertaraf etmek, bunun için de bir sindirme fırtınası estirmek gerekiyordu. Kuruluşunda, 1793-94’te Fransa’daki Terör Dönemi’nin sık sık hatırlatılması anlamlıdır. 1917 sonlarında Bolşevik Rusya’da kurulan Çeka yapılanmasıyla da paralellik kurulabilir. Asıl maksat, yeni rejime itaati temin edecek ve kimsenin sesini çıkaramayacağı tek sesli bir Türkiye oluşturmaktı. Nitekim Halide Edip Adıvar’ın Mustafa Kemal Paşa’ya Afyon’da zaferden sonra ne yapacağını sorduğunda “Birbirimizi yiyeceğiz.” cevabını almıştı. Halide Edib’in “Niçin?” sorusu ise “Ya bana karşı çıkmış adamlar?” şeklinde karşılık bulmuştur. Karşı çıkmış adamlarla bir hesaplaşma kaçınılmazdı. Nitekim Gazi Paşa’nın İsmail Habib Sevük’e söylediği “Kız gibi bir Meclis istiyorum.” sözü de hedefin ne olduğunu açıkça gösteriyor. Kaldı ki, Cumhuriyet’ten önceki İstiklal Mahkemeleri’ni denetleyecek bir Meclis vardı ve sıkı bir şekilde bu görevini yerine getiriyordu, oysa yeni dönemde Meclis’in de denetimi dışında, emirleri doğrudan doğruya Gazi Paşa’dan alan bir mahkeme ve üyeleri söz konusuydu. Kimsenin hesap soramadığı, yetkileri neredeyse sonsuz, temyizi olmayan bir terör mahkemesiydi bu. Sürece veya kararlara müdahale eden başbakan bile olsa mahkeme tutuklayabiliyordu. Nitekim Başvekil İsmet Paşa, tutuklu arkadaşı Kâzım Karabekir’i polise baskı yaparak serbest bıraktırınca mahkemenin kendisini de tutuklamaya kalktığını ve ancak Reisicumhur’un araya girmesiyle bağışlandığını hatırlamak gerek. Keza Adana Valisi Hilmi Uran da iki sanığı ödeneği olmadığı gerekçesiyle Ankara’ya gönderemediği için tutuklanmak istemişti. Tek bir otoriteden emir alarak hareket eden mahkemede korkunç adli hataların yaşanması kaçınılmazdı. Bunlardan birisini bize, “Atatürk’ün silah arkadaşı” diye bilinen Ali Fuat (Cebesoy) Paşa “Siyasi Hâtıralar”ının 2. cildinin 217. sayfasından itibaren dehşet içinde anlatır. &#160; İtiraza idam cezası Cebesoy, Atatürk’e suikast davasında idamla yargılananlardan biriydi. İdamlıklar ayrıldıktan sonra İzmir’de bir ambara tıkılmıştır İstiklal Savaşı’nın anlı şanlı generalleri. “Herkeste bir şaşkınlık hali vardı.” diyor ve devam ediyor Cebesoy: “Hepimiz perişan olmuş bir ruh hali içinde idik. Omuzlarımız âdeta çökmüştü. Ağzımızı bıçak açmıyordu. Büyük bir felaketten kurtulabildiğimize inanamıyorduk. Bir aydan beri paşa rütbesine yükselmiş şerefli birer asker oluşumuz, teşrii masuniyetimiz (dokunulmazlığımız), mazideki hizmetlerimiz, şahsiyetimiz, hepsi hepsi unutulmuştu. Şerefsiz, adi, hakir bir mevkie düşürülmek isteniyorduk.” Mahkemede adaletin a’sının dahi olmadığını belgeleyen çarpıcı bir olaya da tanık olmuştur Cebesoy. Milli Mücadele’nin kahramanlarından İsmail Canbulat ile Halis Turgut, kendilerine verilen 10’ar yıl sürgün cezasına itiraz etmeye kalkmışlar. Cebesoy fazla kurcalamamalarını söylemiş. “Hakkımızı arayacağız!” demişler. “Töhmet altında yaşayamayız.” Biraz sonra mübaşir çağırır kendilerini savunmaları için. “Hışım gibi kapıya doğru atıldılar.” der Cebesoy. Ertesi sabah merakla iki kader arkadaşını aramaktadır gözleri. Kendisi o iç yakıcı sahneyi şöyle anlatır: “Buz gibi bir şey başımdan aşağı dökülmüştü. 10 sene sürgün cezasının ağırlığına tahammül edemeyen ve bunun için tekrar mahkemenin huzuruna çıkan bu iki arkadaşa verilen yeni ceza korkunçtu: İdam.” 60 yıl kadar önce yayımlanan kitabında M. Philips Price, “Türkiye’nin hizaya getirilmesi için bir süre bir diktatöre ihtiyacı olduğu iddia edilebilirdi. Fakat Türkiye tarihinin bir dönemini kirleten bu gibi şahsî intikam fiillerine ihtiyacı yoktu.” diye yazıyor ki, İstiklal Mahkemeleri’nin bir intikam aracı olarak kullanıldığına berrak bir ışık tutmuş oluyor. Artık ders kitaplarındaki küfleri temizlemenin zamanı gelmedi mi? 27 Ekim 2013]]></description>
		
					<wfw:commentRss>http://www.mustafaarmagan.com.tr/genel/istiklal-mahkemelerinde-adalet-var-miydi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İstiklal Mahkemesi, sanıkları asabilmek için yürürlüğe girmemiş kanuna sarılmış</title>
		<link>http://www.mustafaarmagan.com.tr/genel/istiklal-mahkemesi-saniklari-asabilmek-icin-yururluge-girmemis-kanuna-sarilmis/</link>
					<comments>http://www.mustafaarmagan.com.tr/genel/istiklal-mahkemesi-saniklari-asabilmek-icin-yururluge-girmemis-kanuna-sarilmis/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Armağan]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 11 Mar 2012 03:40:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[İstiklal Mahkemesi]]></category>
		<category><![CDATA[Kemal Tahir]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.mustafaarmagan.com.tr/?p=4969</guid>

					<description><![CDATA[Nobel Ödüllü romancı William Faulkner öyle demiş: &#8220;Biz tarihe doğru gitmeyiz, tarih dalgalar halinde üstümüze gelir ve bizi geleceğe doğru iter.&#8221; Türkiye&#8217;nin son yıllarda içine girdiği tarihe dönüş eğilimi, bu sözün ışığında yeniden düşünülmeli. Uzun bir süre tarihin önüne set çekilebileceği sanıldı, lakin sular artık barajın üstünden boşalmakta, bizi de beraberinde sürüklemekte. Ne demek mi istiyorum? Şunu: &#8220;Muhteşem Yüzyıl&#8221; dizisinin izlenme rekorları kırmasının ardından &#8220;Fetih 1453&#8243;ün tüm zamanların gişe rekorlarını alt üst etmiş olması, tarihin üstümüze doğru dört nala geldiğinin en somut göstergesi oldu. Ardından TRT, bu yarışa Kemal Tahir&#8217;in &#8220;Kurt Kanunu&#8221; romanını diziye uyarlayarak katıldı. İzmir Suikastı ve İttihatçıların temizlenmesi operasyonu çevresindeki olayları işleyen &#8220;Kurt Kanunu&#8221;, kaçınılmaz olarak yakın tarihin kara deliklerinden birini daha tartışmaya açmış oldu. İyi de oldu. &#8220;Kurt Kanunu&#8221; Kemal Tahir&#8217;in İttihatçı-Kemalist kapışmasının son raundunu ortaya sermesi bakımından olduğu gibi yakın tarihin önemli dönüm noktalarına ilişkin yalın ve keskin eleştirilerini de gündeme getirmesi bakımından cesurca kaleme alınmış bir eserdir. Romanın bazı cümlelerinin altını ısrarla çizmek gerekir. Mesela idam edilen Kara Kemal şöyle diyor romanda: &#8220;Halifeyi İngilizler alıp gittiler de halifeliğini neden sürdürmediler?&#8230; Bu halifeliğin kaldırılması işi, görünürde, bizden çok Müslüman sömürgeleri olan büyük devletlerin işine gelse gerek&#8230; Halifelik sürüp çıkarılırken, Fener Patrikhanesi&#8217;nin İstanbul&#8217;da bırakılmasına akıl erdirmek zordur.&#8221; Nasıl? Geçen hafta &#8220;Hilafetin kaldırılmasını İngilizler mi istemişti?&#8221; başlığı altında yazdıklarımı üç cümlede özetleyiveriyor, değil mi? Kemal Tahir, içinden geçenleri Kara Kemal&#8217;e cesaretle söyletmeye devam eder: &#8220;Hakkımızda karar çoktan verilmiş&#8230; Yani Osmanlı İmparatorluğu&#8217;nu yıkma, halifeliği ortadan kaldırma kararı&#8230; Ama ne olursa olsun, bir dünya imparatorluğu bizim (İttihatçıların) elimizde parçalandı. 400 milyon İslamlığın halifeliği kaldırıldı ortadan&#8230; Sorumlusu biziz. Suç ne kadar büyükse çekilecek cezanın da o kadar büyük olması gerekir&#8230; Bu anda, yüzüme vuran darağacı gölgesi, suikast suçlusu olduğumdan değildir Emincim&#8230; Büyük suçun gölgesidir bu&#8230;&#8221; Kemal Tahir&#8217;in &#8220;büyük suç&#8221; dediği, Osman-lı&#8217;nın batırılması ve hilafetin kaldırılmasıdır ve Kara Kemal farkına varmadan buna hizmet ettiğinin vicdan azabını yaşamaktadır. Bu kadar net&#8230; Ona göre İttihatçılar gerçekte bu suçun cezası olarak asılacaklardır! Aynı suikast davasında asılan Ziya Hurşid&#8217;in ağabeyi Ahmet Faik Günday&#8217;ın geçen yıl Bengi Yayınları tarafından çıkarılan &#8220;İki Devir Bir İnsan&#8221; adlı hatıratı (Hazırlayan: Süleyman Beyoğlu) İzmit Suikastı davası hakkında ilginç açıklamalarda bulunur. Faik Bey aynı davada yargılanıp beraat etmiştir. Suikast davası hakkında şu ilginç açıklamaları yapıyor (sadeleştirdim): İzmir Suikasti davası görülürken henüz yürürlüğe girmemiş olan yeni Ceza Kanunu&#8217;na göre asılanların fotoğrafları 16 Temmuz 1926 tarihli gazetelerin ilk sayfasını boydan boya kaplamıştı. &#8220;Bu İstiklal Mahkemesi&#8217;nin hükümleri tamamen yasa dışıdır. Öncelikle yürürlükte bulunan eski Ceza Kanunu&#8217;na göre hüküm vermek mecburiyetinde olan mahkeme, henüz yürürlüğe girmeyen yeni Ceza Kanunu&#8217;na göre idam hükmü veremezdi. Yürürlükte olmayan Ceza Kanunu&#8217;nda idam hükmü olduğu için mahkeme ona göre hüküm vermiştir.&#8221; Faik Günday&#8217;ın kastettiği hukuksuzluk şudur: İstiklal Mahkemesi, İzmir Suikastı davasında idam kararını verdiği tarihte, yani Temmuz 1926&#8217;da Şubat ayında kabul edilen yeni Ceza Kanunu henüz yürürlüğe girmiş değildi. Yürürlüğe girme tarihi, 4 Ekim 1926 olarak belirlenmiştir kanunda. Fakat mahkeme, bir hukuksuzluk şaheseri ortaya koymuş, yürürlükteki Ceza Kanunu&#8217;na göre idam hükmü veremeyeceği için henüz yürürlüğe girmemiş olan ve yürürlüğe girmesine daha 3 ay bulunan yeni Ceza Kanunu&#8217;na göre vermiştir idam hükümlerini. Böylece aynı yılın Şubat&#8217;ında İskilipli Atıf Hoca&#8217;yı kanundan 1,5 yıl önce yazdığı kitabından dolayı idam eden mahkeme, bu defa da yürürlüğe girmemiş bir kanuna dayanarak (!) adam asmakta bir sakınca görmemiştir! Faik Günday, kardeşi dahil idam edilenlerin &#8216;demokrasi şehitleri&#8217; olduğunu yazmakta ve bu hakikatin bir gün ortaya çıkacağını savunmaktadır. Bu kadar da değil. Sonradan Muhasebat Umum Müdürlüğü de yapmış olan Selanik doğumlu İhsan Pırnar, hatıralarında İzmir Suikastı davasının arkasındaki gerçek niyeti ortaya koyar. Pırnar&#8217;a göre mahkeme sürecinde şu gariplikler yaşanmıştır: 1) Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Paşa mahkeme süresince İzmir Çeşme&#8217;dedir. Başta İsmet Paşa olmak üzere hükümet üyeleri ve mahkeme başkanı ile sık sık görüşmekte, Ali Çetinkaya, ondan aldığı emre göre mahkemeyi yürütmektedir. 2) Mahkemenin konusu suikast iken, Terakkiperver Partisi&#8217;nin kurulması, muhalefetleri, vaktiyle Mustafa Kemal Paşa&#8217;nın isteği üzerine İttihatçıların Cavid Bey&#8217;in evinde toplanarak seçim beyannameleri hazırlamaları suikast tertibi olarak yorumlanmakta, amacın bütün rakiplerin yok edilmek istendiği anlaşılmaktadır. Yargılamaları bizzat takip ettiğini söyleyen İhsan Pırnar&#8217;ın edindiği kanaat de önemlidir: &#8220;Suikast tamamen ve yalnızca Ziya Hurşit tarafından tertip edilmiş, kandırdığı ve hırslandırdığı bir- iki serseri de bu teşebbüse katılmış; bu fırsattan istifade edilerek siyasî rakiplerin bertaraf edilmesine gidilmiş ve bu maksat da büyük ölçüde temin olunmuştur.&#8221; (Baba Oğul Anıları 1, İzmir, 2010, s. 103.) İhsan Pırnar&#8217;a göre, &#8220;Bu olaydan sonra Mustafa Kemal Paşa artık hudutsuz bir kudret ve otorite kazanmıştır. Fiiliyatta o, milletin yegane temsilcisidir. Milli irade denen kudret, onun şahsında ve kullanımındadır&#8230; Bu şekilde Meclis, Mustafa Kemal Paşa&#8217;nın tayin ettiği memurlardan oluşan bir hal almıştır. Görevleri, hükümetin, daha doğrusu Mustafa Kemal Paşa&#8217;nın, bütün isteklerini yerine getirmekten ibarettir.&#8221; Son hükmü şudur: &#8220;Mustafa Kemal&#8217;in Milli Mücadele&#8217;deki hizmeti birinci derecededir. Yaptığı devrimler de övülmeye değer. Fakat Mücadele&#8217;de beraber çalıştığı&#8230; arkadaşlarını bertaraf ederek idare mekanizmasını adil usul ve sistemlerden uzaklaştırarak keyfî şekilde yürütmesinin, memlekete yaptığı büyük iyiliklere karşılık olarak zararları da olmuştur.&#8221; İzmir Suikastı davasının neye hizmet ettiğini ancak bir Selanikli bu kadar içeriden teşhis edebilirdi! 11 Mart 2012, Pazar]]></description>
		
					<wfw:commentRss>http://www.mustafaarmagan.com.tr/genel/istiklal-mahkemesi-saniklari-asabilmek-icin-yururluge-girmemis-kanuna-sarilmis/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>2</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
