<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Meclis-i Mebusan &#8211; Mustafa Armağan &#8211; Kişisel Web Sitesi</title>
	<atom:link href="http://www.mustafaarmagan.com.tr/etiket/meclis-i-mebusan/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.mustafaarmagan.com.tr</link>
	<description>Tarihle Birlikte Düşünmek...</description>
	<lastBuildDate>Sun, 27 Apr 2014 12:53:55 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.0.8</generator>

<image>
	<url>http://www.mustafaarmagan.com.tr/wp-content/uploads/2017/11/cropped-mustafa-armagan-icon-32x32.png</url>
	<title>Meclis-i Mebusan &#8211; Mustafa Armağan &#8211; Kişisel Web Sitesi</title>
	<link>http://www.mustafaarmagan.com.tr</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Şûra âyetinin gölgesinde toplanan Meclis</title>
		<link>http://www.mustafaarmagan.com.tr/genel/sura-ayetinin-golgesinde-toplanan-meclis/</link>
					<comments>http://www.mustafaarmagan.com.tr/genel/sura-ayetinin-golgesinde-toplanan-meclis/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Armağan]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 27 Apr 2014 12:53:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[Mebusan Meclisi]]></category>
		<category><![CDATA[Meclis-i Mebusan]]></category>
		<category><![CDATA[Neden TBMM denilmiştir?]]></category>
		<category><![CDATA[Şûra Âyeti]]></category>
		<category><![CDATA[TBMM]]></category>
		<category><![CDATA[TBMM açılması]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.mustafaarmagan.com.tr/?p=7819</guid>

					<description><![CDATA[TBMM’nin açılışı sırasında törenler ve dualar yapıldığı sık sık vurgulanır. Hatta bazı ulemadan zatların Meclis’in önünde yaptığı dualara katılanların fotoğrafları okullarımıza kadar girebilmiş nadir ‘irticaî’ görüntülerdendir.Gerçekten de 23 Nisan 1920 günü neler yaşanmıştır?  Önce bir tespit: İstanbul’daki Meclis-i Mebusan 1920’nin Ocak’ında açılmış ve Misak-ı Milli metnini kabul etmiş, Şubat’ta metin açıklanmış, Mart’ta da İngiliz askerleri Meclis’i basarak elebaşıları yakalayıp Malta’ya sürmüşlerdi. Meclis de bu şartlarda çalışamayacağını söyleyip faaliyetini tatil edecek, bundan sonra hedef Ankara olacaktı. Aslında Ankara’daki Meclis’in İstanbul’dakinin devamı olduğunu ispata gerek de yok ama bizzat Mustafa Kemal Paşa ve Ankara mebuslarının mazbatasında yazılanlar her şeyi olanca çıplaklığıyla ortaya koymaya yeterli. Bugünkü dille şöyle yazmaktadır: “İslâm hilafetinin merkezi ve Osmanlı saltanatının başkentinin İtilaf devletleri tarafından resmen işgali yasama, yargı ve yürütmeden ibaret olan devletin üç kuvvetini çalışamaz hale getirmiş ve Meclis-i Mebusan’ın bu durum karşısında görevini yapmaya imkân göremediğini (İstanbul’daki) merkezî hükümete tebliğ ile dağılmış bulunmasından dolayı hilafet ve saltanat makamının bağımsızlığının dokunulmazlığını ve Osmanlı Devleti’nin kurtuluşunu temin edecek tedbirleri düşünmek ve uygulamak üzere millet tarafından olağanüstü yetkileri haiz bir Meclis’in Ankara’da toplanmasına acil lüzum hasıl olması üzerine (…) işbu mazbata düzenlendi.” İstanbul’da devlet çalışamaz hale gelince Osmanlı Devleti’nin kurtuluşunu sağlamak üzere olağanüstü yetkilere sahip bir Meclis’in Ankara’da toplanmasıdır söz konusu olan. Ancak zamanla Meclis’in gayesinde en başından beri var olan “Osmanlı Devleti’nin kurtuluşunu sağlamak” sözü unutulmuş ve sanki 23 Nisan’da sıfırdan bir Meclis açıldığı gibi bir yanılsama yaratılmak istenmiştir. Osmanlı’nın devamı olduğu belli ama TBMM nasıl bir günde dünyaya gözlerini açmıştı? Öncelikle 1920’nin büyük umutlar ve hayal kırıklıklarıyla başladığını, Maraş (şubat) ve Urfa’nın (nisan) büyük ölçüde kendi imkânlarıyla kurtuluşlarını başardıklarını, Antep’te çarpışmaların devam ettiğini ama bu arada Düzce, Hendek ve Bolu’dan başlayıp Nallıhan, Beypazarı üzerinden Ankara’ya yaklaşmakta olan isyan dalgalarının sesleri arasında Meclis’in açıldığını hatırlatalım. Kur’an’ın ve namazın nurları Şimdi Mustafa Kemal Paşa’nın Meclis’in açılmasından 2 gün önceki genelgesini bugünkü dile çevirerek okuyalım: “1. Bimennihil-kerim. 23 Nisan Cuma namazını müteakip BMM açılacaktır. 2. Vatanın istiklali, yüce hilafet ve saltanat makamının kurtuluşu gibi en mühim ve hayatî görevleri ifa edecek olan Meclis’in açılışını cumaya rastlatmakla o günün mübarekliğinden ve Hacı Bayram Cami-i Şerif’inde cumadan sonra Kur’an’ın ve namazın nurlarından (envâr) istifade edilecektir. Namazdan sonra camide sakal-ı şerif ve sancağ-ı şerifin bulunduğu özel daireye gidilecek ve oraya girilmeden önce bir dua okunarak kurbanlar kesilecektir. 3. Açılış gününün kudsiyetini güçlendirmek için bugünden itibaren il merkezinde valinin tertibiyle hatim ve Buhari-i Şerif tilavetine başlanacak ve hatm-i şerifin son kısımları teberrüken cuma namazından sonra camideki özel daire önünde tamamlanacaktır. 4. Mukaddes ve yaralı vatanımızın her köşesinde aynı şekilde bugünden itibaren Buhari ve hatm-i şerif okunacak ve hutbede hilafet-meabımız Halife Efendimiz hazretlerinin yüce isimleri (Vahdeddin) zikredilerek Padişahın şevketli zatının ve memleketin ve bütün tebaasının bir an önce kurtuluş ve mutluluğa nail olmaları duasına ilaveten cumadan sonra hatim tamamlanarak yüce hilafet ve saltanat makamının ve bütün vatanın kurtuluşu maksadıyla vuku bulan millî mesainin önem ve kutsallığı ve her millet ferdinin seçtiği Meclis’in kendisine vereceği vatanî görevi yapmak zorunda olduğu hakkında vaazlar verilecektir. Daha sonra halife ve padişahımızın, din ve devletimizin, vatan ve milletimizin kurtuluş ve bağımsızlığı için dua edilecektir. Her tarafta Mevlid-i Şerif okunacaktır. (…) 6. Cenab-ı Hakk’a bize eksiksiz bir başarı nasip etmesi için yalvarıyoruz.” Görüldüğü gibi halife ve sultanın, tebaası olan milletin ve ülkesi olan vatanın, bu arada Osmanlı Devleti’nin kurtuluşuna adanmış bir kurum olarak açılmaktadır BMM. Nuh’un gemisi gibi… Günlerden 23 Nisan 1920. Bir kaynak, o günkü atmosferi şöyle anlatır: “Cuma namazından sonra caminin avlusunda büyük bir kalabalık toplanmıştı. En önde yeşil örtülü bir rahlenin üstüne konulmuş olan Kur’an-ı Kerim’i ve “lıhye-i saadeti” (Efendimiz’in (sas) sakal-ı şerifini) başının üstünde taşıyan biri vardı. Alay tekbir getire getire Meclis’in önünde durdu. Burada dua okunup kurban kesildikten sonra binaya girildi.” İlk Meclis’te çalışmış olan Mahir İz, mebusların ne üzerine yemin ettiğini şöyle anlatır: “Makam-ı hilafet ve saltanatın, vatan ve milletin istihlası (kurtuluşu) ve istiklalinden başka bir gaye takip etmeyeceğime vallahi.” Gayet açık: 23 Nisan’da açılan Meclis’in üç gayesi vardır: 1) Hilafet ve saltanat makamını, 2) Vatanı, 3) Milleti kurtarmak. Şimdi de 1950-60 döneminde Meclis Başkanlığı yapan Refik Koraltan’ın anlatımına kulak kesilelim: “Hacı Bayram Camii yolu nasıl? Caddeler, meydanlar, pencereler tekbir sesleriyle inliyor!. ‘Allahuekber, Allahuekber, lâââilâhe illallah ve Allahuekber, Allahuekber velillâââhil-hamd.’ Herkes böyle avazı çıktığı kadar bağırarak tekbir getiriyor. Sarık, şalvar, cübbe, takke, bir acaib. Nuh’un gemisi gibi! Neyse camie girdik. Mustafa Kemal de geldi. Galiba ilk defa mı geliyor, son defa mı geliyor bilmiyorum. Ayaklarının üzerinde tir tir titriyordu. Namaz kıldık. ‘Allah kabul etsin’ deyip haydi gene tekbirlerle Meclis’e. Oraya geldik. Bir bakalım ki oraya da hocalar toplanmışlar: ‘Estağfurullah, estağfurullah, diledim cümle günahlarımıza estağfurullah!&#8230;’ diye dua ediyorlar yüksek sesle…” (Nalân Seçkin, İlk Meclis’ten Kalanlar, 1970, s. 117.) Ve bu Gazi Meclis’in kürsüsünün arkasında bir hat levhası asılıydı. Üzerinde Hattat Hulusi Efendi’nin hattıyla “Ve emruhum şûra beynehum” yazılıydı. Yazı Şûra Sûresi 38. âyetinden alınmıştı ve “Onlar işlerini danışarak yaparlar” anlamına geliyordu. Bu levha en son 1 Eylül 1925’te Meclis’te yapılan 1. Türk Tıp Kongresi’nde görüldü. Sonra kaldırıldı. Neden kaldırıldığını anlatmamıza gerek yok herhalde. 5 yıl önce dualar ve tekbirlerle açılan Meclis artık bir âyetin varlığına tahammül edemiyordu çünkü. 1925’te değişen neydi? diye sormayın lütfen artık. Değişmeyen ne kaldı ki? diye sorun. Daha anlamlı olur. 27 Nisan 2014, Pazar]]></description>
		
					<wfw:commentRss>http://www.mustafaarmagan.com.tr/genel/sura-ayetinin-golgesinde-toplanan-meclis/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>10 dakikada Osmanlı’dan Cumhuriyet’e seçimler</title>
		<link>http://www.mustafaarmagan.com.tr/genel/10-dakikada-osmanlidan-cumhuriyete-secimler/</link>
					<comments>http://www.mustafaarmagan.com.tr/genel/10-dakikada-osmanlidan-cumhuriyete-secimler/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Armağan]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 30 Mar 2014 11:10:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[Mebusan Meclisi]]></category>
		<category><![CDATA[Meclis-i Mebusan]]></category>
		<category><![CDATA[Osmanlı Devleti]]></category>
		<category><![CDATA[Osmanlıda Seçimler]]></category>
		<category><![CDATA[TBMM açılması]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.mustafaarmagan.com.tr/?p=7800</guid>

					<description><![CDATA[İlk genel seçimimizi 1877 yılında yaparken ne bir seçim kanunumuz vardı, ne de bu kanunu yapacak meclis. Öyleyse mebusları kim seçecekti? Osmanlı Devleti hanedanlıkla yönetilen bir monarşiydi ve Osman Gazi, Yıldırım Bayezid ve III. Ahmed gibi aşiret yönetimi veya devlet ricalinin seçtiği birkaç örnek hariç seçimle iktidara gelme diye bir şey söz konusu değildi. Kaldı ki üç örnekte de yalnız hanedan üyeleri arasında bir tercihte bulunulmuştu. Dışarıdan birinin işbaşına gelmesi mümkün değildi. Öte yandan bakanlar (vezirler) vardı ama bunları atayan da, görevden alan da padişahtı. Padişahın kendisine karşı sorumlu olduğu kurumsal bir mekanizma bulunmuyordu. İlk Meşrutiyet Meclisi mebusları toplu halde. Ortada sakallı Meclis Başkanı Ahmed Rıza Bey ile İttihad ve Terakki’nin beyni Talat Bey yan yana. Ancak Meşrutiyet’ten sonra Meclis-i Millî kararıyla II. Abdülhamid tahttan indirilecek ve V. Mehmed Reşad tahta çıkarılacaktı. Aynı şekilde TBMM önce saltanatı kaldıracak, ardından Abdülmecid Efendi’yi halifeliğe seçecek (1922), 1,5 yıl sonra bu defa halifeliği de kaldırıp (1924) Osmanlı hanedanını sürgüne göndererek 600 küsur yıllık bir dosyayı kapatacaktır. Osmanlı Devleti, 1861 yılında Lübnan ölçeğinde demokrasinin ufak bir örneğini ortaya koymuş ve Cebel-i Lübnan Mutasarrıflığı adı verilen bu meclisli yapı, 1920 yılında Fransızların işgaline kadar devam etmişti. Lübnan’daki her dinî gruba mecliste sahip olduğu nüfusa oranla temsil imkânı verilmiş, böylece 16 yıl sonra Dolmabahçe Sarayı’nda açılışı yapılacak olan ilk Meclis-i Mebusan’ın pilot uygulaması gerçekleştirilmişti. İlk Meclis-i Mebusan çalışma sırasında. Tanzimat’tan sonra kurulan vilayet meclislerinin parlamenter sisteme geçişteki katkısını da inkâr edemeyiz. Öyle ki, ilk genel seçimimizi 1877 yılında yaparken ne bir seçim kanunumuz vardı, ne de bu kanunu yapacak meclis. Öyleyse mebusları kim seçecekti? Tabii seçilmiş vilayet meclisleri. Demek ilk seçimlerimizin üzerinden tam 137 yıl geçmiş. Onlarca seçim yaşamışız; satır başları halinde verelim. Perde 117 milletvekiliyle açılmıştı İlk meclisimiz 1877’de seçilmiş ama pek kısa ömürlü olmuştu. 3 ay 8 günlük ömrüne Dolmabahçe Sarayı Merasim Salonu’ndaki açılışla başlamış ve Ayasofya’nın yanı başındaki şimdi yerinde yeller esen binasında devam etmişti. Partili olmayan 117 milletvekili, padişah tarafından atanan Ayan Meclisi üyeleriyle birlikte çalışmıştı. Şimdiki gibi seçme yaşının 18, seçilme yaşının da 25 olduğu seçimler sonucu teşekkül eden Meclis-i Mebusan’ın ilk başkanı ise ünlü edebiyatçımız Ahmed Vefik Paşa idi. 2. meclisin ömrü ilkinden de kısa olmuş, Aralık 1877’den Şubat 1878’e kadar görev yapmış ve Başkan Vefik Paşa, II. Abdülhamid ile anlaşarak meclisi tatile sokmuş, feshetmemişti. İmparatorluğu temsil yoluyla birleştirme umuduyla kurulan meclis, ne yazık ki 93 Harbi’nin ağır sonuçlarının etkisiyle bölücü bir organa dönüşmüştü. Bu haliyle yaşaması mümkün değildi. 1877 yılında yapılan seçimlerde seçme yaşı 18, seçilme yaşı da 25’ti.  Namık Kemal’in Hayal dergisindeki bu karikatürünün altında “Müşkilat-ı intibahiye”, yani “Seçimin zorlukları” yazılı. Vatandaşlar oylarını kullanmaya gelmişler. Sandık kilitli. (4 Şubat 1877) Padişah tarafından 30 yıl bir daha toplantıya çağrılmayan “meclissiz idare” döneminden sonra 1908’de yapılan “partili” seçimlerle tarihimizde yeni bir sayfa açılıyordu. Baskıdan azade bir seçim değildi bu. Mesela İstanbul’da Sirkeci Büyük Postahane’de gayet sanatkârane yapılmış bir sandıkta oy kullananların başına bir Nişancı Taburu dikilmişti. Ordu hâlâ İttihat ve Terakki’nin etkisi altındaydı ve 2. seçmenler korku altında oy kullanmışlardı. 1912 seçimleri ‘sopalı veya dayaklı seçim’ diye ünlüdür. Devlete hakim olan İttihat ve Terakki’nin ağır baskısı altında yapılmış olan seçimlerde sandık başına giden vatandaşlar fiilî saldırıya uğramışlardı. Seçim şikâyetleri ayyuka çıkarken meclis, Sadrazam Said Paşa’nın bir oyunuyla 4. ayındayken feshedilecekti. Ülke ittihatçılar ve muhalifleri şeklinde kutuplaşmıştı ve tam bu sırada Balkan Harbi koptu, yenilgiler çorap söküğü gibi geldi. Siyasetteki kaos cepheyi de vurmuş, Bulgarlar Edirne’ye bile girmişlerdi. Enver Paşa darbe yaparak iktidara el koyacak ve 4 yıl önce şahikasına çıkan bütün demokrasi umutları çökecekti. 1914 seçimleri muhalefetsiz kalan İttihat ve Terakki’nin sözde zaferiyle sonuçlandı. Muradına ermişti, tek parti olarak seçime giriyordu. Tulum çıkaracaktı. Sadece 3 mebus bağımsız seçilebilmişti. Osmanlı Devleti, 1. Dünya Savaşı’nın ateşine bu meclis döneminde ama meclisin haberi olmadan(!) gizli pazarlıklarla atıldı. Bağımsız Osmanlı, bu dönemin sonunda başkenti dahi işgal edilmiş, İtilaf devletlerinin insafına terk edilmiş bir devletti artık. Ne var ki, ülkeyi savaşa sokan kadro soluğu yurt dışında almışlardı. Nitekim Sultan Vahdettin, meclisi feshedecek ve ertesi yıl yeni seçim yapılacaktı. Sonraki seçim işgal şartlarında gerçekleşecekti. 7. meclis 12 Ocak 1920’de Fındıklı’daki binasında 72 mebusla toplandı. En önemli icraatı Misak-ı Milli’yi ilan etmekti. Nitekim açıklanmasından kısa bir süre sonra, 16 Mart’ta İngilizler tarafından basıldı. Bir ay bile geçmeden, 11 Nisan’da padişah tarafından feshedildi. Böylece Osmanlı’nın 7 seçimlik meclis serencamı burada sona eriyordu. Acaba? Aslında tam öyle değil. TBMM, bir Osmanlı meclisiydi Son Osmanlı Meclis-i Mebusan’ının fesih tarihi olan 11 Nisan ile Ankara’daki Büyük Millet Meclisi’nin açılış günü olan 23 Nisan tarihleri arasında sadece ve sadece 12 gün vardır. İki tarihin arasında bir sebep-sonuç bağlantısı olduğu açıktır ama nedense bu bağ anlatılmaz. Soruyu doğru soralım: Eğer Vahdettin, meclisi 11 Nisan’da feshetmemiş olsaydı 23 Nisan’da biz hangi devletin meclisini açmış olacaktık? Ve bu meclis için hangi anayasaya göre kurulacaktı? Tabii ki 1976 Anayasası’na göre. (Düşünün, özet Teşkilat-ı Esasiye Kanunu bile bir yıl sonra çıkarılmıştı.) BMM, MM’nin (Meclis-i Mebusan’ın) açık bir devamıdır ve İstanbul’dan gelmeyen veya gelemeyen mebusların yerine vilayet meclislerince yapılan seçimlerle teşekkül eden bu 8. Osmanlı meclisi, o kadar Osmanlı meclisidir ki, İstanbul’daki son oturumda görüşülen Ağnam Resmi’nin (koyun ve keçilerden alınan verginin) artırılması teklifi, Ankara’daki mecliste kanunlaşacaktır! Demek ki BMM, Osmanlı Devleti namına kurulmuştur ve İstanbul’daki meclis görevine devam etseydi kurulamayacak, kurulsa bile tanınması bir mesele olacaktı. Nitekim bu meclisin tanımadığını ilan ettiği kurum Osmanlı Devleti değil, İstanbul hükümetidir! (2. Dünya Savaşı’nda Fransa’nın Vichy dönemini hatırlayalım. Süreç aynıdır.) Ancak asıl büyük değişim 9. meclisi seçecek olan 1923 seçimleriyle gelecek ve tekrar 1914 yılındaki duruma dönülecek, Halk Partisi tek parti olarak meclise girecek, zamanla Terakkiperver Partisi kurulacak, iki partili demokrasi tecrübemiz 1925 Haziran’ında bakanlar kurulunun bu partiyi kapatmasıyla sona erecek ve 1946’ya kadar yapılan seçimler atamayı meşrulaştırma törenlerinden ibaret kalacaktır. 46 seçim faciasıyla başlayan çok partili demokrasinin seçimlerini ise yasaklar kalktıktan sonra yazarız nasip olursa. 30 Mart 2014, Pazar]]></description>
		
					<wfw:commentRss>http://www.mustafaarmagan.com.tr/genel/10-dakikada-osmanlidan-cumhuriyete-secimler/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
