<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Müslüman Kardeşler &#8211; Mustafa Armağan &#8211; Kişisel Web Sitesi</title>
	<atom:link href="http://www.mustafaarmagan.com.tr/etiket/musluman-kardesler/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.mustafaarmagan.com.tr</link>
	<description>Tarihle Birlikte Düşünmek...</description>
	<lastBuildDate>Sun, 18 Aug 2013 15:26:59 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.0.8</generator>

<image>
	<url>http://www.mustafaarmagan.com.tr/wp-content/uploads/2017/11/cropped-mustafa-armagan-icon-32x32.png</url>
	<title>Müslüman Kardeşler &#8211; Mustafa Armağan &#8211; Kişisel Web Sitesi</title>
	<link>http://www.mustafaarmagan.com.tr</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>İhvan’ın darbecilere direnişi geçmişteki acı bir tecrübeye dayanır</title>
		<link>http://www.mustafaarmagan.com.tr/genel/ihvanin-darbecilere-direnisi-gecmisteki-aci-bir-tecrubeye-dayanir/</link>
					<comments>http://www.mustafaarmagan.com.tr/genel/ihvanin-darbecilere-direnisi-gecmisteki-aci-bir-tecrubeye-dayanir/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Armağan]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 18 Aug 2013 15:26:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[firavun]]></category>
		<category><![CDATA[ihvan]]></category>
		<category><![CDATA[Mısır]]></category>
		<category><![CDATA[Müslüman Kardeşler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.mustafaarmagan.com.tr/?p=7498</guid>

					<description><![CDATA[Medya geçmiş abaküsün başına, masum insanların her dakika artan ölü sayısını abartarak ekranlara yansıtmakla meşgul. Müslümanlar yerine kedi veya köpek öldürülmüş olsaydı uluslararası camianın sesinin çok daha şiddetli çıkacağını tahmin etmek zor olmasa gerek. Ancak Mısır sokaklarında kan ve gözyaşı 60 yıldır dinmiyor. Gerçi İngiliz işgali döneminde de az acılar çekilmedi ama özellikle 1952’de gerçekleşen askerî darbenin ardından Mısır sahnesi üç modern Firavun üretirken bunların İslamcı akımlarla ilişkisi veya tersinden söylersek İslamcı akımların darbecilikle yakınlaşma veya uzaklaşma serüveni, bizi üzerinde düşünmeye sevk edecek olaylarla doludur. Bir başka deyişle Mısır’da darbenin gerçekleştiği ve pekiştiği Temmuz 1952-Ekim 1954 dönemi ile Temmuz 2013’te başlayıp halen devam eden kanlı olaylar arasındaki 60 yılı aşan bağ, yalnız bugünkü katliama değil, Mısır’ın ve çağdaş İslamî hareketlerin darbecilerle imtihanına da ışık tutacak özellikler taşır. Bugünkü nesiller fazla hatırlamaz ama 1970 yılındaki ölümüyle yalnız Mısır’da değil, Ortadoğu’da da bir dönemin sonunu ilan eden Cemal Abdünnasır, şaşırtıcıdır ama “Firavunlar zamanından beri ülkeyi yöneten ilk Mısırlıydı.” Mısır’ı hep ‘başkaları’ idare etmişti, artık Mısır, Mısırlıların olmalıydı. Yönetimiyle, ekonomisiyle, hukukuyla Mısırlıların… İngiliz işgaline karşı Mısır aydınları ve halkının 1918’de başlattığı direniş hareketi 1922 yılında kısmî bağımsızlığı, 1936’da İngiltere-Mısır anlaşmasıyla tam olmayan bir bağımsızlığı getirmişti. İngiliz askerlerinin Süveyş bölgesinden çekilmesi için 20 yıl daha beklemek gerekecek, son İngiliz birlikleri Kanal bölgesini terk ederken takvimler 18 Haziran 1956’yı gösterecekti. Ancak yakın dönem Mısır tarihini gözden geçirirken fazla hafife alınan İhvan hareketinin süreçteki rolüne yakından bakmakta fayda var. Peki Mursi’ye yapılan darbeden itibaren meydanları bekleme eylemlerini ölümüne sürdüren ve darbe iktidarını kendi kanında boğma taktiğini yürüten Müslüman Kardeşler Cemiyeti, 1952 darbe sürecinde nasıl bir rol oynamıştı? Darbecilerle neden  yakınlaştılar? 1940’lı yıllarda mensuplarının sayısı 200 bini bulan Müslüman Kardeşler’in kuruluş kaygısını, hilafetin kaldırılmasından sonra oluşan boşluğun ümmet tarafından nasıl doldurulacağı teşkil eder. Hasan el-Benna, 6 arkadaşıyla cemiyeti kurarken dinî bir görev duygusuyla hareket ediyordu. “İslam’ı terk eden Türkiye’nin bozulması” hilafetin yeniden kurulmasını acil bir ihtiyaç haline getiriyordu. Gerçi Mısır Kralı I. Fuad, hilafet kaldırılıp halife ve Osmanlı hanedanının büyük bölümünün sınır dışı edildiği tarihten 2 yıl sonra, 1926’da Kahire’de bir ‘hilafet kongresi’ düzenleyecek ve halife seçilmek de isteyecekti ama şahsına yönelik endişeler sebebiyle akim kalacaktı bu girişim. Savaş sonrası dönemde Mısır’da iki siyasî grup şekillenecektir: Birincisi Hür Subaylar, ikincisi Müslüman Kardeşler. Bu ikili, Mısır’ın geleceğinde oynayacağı roller ve bırakacağı izler bakımından dikkatle izlenmelidir. Aslında kasım ayında yapmayı planladıkları darbeyi, deşifre edildiklerini fark edince 23 Temmuz 1952’ye çeken Hür Subaylar işi başarmışlardı ama ülkede halkın desteğini alabilecekleri en büyük siyasî oluşum Müslüman Kardeşler’den bağımsız olarak bu süreci yönetemeyeceklerdi. İslam dünyasının bir dönemine damgasını vurmuş liderler: Yaser Arafat (solda), Nasır (ortada) ve Kral Faysal.   23 Temmuz devrimi, biraz da Müslüman Kardeşler’in başarısıydı. Açıkça destek vermişlerdi. Hatta darbeci subaylardan ikisi bizzat İhvan üyesiydi. Nasır ve halefi olacak Enver Sedat’ın da İhvan’a yakın olduğu söyleniyordu. 1953 yılında Nasır ve Sedat gibi darbe liderleri sanki çok umurlarındaymış gibi Hasan el-Benna’nın mezarını ziyarete gitmişlerdi. Bu, İhvancılara göz kırpmak anlamına geliyor, tabana mesaj veriyorlardı. Nitekim Filistin uğruna aynı saflarda çarpışmışlar, hatta biraz da darbenin tohumu bu çarpışmalar sırasında atılmıştı. Darbenin sonu: İdamlar Bu sırada İngilizler bugün de ölü haberlerinin geldiği İsmailiye şehrindeki bir polis karakoluna saldırarak 50 kadar Mısırlı polisi öldürürler. Ancak bu haber Mısır sathında hiç beklenmeyen güçlü bir halk hareketinin işaret fişeği olarak algılanır ve isyan başlar. İngiliz şirketi ve kurumlarına saldırılar gerçekleşir. Kahire’nin zengin semtlerinde yangının bini bir paradır. Mısır sokakları celallenmiştir. Tıpkı bugün olduğu gibi… Gerçi Kral Faruk sokak isyanlarını bastırmayı başarır ama yönetimi de ağır bir yara alır. Kral tahtından indirilip sürgüne gönderilir. Çok da umurunda olduğu söylenemez, zira zevk ve sefahat sahasında yeni rekorlar kırmakla meşgul olan Kral Faruk, isyancılara teşekkür etmiş derler: “Siz indirmeseydiniz ben kendimi tahttan indirecektim.” Yerine 6 aylık oğlu Fuad geçirildi, 1,5 yaşındayken de tahttan indirildi! En küçük tahta çıkan ve en küçük tahttan inen kral unvanı o gün bu gündür ona aittir. İşte bu dönemde iş başında bulunan General Necip ve Nasır’ın getirdiği geçici anayasanın laik niteliğini protesto eden Müslüman Kardeşler sokaklara dökülecek ve çatışmalar başlayacaktı. Sonuçta 26 Ekim 1954 günü Nasır tarafından İhvan mensubu olduğu iddia edilen birinin 8 el ateş etmesi üzerine (Müslüman Kardeşler’e yönelik komplonun bir parçası olduğu ileri sürülmüştür) büyük bir tasfiye hareketi başlatılacak ve İhvan’ın liderleri dahil binlerce mensubu tutuklanacak, işkencelerden geçirilecek ve toplam 8 idam cezası verilecektir. FOTOĞRAF1960’LARIN IKI POPÜLER DEVRIMCISI CEMAL ABDÜNNASIR VE ERNESTO CHE GUEVARA BIR GÖRÜŞMEDE. &#160; Gerçi Başkan Hudeydi’nin cezası müebbete çevrilecektir ama bu çatışma ortamında içeriye alınan “Fizılali’l-Kur’an” adlı tefsiriyle tanıdığımız Seyyid Kutub 10 yıl hapiste yatacak, serbest bırakıldıktan birkaç ay sonra yeniden tutuklanıp idama mahkûm edilecek, temyize giderse daha insaflı bir hüküm verileceği vaadine rağmen bunu reddederek 1966 Ağustos’unda idam edilecektir. (H. Bozarslan, Ortadoğu: Bir Şiddet Tarihi, İletişim: 2010, s. 86-129). Böylece darbecilerle kısa yürüyüşü sırasında ağır bir darbe yiyen İhvan, Hüsnü Mübarek döneminin bitişiyle siyasi yasaklar kalkıncaya kadar yeraltına çekilmiş olup Tahrir’le siyasete geri dönmüştür. Ancak bu defa kararlıdır darbecilerle işbirliği yapmamaya. Ne pahasına olursa olsun o 1952-54 döneminden dersini almış bir İhvan vardır karşımızda. Meşruiyetten ayrılmamaya kararlı olmaları bu yüzdendir. Tarihten ders almak böyle zamanlarda önemlidir. 18 Ağustos 2013]]></description>
		
					<wfw:commentRss>http://www.mustafaarmagan.com.tr/genel/ihvanin-darbecilere-direnisi-gecmisteki-aci-bir-tecrubeye-dayanir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>3</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Müslüman Kardeşler nasıl bir örgüttür?</title>
		<link>http://www.mustafaarmagan.com.tr/genel/musluman-kardesler-nasil-bir-orguttur/</link>
					<comments>http://www.mustafaarmagan.com.tr/genel/musluman-kardesler-nasil-bir-orguttur/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Armağan]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 14 Jul 2013 11:54:14 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[Mısır]]></category>
		<category><![CDATA[Mısır Darbesi]]></category>
		<category><![CDATA[Müslüman Kardeşler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.mustafaarmagan.com.tr/?p=7379</guid>

					<description><![CDATA[Mısır’da yalnız Mısır halkı ve yöneticileri değil, demokrasi de Batı dünyası da, keza Türk aydınları da sınav veriyor. ‘Gezi Parkı’nı çok iyi anlamalıyız, burada Y kuşağı var, onlar bize benzemez’ diye narı keserken zarına bile zarar vermemek gerektiğini öğütleyenler Mısır’da sokakta sahur yapan ve hatta üzerlerine gaz da değil, düpedüz silah sıkılan milyonlarca insanın dünyasını anlamaya zinhar yanaşmıyorlar. Yılda 80 milyar dolarlık petrol üreten bir ülkenin ve yediği onca darbeye rağmen 85 yıldır ayakta kalabilmeyi başaran bir örgütün daha yakından incelenmesi gerekmez miydi? Oysa Mısır, tarih boyunca kendine özgü taraflarını hiç kaybetmeyen nadir ülkelerden biri. Tolunoğulları’nın yönetimine girdiği 868 yılından sonra yaklaşık bin yıl boyunca –Fatımîler hariç- Türkler veya Türk devlet kültürü içinde yetişenler tarafından idare edilen pırıltılı bir merkez olmuş. Yüzeyini kaplayan mimari eserlerin yüksek niteliği ortada. Öte yandan Ekmeleddin İhsanoğlu’nun çalışması “Mısır’da Türkler ve Kültürel Mirasları” (IRCICA: 2006) ise bize Osmanlı’dan kopuş gibi görünen Kavalalı hanedanı döneminde Osmanlı-Türk etkisinin, üç asırlık Osmanlı dönemine nazaran daha yoğun ve çok yönlü olduğunu söyleyebiliyor. Yine biliyoruz ki, Osmanlı döneminde Mısır, İstanbul’u besleyen anneydi. Gıda deposu olarak, elbette ama musiki ve ilim kaynağı olarak da. Yavuz Sultan Selim’in fetihten sonra Kahire’den sandıklar dolusu kitap yanında ilim adamları da getirdiğini biliyoruz. Bizim Yeşilçam’ın doğuşunun bile dublajları şarkıların cazibesine yenik düşen ve yasaklanan eski hayatı çağrıştırdığı için gişe rekorları kıran Mısır filmlerine borçlu olduğunu söyleyeyim de anlayın ne kadar yakınımızda durduğunu. Bu arada ders kitaplarımıza hâlâ ‘Batı’dan çevrilen ilk roman’ diye yazmaktan bıkmadığımız (kimbilir, üniversiteye giriş sınavında bile soruyorlardır!) Fenelon’un bir tür siyasetnamesi olan “Telemak”ın ne bir roman, ne de Fransızcadan çeviri olduğunu bilmekte fayda vardır. Üstelik bir ara Mısır sarayında memuriyet vazifesini ifa eden (arada Osmanlıca tabirler kullanmak iyidir!) Yusuf Kâmil Paşa’nın aslı Fransızca olan “Telemak”ı, Tahtavî’nin Arapça tercümesinden Türkçeye aktardığını Cemil Meriç uyarmasa belki de hiç bilemeyecektik.     Mehmed Akif’in ömrünün son yıllarını gönüllü bir sürgün olarak Mısır topraklarında geçirdiğini eklediğimizde tablo aşağı yukarı tamamlanır: Mısır diyarı filmleriyle, müziğiyle, hafızlarıyla ve 1960’lardan itibaren kitapları dilimize çevrilen alimleriyle dünyamızı şekillendirirken, üst katına sıbyan mektebi tırmanmış narin sebillerimiz Kahire sokaklarını süslüyor, ecdadımızın yaptırdığı camiler, türbeler ve medreseler piramitlerin gölgesine rehavetle yayılıyordu. İhvan nedir? Son olaylarla birlikte sözü çok edilen İhvan-ı Müslimin ya da Türkçesiyle söylersek Müslüman Kardeşler teşkilatı 85 yıl önce Hasan el-Benna ve 6 işçi arkadaşı tarafından kurulmuş, idealleri büyük ama mütevazi bir yapılanma. Temel ilkelerini Hasan el-Benna şöyle ortaya koyuyor: 1) İhvan hareketi Kur’an ve Sünnette yer alan saf haldeki İslam’a dönüş çağrısıdır. Bu bakımdan Selefî bir harekettir. 2) Sünnîdir. 3) Tasavvufî bir boyutu daima vardır. 4) Yönetimi ve toplumu dönüştürmeyi amaçlayan siyasî bir teşkilattır. 5) Şaşıracaksınız belki ama beden eğitimine ağırlık veren ciddi anlamda sportif bir cemaattir. 6) İlmin her Müslüman kadın ve erkeğe farz olduğunun bilincinde olan ilmî ve kültürel bir cemiyettir. 7) İslam’ın ekonomik ve ticari kazancı düzenleyen hükümlerini benimsemiş ekonomik bir şirkettir. 8) Sosyal bir fikir sistemidir. Müslüman Kardeşler deyip geçtiğimiz oluşum böylesine geniş bir ağın içinde yer alır ve kesinlikle örgütsüz bir sokak hareketi değildir. Peki İhvan-ı Müslimin’in kurucusu Hasan el-Benna devrim hakkında ne düşünmektedir? Kendi ağzından açıklayalım: “İhvan’a göre devrim, kuvvetin en şiddetli görüntüsüdür. Bu nedenle İhvan, devrim hakkındaki düşüncelerinde daha temkinli olmak durumundadır. Özellikle devrimlerden yeterince pay almış ve bu devrimler sonucunda pek bir şey elde edememiş olan Mısır’da bu konu üzerinde durmak zorunludur. İhvan teşkilatı herhangi bir devrime kalkışmayı düşünmediği gibi böyle bir hareketin olumlu sonuçlar vereceğine de inanmamaktadır.” (S. el-Verdani’den naklen: “Mısır’da İslami Akımlar”, Fecr: 1988, s. 57.)  Müslüman Kardeşler ağır baskı altında kaldığı Nasır döneminde olduğu gibi yeraltına çekilmiş ve Filistin direnişini desteklemiştir. Ancak temel doğrultusu, özellikle Mübarek’in gitmesinin ardından partileştikten sonra hedef, demokratik yollarla iktidara gelmek şeklinde belirlenmişti. Bugün milyonlar bir ellerinde Hasan el-Benna’nın risaleleri, öbür ellerinde iftar çıkınlarıyla Rabiatü’l-Adeviye meydanını dolduruyor ve sessiz bir direnişle askeri darbeyi izale etmeyi, demokrasinin ve liderlerinin iadesini bekliyorlarsa bunun arkasında uzun ve sabırla terbiye edilmiş bir eğitim süreci vardır. Liderleri, iş adamları, alimleri, eylemcileri vs. vardır. Bu sabırlı bekleyişi saman alevi gibi söndürebileceklerini düşünenler Mısır’ın yakın tarihini bilmiyorlar demektir. Müslüman Kardeşler, Sünni Mısır’ın temel siyasî varlıklarından biridir ve yaşanılan, mücadelenin sadece bir raundudur. Reşid Rıza Türkler için ne demişti? Suriye doğumlu ama Mısır’da Abduh’un etkisinde kalmış olan 1895 doğumlu ilim adamı Reşid Rıza, Hilafet ve Türkler hakkında ilginç şeyler yazdığı bir kitap neşretmiştir (“Hilafet”, Mana: 2010). Kitapta şöyle sesleniyor 1920’lerin başındaki Türklere: “Ey kahraman Türk halkı! Kuşkusuz bugün insanlık için bu amacı [evrensel bir İslam hükümeti kurmayı] gerçekleştirebilecek en güçlü Müslüman halklardan birisin. Eşsiz bir insanlık tarihi kurmak için bu fırsatı değerlendir ki, burada savaşçı kimliğinin adı bile anılmasın. Hayat tarzı olarak Batı’yı taklit edenler, seni batılılaştırmaya doğru sürüklemesin. Çünkü sen Batı medeniyetinden daha hayırlı bir medeniyetle, onlara liderlik yapacak kapasitedesin.” Dikkat edilsin, yalnız İslam dünyasına liderlik yapmaktan söz etmiyor Reşid Rıza, Batı medeniyetine de liderlik yapacağımızı söylüyor. Sözlerine şöyle devam ediyor sonra: “Ey gönlü tok Türk halkı! İnsanlığa hizmet için dini hidayet ile medeniyet arasını birleştirmek ve İslami hilafet yönetimini yeniden kurmak için ayağa kalk! Ey akıllı Türk halkı! Hilafetin hakikatini (…) ortaya koyan bu kitabımı sana hediye ediyorum.” Yüzyılın başlarında bir Mısırlı alimin Türkiye’ye bakışı bu çerçevedeydi. Bugün nasıl, görüyorsunuz. 14 Temmuz 2013, Pazar]]></description>
		
					<wfw:commentRss>http://www.mustafaarmagan.com.tr/genel/musluman-kardesler-nasil-bir-orguttur/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
