<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Kazım Karabekir&#8217;in Gözüyle Yakın Tarihimiz &#8211; Mustafa Armağan &#8211; Kişisel Web Sitesi</title>
	<atom:link href="http://www.mustafaarmagan.com.tr/etiket/kazim-karabekirin-gozuyle-yakin-tarihimiz/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.mustafaarmagan.com.tr</link>
	<description>Tarihle Birlikte Düşünmek...</description>
	<lastBuildDate>Thu, 30 May 2013 21:26:47 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.0.8</generator>

<image>
	<url>http://www.mustafaarmagan.com.tr/wp-content/uploads/2017/11/cropped-mustafa-armagan-icon-32x32.png</url>
	<title>Kazım Karabekir&#8217;in Gözüyle Yakın Tarihimiz &#8211; Mustafa Armağan &#8211; Kişisel Web Sitesi</title>
	<link>http://www.mustafaarmagan.com.tr</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Yeniden Gündeme Gelen Kazım Karabekir&#8217;in Hatıraları Yakın Tarihi Değiştirebilir</title>
		<link>http://www.mustafaarmagan.com.tr/genel/yeniden-gundeme-gelen-kazim-karabekirin-hatiralari-yakin-tarihi-degistirebilir-2/</link>
					<comments>http://www.mustafaarmagan.com.tr/genel/yeniden-gundeme-gelen-kazim-karabekirin-hatiralari-yakin-tarihi-degistirebilir-2/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Armağan]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 30 Jun 2011 14:32:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[Yankılar]]></category>
		<category><![CDATA[Hasan Hüseyin Kemal]]></category>
		<category><![CDATA[Kazım Karabekir]]></category>
		<category><![CDATA[Kazım Karabekir'in Gözüyle Yakın Tarihimiz]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni aktüel]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.mustafaarmagan.com.tr/?p=4539</guid>

					<description><![CDATA[Son dönemlerde ortaya atılan belge ve bilgiler resmi tarihi değiştirecek ve tarihin yeniden yazılmasına kapı aralayacak gibi. Kurtuluş Savaşı&#8217;nı anlatan Nutuk&#8217;a alternatif olarak Mustafa Kemal&#8217;in silah arkadaşı Kazım Karabekir&#8217;in kaleme aldığı ve her dönem tartışmalar doğuran eseri &#8220;İstiklal Haribimizin Esasları&#8221; kitabı da bu bağlamda yeniden gündemde. Tarihçi Mustafa Armağan &#8220;Kazım Karabekir&#8217;in Gözüyle Yakın Tarihimiz&#8221; kitabıyla çok ses getirecek yeni bir tartışmaya kapı aralıyor. Neden mi? Zira, Karabekir Paşa, &#8220;19 Nisan 1919&#8217;da Trabzon&#8217;a çıktım&#8221; diyerek İstiklal Harbi&#8217;ni kendisinin başlattığını öne sürüyor. Cumhuriyetin ilk dönemlerinde rejim düşmanı olarak görülen, mahkemelere verilen Kazım Karabekir bir defaya mahsus olarak sadece 2009 tarihinde İlker Başbuğ&#8217;un Genelkurmaylığı döneminde anıldı. Ve sonrası gelmedi. O Kurtuluş Savaşı&#8217;na yön veren paşalar arasında hep biraz öksüz bırakıldı. Oysa Karabekir Paşa hatıralarında, Kurtuluş Savaşı&#8217;na büyük katkılar verdiğini; Erzurum, Kars, Ardahan, Sarıkamış, Batum&#8217;u kurtardığını; Sakarya, Dumlupınar, İnönü ve Büyük Taarruz savaşlarına asker ve mühimmat gönderdiğini belirtiyor. Hatta 1919 yılında FatihZeyrek&#8217;te İstiklal Harbi&#8217;nin planını ilk kez İsmet İnönü&#8217;ye anlattığını dile getiriyor. Mustafa Armağan&#8217;ın yeniden tartışmaya açtığı &#8220;İstiklal Harbimizin Esasları&#8221;yla Karabekir Paşa yakın tarihe basit ve yalın ama bir o kadar da tartışmaya hazır bir not düşüyor. İşte paşanın notlarından yakın tarihi değiştirecek açıklamalar&#8230; Vahdettin&#8217;î o ikna etmiş Montrö sonrası İsmet İnönü. Mustafa Kemal ve Kazım Karabekir İstanbul hükümetinin emriyle İstanbul&#8217;a çağırılır. Daha sonra Karabekir İnönü ile Zeyrek&#8217;te buluşuyorlar ve memleket meselelerini konuşuyorlar. O görüşmede Karabekir &#8220;Hepimizin İstanbul&#8217;da olması fecidir. İstanbul&#8217;da ne durumda kalırsanız kalın bir şey yapmak imkansızdır&#8221; der. Bu fikrini daha sonra Mustafa Kemal&#8217;e anlatır ve Mustafa Kemal hak verir. Karabekir&#8217;in fikri Doğu&#8217;da milli hükümet esası kurulduktan sonra kurtuluş için batıya yönelinmesidir. Hatta Sultan Vahdettin&#8217;i de genç komutanların Anadolu&#8217;ya gönderilmesi konusunda o ikna eder. 24 Şubat 1919 tarihinde artık 15. Kolordu&#8217;ya atanmıştır. Karabekir, kendisi Doğu&#8217;ya gittikten sonra &#8220;Erzurum Doğu İlleri temsilcilerinden oluşan bir kongre yaparak ülkenin istilasına karşı hükümet çekirdeği hazırlamak&#8221; gibi siyasi bir planı olduğunu söylerken &#8220;Bir tehlike doğması halinde geçici bir hükümetin kurulmasını, Mustafa Kemal&#8217;in Anadolu Komutanı adını almasını, aynı zamanda Batı Cephesi komutanlığını üstlenmesini, kendisinin de Doğu Cephesi Komutanlığını üstleneceğini&#8221; belirterek askeri bir yapılanma içinde olduğunu da gösterir. Daha sonra tüm bu çalışmaları yapmak üzere Gülcemal vapuruyla İstanbul&#8217;dan ayrılır. Doğu&#8217;ya gittikten sonra &#8220;Erzurum Doğu İlleri temsilcilerinden oluşan bir kongre yaparak ülkenin istilasına karşı hükümet çekirdeği hazırlamak&#8221; gibi siyasi bir planı olduğunu söylerken &#8220;Bir tehlike doğması halinde geçici bir hükümetin kurulmasını, Mustafa Kemal&#8217;in Anadolu Komutanı adını almasını, aynı zamanda Batı Cephesi komutanlığını üstlenmesini, kendisinin de Doğu Cephesi Komutanlığını üstleneceğini&#8221; belirterek askeri bir yapılanma içinde olduğunu da gösterir. Daha sonra tüm bu çalışmaları yapmak üzere Gülcemal vapuruyla İstanbul&#8217;dan ayrılır. Erzurum&#8217;da kongre kararı &#8220;19 Nisan 1919&#8217;da sesiz ve latif bir havada Trabzon&#8217;a çıktım&#8221; derken Karabekir Doğu&#8217;nun durumunun çok kötü olduğunu İngilizlerin Kars&#8217;ı işgal ettiğini, Gürcü ve Ermenilerin sınırları aşarak Türkleri öldürdüklerini söyler. Bu durum karşısında halkın büyük bir tepki içinde olduğunu belirten Karabekir, Trabzon&#8217;da Muhafaza-i Hukuk Cemiyeti&#8217;ni kurduklarını anlatır. Böylelikle &#8220;Erzurum Kongresi&#8217;ne giden ilk ciddi adım&#8221; atılmış olur. Ve kongrenin alt yapı hazırlıkları için Erzurum&#8217;a gidilir. Tüm bu çalışmalar devam ederken Mustafa Kemal de Anadolu&#8217;ya geçer; Tarih 19 Mayıs 1919, yer Samsun. Ancak bir gün öncesinde İzmir&#8217;in işgal haberi gelir ve Erzurum&#8217;da büyük gösteriler yapılır. Karabekir, Mustafa Kemal&#8217;in Samsun&#8217;a çıkmasıyla kendisini de Anadolu&#8217;ya getirtmiş olur ve karşılamak üzere alay ve topçu taburu gönderir. Daha sonra kendisine Cemiyet&#8217;le Erzurum&#8217;da kongre yapma kararını açıklar. Mustafa Kemal&#8217;e &#8220;Milli örgüt teşkilatlanmadan, milli kongre direniş kararı almadan askeri olarak harekete geçmenin Batı tarafından birkaç generalin ayaklanması olarak görülebileceğini&#8221; ifade eder. Günler ilerler ve 3 Temmuz&#8217;da Mustafa Kemal Erzurum&#8217;a gelir. Ancak İstanbul hükümeti Karabekir&#8217;den Mustafa Kemal&#8217;in tutuklanmasını ister. Bu isteği &#8220;Emirleriniz kanunlara uygun değildir&#8221; diyerek geri çevirir. 8 Temmuz&#8217;da ise İstanbul Hükümeti Mustafa Kemal&#8217;e askerlikten çekilmesi yönünde telgraf çeker. Bu sefer Karabekir olayların çirkinleşmemesi için istifa etmesinin uygun olacağını ancak kendisinin askerleriyle birlikte &#8220;emrinde&#8221; olacağını belirtir. 23 Temmuz 1919&#8217;da açılan Erzurum kongresine komutan olduğu için katılamayan Karabekir &#8220;hami&#8221; olarak kongreyi izler. Kongrede Karabekir, Mustafa Kemal&#8217;i Erzurum delegesi yapmak ister ancak Erzurumlular Mustafa Kemal&#8217;in İstanbul Hükümeti&#8217;nin adamı olduğunu söyleyerek kabul etmezler. Daha sonra Karabekir&#8217;in uğraşları sonucu bir delege istifa ettirilir ve Mustafa Kemal delege olarak seçilir. Sevr Antlaşması&#8217;na ilk darbe Kazım Karabekir uluslararası şartların uygunluğunu da gözetleyerek Kars&#8217;ı işgal eden Ermenilerle savaşır. Bu cephede büyük zaferler kazanır ve bunun neticesinde Gümrü, Moskova ve Kars Anlaşmaları imzalanır. 25 Kasım 1920&#8217;de Ermenilerden Sevr Anlaşması&#8217;na koydukları imzayı geri çekmeleri istenir ve 27 Mayıs&#8217;ta bu başarılın Böylelikle Sevr ilk kez Kazım Karabekir&#8217;in zaferleriyle darbe almış olur. Bu zaferler üzerine İsmet İnönü Eskişehir&#8217;den Karabekir&#8217;e bir mektup yazar &#8220;Doğu harekâtı bizi ve davamızı ihya etti. O kadar sıkılmış ve daralmıştık ki nefes alacak deliğe ihtiyaç vardı. Allah&#8217;ın yardımıyla sen o deliği tam bir başarı ve düzenle açtın. Batı&#8217;da sıkıntıdayız Kazım. Malzeme, anarşi, entrika sıkıntıları; tabi en önemlisi malzeme&#8230; Milletimize, tarihimize hediye ettiğin zaferlerle geleceğimizi açmış oldun&#8221; der. Kazım Karabekir de Doğu Cephesi&#8217;nde kazanılan zaferler sayesinde Batı Cephesi&#8217;nin de zafere ulaştığını yazar. Batı cephesine üç tümen gönderildiği halde Doğu&#8217;daki sükûnetin bozulmadığını, Büyük Taarruz&#8217;un Doğu&#8217;dan gönderilen mühimmata dayanılarak yapıldığını söyler. Bitmeyen tartışma Kazım Karabekir tüm bunları &#8220;Tarihe not düşmek&#8221; için hatıralarında anlatır. Hatta Hardvard Üniversitesi kendisinden &#8220;İttihat ve Terakki Cemiyeti&#8221; hakkındaki bilgelerini paylaşmasını ister. Ancak o bunu &#8220;Türkiye&#8217;nin kendi tarihini kendisi yazması gerektiğine inandığı için&#8221; reddeder. Kurtuluş Savaşı&#8217;ndaki hatıralarından yola çıkarak yazdığı &#8220;İstiklal Harbimizin Esasları&#8221; kitabı 1933 yılında daha basılmadan matbaadan toplatılır. Mahkemelere verilir. Erenköy&#8217;deki evinde göz hapsine tutulur. Ama hatıraları her dönem yeniden gündeme gelir. Geçen zamana rağmen anlaşılan o ki bu tartışma bitmeyeceğe benziyor. Bu haber 26 Mayıs 2011 tarihinde Hasan Hüseyin Kemal tarafından Yeni Aktüel Dergisi&#8217;nde yayınlanmıştır. http://www.yeniaktuel.com.tr/top101,244@2100.html]]></description>
		
					<wfw:commentRss>http://www.mustafaarmagan.com.tr/genel/yeniden-gundeme-gelen-kazim-karabekirin-hatiralari-yakin-tarihi-degistirebilir-2/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Mustafa Armağan Karabekir’e Dair Bilinmeyenleri Anlattı…</title>
		<link>http://www.mustafaarmagan.com.tr/genel/mustafa-armagan-karabekire-dair-bilinmeyenleri-anlatti/</link>
					<comments>http://www.mustafaarmagan.com.tr/genel/mustafa-armagan-karabekire-dair-bilinmeyenleri-anlatti/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Armağan]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 30 Jun 2011 14:28:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[Yankılar]]></category>
		<category><![CDATA[Kazım Karabekir]]></category>
		<category><![CDATA[Kazım Karabekir'in Gözüyle Yakın Tarihimiz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.mustafaarmagan.com.tr/?p=4535</guid>

					<description><![CDATA[Asker tarih yazmaz tarih yapar Mustafa Armağan Tarihin Kara Delikleri başlıklı söyleşisinde Kazım Karabekir’e yapılan haksızlıklardan bahsetti. Tarık Zafer Tunaya Kültür Merkezi’nde Mustafa Armağan, Tarihin Kara Delikleri başlıklı bir söyleşi yaptı. Söyleşisinin konusunu, Genel Kurmay Başkanı Işık Koşaner’in 19 Mayıs’ta bir panel sonrası yaptığı açıklama şekillendirdi. 20 Mayıs tarihli gazetelerde,19 Mayıs’ta Kara Harp Okulu Atatürk Amfisinde “Mütareke Dönemi ve İstanbul’dan Samsun’a Uzanan Yolda Mustafa Kemal” konulu panelle ilgili haberler yer aldı. Paneli İlber Ortaylı yönetiyordu ve akademisyenler konuşmacı olarak bulunuyorlardı. Takip ettiğim gazetede konuşmacıların ne konuştuklarına dair bir şey yazmıyordu. Ben de googlede araştırma yaptım. Şunu gördüm ki hiçbir haber metninde Koşaner dışında, panele katılanların söylediklerine yer verilmemişti. Sadece, panele katılanların adları ve sunumlarının konu başlıkları yer alıyordu. Işık Koşaner konuşmacılar arasında yer almadığı halde nasıl oluyor da haberlerin metinleri tamamen onun söylediklerinden oluşuyordu. Asker tarih mi yazar tarih mi yapar? Sebep: Askerin yine görevi olmayan bir alana el atmasıydı. Asker tarih yapar tarih yazmaz ama Sayın Koşaner tarih yazmaya kalkmış ve şu açıklamalarda bulunmuştu: “Gerçeklerin değiştirilmesi ve saptırılmasıyla tarihsel olguların farklılaştırılmak istendiği ve böylece Atatürk ve arkadaşlarının mücadelesine farklı bir anlam yükleyerek alternatif tarih yazılmaya çalışıldığını ibretle ve esefle görüyoruz.” Bu açıklamayı yapmasının sebebi uzun zamandır, yapılan araştırmalar sonucu, Kurtuluş Savaşını Atatürk’ün tek başına başlatmadığına dair belgelerin ortaya çıkmasıydı. Nutuk kaynak gösterilebilir mi? Atatürk’ün yazmış olduğu Nutuk şu cümlelerle başlıyor: “1919 yılı Mayısının 19&#8217;uncu günü Samsun&#8217;a çıktım.” Tarih acaba Nutuk’tan öğrenilebilir mi? Sanırım bu sorunun en iyi cevabını Mustafa Armağan’ın söylediğine göre Yalçın Küçük veriyordu: “Nutuk’un yazıldığı dönemde ona itiraz edecek hiçbir canlı yoktu.” Yine Armağan’ın söylediğine göre elbette itiraz edecek kimse olamazdı; çünkü itiraz edebilecek paşaların hepsi İstiklal mahkemelerinde idamla yargılanmış ve evlerine hapsedilmişti. Kurtuluş Savaşını Karabekir başlattı Söyleşisinde “Kazım Karabekir&#8217;in Gözüyle Yakın Tarihimiz &#8211; İstiklal Savaşı&#8217;nın İç Yüzü” adlı yeni kitabına dair bazı bilgiler aktaran Armağan, Kurtuluş Savaşını Atatürk’ün değil Kazım Karabekir’in başlattığını “Onu Anadolu&#8217;ya gelmeye ben ikna ettim. Hatta bir ay önce, 19 Nisan 1919&#8217;da Trabzon&#8217;a çıktım&#8230;” sözleriyle açıkladı. Mustafa Armağan, Kazım Karabekir’in Kurtuluş Savaşını gerçekleştiren en önemli şahsiyetlerden biri olmasına rağmen Cumhuriyetin ilk yıllarından itibaren tarih sahnesinden nasıl silindiğinden, fotoğrafının bile son yıllara kadar ders kitaplarında yer almadığından, gösterdiği bir fotoğrafla ispat etti. Bir tarih kitabında yer alan “Gazi, İzmir’de annesinin mezarını ilk ziyaretinde” yan başlığıyla (alt başlık değil) verilen fotoğrafın makaslanan kısmında Karabekir’in olduğunu, fotoğrafın tamamını göstererek anlattı. Doğu Cephesi&#8217;nde zafer üstüne zafer kazanan, Sevr&#8217;i yırtan ilk antlaşmanın altına imza atan, özellikle Doğu&#8217;da savaşın gerçek kahramanı sayılan, yetiştirdiği öğrencilerle (Sayıları 6 bini buluyor) tarihte önemli bir yer tutan Kazım Karabekir adına yapılan posterlerden de örnekler gösterdi. Ayrıca Şark cephesinde Karabekir’in kazandığı zaferlerde kendisinin yine görmezden gelinip, zaferi Mehmetçik kazandı diye aktarıldığını, eğer Şark cephesindeki zaferi Mehmetçik kazandıysa Kurtuluş Savaşının da, Çanakkale Savaşının da Mehmetçik tarafından kazanıldığını söyledi.]]></description>
		
					<wfw:commentRss>http://www.mustafaarmagan.com.tr/genel/mustafa-armagan-karabekire-dair-bilinmeyenleri-anlatti/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>2</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yakın Tarihin Sadece Bir Odasını Aydınlatmışız</title>
		<link>http://www.mustafaarmagan.com.tr/genel/yakin-tarihin-sadece-bir-odasini-aydinlatmisiz/</link>
					<comments>http://www.mustafaarmagan.com.tr/genel/yakin-tarihin-sadece-bir-odasini-aydinlatmisiz/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Armağan]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 30 Jun 2011 14:18:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[Yankılar]]></category>
		<category><![CDATA[Kazım Karabekir]]></category>
		<category><![CDATA[Kazım Karabekir'in Gözüyle Yakın Tarihimiz]]></category>
		<category><![CDATA[Tarih Odasi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.mustafaarmagan.com.tr/?p=4528</guid>

					<description><![CDATA[Tarihçi Armağan, Kocaeli&#8217;de verdiği konferansta, &#8220;Tek odaklı bir tarih, tarihin ancak bir kısmını aydınlatabilir, biz de sadece bir odayı aydınlatmışız&#8221; dedi. Tarihçi Yazar Mustafa Armağan, Kocaeli Kitap Fuan&#8217;nda &#8220;Kazım Karabekir&#8217;in gözüyle yakın tarih&#8221; konulu bir konferans verdi. Mustafa Armağan, Kazım Karabekir Paşa&#8217;nın milli mücadeleyi başlatmak amacıyla 12 Nisan 1919 günü &#8220;Gülcemal&#8221; vapuruyla İstanbul&#8217;dan yola çıktığını, 17 Nisan&#8217;da Samsun&#8217;a, 19 Nisan&#8217;da da Trabzon&#8217;a vardığını söyledi. Mustafa Armağan, &#8220;Eğer Karabekir Paşa savaştan sonra iktidan ele geçirmiş olsaydı belki de biz 19 Mayıs yerine 19 Nisan&#8217;ı İstiklal Savaşı&#8217;nın başlangıç tarihi olarak okuyacak, Bandırma Vapuru yerine Gülcemal&#8217;i hatırlayacak, kutlamalan ise Samsun yerine Trabzon&#8217;da yapacaktık&#8221; dedi. &#8220;Tek odaklı bir tarih, tarihin ancak bir kısmını aydınlatabilir&#8221; diyen Mustafa Armağan, şöyle konuştu: &#8220;Bir konak düşünün. Biz sadece bir odasını aydınlatmışız, diğerleri karanlık. Elektrik bağlatmıyoruz, bağlatılmasına da karşı çıkıyoruz. Bu durumda o konağın tamamını temsil ettiğimizi nasıl iddia edebiliriz?&#8221; Armağan, konağın tüm odalanna elektrik bağlanmasını, herkesin konuşup, içini dökmesini de istedi. Yeni Şafak Gazetesi / Davut Şahin]]></description>
		
					<wfw:commentRss>http://www.mustafaarmagan.com.tr/genel/yakin-tarihin-sadece-bir-odasini-aydinlatmisiz/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kazım Karabekir&#8217;in Gözüyle Yakın Tarihimiz</title>
		<link>http://www.mustafaarmagan.com.tr/genel/kazim-karabekirin-gozuyle-yakin-tarihimiz/</link>
					<comments>http://www.mustafaarmagan.com.tr/genel/kazim-karabekirin-gozuyle-yakin-tarihimiz/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Armağan]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 30 Jun 2011 14:02:19 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[Yankılar]]></category>
		<category><![CDATA[izmirtime.com]]></category>
		<category><![CDATA[Kazım Karabekir'in Gözüyle Yakın Tarihimiz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.mustafaarmagan.com.tr/?p=4522</guid>

					<description><![CDATA[Sizi bilmem ama yakın tarihle ilgili kitaplar benim her zaman ilgimi çekmiştir. Bunda her sene okutulan zorunlu İnkılâp Tarihi dersinin de etkisi var, diye düşünüyorum. Siz nasıl düşünürsünüz bilmem ama bence komik bir derstir inkılâp tarihi. Kitapta anlatılanların çoğunun kurgu olduğunu dersi anlatan öğretmen de onu dinleyen öğrenciler olarak bizler de biliriz. Ama kimse kralın çıplak olduğunu itiraf etmez. Sınıfta sürüp giden bu sessizlik oyunu okul dışında bozulur. Her kafadan alternatif bir ses çıkar. Acaba gerçek nedir, sorusuyla derin bir merak kemirir içimizi. Kurtuluş Savaşı ve Cumhuriyetin ilk yılları ile ilgili kitapları popüler kılan da bu meraktır zaten. Yakın Tarihimiz sadece akademik dünya ya popüler malzemeler sunmakla kalmaz. Merkez medyada da meşhur olmak isteyene sonsuz fırsatlar sunar. Dikkat edin en az takip edilen köşe yazarı bile, bu konuda birkaç kalem şakırdatsa birden ilgi odağı haline gelir. Görüşleri ciddiyetle takip edilen, konferanslara çağrılan bir fikir önderi olur. Bütün bu ilginçlikler bile Yakın Tarihimiz konusu üzerinde yeniden çok yönlü ve objektif bir değerlendirme yapılarak Her seviyedeki Eğitim müfredatına sokulması böylece bu konudaki açlığın ve kafa karışıklıklarının giderilmesi gereğini göstermiyor mu? Bu hafta sizlerle paylaşmak istediğim kitap bu çerçevede alternatif bir görüşü dile getiriyor. Kitabın adı Mustafa Armağan’ın son çıkan eseri Kazım Karabekir’in Gözüyle Yakın Tarihimiz. Timaş yayınlarından çıkan bu kitap son günlerde bir hayli popüler olacağa benziyor. Dedim ya bu konu daha çok su kaldırır. Tabiî ki usta yazar Mustafa Armağanın kalem gücü kitabı yeknesak vakanüvist yaklaşımdan kurtarmış. Kazım Karabekir’in özel yaşamıyla birleştirilen tarihi tanıklıklar olayları sunumundaki inandırıcılığını arttırmış. Tarihimizde Kazım Karabekir ve Doğu Cephesi Zaferi yok gibidir. Okuyanlar bilirler sanki doğuda birkaç küçük çarpışma olmuş, sonunda da Gümrü ve Moskova anlaşmalarıyla bu sorun kolayca halledilmiş gibi sunulur. Keza Güney de verilen gerilla savaşıda birkaç cümleyle ve Şanlı, Gazi gibi birkaç şehir adıyla geçiştirilir. Oysa bu bölgelerde verilen mücadele ve yapılan fedakârlık Batı Cephesinden daha az değildir. Fakat Zaferden sonra adeta bu cephelerden bir kahraman çıkması istenmemiştir. Allahtan Sütçü İmam da Şahin Bey de Şehit olmuşlardır. Böylece isimlerini kullanmak ta bir sakınca kalmamıştır. Doğu Cephesinin önemsizleştirilmesi ve Kazım Karabekir’in de suikast iddialarıyla lekelenmesine birde bu açıdan bakmakta yarar var diye düşünüyorum. Kazım Paşa: Milletçe topyekun fedakarlıklarla kazanılan Zaferden sonra bütün işler tek kişiye mal edilerek milletin bu günü ve yarını tek ele teslim edilmiştir. Böylece hürriyet ve hakikat zincirlenerek zindana atılmıştır. Diyerek Tarih biliminin görevini de ortaya koyuyor bir taraftan. Evet, Tarihin amacı şeref madalyaları dağıtmak olmamalı bence. Olmuş olanları tarafsız bir gözle gelecek kuşaklara yansıtmak onlara bırakabileceğimiz en önemli mirastır. 1930 lu yılların çarpık düşünce dünyalarını yansıtan militarist eğitim sistemimiz ile tek adam, ulu önder yaklaşımlı İnkılâp Tarihi saplantımızın sonucu, düşünce hayatına zarar verilen, sonra da feda edilen nesiller ülkesidir Türkiye. Önce ilerici-gerici sonra sağcı-solcu, bu günlerde Kürtçü -Türkçü feda edilen ne çok genç hayat, akıp duran hiçlik pınarına kattılar kanlarını. Gelecek nesillere dürüst ve duru bir tarih bırakma çabasıyla yakın tarihimize farklı bir pencere açan kitabı ben severek okudum. Sizlerede okumanızı tavsiye ediyorum. Kitaplarla kalın. Bu haber 29 Haziran 2011 tarihinde Ali Bedel tarafından izmirtime.com&#8217;da yayınlanmıştır.]]></description>
		
					<wfw:commentRss>http://www.mustafaarmagan.com.tr/genel/kazim-karabekirin-gozuyle-yakin-tarihimiz/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Karabekir&#8217;siz tarih olmaz</title>
		<link>http://www.mustafaarmagan.com.tr/genel/karabekirsiz-tarih-olmaz/</link>
					<comments>http://www.mustafaarmagan.com.tr/genel/karabekirsiz-tarih-olmaz/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Armağan]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 11 Jun 2011 16:51:39 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[İstanbul'un Kurtuluşu]]></category>
		<category><![CDATA[İstiklâl Savaşı]]></category>
		<category><![CDATA[Kazım Karabekir]]></category>
		<category><![CDATA[Kazım Karabekir'in Gözüyle Yakın Tarihimiz]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa Armağan Söyleşi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.mustafaarmagan.com.tr/?p=4477</guid>

					<description><![CDATA[Mustafa Armağan Kazım Karabekir&#8217;in Gözüyle Yakın Tarihimiz isimli kitabında İstiklal Savaşı&#8217;mızın iç yüzünü ve unutturulmak istenen bir Paşa&#8217;nın yaşadıklarını anlatıyor. Armağan, yakın tarihimize farklı ve yeni bir pencereden bakma imkanı sunuyor &#160; HARUN KARABURÇ Yayımladığı tarih kitaplarıyla tanınan araştırmacı yazar Mustafa Armağan&#8217;ın yeni kitabı çıktı. Kazım Karabekir&#8217;in Gözüyle Yakın Tarimiz isimli kitapta Armağan, 1918-1922 dönemini Paşa&#8217;nın penceresinden anlatıyor. İstiklal Savaşı&#8217;nda Doğu Cephesi&#8217;nde askeri ve siyasi alanda pek çok başarı elde eden Kazım Karabekir Paşa&#8217;nın haksızlığa uğradığını ve unutturulmak istendiğini söyleyen Mustafa Armağan, Paşa&#8217;nın kaleminden yazılan belgelere de yer veriyor. Karabekir&#8217;in yaptıklarının ders kitaplarında sınırlı bir şekilde yer verildiğine ve daha sonra olanlara, Kazım Karabekir&#8217;in yazdıklarının kitaplarda yer almadığına da dikkat çeken yazar, &#8220;Karabekir Paşa hain mi? Değil. Yalancı mı? Değil. Şerefsizin, alçağın teki mi? Bunu da söyleyemiyorlar. O zaman kardeşim, yazdıklarını neden hiç dikkate almıyorsunuz? &#8221; diyor. Yakın tarihimizi daha iyi anlamamız ve İstiklal Savaşı&#8217;mızın iç yüzünü görmemiz açısından Mustafa Armağan&#8217;ın Timaş Yayınları arasından çıkan Kazım Karabekir&#8217;in Gözüyle Yakın Tarihimiz herkesin kitaplığında bulunması gereken bir araştırma kitabı. Kazım Karabekir&#8217;in resmi tarihe muhalefet ettiği anı kitaplarının onun gizemini bir kat daha artırdığını ve orada bir &#8216;düğüm&#8217;ün olduğunu ve bu düğümün bir türlü çözülemediğini söylüyorsunuz. Bunu biraz açar mısınız? Nedir o düğüm? Düğüm dediğim şudur: Bu anılar sahtedir denilemiyor, zira sağlığında bizzat yazmış, hatta yazdıkları, 1933 gibi yeni rejimin kendini en güçlü hissettiği bir tarihte basına kadar yansımış. İstiklal Harbimizin Esasları adıyla bastırdığı kitabı göz göre göre yaktırılmış. Demek ki, Karabekir Paşa&#8217;nın bu kitapları yazdığından kimsenin kuşkusu yok. Ancak enteresan olan taraf, yazdıklarının içeriği kabul görmüyor, İnkılap tarihlerinden ısrarla dışlanıyor. Ben de diyorum ki: Karabekir Paşa hain mi? Değil. Yalancı mı? Değil. Şerefsizin, alçağın teki mi? Bunu da söyleyemiyorlar. O zaman kardeşim, yazdıklarını neden hiç dikkate almıyorsunuz? TARİHE YENİ BİR PENCEREDEN BAKMAK Tarihe Kazım Karabekir Paşa gözüyle bakmanın, onun penceresinden anlamaya çalışmanın ve anlamanın menfi ya da müspet yanları neler olabilir sizce? Öncelikle Türkiye&#8217;de İnkılap tarihinin ters duran bir piramit gibi olduğunu tespit etmekte yarar var. Geniş bilgi yığını en tepede ama bütün bu yığının üzerinde durduğu üçgenin en dar yeri en altta ve tek bir kitabı, bir hatıratı esas alıyor: Nutuk&#8217;u. Bir tek kişinin -üstelik o kişi bu tarihi yapan aktördür aynı zamanda- yazdığı tarih, binlerce kişinin ve belki milyonlarca belgenin ortaya koyduklarının tek ölçütü nasıl olabiliyor? Tek bir kişinin haklılığını ve büyüklüğünü kanıtlamak için seferber edilmiş bir tarihtir yakın tarihimiz. Ama tarihe böyle bir &#8216;görev&#8217; verilemez ki? Tarihin bin bir türlü başka işi vardır. Dolayısıyla aslında değerli bir tarih belgesi niteliğindeki Nutuk&#8217;un 1927 gibi çok erken bir tarihte, daha olaylar tarihin görme alanına girmeden tarihi yazmış ve bitirmiş olması, hatta aynı zamanda diğer anlatıların susturulmuş olması, bugün temel tarih problemimizi oluşturuyor. Şimdi asıl sorunuza geliyorum: Bu problemi çözebilmek için bizim mümkün olduğu kadar fazla sesi tarih alanına dahil etmemiz gerekiyor ki, kısmen bir denge kurulabilsin. Bunu başarmadan yakın tarihin bir &#8220;tarih bilimi&#8221; haline gelmesi olası gözükmüyor. Bu nedenle Mustafa Kemal&#8217;in yazdıklarını, Kazım Karabekir, Ali Fuat Cebesoy, Rauf Orbay ve İsmet İnönü&#8217;nün vd. hatıralarının yanına koyarak okumak gerekir. Ben bu kitapta Kazım Karabekir&#8217;in gözüyle 1918-1922 dönemini, yani İstiklal Savaşı&#8217;nın içyüzünü anlatmayı denedim. Yakın tarihe tek pencereden baka baka yorulanlara yeni bir pencereden bakma imkânını sunmak istedim. İstanbul&#8217;un kurtuluşu 6 değil 2 Ekim Kazım Karabekir&#8217;i unutturma çabaları içinde olunduğunu söylüyorsunuz. Karabekir Paşa neden unutturulmak isteniyor? Ç ünkü kimseye gebe değil, kimsenin lutfuyla bir yerlere gelmiş değil. Alnı açık, başı dik. Bunun için gerektiğinde Mustafa Kemal&#8217;e dahi karşı çıkıyor, ondan hesap sorabiliyor, eleştirebiliyor. Tabii bu yüzden de tasfiyeye uğruyor, Lozan&#8217;a gönderilmiyor vs. O da muhalefete geçiyor. Terakkiperver Cumhuriyet Partisi&#8217;nin başkanı olarak muhalefetine devam ediyor. O da kapatılıyor ve bir suikast bahanesiyle idamla yargılanıyor. Kendisine bağlı askerlerin ihtilal çıkaracağı tehdidi üzerine beraat ettiriliyor, aksi halde belki de asılacaktı. Emekli ediliyor ve kapısına hafiyeler dikilerek hayattan tecrit ediliyor. Siyaseten bitiriliyor. İşte 1927&#8217;den 1933&#8217;e kadar sürecek olan bu ilk tecrit döneminde süreli eser yazıyor Paşa. Yalnız unutturmanın sadece Kazım Karabekir&#8217;e değil, diğer muhalif İstiklal Savaşı kahramanlarına da uygulandığını söylememiz lazım. Mesela Selahattin Adil Paşa, hem Çanakkale kahramanı, hem İstiklal Savaşı&#8217;nda emekleri olan birisi. Düşünün, İstanbul&#8217;u İngilizlerden o teslim alıyor. Ne zaman? Ekim&#8217;in 2&#8217;sinde. Peki biz neden 2 Ekim&#8217;i değil de, 6 Ekim&#8217;i kutluyoruz İstanbul&#8217;un kurtuluş yıldönümü için? Hiç düşündünüz mü? Herhalde 2 Ekim demiş olsak Selahattin Adil Paşa&#8217;nın adı bir yerlerde anılacak diye korkmuşlar ve ordumuzun İstanbul&#8217;a giriş tarihini esas almışlar. Kitabın &#8220;1920&#8217;de Cumhuriyet&#8217;i Kim İstedi?&#8221; Bölümünde az da olsa Kürtlerin milli davaya ne kadar sadık kaldıklarına değiniyorsunuz. Bugün gündemleri meşgul eden Kürt sorununa siz nereden bakıyorsunuz? Karabekir Paşa&#8217;yla paylaştığım nokta, Kürt sorunu&#8217;nun imal edildiği bir, ihmal edildiği iki. Eğer Cumhuriyet gerçekten halkın Cumhuriyeti olarak kurulmuş olsaydı, bu halkın iki büyük Müslüman unsurdan oluştuğunu ve ancak onların haklarını korumak üzerine bina edilirse bu yapının uzun ömürlü olabileceğini görürdük. Olmadı, bir halk &#8216;yaratmak&#8217; ve onun ölçütlerine uymayanları &#8216;asimile etmek&#8217; şeklinde benimsenen yol, bizi bu günlere getirdi. İşte Karabekir daha 1920&#8217;lerin başından itibaren Kürt meselesine dair yazdığı rapor ve tekliflerde bu meselenin bir bilgi meselesi olduğunu ve Kürtlerle ilgili araştırmaların henüz elimizde olmadığını söylüyor, ikincisi, ihmal edildiklerini defalarca dile getiriyordu. Tabii o devirde kimsenin onu dinlemeyecek hali yoktu; raporları da okunmadan çöp sepetine atıldı. Sonuç: Bir de baktık, haritamızın bir köşesi yırtılmış. Osman Baydemir geçenlerde çarpıcı bir açıklama yaptı: &#8220;Biz tokalaşabileceğiniz son kuşağız. Bizden sonrakiler bizden çok daha ileri taleplerle karşımıza çıkıyor ve bizi de beğenmiyorlar&#8221; dedi. Bilmiyorum, birileri bunu duydu mu? Arkası gelecek Kazım Karabekir Paşa&#8217;nın Milliyet gazetesindeki bir yazı dizisinde kendisine karşı yapılmış meydan okumasına bir mektupla cevap veriyor. &#8220;Milliyet Gazetesi Umum Neşriyat ve Yazı İşleri Müdürlüğüne Erenköy- 30 Nisan 1933 Efendim, &#8230; Fakat yazının devamı yok. O satırlarda Karabekir Paşa neler anlatıyordu? Bu parça, Karabekir&#8217;in 1933 yılında Milliyet gazetesinde kendi aleyhine başlayan kampanyaya verdiği cevabın başlangıç kısmıdır. Yani Karabekir&#8217;in kalemle başladığı savaşın ilk cümlesi. Bunun arkası gelecek ama sanırım onu benim kalemimden okumak için bir süre beklemeniz gerekecek. Zira Paşa&#8217;nın 1922-1933 arasında yaşadıklarını ikinci ciltte anlatacağım. Bunun için sonbahara kadar beklemeniz gerekiyor. Asıl tartışma bu ciltte kopacak, haber vereyim. YAYIN TARİHİ: 11.06.2011]]></description>
		
					<wfw:commentRss>http://www.mustafaarmagan.com.tr/genel/karabekirsiz-tarih-olmaz/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kâzım Karabekir&#8217;in En Büyük Kırgınlığı Atatürk&#8217;e Oldu</title>
		<link>http://www.mustafaarmagan.com.tr/genel/kazim-karabekirin-en-buyuk-kirginligi-ataturke-oldu/</link>
					<comments>http://www.mustafaarmagan.com.tr/genel/kazim-karabekirin-en-buyuk-kirginligi-ataturke-oldu/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Armağan]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 10 Jun 2011 13:42:40 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[Yankılar]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[Kazım Karabekir]]></category>
		<category><![CDATA[Kazım Karabekir'in Gözüyle Yakın Tarihimiz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.mustafaarmagan.com.tr/?p=4474</guid>

					<description><![CDATA[Tarihçi Mustafa Armağarîın yazdığı &#8216;Kâzım Karabekir&#8217;in Gözüyle Yakın Tarihimiz&#8217; kitabı yine gündemi uzun süre meşgul edecek&#8230; Kazım Karabekir&#8217;i resmî ideoloji bakımından &#8220;dikenli biri&#8221; olarak nitelendiriyorsunuz ve ekliyorsunuz: Resmi ideoloji ne avucuna alabiliyor onu, ne de bırakabiliyor. Bu durumu neye bağlıyorsunuz? Kesinlikle dikenli biri Karabekir Paşa, Çünkü bağırlarına basmalarına engel olan iğneli taraflan çok. Ancak tamamen reddedip dışarıya da bırakamıyorlar, çünkü bildiği çok şey var. Derin biri. Birlerinin onu kullanmasından ödü kopuyor resmi ideolojinin. 2009 yılında Org. İlker Başbuğ Kâzım Karabekir&#8217;i 1. Anma Toplantısı düzenlediğinde şaşırmıştım bu cesaretine. Nitekim tepkiler gelmiş olmalı ki, Işık Koşaner gelir gelmez iptal etti toplantıyı. Anlıyorsunuz ki, ciddi bir sıkıntı yaşanıyor. &#8220;Karabekir de kimmiş?&#8221; diyemiyorlar, zira en azından başlangıcında İstiklal Savaşı&#8217;nın belkemiğidir. &#8220;Bizim Paşamız&#8221; da diyemediklerini görüyoruz, zira o zaman hakkım teslim etmeleri gerekecek. Ancak tek adam mitolojisine kendini kaptıranların bunu itiraf etmeleri kolay değil. İşte Karabekir Paşa ile resmi ideoloji arasındaki &#8220;dikenli ilişki&#8221; böyle yasak aşk gibi sürüp gidiyor. Karabekir&#8217;in Erzurum Kongresi&#8217;nde Mustafa Kemal&#8217;in delege seçilmesinde, kabul görmesinde verdiği mücadele ortadayken ne oldu da Karabekir ve Mustafa Kemal farklı kutuplara ayrıldı? &#8220;İhtilallerin çocuklarım yediği&#8221; beylik bir söz olmakla birlikte genel olarak doğrudur. İlk harekete geçenler soma gelenler tarafından ekarte edilir. Liderin gözleri giderek miyoplaşır. Yakınlanna bağlanır. İlk halkadaki kişüerin lidere büyük ölçüde eyvallahlan olmadığı halde, ikinci halka varlık nedenlerini neredeyse tamamen ona borçludurlar. Bu yüzden hakikate değil, lidere sadık kalmak zorundadırlar. Liderler de kendilerinden bir şey istenmesini isterler ki, verdiği karşılıkla çevresini bağımlı hale getirsin. Liderliğin doğasmda olan bir şey bu belki. Karabekir alternatif bir güneş sayıyor kendini. Gezegen değil. Tamam, Mustafa Kemal&#8217;in liderliğini benimsiyor, ona itirazı yok ama ben de kendi çapımda bir güneşim diyor ve bu kimliğiyle tanınmak istiyor. Tek Adama bağımlı olmayan bir İkinci Adam olacağı ümidinde. Eşitlerden ikincisi başka bir deyişle. Ancak Lozan görüşmelerine kendisinin gönderümeyiş sebebini Mustafa Kemal Paşa&#8217;ya sorduğunda aldığı cevap çok manidardır: &#8220;Sen kendi kafanla iş yaparsın, oysa İsmet benim dediğimden çıkmaz.&#8221; Haklıydı Mustafa Kemal. Kâzım Karabekir hakikaten inisiyatif kullanmayı seven biriydi ve muhtemelen Lozan&#8217;a gitseydi büe kısa zamanda geri çağrılır veya aralarındaki kavga çok daha şiddetli patlardı. Karabekir, tarih çarpıtılıyor, gerçekler değiştiriliyor, tarihteki insanların haklan yeniyor, diyor. Kim bunlar? Karabekir, kimleri işaret ediyor? Tabii en başta Mustafa Kemal Paşa&#8217;yı ve Nutuku kastediyor. Daha soma da Tek Adam mitolojisini kurarak onun şemsiyesi alanda kendi tezgahlarım işletenleri. Kars&#8217;ı Ruslardan ve Ermenilerden iki defa kurtaran adamdır Karabekir. Ancak Cumhuriyet döneminde her ilin olduğu gibi Kars&#8217;ın kurtuluşu da törenlerle kutlanır ama Karabekir&#8217;den tek kelime bahis yoktur gazetelerde. Bunu görünce, &#8220;Kendimden vazgeçtim&#8221; diyor, &#8220;ya o şehid ve gazi olan Mehmetçiklerin haklarım nasıl ödeyecekler?&#8221; İsmet Paşa ikili oynuyor. Hem Karabekir&#8217;e karşı hiç bu tarihten silme işleriyle alakası yokmuş gibi davranıyor, öte yandan kendisini ve adamlarını kitaplara doldurmak için kıyasıya mücadele veriyor. 1931 tarihli liseler için basılan Tarih IV adlı kitaba bakarsanız, İsmet Paşa&#8217;yı İstiklal Savaşı&#8217;mn ikinci ismi olarak görürsünüz. İnsanların hanzalanyla alay etmektir bu. İsmet Paşa Milli Mücadele&#8217;de hiçbir zaman ikinci adam olmadı. Hem somadan katildi, hem de cephede savaşmayı bilmezdi. Masa başındadır onun işi. Nitekim Eskişehir-Kütahya muharebelerini kaybetmesinden soma Genelkurmay Başkanlığından alınmış ve ne Sakarya&#8217;da, ne de Büyük Taarruz&#8217;da ön planda bir görev verilmiştir. Eğer bir ikinci adam aranıyorsa bu, Kâzım Karabekir&#8217;dir, Fevzi Çakmak&#8217;tir. Ancak tarih bugünden geriye doğru yazılırsa gerçeğin hiyerarşisi alt üst olur. Tarihe zulüm işletilmiş olur. Mustafa Kemal ve Karabekir aynı topraklar için, aynı amaçla savaştılar. Daha sonra biri kahraman, diğeri &#8220;şuradan&#8221; oldu, Mustafa Kemal&#8217;in düşlediği Türkiye&#8217;yle Karabekir&#8217;in düşlediği Türkiye arasında ne gibi farklar vardı? Bu farklar mı Karabekir&#8217;i sıradanlaştırdı? İki ayrı mizaç ve iki ayn hayata bakış tarzı, adeta iki dünya görüşü çarpışıyor burada. Mustafa Kemal askerden çok siyasetçi. Karabekir asker ve görev adamı. İkisinin de büyük Türkiye düşleri var. Mustafa Kemal düşlerini büyük ölçüde gerçekleştiriyor kendi zamanında ama KarabeMr&#8217;inkiler tutuklu kalıyor. Bir kere Karabekir ekip ruhuna inanan biri. Sadakat, vefa ve kardeşliği lügatinden silmemiş. Milli Mücadele&#8217;ye beraber başladık, onu zafere ulaştırdık, kuracağımız yeni düzende de aynı ruhla çalışacağız zannediyor. Kaldı ki düz bir asker değil kendisi. İktisat konusunda okumalan var. Nitekim İzmir İktisat Kongresi&#8217;nin başkanlığını yapar. Çocuk Davası diye bir kitap yazmıştır. Çocuk ve eğitim meselesine kafa yormuş, raporlar, teklifler yazmıştır. Ermeni ve Kürt sorunlan üzerine daha 1920&#8217;den itibaren ciddi çalışmalar yapılması gerektiği konusunda yetkinleri sürekli uyarmıştır. İlgüenilmezse bu sorunlann ülkenin geleceğinde büyük birer dert haline geleceğini daha o zamandan yazmış. Üstelik ülkemizde anaokulunu ilk kuran kişi olmuştur. Cumhuriyete de itirazı yok. Ancak cumhuriyetin yangından mal kaçırırcasına üan edilmesine, üstelik kendisi gibi muhalif arkadaşların mecliste olmadığı bir zamanın seçilip baskın tarzında bir kanun değişikliğiyle apar topar üan edilmesine karşıdır. Kazım Karabekir&#8217;in en büyük kırgınlığı kimeydi sizce ve niçin? Tabii ki Atatürk&#8217;e. Onun bu gerçekleri bile bile tahrif etmesi ve çevresinin bir dalkavuk takımıyla dolmasına ses çıkarmaması en büyük kırgınlık sebebiydi. Kendi heykellerini yaptıran Mustafa Kemal&#8217;e çok şaştığını da görüyoruz. Hakikaten heykel, bir değerin unutulmaması için sonraki nesillerce yaptırılır. Kitabınızın yayınlanmasından hemen soma Genel Kurmay Başkanlığı -bu kitaba istinaden yapıldığı iddia edilen- bir mesaj yayınlayarak alternatif tarih uyarısı yaptı. Sizce, niçin bir ülkenin Genel Kurmay Başkam tarihle ilgili bir konuda böyle bir açıklama yapma gereği hissetti? Doğrusu bu dedikoduyla ilk karşılaştığımda inanmamıştım ama o kadar çok kişi tarafından dillendirildi ki, sonunda ikna oldum galiba. Sanırım son kitabım Kâzım Karabekir&#8217;in Gözüyle Yakın Tarihimiz&#8217;den rahatsız oldular. Hem biliyorsunuz, bu ilk uyan değü bana. 27 Nisan 2007 gecesi, tsk.mil.tr uzantılı bir siteden özel bir e-maü gönderilerek gözlerinin üzerimde olduğunu hatırlatmışlardı. Takip edilmekten bir açıdan memnunum, belki bu sayede bir şeyler öğrenirler. Ancak öte yandan, bir Genelkurmay Başkanı&#8217;nın görevi midir alternatif tarih araştırmalarından şikayet etmek? Ben Genelkurmay Başkanlığı&#8217;nın tarihi koruyup kollamak gibi bir görevinin olduğunu bilmiyordum. Varmış meğer. Hem de &#8216;ibretle&#8217; ve &#8216;esefle izliyorlarmış. Eh, biz de aynen öyle izliyoruz. TARAF KİTAP EKİ]]></description>
		
					<wfw:commentRss>http://www.mustafaarmagan.com.tr/genel/kazim-karabekirin-en-buyuk-kirginligi-ataturke-oldu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>‘Tek-tip’leştiren tarihe reddiye (Kitap Zamanı)</title>
		<link>http://www.mustafaarmagan.com.tr/genel/tek-tiplestiren-tarihe-reddiye-kitap-zamani/</link>
					<comments>http://www.mustafaarmagan.com.tr/genel/tek-tiplestiren-tarihe-reddiye-kitap-zamani/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Armağan]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 08 Jun 2011 20:24:36 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Yankılar]]></category>
		<category><![CDATA[Kazım Karabekir]]></category>
		<category><![CDATA[Kazım Karabekir'in Gözüyle Yakın Tarihimiz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.mustafaarmagan.com.tr/?p=4468</guid>

					<description><![CDATA[TARIK SÜHA Mustafa Armağan’ın yeni çalışması Kazım Karabekir’in Gözüyle Yakın Tarihimiz, ‘geçmiş’in bir kurguyla nasıl şekillendirildiğini göstermesi açısından önemli bir belge niteliği taşıyor. Eser, Kâzım Karabekir’in İstiklal Harbimizin Esasları adlı hatıratını yazma sürecini anlatıyor. KAZIM KARABEKİR’İN GÖZÜYLE YAKIN TARİHİMİZ, MUSTAFA ARMAĞAN, TİMAŞ, 240 SAYFA, 12,5 TL &#8220;Yaşanılan zamanın değerlendirilmesi ve daha iyi bir geleceğin inşası bir ‘tarih’e yaslanmakla mümkündür; ‘tarih’ini bilmeyenler iyi bir yarın kuramazlar.” Tarihçilerin ağzında/kaleminde besmele gibi duran bu cümleyi kaç kez okuyup duyduğumu bilmem mümkün değil. Doğrudur; insanın nereden, nasıl ve kimlerin omzunda ‘bugün’e taşındığını bilmesi, ona yürünecek bir yol ve yön hediye eder. Değilse her insan tarihi kendinden başlatmak durumunda kalır. Öyledir ama insanın yaslanabileceği katıksız, doğru bir tarihe sahip olması her zaman mümkün müdür? Biliyoruz ki, her tarihçi aidiyetleri içinde bir ‘geçmiş’ kurar; doğulan ülkenin kabullerinden geçmiş ‘süzme tarih’e maruz kalınır. Tarihçi ‘tarih’in yaşandığı zaman ve mekândan seslenmez, ‘tarih’ten toplayabildiklerini paylaşır. Zor, çok zor bir şeydir bu! Çünkü tarih, ‘zaman’ın altına gömülen ve çoğunlukla ‘müdahale’yle başkalaşan bir şeydir. Tarihin birebir, yaşandığı gibi bilinmesi ve aktarılması neredeyse mümkün değildir. Belki de böyle olduğu, hakkıyla bilenemediği için ‘tarih tekerrür ediyor.’ Tarih insanın zindanıdır Yukarıda söylenen, ‘daha doğru bir tarih’ çabasının gereksizliğini imlemekten çok, içine doğulan ulus devletlerin resmi tarih ve kimliklerinden özgürleşmenin kaçınılmazlığına vurgu yapıyor. Evet, ulus devletlerin resmi tarihleri ve tekçi kimlikleri insanı ‘bütün’den kopartıp yalnız bir ‘parça’ kılarak azaltıyor. Şeriati’nin ifadesiyle tarih insanın zindanlarından biridir. Bizim gibi ‘ilginç’ ülkelerin tarihi ise daha çok böyledir. Ülke ‘bütün’den kopartılarak bir ‘parantez içi’ kılınmıştır. Geçmiş, olduğu gibi değil, ‘istenen gelecek’ için ‘yararlı’ kılınmış; yüz çevirerek değil, sırt dönülerek yazılmıştır. Diyebiliriz ki, yakın tarihimiz bir azaltma, yoksunlaştırma ve ‘tek’leştirme tarihidir. Ermeniler, Yahudiler, diğer azınlıklar ülkeden ve tarihten silinmek istenmiş; Müslüman Kürtler, Araplar, Çerkezler, Lazlar ise görülmemiş ve görünemez kılınmıştır. Bu azaltma ve eksiltmelerden sonra din, dil, düşünce ve kültür doğal olarak ‘milli’leşmiştir. Sadece bu değil, İstiklal Savaşı’na omuz vermiş onlarca ismin üzeri çizilmiş, yakın tarih yalnızca bir iki öznenin çabasına indirgenmiştir. Türkiye’yi içinde tutamaz hale gelen, Anadolu insanı için zindan hükmüne geçen bu kurgunun ciddi bir ‘yapı-söküm’den geçmesi gerektiği ortadadır. Böyledir ki, şimdilerde yakın tarih çalışmaları ciddi ilgi görüyor. Bu konuda önemli katkıları olan Mustafa Armağan’ın yeni çalışması Kazım Karabekir’in Gözüyle Yakın Tarihimiz, ‘geçmiş’in nasıl bir kurguyla azaltıldığını göstermesi açısından önemli bir belge niteliği taşıyor. İstiklal Savaşı’nın birkaç isminden biri olan Kazım Karabekir’in daha yaşarken ‘silgi’den geçtiği net bir şekilde gösteriliyor. Karabekir, İstiklal Savaşı’nda öncü rol üstlendikten sonra ‘yeni ülke’nin inşa biçimine şerh koyduğu için kıyıya itilmiştir. Gözetimde tutulan mütevazı evinde Cumhuriyet Dönemi’nin temel kitabı olan Nutuk’ta dahi görülmediğine tanıklık etmiş, bunu kabullenmeyerek İstiklal Harbimizin Esasları’nı yazmaya koyulmuş. Kitabı yazmış ve yayımlamak istemiş ama kitabın formaları matbaadan alınarak yok edilmeye çalışılmış; ‘istenen tarih’ için ‘olmuş tarih’ görünmez kılınmıştır. “19 Nisan’da Trabzon’a çıktım” Mustafa Armağan’ın iki cilt olarak düşünülen çalışmasının anlatıcısı Karabekir Paşa, muhtevası ise İstiklal Harbimizin Esasları’nda anlatılanlardır. Karabekir’in İstiklal Harbimizin Esasları’nı yazma süreci hikâye kurgusu içinde aktarılıyor. Karabekir Paşa’nın “19 Nisan’da Trabzon’a çıktım” cümlesine vurgu yapan Armağan, şöyle devam ediyor: “Kazım Karabekir Paşa’nın bu sözleri kadar yakın tarihimizi bambaşka ve çıplak bir ışık altında gösterecek ikinci bir cümle bulmak kolay değildir. Resmi tarihin temel tezine yalın bir itirazı; öte yandan basitliği içinde son derece net bir iddiayı barındırıyor bu kısa cümle. Hem resmi bir tezi yanlışlaması açısından olumsuz, hem de pek sesini duyurma imkânı bulamamış, derinlere kaçmış bir suyu andıran gayri resmi tezi dillendirmesi açısından olumlu içerikte. Bize paslı kapıları açmayı vaat eden sihirli bu cümle adeta, ‘hakikatin ışığını biraz da başka yerlerde arayın!’ diyor. Hazırladığımız iki ciltlik çalışma, Karabekir Paşa’nın yakın tarihteki ağırlıklı olarak 1918-1933 yıllarındaki icraatını anlatıyor. Çalışmamız; Paşa’nın tezlerini, tamamen kendi yazdıklarından yola çıkarak yeniden gündeme taşıma yolunda atılmış mütevazı bir adım olarak kabul edilmelidir. Kitapta olayları anlatan göz, Karabekir’inkidir. Benim katkım onun anlattıklarını bugünün okurunun dünyasına yansıtmak ve aktarmaktan ibarettir. İlk cilt, 1918-1922 tarihlerinde Paşa’nın İstiklal Savaşı’na katkılarını anlatmaktadır. İkinci cilt ise inkılâplar ve sonrasını (1922-1933) ele alacaktır.” Bölüm: Tarih Sayı: 65]]></description>
		
					<wfw:commentRss>http://www.mustafaarmagan.com.tr/genel/tek-tiplestiren-tarihe-reddiye-kitap-zamani/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Tarih ideoloji otlağı değil demokrasinin öğretmenidir (Star Gazetesi Söyleşisinin Tam Metni)</title>
		<link>http://www.mustafaarmagan.com.tr/genel/tarih-ideoloji-otlagi-degil-demokrasinin-ogretmenidir/</link>
					<comments>http://www.mustafaarmagan.com.tr/genel/tarih-ideoloji-otlagi-degil-demokrasinin-ogretmenidir/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Armağan]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 05 Jun 2011 17:52:29 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[Alternatif Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Işık KOŞANER]]></category>
		<category><![CDATA[Kazım Karabekir]]></category>
		<category><![CDATA[Kazım Karabekir'in Gözüyle Yakın Tarihimiz]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa Armağan Söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[Nutuk]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.mustafaarmagan.com.tr/?p=4459</guid>

					<description><![CDATA[Tarih, ideolojilerin otlağı haline gelirse ‘herkesin tarihi kendine’ gibi bir absürtlük ortaya çıkmaz mı? Mustafa Armağan’a göre haksız kutuplaşmalar demokratik terbiyemizi yarım bırakıyor. SİNAN KAPLAN  /  İSTANBUL Mustafa Armağan’ın yeni kitabı “Kâzım Karabekir’in Gözüyle Yakın Tarihimiz”in yayınlandığı günlere paralel olarak Genelkurmay Başkanı Işık Koşaner’in “resmi tarih dışında alternatif bir tarih” yazıldığını söylemesi pek çok tartışmaya sebep oldu. Armağan ile hem yeni kitabını hem de bu tartışmaları konuştuk. 1. Resmi-gayrı resmi tarih tartışmalarına sizin bakışınız nedir? “Alternatif tarih” üretilmeye çalışılıyor eleştirisinin anlamı ve hedefi ne olabilir? Bir kere şunu bilmeliyiz ki, anormal olan, yani kuralı bozup diğerlerine egemen olan tarih, gayri resmi tarih değil, resmi tarihtir. Kaldı ki, her ülkenin bir resmi tarihi olur ve buna da alternatiflerin çıkması asla yadırganmaz. Ancak totaliter devletlerde –galiba son totaliter ideoloji bizde yaşıyor- resmi tarih diğerlerini yok ederek var olmayaı kafasına koyar. Ya onlar, ya ben! Başka türlüsü mümkün değildir ona göre. Bu yüzden alternatif tarihler tekneyi sallayan birilerinin fesatlıklarını hatırlatır totaliter düşüncelilere. Ancak demokratik veya açık toplumlarda tarih, egemen olmak için yarışan, sürtüşen ve bu dinamizmden beslenen bir çok anlatıların yarış sahasıdır. Bunların rekabeti, mücadelesi sürtüşmesi arzu edilir bir şeydir. Totaliter resmi tarih ise hem diğerlerini bastırır, hem de tek tarih ve tek doğru olmak arzusundadır. Tarih eğer bir bilim olacaksa daima yeniliklere açık olmak zorundadır, her organizma gibi o da değişimi kendini yenileme fırsatı olarak görmeli ve bu farklı girdiler olmazsa taşlaşıp fosilleşeceğinin farkına varmalıdır. Bugün maalesef “İnkılap” veya “Devrim” tarihi disiplininin geldiği nokta, bilimsel açıdan hiç iç açıcı değildir ve giderek ideolojik bir fosile dönüşmektedir. Tehlike buradadır. Şimdi Genelkurmay Başkanı Işık Koşaner’in 19 Mayıs 2011 tarihli benim gibi alternatif tarihçilere “muhtırası” –ki biliyorsunuz Aydınlık’ta Yalçın Küçük tarafından yeni 27 Mayıs olarak alkışlandı- iki bakımdan anlamsız gözüktü bana. 1) Tarihin nereye gittiğinin sorumluluğu Genelkurmay Başkanı’nın görevleri arasında yok; 2) Her Allahın günü Aydınlanma devriminden söz edenlerin, tarihe narh koymaya, yani bilimin önüne engel koyarak davulcuya veya zurnacıya kaçmasına mani olmaya kalkmalarını “esefle ve ibretle” izliyorum. Tarih ancak tarihle fethedilebilir. Muhtıra belki siyasette geçerli olabilir ama tarihte bir süreliğine müsekkin etkisi yapar ama geçince acısı daha feci olur. Biz Takrir-i Sükun’un, 27 Mayıs’ın, 12 Eylül’ün bu anlamda tarihte hangi tahribatlara sebebiyet verdiğini biliyoruz. Arzuya göre tarih imal etmenin bedeli, gerçeğin kendini gizlemesi veya sizi dışlamasıdır. Ermeni meselesini düşünün. 1915’ten bu yana 96 yıl geçti, hiç değilse dünya çapında 9 tane sözüne itibar edilir Ermeni uzmanımız olmalı değil miydi? Bugün Ermenice bilen hiçbir tarihçimiz yok diye övünenler var. Ermenice bilmeyen tarihçilerle Ermeni meselesini yazmanın geldiği sefil nokta ortadayken, hala Latife Hanım’ın mektupları üzerindeki yasağı kaldırmayışımızı nasıl yorumlamalıyız? Bu, bir yandan dünyaya ‘bütün arşivlerimiz açık, gelin inceleyin’ derken, öbür yandan kendi ayağımıza kurşun sıkmak değil de nedir? Onun için naçizane tavsiyem, alternatif tarihçilere gözdağı vereceklerine, onları ödüllendirsin Genelkurmay Başkanlığı. Çünkü tarih alanındaki dinamizmi onlara borçluyuz. Hatta PKK’yı kendi eliyle ürettiği gibi alternatif tarihi de kendi eliyle teşvik etmelidir bence. Yani kendi alternatif tarihini kendisi oluşturmalıdır. Tabii bu, Atatürk’ün kurdurduğu Komünist Parti gibi danışıklı bir dövüş olacaktır ama en azından rakip fikirler geliştirilebileceği (senaryo, manevra vs.) görülecektir. Bu sözlerimden sakın birilerinden ödül beklediğim anlaşılmasın. Kimseden ödül beklediğim filan yok. Benim ödülümü zaten okurlarım yeterince veriyor. Onlar için yazıyorum ve kim ne derse desin, tek bir okurum kalıncaya kadar da yazmaya devam edeceğim. 2. Sadece Nutuk okuyan biri İstiklal Savaşı hakkında ne kadar fikir sahibi olabilir? Bir kere 19 Mayıs 1919’dan öncesi hakkında hiçbir bilgi alamaz. İkincisi, 1919-1926 dönemi hakkında tek yanlı ve tek bir kişiyi haklı çıkarmaya dayalı bir fikir edinir . Öyle ki, bu sürece nice ferakârlıklarla giren öncüler sonunda hainliğe kadar varan ifadelerle damgalanırlar, öte yandan mücadeleye geç katılanların nasıl yüceltildiğne tanık olurlar. Bir dil sürçmesi mi diyelim? Kazım Karabekir’in uyardığı üzere Mustafa Kemal Paşa, İsmet İnönü’den da Paşa olmadan “Paşa” diye söz etmiştir Nutuk’ta. Hem de sık sık. Neden? Zira Bir Albayı Genelkurmay Başkanğına getirmişsin, halbuki onun altında bir sürü general çalışıyor. Generallerden “Paşa” diye bahsedilirken onların komutanının “Bey diye anılması tuhaf kaçacağı için İsmet’i erkenden “Paşa” yaptığına tanık oluyoruz. Öte yandan Sakallı Nureddin Paşa gibi değerli bir komutana verip veriştiriyor. Onu bırakın, Rauf Orbay, Kazım Karabekir, Ali Fuad Cebesoy gibi Milli Mücadele’nin “İlk Beşler”i Nutuk’un sonlarına doğru iyice hırpalanır. Sebep, bir muhalefet partisi kurmaları ve tüzüğüne “İtikadat-ı diniyeye hürmetkârız” diye yazmaları. Ben Karabekir kitabını yazmadan önce bu kadar farkında değildim. Biliyorsunuz bir cildi belgelerde oluşur Nutuk’un. Aslında belgelerin de asıllarıya karşılaştırılması gerekiyormuş. Çünkü onlarda çeşitli kesip biçmeler ve değişiklikler yapılmış. Karabekir bir telgrafının Nutuk’a alınırken içeriğin nasıl değiştirildiğine dair örnek de veriyor. Nitekim Erzurum Kongresi tutanaklarında Mustafa Kemal Paşa, Sultan Vahdettin’le arasındaki “sırlar”dan bahsediyor. Bu sırların şimdi açıklanması uygun değildir. Zaferden sonra açıklayacağım diyor. Oysa bundan bahseden kısmı Nutuk’ta yok, zaten bu sırlar da hiçbir zaman açıklanmadı. Öyleyse Nutuk da diğer hatıratlar gibi eleştiriye tabi tutulmadan kullanılmamalı. Hiçir hatırat gerçeği olduğu gibi veremez; bu iddiada olsa bile. Nutuk da kutsal bir kitap değilse tartışılabilmeli. Yok kutsal kitapsa o zaman da onu tarihin içine sokarak kirletmeyelim. 3. Tarih güncel bir kutuplaşma vesilesi olmaktan çıkartılabilir mi? Normalleşirse çıkabilir tabii. Ancak normalleşmesine izin verilmeli öncelikle. Yoksa tarih, giderek ideolojilerin otlağı haline geliyor. Sonuçta “Herkesin tarihi kendine” gibi eksantrik bir durum çıkıyor ortaya. Böylece demokratik terbiyemiz de yarım kalıyor. Tarih demokrasinin öğretmenidir. Farklılıklarımızı tarih tartışmalarında görecek ve gerçekten farklı kalarak tartışmanın güzelliğini yaşayarak bir arada ama farklı olmanın önemine ikna olacağız. Biz fikirlerimizi tarihe yükleyerek tartışmayı seviyoruz, çünkü fikrimiz zayıf. Belli bir fikir ekolünden gelmediğimiz ve kamplaşarak tartışmayıa seçtiğimiz için fikirlerimiz temelde zayıf kalıyor ve bu zayıflığı tarihle telafi etmeye çalışıyoruz. O zaman hepimiz ideolojimizin fırınına odun taşıyan fedailere dönüyoruz. Ne oluyoruz? Tarihteki bir olayı şu veya bu şekilde anlamlandırmakla meşgulüz sonuçta. Diyelim ki, Milli Mücadele’nin başlangıcını araştıracağız. Hemen gözlerimiz parlıyor: Karşı tarafın kalesine nasıl gol atacağım? Resmi tarihçi isem hemen Vahdettin’i hain ilan ediyorum, karşı isem kahraman. Oysa tarihte tarafgirlik elbette var ama olgusal düzeyde değil, buluş bağlamında, yani işe başlarken. Sonrasında olayın mantığı, belgeler, hatıralar vs. ile anlattıklarımızı delillendireceğiz. Ancak öyle olmuyor. Hükmü baştan veriyoruz, sonuca oradan gidiyoruz. İşte bunun için de kutuplaşıyoruz. Bakın bu kutuplaşma Genelkurmaydan başlıyor, bir kitap fuarındaki salona kadar iniyor. Yani derin bir kutuplaşma var. Bunu aşmanın yolu, tarihi rahatlatacak ve alternatif bakışların önünü açacak ciddi bir adım olabilir. Herkes kendi tarihini kendi kampında değil, ortak bir platformda tartışsın. Görsün ki, karşısındakiler de en az kendisi kadar vatansever, kendisi kadar “düşünebiliyor”, dinleyebiliyor. Bunu görerek tarihi bizi birbirimize tahammüllü kılmanın anahtarı kılabiliriz. 4. Kazım Karabekir’le ilgili kitabınızın bir de ikinci cildi gelecek. Niçin önemli Kazım Karabekir? Karabekir iki bakımdan önemi gözüküyor bana. Birincisi hakikaten vatansever, çalışkan ve kahraman, kısaca iyi bir insan. İkincisi, kahramanlığını sadece savaş alanlarında değil, elinden silahı bıraktığı zaman da devam ettirebilmesi ve bu defa kalemle mücadalesini sürdürmesi. Belki üçücünsü de hakkının yenmiş olması, mağduriyeti. Gerçekten de 1918 Kafkas harekâtında Erzurum, Kars ve Erzincan’ı kurtarması, sınır ötesi harekata girişmesi, İstanbul’a diğer komutanlar gibi yenik değil de galip ve moralli olarak dönmesi çok önemli. İstanbul’da dilinden düşünmediği slogan “Ya İstiklal, ya ölüm”. (İddiası, bu sloganı Mustafa Kemal’in kendisinden çaldığı yönünde.) Bir an önce Anadolu’ya gidelim diyor ve paşaları teşvik ediyor. Nitekim tayini çıkıyor, 19 Nisan 1919’da Trabzon’a çıkıyor. Böylece Milli Mücadele fiilen başlamış oluyor, zira elimizdeki en kuvvetli birlikler onun emrinde. 1920 sonlarında Milli Mücadele’nin ilk zaferini Ermenilere karşı kazanıyor. İlk diplomatik zaferi olan Gümrü Antlaşması’nı da imzalayan o. Şark Cephesi komutanı. Ancak zaferden sonra giderek gözden düşecek ve gün gelecek idam sehpalarının gölgesine yargılanacak, gün gelecek partisi kapatılacak, gün gelecek eve kapatılıp gözaltına alınacak. Ancak o bunlardan yılmadan yoluna devam edecek ve gerçekleri yazarak var kalacak. Bize onlarca kitaplık bir kütüphane bırakacak. Resmi tarihin yazmadıklarını yazacak. Kitabı toplatılıp yakılacak. Yılmayacak. Bütün bunlar dışında Kazım Karabekir’in sevmemi sağlayan bir yönü de sımscak insani yönü. Gerçekten halis bir Anadolu kilimi kadar lekesiz bir hayat geçirmiş. Yardımlaşmanın önemini kavmış. Kalkınmanın dayanışmadan geçtiğini farkedip örgütlenmelere gitmiş. Doğudaki ökszü ve yetimlere gözü gibi bakmış. Hatta bir bayram günü yolda Erzurum’daki askerlerinden biri kendini görüp elini öpüyor. Üstü başı dökülen askere üzerindeki yeşil kazağını çıkarıp giydiriyor ve yetkililere telefon ediyor: “Ben askerlerimi size böyle mi teslim ettim?” diye. Güzel bir insan bence. Bu güzellikleri daha geniş kitleler bilsin, tanısın istedim. 5. Kazım Karabekir’in Gözüyle Yakın Tarihimiz’de önceki kitaplarınızdan çok farklı bir anlatım ve üslup kaygısı var. Bu farklılık neden kaynaklanıyor? Kitabın rahat okunması benim için önemliydi. İstedim ki, okur kitabı eline alınca bir, iki oturuşta okuyup bitirebilsin. Bunun için de bölüm başlarına, yine Karabekir’in günlük veya anılarından kimi kesitler yerleştirerek onun gündelik hayatına, öznel alanına odaklandım ve kitabı öznelden nesnele ve nesnelden öznele gidip gelerek canlı bir tempoda okunacak hale getirmeye çalıştım. Demek istediğim, “kurgu” var, evet, bu kitabı okutmak için merdiven trabzanları gibi aralara yerleştirildi ama onlar bile Karabekir’in anlattığı “gerçekler”den oluşuyor. Konuluş gayesi, bizim merdiveni çıkmamızı fark etmeden kolaylaştırmaktan ibaret.]]></description>
		
					<wfw:commentRss>http://www.mustafaarmagan.com.tr/genel/tarih-ideoloji-otlagi-degil-demokrasinin-ogretmenidir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Timaş Hediye Kitap Kampanyası</title>
		<link>http://www.mustafaarmagan.com.tr/genel/timas-hediye-kitap-kampanyasi/</link>
					<comments>http://www.mustafaarmagan.com.tr/genel/timas-hediye-kitap-kampanyasi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Armağan]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 31 May 2011 17:12:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Kazım Karabekir]]></category>
		<category><![CDATA[Kazım Karabekir'in Gözüyle Yakın Tarihimiz]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa ARMAĞAN Kitap]]></category>
		<category><![CDATA[Timaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.mustafaarmagan.com.tr/?p=4451</guid>

					<description><![CDATA[&#160; &#160; &#160; &#160; &#160; &#160; &#160; &#160; &#160; Kampanya Linki:  Facebook/timasyayingrubu Mustafa ARMAĞAN FacebookFan: Facebook/MustafaARMAĞAN]]></description>
		
					<wfw:commentRss>http://www.mustafaarmagan.com.tr/genel/timas-hediye-kitap-kampanyasi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İstiklâl Savaşını K. Karabekir başlattı</title>
		<link>http://www.mustafaarmagan.com.tr/genel/istiklal-savasini-k-karabekir-baslatti/</link>
					<comments>http://www.mustafaarmagan.com.tr/genel/istiklal-savasini-k-karabekir-baslatti/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Armağan]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 30 May 2011 21:55:31 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[İstiklâl Harbi]]></category>
		<category><![CDATA[İstiklâl Savaşı]]></category>
		<category><![CDATA[Kazım Karabekir]]></category>
		<category><![CDATA[Kazım Karabekir'in Gözüyle Yakın Tarihimiz]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa Armağan Söyleşi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.mustafaarmagan.com.tr/?p=4449</guid>

					<description><![CDATA[“Kâzım Karabekir’in Gözüyle Yakın Tarihimiz” kitabının yazarı Mustafa Armağan, “Kurtuluş Savaşı fikrinin 1919’da Mustafa Kemal’den çıktığı fikrinde değilim. Bu fikrin Kâzım Karabekir’den geldiği kanaatindeyim” dedi Kurtuluş savaşı fikri Mustafa Kemal’in değil! Resmî ideoloji ve aygıtları hızla çökerken tarihin kirli ve paslı sayfaları bir bir aralanıyor. Bugüne kadar milyonlarca çocuğa Millî Eğitim müfredatında öğretilen tarihin yanlış olabileceği dehşet verici bir gerçek olarak karşımıza çıkıyor. Resmî tarih aleyhine söylenen her şey doğru olmasa da bunu tartışmak bile insanların geleceklerini kurgulamaları açısından önemli diye düşünüyorum. Bu noktadan hareketle, bu hafta Kâzım Karabekir’in anlatımlarını günümüz tartışmalarına ışık tutacak şekilde kaleme alan Mustafa Armağan’la yakın tarihi konuştuk. Kâzım Karabekir’in Gözüyle Yakın Tarihimiz kitabı yazarı olarak Genelkurmay’ın açıklamalarını kendisine sorduk… Genelkurmay yakın tarih çalışmalarıyla ilgili “Kurtuluş Savaşı saptırılıp, alternatif tarih yazıldığını esefle görüyoruz” dedi. Siz de Kâzım Karabekir’in İstiklâl Harbi’yle ilgili anılarını yayınladınız. Açıklamayla ilgili ne düşünüyorsunuz? Alternatif tarih dünyanın her yerinde var. Resmî tarihin olduğu her yerde alternatif tarih olur. Bundan kaçmak kurtulmak mümkün değil. Türkiye’de alternatif tarih yazıldığı kanaatinde değilim. Çünkü alternatif tarih, sadece çabalarla yazılacak şey değildir. Geleneklerinin oluşması esastır. Yani toplumun bir kesiminde savunulan bir dâvâ vardır. Bu dâvâ etrafında tarihçiler, bilim adamları, uzmanlar, ideologlar yetişir. Türkiye’de böyle belirgin bir ekol, gelenek yok. Ancak bir taraftan iyi ya da kötü millî görüş geleneğinden söz edilebilir. Yakın tarihle ilgili çalışmalarınızı nereye oturtuyorsunuz? Kendi çabamla Sivas’ta çıkan gazeteyi buluyorum. Gazeteyi okurken orada bir bilgiye rastlıyorum. O bilgiyi resmî tarih bilgileriyle mukayese ettiğimde bakıyorum ki değişiklik var. Bunu fark edip yazıyorum. Bu alternatif tarih değildir. Alternatif tarih dediğimiz şey Batı’da kurumlaşmıştır. Alternatifler de kurumlaşmıştır. Türkiye’de yazılan çizilen şeyler hakkında örgütlü tarih kurumları oluşmadığı için bunlar bu kadar korkulacak boyutta değillerdir. Alternatif bir tarih yoksa Genelkurmay’ın açıklamalarını nasıl yorumlamak lâzım? Bir kere tarihi tekeline almak Genelkurmay’ın işi değildir. Genelkurmay’ın emriyle yüzlerce tarih uzmanı doktora yaptırmışlar ve ATASE’de çalıştırıyorlar. Harp Akademilerinde yetiştiriyorlar. Fakat Genelkurmay’ın böyle bir görevi yok. Memleketin tarih gidişatına el koymak, gidişatı kontrol etmek, bu gidişata karşı çıkanları fişlemek gibi bir görevi olduğunu ben bilmiyorum. Varsa söylesinler! Dolayısıyla bu açıklamalara farklı açılardan karşı çıktım. Birincisi, alternatif tarih kötü bir şey değil. Üstelik, Türkiye’de pek alternatif tarih diye tarif edebileceğimiz bir ekol yok. İkincisi, Genelkurmay’ın görevi bu tür çalışmalara karşı çıkmak değil. Üçüncüsü de, biz Türkiye’de baştan itibaren Aydınlanmayı savunuyoruz. Peki, bu yaklaşımın bir Lisenko olayından farkı nedir? Lisenko, biliyorsunuz, Marksist teoriye aykırı olarak bir görüş geliştirdi. Ve sonunda dışlandı. Marksist ideolojiye karşı çıkan insanların süreçten dışlanmasından ve susturulmasından şikâyet edildiği bir dönemde bilimin önü açılsın, serbest düşünce olsun falan denildiği bir dönemde kalkıp da tarihçilerin yapmaya çalıştığı şeyi “ibretle, esefle izliyoruz” demenin aydınlanmayla alâkası olduğu kanaatinde değilim. Bu aydınlanmanın tam tersidir. Dogmatizmin bir etkisidir. Elinde silâh tutan bir gücün “çalışmalarını ibretle ve esefle izliyorum” demesi  kabul edilebilir bir durum değil. Demokrasilerde böyle söyleyen bir kişinin istifası istenir. Batı’da alternatif tarih araştırmalarına bu kadar karşı çıkılıyor mu? Batı’da alternatif tarih her zaman teşvik edilir. Çünkü resmî tarihin göremediği, boş bıraktığı alanlar anlaşılır. Dolayısıyla tarih ne kadar farklı açılardan bakılırsa o kadar iyi meyve veren ağaçtır. Bundan rahatsız olmak yerine tam tersine alternatif tarihin kurumlaşması için bir teşvik politikası izlenmesi lâzım. Tarihçiler Genelkurmay’ın açıklamasına karşı arşivlerinizi açın çağrısında bulundular. Siz Türkiye’de Genelkurmay’ın ya da resmî arşivlerin sıkı sıkıya kapalı tutulmasını nasıl yorumluyorsunuz? Her devletin bir takım noktalarda sınırlandırma hakkı vardır. Meselâ İngiliz arşivlerine bakalım; 25 yılda açılacaklar vardır, 50 yılda açılacaklar vardır. Bunlar zamanı gelince açılır. Açıldıktan sonra içinde saklanması gereken bilgilerin varlığı anlaşılınca tekrar kapatılır. Fakat bunlar iç politikayla ilgili değil devletin dış ilişkilerini zedeleyecek bilgilerle ilgili konularda gerçekleşir. Türkiye’de temel kaynaklar noktasında büyük bir sıkıntı vardır. Nutuk malûm 1927’de basıldı. Bazı yerleri de yanlış basıldı. Eğer Kâzım Karabekir’in dediği doğruysa, kendi telgraflarından, kendi belgelerinden bir kısmı da Nutuk yazarı tarafından çarpıtılmış. Kâzım Karabekir bir telgrafından 28 kelimenin çıkarılarak ve 4 kelime eklenerek Nutuk’ta yer verildiğini söylüyor. Ve kendisinin söylediğinin anlaşılmaz hale getirildiğini iddia ediyor. Nutuk’un el yazısıyla kaleme alınmış formu Genelkurmay’ın kasasında kilitli. Bunun tıpkıbasım olarak yayımlanması lâzım. Ya da araştırmacılara bunun açılması gerekir. Yani Nutuk’un el yazısı formunda farklılıklar var mı diyorsunuz? Nutuk, 1927’de basılırken el yazısı nüshadan dizgi yapılıyor. Fakat ya dizgi yapılırken bir takım değişiklikler oluyor, ya da M. Kemal’in kendi tasarrufuyla bazı şeyler yayımlanmıyor. Ama burada tarihçiler açısından Mustafa Kemal’in basılmaya neyi uygun görmediği, neden vazgeçtiği, bu belgeleri neden kısalttığı gibi sorular önemli. Erzurum Kongresi açılış konuşması diye Nutuk’ta yer alan metin niçin orijinalinden farklı? “Zat-ı akdesi hazreti padişahi ile aramızdaki sırların şimdilik açıklanması uygun değildir” diyor. “Zât-ı akdesi padişah” Vahdettin. Sırları ise zafer kazanıldıktan sonra açıklayacağını belirtiyor. Neden bu bölümler çıkarıldı? Neden Erzurum Kongresi tutanakları 1992 senesinde Fahrettin Kırcıoğlu adında bir önemli araştırmacı zamanın Genelkurmay Başkanı Semih Sancar’dan özel izin alarak fotoğraf çekinceye kadar piyasaya verilmedi. Neden Kırcıoğlu’nun bu hakikatleri yazan kitabını basmayı Türk Tarih Kurumu reddediyor? TTK, bunun için Atatürk’ün mirasından pay alıyor. Bunu basmayacak da neyi basacak! Kâzım Karabekir’in Gözüyle Yakın Tarihimiz kitabını yazdınız. Amacınız neydi? Kâzım Karabekir, Türkiye’nin doğusunda, batısında, kuzeyinde, güneyinde, hatta Azerbaycan’da çok sevilen bir kişilik. Hatta aleyhinde bu kadar lâf söylenmesine, dışlanmasına, kitaplardan isminin çıkarılmasına rağmen&#8230; Halkın bu kadar sevmesi bana bir ipucu verdi. Erzurum’da Bekir isminin bu kadar yaygın olmasının sebebi nedir? Erzurumlular, Karslılar yani o bölgenin insanları Karabekir’e biraz mitolojik bir şahsiyet olarakta bakarlar. Gerçekte İstiklâl Savaşı’nın galibi Karabekir’dir. Sonradan Mustafa Kemal’le İsmet Paşa onun galibiyetlerini kendilerine mal ettiler. Hakkını gasbettiler. Tüm bu unutturulma çabalarına rağmen halk unutmuyorsa demek ki orada bir şey vardır. 1908’den 1958’e kadar neredeyse 50 sene tek taraflı olarak, kimse aksini savunamayacağı bir pozisyonda, iyi bir adamdı, şöyle bir adamdı demenin bile suç teşkil ettiği bir zamanda halk tarafından sevilmeye devam etti. Temelde mazlûmların hakkını savunmak gibi, yani tarihte hakkı yenmiş insanların haklarını iade etmek gibi bir yola girdim. Kâzım Karabekir, mağdur edilmiş tarihî bir şahsiyet. Karabekir yaptıklarını aynı zamanda yazabildi ve bugüne kadar bu yazdıklarıyla gelebildi. Dolayısıyla madem yazmış, madem anlatmış bende bunu insanlara anlaşılabilir bir dille yazdım. Biraz mikro tarih araştırması gibi bir şey. Çünkü Kâzım Karabekir’de kendi gözüyle anlatıyor. Kendi gözüyle anlatılmasına izin verilsin. Tarihte % 100 gerçeği temsil etmez. Tarih hiç kimsenin tekelinde değildir. Nutuk’ta gerçeğin bir kısmını anlatır. İnönü’nün anıları da bir kısmını anlatır. Ama niçin bir insanın yazdıkları İnkılâp Tarihi kitaplarında kaale alınmaz? Dolayısıyla Kâzım Karabekir’in bize söyleyeceği çok şeyin olduğunu gördüm. Neydi bu gerçekler? Kurtuluş Savaşı fikrinin, direniş hareketi oluşturayım fikrinin 1919’da Mustafa Kemal’den çıktığı kanaatinde değilim. Hadd-i zatında kitapta yazmasına rağmen, bu fikrin doğrudan doğruya Kâzım Karabekir’den geldiği kanaatindeyim. Karabekir’in fikirlerini yazdım. Burada aşağı yukarı 1913’e kadar gidebileceğimiz bir muhtemel İstiklâl Savaşı planı var. 1913’te Osmanlı topraklarında nüfusun özelliklerini belirlemek üzere bir çalışma yapılmıştır. 1914’te savaşa girerken Müslümanların ve gayrimüslimlerin çoğunlukta olduğu bölgeler biliniyordu. Böylece muhtemelen savaşı kaybedilmesi halinde nihaî olarak bizim hangi tabana yaslanacağımız, hangi noktaya kadar gerileyeceğimiz, kaybedeceğimiz savaşın ardından kurtarmamız gereken topraklar planlanmıştı. Kâzım Karabekir kurtuluşun Doğu’dan başlayabileceğini söylüyor. Ve kendisinin de bu cephede büyük başarılar sağlayarak İstiklâl Harbine büyük katkılar yaptığını belirtiyor… 1918’de biliyorsunuz Başkan Wilson milletlerin kendi kaderlerini belirleme haklarını savunan 14 noktayı ortaya atınca, orada Arapların kendi kaderlerine kendilerinin karar vermesi tezine hiçbir şekilde karşı çıkmadık. 1918’de Kâzım Karabekir İstanbul’a dönerken aslında 1913’te başlamış olan Enver Paşa’nın ve Teşkilât-ı Mahsusa’nın dahil olduğu kurtuluşun, ancak Doğu’da olabileceği fikri, dayanağımız olan 30.000 kişilik Kafkas Ordusunun 15. Kolordusu’nu muhafaza etmek ve oradan bir kurtuluş hareketini başlatmak vardı. Erzurum Kongresi’nin açılış konuşmasında makaslanan, Mustafa Kemal’in “İstanbul’da tepeden tırnağa herkesin kurtuluş ümidi sizdedir” cümlesini söylemesinin altında bu gerçek yatar. Buradan bakmazsak meseleyi “dümeni kırık bir takayla Mustafa Kemal denize açıldı, Samsun’a çıktı” gibi hiçbir tarihî açıdan geçerliliği olmayan bir efsanenin kucağına oturmuş olur. Karabekir Paşa Mustafa Kemal’i Kurtuluş hareketinin içine çekiyor. Hatta 19 Nisan’da Trabzon’a çıkıyor. Oradan Erzurum’a gidiyor. Bütün ortamı hazırladıktan sonra M. Kemal’i hareketin başına geçiriyor. Bu iddialar doğru mu? Bu Genelkurmay’ın yayınladığı 1971 tarihli devrim tarihi kitabında olaylar aynen böyle aktarılır. Özellikle M. Kemal askerlik görevinden atıldık sonra kendisi istifa eder. O aşamada Mustafa Kemal en zayıf noktadaydı. Resmî görev yoktu. Padişah’ın kendisi verdiği bütün yetkiler geri alınmış durumdaydı. Aksine Karabekir hem 15. Kolordu komutanı, Anadolu’daki en kuvvetli ordunun komutanı hem de Mustafa Kemal’in yetkileri de ona verilmişti. Vekâleten 3. Ordu müfettişliğini üstlenmişti. İsteseydi M. Kemal’i bitirebilecek bir yetkideydi. Hatta İstanbul hükümeti M. Kemal’i tutuklaması için emir gönderiyor. Ancak Karabekir, “Ben bir Türk askerini tutuklama şerefsizliğini gösteremem. Hiç bir zaman hayatımda kanundan ayrılmadım. Bu verdiğiniz emirde askerî kanunlara uygun değildir&#8221; diyerek askerlik hayatını da riske atan bir karar veriyor. Ondan sonra Mustafa Kemal’e istifa etmeden önceki gibi “Sizin emrinizdeyim Paşam” diyor. İşte bu kırılma noktası. Neden illa Mustafa Kemal, üstün özellikleri mi var? Şimdi askerde bir rütbe, bir tek rütbe bile önemlidir. Kaldı ki Mustafa Kemal Filistin Cephesi’nde, 2. Ordu, 7. Ordu ve ardından Yıldırım Orduları Grubu komutanı olmuş birisidir. Ama Karabekir hiçbir zaman bir ordu komutanı olmamıştır. Mustafa Kemal’in ordu komutanlığı yapmış olması aralarında böyle bir fark olduğunu gösteriyor. Aslında bunlar askerî bir bakış açısından önemli şeyler. Siz kitabınızda haksız olarak M. Kemal’e Çanakkale’de savaşın komutanı olarak iltifat edildiğini söylüyorsunuz… Her savaşın bir başkomutanı vardır. Şimdi Mohaç Savaşı’nda çok önemli yararlılıkları görünmüş çavuşlar vardır. Biz hiçbir zaman onları anlatmayız. Şimdi bu, Çanakkale’ye gelince değişiyor. Çanakkale Savaşı’nın Başkomutanı kimdi? Teoride Padişah, ama gerçekte Padişah’ın vekili olan Enver Paşa’ydı. Çanakkale’yi Çanakkale yapan, askerleri gönderen, yatırımları yapan iradenin altında Enver Paşa vardır. Aynı şekilde Başkomutanlık Meydan Savaşı’nda meselâ Yarbay Nazım diye birisi olsun. Başkomutanlık Savaşı’nı onun kazandığını anlatalım. M. Kemal’e hakaret olarak değerlendirilmez mi bu? Şimdi Çanakkale yapılan bu. Yahya Çavuş’u, Seyyid Onbaşı’yı anlatıyorsun, başkomutanı anlatmıyorsun. Çanakkale bugüne kadar geldiyse Enver Paşa sayesinde geldi. Dergiler yayımlattı. Kitaplar bastırdı. Çanakkale literatürü varsa, onun sayesinde var. Ama gidin bir tane bile Enver Paşa’nın ismini, resmini göremezsin. Tarihin ne kadar yanlı anlatıldığının bir örneği. 18 Mart günü bizim müstahkem mevkii komutanı Cevat Paşa’ydı. O gün, yine o, orada yoktu. Onun yerine Selahattin Adil Paşa bakıyordu. Oceanların bombaladığı saatlerde Selahattin Adil Paşa komuta ediyordu. Selahattin Adil Paşa’nın ismini değil, tozunu dahi bulamazsın. Peki, niye bunların isimleri yok. Çünkü Enver Paşa’yı bir kahraman olarak göstermek M. Kemal merkezli Cumhuriyet ideolojisine aykırı. Selahattin Adil Paşa’nın Tek Parti döneminde muhalif olduğu için tarihten çıkartılması gerekmişti. İlker Başbuğ döneminde Kâzım Karabekir’in anıldığını söylüyorsunuz. Sizce resmî tarihi bu kadar yaralayan bir insanın anılmasının mânâsı neydi? İlker Başbuğ enteresan tarafları olan birisiydi. 1. Kâzım Karabekir’i Anma Toplantısı gibi bir şey yapılmıştı. Özellikle Karabekir gibi toplumun derinden sevdiği kişileri, resmî ideoloji tarafından dışlanmış olması karşısında bir takım alternatif tarihçilerinin bunları farklı şekilde yorumlayıp kullanmalarının önüne geçmeye çalıştı. Tekrar resmî tarihe eklemlemek için bir harekâta girişti. Fakat sonra bu anlayışın asker içerisinde tutulmadığı anlaşıldı ve terk edildi. H.Hüseyin Kemal]]></description>
		
					<wfw:commentRss>http://www.mustafaarmagan.com.tr/genel/istiklal-savasini-k-karabekir-baslatti/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yeniden Gündeme Gelen Kazım Karabekir&#8217;in Hatıraları Yakın Tarihi Değiştirebilir</title>
		<link>http://www.mustafaarmagan.com.tr/genel/yeniden-gundeme-gelen-kazim-karabekirin-hatiralari-yakin-tarihi-degistirebilir/</link>
					<comments>http://www.mustafaarmagan.com.tr/genel/yeniden-gundeme-gelen-kazim-karabekirin-hatiralari-yakin-tarihi-degistirebilir/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Armağan]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 30 May 2011 08:08:28 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[Yankılar]]></category>
		<category><![CDATA[Kazım Karabekir]]></category>
		<category><![CDATA[Kazım Karabekir'in Gözüyle Yakın Tarihimiz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.mustafaarmagan.com.tr/?p=4441</guid>

					<description><![CDATA[&#8220;19 Nisan 1919&#8217;da Trabzon&#8217;a Çıktım&#8221; Tarihçi Mustafa Armağan &#8220;Kazım Karabekir&#8217;in Gözüyle Yakın Tarihimiz&#8221; Kitabıyla Çok Ses Getirecek Yeni Bir Tartışmaya Kapı Aralıyor. Araştırmaya Göre; Kazım Karabekir Kendi Hatıralarında Mustafa Kemal Samsun&#8217;a Çıkmadan Kendisi Trabzon&#8217;a Çıkarak İstiklal Savaşı&#8217;nı Başlattığını İddia Ediyor. Son dönemlerde ortaya atılan belge ve bilgiler resmi tarihi değiştirecek ve tarihin yeniden yazılmasına kapı aralayacak gibi. Kurtuluş Savaşı&#8217;nı anlatan Nutuk&#8217;a alternatif olarak Mustafa Kemal&#8217;in silah arkadaşı Kazım Karabekir&#8217;in kaleme aldığı ve her dönem tartışmalar doğuran eseri &#8220;İstiklal Haribimizin Esasları&#8221; kitabı da bu bağlamda yeniden gündemde. Tarihçi Mustafa Armağan &#8220;Kazım Karabekir&#8217;in Gözüyle Yakın Tarihimiz&#8221; kitabıyla çok ses getirecek yeni bir tartışmaya kapı aralıyor. Neden mi? Zira, Karabekir Paşa, &#8220;19 Nisan 1919&#8217;da Trabzon&#8217;a çıktım&#8221; diyerek İstiklal Harbi&#8217;ni kendisinin başlattığını öne sürüyor. Cumhuriyetin ilk dönemlerinde rejim düşmanı olarak görülen, mahkemelere verilen Kazım Karabekir bir defaya mahsus olarak sadece 2009 tarihinde İlker Başbuğ&#8217;un Genelkurmaylığı döneminde anıldı. Ve sonrası gelmedi. O Kurtuluş Savaşı&#8217;na yön veren paşalar arasında hep biraz öksüz bırakıldı. Oysa Karabekir Paşa hatıralarında, Kurtuluş Savaşı&#8217;na büyük katkılar verdiğini; Erzurum, Kars, Ardahan, Sarıkamış, Batum&#8217;u kurtardığını; Sakarya, Dumlupınar, İnönü ve Büyük Taarruz savaşlarına asker ve mühimmat gönderdiğini belirtiyor. Haberin devamını Yeni Aktüel dergisinin 244. sayısında bulabilirsiniz!]]></description>
		
					<wfw:commentRss>http://www.mustafaarmagan.com.tr/genel/yeniden-gundeme-gelen-kazim-karabekirin-hatiralari-yakin-tarihi-degistirebilir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Karabekir&#8217;in gözüyle yakın tarihimiz (haber7.com)</title>
		<link>http://www.mustafaarmagan.com.tr/genel/karabekirin-gozuyle-yakin-tarihimiz-haber7-com/</link>
					<comments>http://www.mustafaarmagan.com.tr/genel/karabekirin-gozuyle-yakin-tarihimiz-haber7-com/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Armağan]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 19 May 2011 12:43:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[Yankılar]]></category>
		<category><![CDATA[haber7.com]]></category>
		<category><![CDATA[Kazım Karabekir]]></category>
		<category><![CDATA[Kazım Karabekir'in Gözüyle Yakın Tarihimiz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.mustafaarmagan.com.tr/?p=4385</guid>

					<description><![CDATA[Kurtuluş Savaşı&#8217;nın en önemli isimlerden Kazım Karabekir, daha sonra tarihten silinip, hain ilan edildi. İmha edilen, gerçekleri yazdığı kitabı yıllar sonra gün yüzüne çıktı Kurtuluş Savaşı&#8217;nı gerçekleştiren en önemli isimlerden Kazım Karabekir Cumhuriyet&#8217;in kuruluş yıllarında tarihten silinir. Mustafa Armağan&#8217;ın Timaş&#8217;tan çıkan yeni kitabı &#8220;Kazım Karabekir&#8217;in Gözüyle Yakın Tarihimiz &#8211; İstiklal Savaşı&#8217;nın İç Yüzü&#8221; yakın geçmişimizle yüzleşme sürecine ciddi anlamda katkı sağlayacak nitelikte. Armağan kitabında onun yaptıklarının ve yaşadıklarının izini sürüyor İnkılap tarihlerimizin neden &#8220;Tarih&#8221; sıfatını hak etmediğini anlamak için Kâzım Karabekir Paşa&#8217;nın hayatına bakmak yeterli olacaktır. Sadece birkaç fersiz cümlede geçer ismi. Resmi bile son yıllara kadar ders kitaplarında hemen hiç yer almazdı. Hatta bazılarına kalırsa &#8220;rejim düşmanı, Hilafetçi ve hain&#8221;di. İyi ama ne yapmıştı Paşa bu hakaretleri hak etmek için? Karabekir Paşa&#8217;nın askeri ve siyasi hayatında haksızlıklara uğraması yetmiyormuş gibi, tarih kitaplarından da emekleri silinmişti. Doğu Cephesi&#8217;nde zafer üstüne zafer kazanarak makûs talihimizi yenen Paşa, Sevr&#8217;i yırtan ilk antlaşmanın altına imza atmıştı. Savaş sonunda adına &#8220;Şark Arslanı&#8221; diye posterler basılıyor, özellikle Doğu&#8217;da savaşın gerçek kahramanı sayılıyor, adı efsaneleşiyordu. Ne olduysa savaş sonunda oldu ve Karabekir önce ordudan uzaklaştırıldı, derken Meclis&#8217;te mücadele ederken görüldü, sonra partisi kapatıldı ve ertesi yıl İstiklal Mahkemesi&#8217;nde idamla yargılandı. Gözetim altında tam 13 yılını geçirdi. İstiklal Savaşı&#8217;nı birlikte başlattığı ve en zayıf anında &#8220;Emrinizdeyim Paşam&#8221; diye desteklediği Mustafa Kemal Paşa ve çevresinin tanınmaz hale gelişine eserleriyle muhalefet etti. İstiklal Savaşı&#8217;nı kardeşlik duygularıyla birbirlerine bağlı bir kadro vermişti. Ancak asıl savaş bundan sonra başlamış, iktidar rüzgârı, İstiklal Savaşı&#8217;nın İlk Beş&#8217;inden dördünü idam sehpasının önüne fırlatmıştı. Suçları neydi? Muhalefet etmek. Peki savaşı esaretten kurtulmak için yapmamışlar mıydı? Şimdi de hem kendi haklarını, hem de milletin haklarını savundukları için darağaçlarının gölgesinde bir hayata mahkûm ediliyorlardı. İşte herkesin sustuğu bir zamanda Karabekir tek başına muhalefet bayrağını açtı ve basının önüne çıktı. İstiklal Savaşı&#8217;nı sanki sadece Mustafa Kemal Paşa yapmış gibi anlatılıyordu. Oysa Karabekir Paşa diyordu ki: &#8220;Onu Anadolu&#8217;ya gelmeye ben ikna ettim. Hatta bir ay önce, 19 Nisan 1919&#8217;da Trabzon&#8217;a çıktım&#8230;&#8221; Karabekir, Mustafa Kemal&#8217;in önce Bolşeviklik daha sonra ise Amerikan Mandası istediğini hatta bu niyetle Amerikan Senatosu&#8217;na bir mektup yazdığını anlatıyor. Mondros Mütarekesi&#8217;nin Atatürk&#8217;ün yazdığı mektup sonucu imzalandığını da söyleyen Karabekir, Mustafa Kemal&#8217;in Milli Mücadele boyunca istikrarlı bir çizgi izlemeyip sürekli zigzaglar çizdiğini anlatıyor. Atatürk&#8217;ün bir diktatörlük hevesi içinde olduğunu Fevzi Çakmak&#8217;tan duyduğunu yazan Karabekir, kendisinin, Atatürk&#8217;ü mandacı düşünceden istiklal düşüncesine çektiğini de belirtiyor. Fevzi Çakmak&#8217;ın milli mücadeleye katılmadan önce Atatürk&#8217;ün hedefinde olduğunu ileri süren Karabekir, Mustafa Kemal&#8217;in Fevzi Çakmak&#8217;ı öldürmeyi planlayacak kadar ileri gittiğini de iddia ediyor. Mustafa Kemal&#8217;in Erzurum Kongresi öncesi askeri üniforma giydiğini, delegelerin ise bunun hala padişaha sadakat anlamına geldiğini söyleyerek Mustafa Kemal&#8217;den üniformasını çıkarmasını istediğini anlatan Karabekir, Atatürk&#8217;ün delegelerin isteğine uyarak kongreye girebildiğini dile getiriyor. Mustafa Kemal&#8217;in milli mücadele fikrini sonradan benimsediğini söyleyen Karabekir, öncesinde Atatürk&#8217;ün padişahın hükümetinde bakan olmak amacında olduğunu dile getiriyor. Haber 7 / Milli Gazete]]></description>
		
					<wfw:commentRss>http://www.mustafaarmagan.com.tr/genel/karabekirin-gozuyle-yakin-tarihimiz-haber7-com/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İstiklal Savaşı&#8217;nı Bir De Karabekir&#8217;den Dinleyin!</title>
		<link>http://www.mustafaarmagan.com.tr/genel/star-kitap-kazim-karabekirin-gozuyle-yakin-tarihimiz/</link>
					<comments>http://www.mustafaarmagan.com.tr/genel/star-kitap-kazim-karabekirin-gozuyle-yakin-tarihimiz/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Armağan]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 12 May 2011 16:04:27 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[Yankılar]]></category>
		<category><![CDATA[Kazım Karabekir]]></category>
		<category><![CDATA[Kazım Karabekir'in Gözüyle Yakın Tarihimiz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.mustafaarmagan.com.tr/?p=4370</guid>

					<description><![CDATA[Kurtuluş Savası&#8217;nı gerçekleştiren en önemli isimlerden Kazım Karabekir Cumhuriyet&#8217;in kuruluş yıllarında tarihten silinir. Mustafa Armağan kitabında onun yaptıklarının ve yaşadıklarının izini sürüyor İNKILAP tarihlerimizin neden &#8220;Tarih&#8221; sıfatını hak etmediğini anlamak için Kâzım Karabekir Paşa&#8217;nın hayatına bakmak yeterli olacaktır. Sadece birkaç fersiz cümlede geçer ismi. Resmi bile son yıllara kadar ders kitaplarında hemen hiç yer almazdı. Hatta bazılarına kalırsa &#8220;rejim düşmanı, Hilafetçi ve hain&#8221;di. İyi ama ne yapmıştı Paşa bu hakaretleri hak etmek için? Karabekir Paşa&#8217;nın askeri ve siyasi hayatında haksızlıklara uğraması yetmiyormuş gibi, tarih kitaplarından da emekleri silinmişti. Doğu Cephesi&#8217;nde zafer üstüne zafer kazanarak makûs talihimizi yenen Paşa, Sevr&#8217;i yırtan ilk antlaşmanın altına imza atmıştı. Savaş sonunda adına &#8220;Şark Arslanı&#8221; diye posterler basılıyor, özellikle Doğu&#8217;da savaşın gerçek kahramanı sayılıyor, adı efsaneleşiyordu. Ne olduysa savaş sonunda oldu ve Karabekir önce ordudan uzaklaştırıldı, derken Meclis&#8217;te mücadele ederken görüldü, sonra partisi kapatıldı ve ertesi yıl İstiklal Mahkemesi&#8217;nde idamla yargılandı. Gözetim altında tam 13 yılını geçirdi. İstiklal Savası&#8217;nı birlikte başlattığı ve en zayıf anında &#8220;Emrinizdeyim Paşam&#8221; diye desteklediği Mustafa Kemal Paşa ve çevresinin tanınmaz hale gelişine eserleriyle muhalefet etti. İstiklal Savası&#8217;nı kardeşlik duygularıyla birbirlerine bağlı bir kadro vermişti. Ancak asıl savaş bundan sonra başlamış, iktidar rüzgârı, İstiklal Savaşı&#8217;nm İlk Beş&#8217;inden dördünü idam sehpasımn önüne fırlatmıştı. Suçları neydi? Muhalefet etmek. Peki savaşı esaretten kurtulmak için yapmamışlar mıydı? Şimdi de hem kendi haklarım, hem de milletin haklarını savundukları için darağaçlarınm gölgesinde bir hayata mahkûm ediliyorlardı. İşte herkesin sustuğu bir zamanda Karabekir tek başına muhalefet bayrağını açtı ve basının önüne çıktı. İstiklal Savası&#8217;nı sanki Kazım Gözüyl Mustafa Armağan Timas sadece Mustafa Kemal Paşa yapmış gibi anlatılıyordu. Oysa Karabekir Paşa diyordu ki: &#8220;Onu Anadolu&#8217;ya gelmeye ben ikna ettim. Hatta bir ay önce, 19 Nisan 1919&#8217;da Trabzon&#8217;a çıktım&#8230;&#8221; Mustafa Armağan büyük bir titizlikle ve dikkatle hazırladığı, uzun süredir üzerinde çalıştığı, Timaş&#8217;tan çıkan Kâzım Karabekir&#8217;in Gözüyle Yakın Tarihimiz adlı kitabında Karabekir&#8217;in 19181922 dönemini kendi ağzından aktarıyor. Yıllardır susturulmuş olan Paşa&#8217;yı konuşturuyor. Onun gözüyle tarihimizi sarsan dört yılın hikâyesini yazıyor. Bir solukta okunan kitap, &#8220;19 Nisan 1919&#8217;da Trabzon&#8217;a çıktım&#8221; sözlerinin sahibi Karabekir&#8217;in gözünden İstiklal Savaşı&#8217;nın bugüne kadar anlatılmayan, gözardı edilen, unutturulan gerçeklerini göz önüne getiriyor. İstiklal Savaşı&#8217;nm farklı bir gözle okumak isteyen okurların kaçırmaması gereken bir eser. Bu haber 12 Mayıs 2011 tarihinde Canan Kardem tarafından Star Gazetesi&#8217;nde yayınlanmıştır.]]></description>
		
					<wfw:commentRss>http://www.mustafaarmagan.com.tr/genel/star-kitap-kazim-karabekirin-gozuyle-yakin-tarihimiz/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kâzım Karabekir&#8217;in Gözüyle Yakın Tarihimiz</title>
		<link>http://www.mustafaarmagan.com.tr/genel/kazim-karabekirin-gozuyle-yakin-tarihimiz-2/</link>
					<comments>http://www.mustafaarmagan.com.tr/genel/kazim-karabekirin-gozuyle-yakin-tarihimiz-2/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Armağan]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 10 Mar 2011 13:11:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Kendi Kitapları]]></category>
		<category><![CDATA[Kitaplar]]></category>
		<category><![CDATA[Kazım Karabekir]]></category>
		<category><![CDATA[Kazım Karabekir'in Gözüyle Yakın Tarihimiz]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa ARMAĞAN Kitap]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa Armağan Yeni Kitap]]></category>
		<category><![CDATA[Yakın Tarihimiz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.mustafaarmagan.com.tr/?p=4239</guid>

					<description><![CDATA[&#8220;19 Nisan 1919’da Trabzon’a çıktım…&#8221; Kazım Karabekir Paşa İstiklal Savaşı&#8217;nın bugüne kadar göz ardı edilen, gösterilmeyen, yazılmayan taraflarını inceliyor. Tarihe yeni bir gözle bakmak isteyenler için muhteşem bir araştırma&#8230; İnkılap tarihlerimizin neden “Tarih” sıfatını hak etmediğini anlamak için Kâzım Karabekir Paşa’nın hayatına bakmak yeterli olacaktır. Sadece bir kaç fersiz cümlede geçer ismi. Resmi bile son yıllara kadar ders kitaplarında hemen hiç yer almazdı. Hatta bazılarına kalırsa “rejim düşmanı, Hilafetçi ve hain”di. İyi ama ne yapmıştı Paşa bu hakaretleri hak etmek için? Karabekir Paşa’nın askeri ve siyasi hayatında haksızlıklara uğraması yetmiyormuş gibi, tarih kitaplarından da emekleri silinmişti. Doğu Cephesi’nde zafer üstüne zafer kazanarak makûs talihimizi yenen Paşa, Sevr’i yırtan ilk antlaşmanın altına imza atmıştı. Savaş sonunda adına “Şark Arslanı” diye posterler basılıyor, özellikle Doğu’da savaşın gerçek kahramanı sayılıyor, adı efsaneleşiyordu. Ne olduysa savaş sonunda oldu ve Karabekir önce ordudan uzaklaştırıldı, derken Meclis’te mücadele ederken görüldü, sonra partisi kapatıldı ve ertesi yıl İstiklal Mahkemesi’nde idamla yargılandı. Gözetim altında tam 13 yılını geçirdi. İstiklal Savaşı’nı birlikte başlattığı ve en zayıf anında “Emrinizdeyim Paşam” diye desteklediği Mustafa Kemal Paşa ve çevresine eserleriyle muhalefet etti. İstiklal Savaşı’nı kardeşlik duygularıyla bağlı bir kadroyla vermiştik. Ancak asıl savaş bundan sonra başlamış, iktidar rüzgârı, İstiklal Savaşı’nın İlk Beş’inden 4’ünü idam sehpasının önüne fırlatmıştı. Suçları neydi? Muhalefet etmek. Peki savaşı esaretten kurtulmak için yapmamışlar mıydı? Şimdi de hem kendi haklarını, hem de milletin haklarını savundukları için darağaçlarının gölgesinde bir hayata mahkûm ediliyorlardı. İşte herkesin sustuğu bir zamanda Karabekir tek başına muhalefet bayrağını açtı ve basının önüne çıktı. İstiklal Savaşı’nı sanki sadece Mustafa Kemal Paşa yapmış gibi anlatılıyordu. Oysa Karabekir Paşa diyordu ki: “Onu Anadolu’ya gelmeye ben ikna ettim. Hatta bir ay önce, 19 Nisan 1919’da Trabzon’a çıktım…” MUSTAFA ARMAĞAN, Karabekir’in 1918-1922 dönemini kendi ağzından aktarıyor. Yıllardır susturulmuş olan Paşa’yı konuşturuyor. Onun gözüyle tarihimizi sarsan 4 yılın hikâyesini yazıyor. Konuşan ne de olsa bir kahramandır. Kahraman olmayanlara düşen ise onu saygıyla dinlemektir, diyor. Timaş Yayınları]]></description>
		
					<wfw:commentRss>http://www.mustafaarmagan.com.tr/genel/kazim-karabekirin-gozuyle-yakin-tarihimiz-2/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>45</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
