<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>mustafa cambaz &#8211; Mustafa Armağan &#8211; Kişisel Web Sitesi</title>
	<atom:link href="http://www.mustafaarmagan.com.tr/etiket/mustafa-cambaz/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.mustafaarmagan.com.tr</link>
	<description>Tarihle Birlikte Düşünmek...</description>
	<lastBuildDate>Fri, 19 Aug 2016 15:00:43 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.0.8</generator>

<image>
	<url>http://www.mustafaarmagan.com.tr/wp-content/uploads/2017/11/cropped-mustafa-armagan-icon-32x32.png</url>
	<title>mustafa cambaz &#8211; Mustafa Armağan &#8211; Kişisel Web Sitesi</title>
	<link>http://www.mustafaarmagan.com.tr</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Bu defa millet “balans ayarı” yaptı</title>
		<link>http://www.mustafaarmagan.com.tr/yazilar/yeni-safak/bu-defa-millet-balans-ayari-yapti/</link>
					<comments>http://www.mustafaarmagan.com.tr/yazilar/yeni-safak/bu-defa-millet-balans-ayari-yapti/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Armağan]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 24 Jul 2016 14:42:28 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yeni Şafak]]></category>
		<category><![CDATA[mustafa cambaz]]></category>
		<category><![CDATA[ömer halisdemir]]></category>
		<category><![CDATA[süleyman yeşilyurt]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.mustafaarmagan.com.tr/?p=8247</guid>

					<description><![CDATA[12 Mart 1971 darbesi hemen bütün darbelerin arkasında bir gölge gibi gezinen Orhan Kabibay&#8217;a göre, bir “yörünge düzeltme hareketi”dir. Yörüngesinden çıkmakta olan Türkiye&#8217;nin yeni bir yörüngeye oturtulması hareketi. Bir başka darbeci, Org. Çevik Bir ise 28 Şubat&#8217;la “demokrasiye balans ayarı” yaptık demişti ve işin garibi, bu ayar Sincan caddelerinde yürütülen tanklarla yapılmıştı. Oysa 15 Temmuz&#8217;da millet Türkiye&#8217;yi yeni bir yörüngeye oturttu, bu defa FETÖ darbecilerine ve aslında bütün darbe heveslilerine müthiş bir “balans ayarı” yaptı ve “Ben artık buradayım” dedi. Ayrıca bu milletin kahraman evlatlarından teşekkül eden Emniyet güçlerimizin halkla o benzersiz buluşması olmasaydı Türkiye sokakları Mısır&#8217;dakine dönebilirdi, an meselesiydi. Yine bu aziz milletin Peygamber Ocağı diye bağrına bastığı askeriye içinde Özel Harekât Kuvvetlerinin başına geçmek üzereyken Tuğgeneral Semih Terzi&#8217;yi alnından vurarak vahim bir tehlikeyi bertaraf eden Astsubay Ömer Halisdemir gibi kahramanlar asla unutulmayacaktır. Taksim ve Kısıklı&#8217;daki demokrasi nöbetlerinde ve Boğaz Köprüsü&#8217;ndeki büyük yürüyüşte şu kanaat demirleşti zihnimde: İyi ki yıllar yılı darbe karşıtlığı teması işlendi ve böylece millette bir darbe tehlikesi bilincinin oluşması sağlandı. Şimdi artık darbe denilince ortak hafızada Sultan Abdülaziz, Sultan 2. Abdülhamid, Adnan Menderes, Turgut Özal ve Recep Tayyip Erdoğan peş peşe sıralanıyor. İki defa darbeye muhatap olan Süleyman Demirel neden bu mağdurlar tablosunda yer almıyor dersiniz? Kendi hatasından şüphesiz. Cumhurbaşkanı olarak başında bulunduğu 28 Şubat döneminde halka tepeden bakarak geçmişini sıfırlayan tavrından. Halksız solculuk İdris Küçükömer de Cemil Meriç de boğayı boynuzlarından yakalamışlardı: Türkiye&#8217;de sol sağdır, sağ ise sol. Köy köy dolaşarak halkı Milli Mücadele&#8217;ye davet eden Mehmed Akif kadar halkın içinde bir aydını olamadı solun. Nazım Hikmet mi? Güldürmeyin beni. Romancı Orhan Kemal Nazım Hikmet&#8217;le Üç Buçuk Yıl adlı hatıralarında anlatıyor: Nazım Hikmet&#8217;in Bursa Hapishanesi&#8217;ne geleceğini duyunca sevindim. Şansıma benim koğuşuma verdiler. Sucuklu yumurta pişirdim. Nazım “Ben yerde yemem, masada yerim” diye tutturdu. Sonra da “Şimdi seninle aynı tabaktan mı yiyeceğiz?” diye burun kıvırdı ve ayrı bir tabak istedi. “Yoksa iskorbit oluruz” Bunların en halkçısı bu işte. Halkın iktidarı, halk hareketi, ezilenlerin yanındayız… diye onyıllarını laf salatası yaparak geçiren solun 15 Temmuz&#8217;da halk hareketinin ne olduğunu öğrenmesi şok üstüne şok yaşatmış olmalı ki sesi soluğu çıkmıyor. Halkla hiçbir zaman muhafazakârlar kadar özdeşleşemeyen solun bir halk hareketi değil, halktan kopuk bir aydın hareketi olduğunu 27 Mayıs darbesi, 9 Mart darbe girişimi, Madanoğlu Cuntası gibi oluşumların yanında ve hatta bizzat içinde olmasından anlayabiliriz. Halkın kendilerine oy verip de iktidara getirmeyeceğini bildikleri için darbelere sarıldılar zaten. İşte 9 Mart darbesinin teorisyeni Doğan Avcıoğlu Devrim gazetesindeki “Milli İrade dediğin” başlıklı yazısında millî iradenin silahlı güçler önünde hiçbir mana ifade etmeyeceğini yazabiliyor, bunun için “cici demokrasi” terimini kullanıyor, düzen değişikliğinin gerçekleşmesi için parlamentarist düzenin yıkılması gerektiğini açıktan ifade edebiliyordu. 15 Temmuzdaki hainlerin Cumhurbaşkanlığı Külliyesi yanında TBMM&#8217;yi bombalaması da gösteriyor ki, aslında FETÖCÜ darbe kalkışması 1971 cuntacılarından milli irade düşmanlığı dahil pek çok zehirli unsuru devralmıştır. İşte Doğan Akyaz&#8217;ın Askerî Müdahalelerin Orduya Etkisi adlı kitabında yazdığı cuntacılık taktikleri: Hücreleşmeler, Sızmalar, Harekât. 15 Temmuz akşamında gövde gösterilerine tanık olduğumuz Yurtta Sulh Konseyi&#8217;nin bir benzeri sayılabilecek Devrim Genel Kurulundan asker ve asker kökenli üyeler askeri birliklere çengel atacak, sivil üyeler ise yurt çapında legal kuruluşlara ve mümkün olduğu oranda yine subaylara nüfuz ederek örgütü genişleteceklerdi. Devrimci gücün asker kanadı daha çok genç subaylardan oluşacaktı. Özellikle askeri okul öğrencileri ile en üst düzeyde yüzbaşı rütbesindeki subaylar tercih edilecekti. Ülkeyi nereye götüreceklerdi? Nitekim Süleyman Yeşilyurt dostumun TVNet&#8217;teki programımızda verdiği bilgilere göre 15 Temmuz akşamı Ömer Halisdemir tarafından alnından vurulan Tuğgeneral Semih Terzi gibiler Genelkurmay Karargâhına Işık Koşaner döneminde Albayken sızdırılmış isimlerdendi. Ayrıca 9 Mart darbesinin gerçekleşmesi için Mürted, Merzifon ve Eskişehir&#8217;de örgütlendiklerini biliyoruz ki, son darbe kalkışmasında da özellikle ismi sonradan Akıncı olarak değiştirilen Mürted&#8217;in nasıl kritik bir rol oynadığı hepimizin malumudur. İlhan Selçuk&#8217;un da içinde olduğu 9 Mart darbe planlamasının darbeden sonra ülkeyi Irak ve Suriye&#8217;deki BAAS Partisi benzeri bir yapıya dönüştürmeyi amaçladığını söyleyelim. Eğer 15 Temmuz darbe kalkışması başarılı olsaydı Türkiye&#8217;nin Suriye gibi bir diktatöryel yapıya dönüştürülerek parçalanması an meselesi olacaktı. Suriyeli kardeşlerimiz dahil bütün Millet bu büyük oyunu gördüğü için sokaklara dökülüp Türkiye&#8217;nin Suriye olmasının ve sonuçta tarihten silinmesinin önüne canını siper etti. İşte Kısıklı&#8217;daki demokrasi nöbetinde yanıma yaklaşan bir genç, heyecanla anlatıyor: Bir arkadaşı işten eve geç dönüyor, bakıyor ki yaşlı annesi evde yok. Komşuya gitmiştir belki diyor. Tam bu sırada öğreniyor Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan&#8217;ın sokağa çıkın çağrısını. Kendisini Vatan Caddesine atıyor, bir bakıyor ki bir kenarda yaşlı bir kadın duruyor. Yaklaşınca yaşlı kadının annesi olduğunu görüyor… Annesi kendisinden önce nöbete gelmiştir. Güç bela annesini eve dönmeye razı ediyor ama annesi “Babanla sabah olmadan dönerseniz hakkımı helal etmem” diyerek yemin ettirmeden nöbet yerinden ayrılmıyor. Egzoz borularına gömleklerini tıkayarak tankları durduranlardan Boğaz Köprüsündeki darbeci askerlere “Mermileriniz bitince nereye kaçacaksınız?” diye bağıranlara kadar bir destan yazıldı o en uzun 22 saatte. Yıllar boyu bunu konuşacağız ve gelecekte çocuklarımıza anlatacağımız gurur dolu bir Çanakkale destanımız olacak. Tarihin yazıldığına biz de tanık olduk diyeceğiz. Bu ülkede bir daha darbe olmuyorsa o 15 Temmuzdaki elleri bayraklı, ağızları dualı sivil taarruzun eseridir diye anlatacağız. Ve Şehid Mustafa Cambaz kardeşimin eşiyle telefonda konuşurken teselliye muhtaç olanın kendim olduğunu anladım. Öylesine bir tereddütsüz inanmışlık tütüyordu sesinden. Böylesine bir saf inancın karşısında inanın hiçbir güç duramaz. Darbelerin en kanlısı olan 15 Temmuz kalkışmasının duramadığı gibi.]]></description>
		
					<wfw:commentRss>http://www.mustafaarmagan.com.tr/yazilar/yeni-safak/bu-defa-millet-balans-ayari-yapti/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>15 Temmuz’un bir benzeri 53 yıl öncesinde yaşanmıştı</title>
		<link>http://www.mustafaarmagan.com.tr/yazilar/yeni-safak/15-temmuzun-bir-benzeri-53-yil-oncesinde-yasanmisti/</link>
					<comments>http://www.mustafaarmagan.com.tr/yazilar/yeni-safak/15-temmuzun-bir-benzeri-53-yil-oncesinde-yasanmisti/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Armağan]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 17 Jul 2016 14:44:49 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yeni Şafak]]></category>
		<category><![CDATA[15 Temmuz]]></category>
		<category><![CDATA[abdülhamid]]></category>
		<category><![CDATA[Darbe]]></category>
		<category><![CDATA[erol olçak]]></category>
		<category><![CDATA[mustafa cambaz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.mustafaarmagan.com.tr/?p=8249</guid>

					<description><![CDATA[15 Temmuz gecesi tarihe şanlı bir direniş olarak geçecek. 140 yıllık darbe tarihimizde ilk defadır ki, halkın kendisine silah çeken askere karşı direndi ve bir darbeyi boşa çıkardı. Eğer halkın o inanılmaz desteği olmasaydı bundan sonra yapılacak darbelerin akibetinden bu denli emin olamazdık. Artık darbe devri fiilen sona erdi diyebiliriz, zira sivil bir mekanizma kendi iradesini harekete geçirebildi ve postu kolay deldirmeyeceğini gösterdi. Bu arada çok sayıda şehidimiz var. Yani kanla kazanılan bir zafer bu. Güzel insan, sevgili Mustafa Cambaz&#8216;ı 15 Temmuz şehitleri arasında görmek kimin aklına gelirdi. Vatan topraklarını karış karış gezerek mimari mirasımızı ortaya çıkaran, bunun yanında aksaklıkları tespit ederek yetkililere bildiren gönlü vatan ve tarih için çarpan değerli bir kardeşimizdi. Mustafa&#8217;ya ve Erol Olçak gibi diğer güzel şehitlerimize Allah gani gani rahmet eylesin. 15 Temmuz akşamı kendimizi çoluk çocuk Kısıklı&#8217;daki topluluğun içine atmıştık. Bir heyecan dalgası içinde yüzerken seslenen biri “Abdülhamid&#8217;i deviriyorlar, hala uyuyoruz&#8221; diyordu. Belli ki tarih üzerinde yaptığımız vurgular işe yaramış, vaktiyle Sultan 2. Abdülhamid&#8217;e yapılanların bugün meşru yönetime ve Recep Tayyip Erdoğan&#8217;a yapılmasına karşı müteyakkız olmak gerektiği bir bilinç haline gelmişti. Tarih böyle zamanlarda kendiliğinden ortak bilinçaltından fışkırıveriyor. Yaşananlara tanık olunca benim de aklıma 1962-63 darbe teşebbüsleri ve darbeci Talat Aydemir geldi. Cengiz Sunay&#8217;ın “Türk Siyasetinde Sivil-Asker İlişkileri&#8221; (Orion: 2010) başlıklı doktora tezinde dediği gibi darbeler, darbeciler tarafından iddia edildiği gibi bunalımların çözümsüzlüğe gittikleri aşamalarda değil, tam tersine, bunalımı aşma yolunda gerçekçi çözümlere yaklaşıldığı zamanlarda yapılmış olması bize son darbe hakkında bir şeyler hatırlatıyor olmalı. Türkiye, tarihinin en büyük projelerine imza atıyor, peş peşe Osmangazi Köprüsü, 3. Köprü, Avrasya Tüneli, 3. Havalimanı, milli tank ve uçak, yerli otomobil vs. derken bölgesel güç olarak patlamaya hazır bir potansiyeli bağrında taşıdığını dosta düşmana gösteriyordu. Büyüme herşeye rağmen devam ediyor ve dünyadaki ekonomik krize dayanıklı bir mali bünye oluşturmanın avantajlarını yaşıyordu. İşte tam da ekonomik bunalımları aşma yolunda kararlı adımlar atıldığı sırada patlak veren darbe yahut işgal girişimi darbelerin genel kuralını bozmuyor ve “Eyvah, ekonomik alanda düze çıkılırsa darbe vasatı ortadan kalkacak&#8221; paniğini ayna gibi yansıtıyordu. Bilmem merak ettiniz mi: Acaba darbe için neden Cuma akşamı seçilmişti? Siz ettiniz mi bilmiyorum ama ben ettim ve şu şaşırtıcı sonuca ulaştım. Türkiye&#8217;de askeri darbeler hep Cuma gününe denk getirilmişti! Nasıl mı? Şöyle: 27 Mayıs 1960 Cuma 12 Mart 1971 Cuma 12 Eylül 1980 Cuma 28 Şubat 1997 Cuma 27 Nisan 2007 Cuma 15 Temmuz 2016 Cuma Böylece darbeler arasındaki Cuma kardeşliği kuralı bozulmamış oldu. Cuma geceleri müteyakkız olmakta fayda var velhasıl. Talat Aydemir darbeleri Peki 15 Temmuz darbe girişimi gibi başarısız olan 22 Şubat ve 21 Mayıs darbe girişimlerinde neler yaşanmıştı? Kısaca hatırlayalım: İhtilalin halka vaat ettiği seçimler Ekim 1961&#8217;de yapılmıştır yapılmasına ama bu dik kafalı millet(!) meydanlarda sergileyemediği itirazını seçim sandığında dillendirmiş ve askere inat CHP&#8217;yi tek başına iktidara getirmemiştir. Bunun üzerine darbeci komutanların yeni bir ihtilal tehditleri İnönü-Gürsel ikilisinin devletin başına geçirilmesi sağlanmış ama bu da başka darbecileri harekete geçirmiştir. Nitekim Talat Aydemir&#8217;in komutanı olduğu Harp Okulu öğrencileri 22 Şubat 1962&#8217;de güpegündüz Meclis&#8217;e doğru yürüyüşe geçirildiler. Bunun üzerine en yapılmayacak hareketlerden birisi yapılacaktı; kuvvet komutanları, Başbakan ve bazı bakanlar Çankaya&#8217;ya çıkarak Cumhurbaşkanı Gürsel&#8217;le toplantı yaptılar. Darbecilere gün doğmuştur. Çankaya&#8217;yı ele geçiren devleti de ele geçirmiş olacaktı. Darbecilerin elebaşılarından Fethi Gürcan bölüğüyle Çankaya&#8217;ya gelmiş ve Cumhurbaşkanlığı Muhafız Alayı&#8217;nın komutasını devralmıştır. Şimdi iş içeriye girip “devlet&#8221;i tutuklamaya kalmıştır. Gürcan, Talat Albaya köşkten telefon edip “Albayım şimdi herkes burada. Emredin, hepsini enterne edeyim. Hesaplarını göreyim mi&#8221; diye sorar. Talat Aydemir hayatının hatasını yaparak “Hayır&#8221;, diye cevap verir, “Serbest bırakacaksınız.&#8221; Bu sırada Genelkurmay Başkanı Cevdet Sunay&#8217;dan “Kuşatmayı kaldırırsanız affedileceksiniz&#8221; yollu bir taahhüt mektubu getirirler kendisine. İstemez Aydemir. Bu defa İnönü&#8217;den getirirler, onu da reddeder. Şimdi ordu ikiye bölünmüş olup kan akması kaçınılmazdır. Aydemir Çankaya&#8217;ya tutuklama emri verse en azından Ankara&#8217;da duruma hakim olacaktır ama bir iç savaşı göze alamaz ve tüfek dahi patlamadan harekâtı durdurur. Anlaşılan, taahhütlere güvenmiştir. Ne var ki bunun ne kadar feci bir hata olduğunu çok geçmeden öğrenecektir. Harekâtı durdurması şartıyla hakkında hiçbir cezai işlem yapılmayacağı taahhüdünde bulunan İnönü&#8217;nün dışarı çıkar çıkmaz suçlayıcı açıklamasıyla karşılaşır. Tabii tutuklanır. Ardından 73 subay arkadaşıyla emekli edildikten sonra serbest bırakılırlar. Lakin darbecilik virüsü bir kere girmiştir kanlarına. Öyle kolay çıkar mı? Balyoz millete iniyor(du) İşte emeklilik günlerinde de boş durmayan Aydemir, Harbiyelilerle temasını korur, darbe çalışmalarına hız kesmeden devam eder. Yeni planda darbe tarihi 31 Mart 1963 olarak belirlenmiştir. Neden 31 Mart? Anladınız tabii. Sultan 2. Abdülhamid&#8217;in devrilmesine giden yolu döşeyen 31 Mart 1909 isyanının miladi takvimle yıldönümüdür de ondan. Ona denk getirilmiştir. Ancak hazırlıklar yetişmez, tam tarihi tutturamayınca darbeyi mecburen 21 Mayıs&#8217;a ertelerler. Bu defa akıllanmıştır Aydemir. İsyanı gündüz değil, gece başlatacak ve öncelikle radyoyu ele geçirecektir. Geçirir de. Radyoda TSK&#8217;nın yönetime el koyduğu ilan edilir ve ardından darbe tiyatrosu başlar. Bir süre sonra Ali Elverdi adlı subayın radyoyu ele geçirdiği görülür. Elverdi bir karşı bildiriyle biraz önceki harekâtın yanlışlık yapıldığına, hakikisinin kendilerininki olduğuna halkı inandırmaya çalışacaktır. Talat Aydemir yine teslim olursa da, bu defa yargılanıp Fethi Gürcan ile birlikte idama mahkûm edilir. 5 Temmuz 1964 günü Aydemir&#8217;in idamıyla darbe hevesleri bir süreliğine yatışır gibi görünür; lakin sadece 7 yıllığına. 1971&#8217;de yeni bir darbe sağanağı yakalayacaktır Türkiye&#8217;yi ve Başbakan Nihat Erim&#8217;in bir demecinde geçtiği gibi “Balyoz Harekâtı&#8221; başlar. Darbecilerin diğerlerine indirdikleri bir balyozdur bu. Oysa resmin tamamına baktığımızda balyozu asıl yiyen, Türkiye&#8217;dir. Bu defa balyozun darbecilerin başında paralandığına tanık olanlar Balyozun hep orada durduğunu ve onu darbe virüsüne yakalanan birilerinin kullanmaya kalkacaklarını hiç unutmamaları gerekiyor.]]></description>
		
					<wfw:commentRss>http://www.mustafaarmagan.com.tr/yazilar/yeni-safak/15-temmuzun-bir-benzeri-53-yil-oncesinde-yasanmisti/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
