<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Resmî tarihin Sultan Vahdettin saplantısı &#8211; Mustafa Armağan &#8211; Kişisel Web Sitesi</title>
	<atom:link href="http://www.mustafaarmagan.com.tr/etiket/resmi-tarihin-sultan-vahdettin-saplantisi/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.mustafaarmagan.com.tr</link>
	<description>Tarihle Birlikte Düşünmek...</description>
	<lastBuildDate>Sun, 05 May 2013 20:09:31 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.0.8</generator>

<image>
	<url>http://www.mustafaarmagan.com.tr/wp-content/uploads/2017/11/cropped-mustafa-armagan-icon-32x32.png</url>
	<title>Resmî tarihin Sultan Vahdettin saplantısı &#8211; Mustafa Armağan &#8211; Kişisel Web Sitesi</title>
	<link>http://www.mustafaarmagan.com.tr</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Sultan Vahdettin, vatana ihanet suçlamasını böyle reddetmişti</title>
		<link>http://www.mustafaarmagan.com.tr/genel/sultan-vahdettin-vatana-ihanet-suclamasini-boyle-reddetmisti/</link>
					<comments>http://www.mustafaarmagan.com.tr/genel/sultan-vahdettin-vatana-ihanet-suclamasini-boyle-reddetmisti/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Armağan]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 05 May 2013 20:06:13 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[Fethi Okyar]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa Kemal ve Vahdettin]]></category>
		<category><![CDATA[Rauf Orbay]]></category>
		<category><![CDATA[Resmî tarihin Sultan Vahdettin saplantısı]]></category>
		<category><![CDATA[Sultan Vahdettin hain mi?]]></category>
		<category><![CDATA[Vahdettin]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.mustafaarmagan.com.tr/?p=7287</guid>

					<description><![CDATA[Türkiye’de uzun yıllar devam eden sansürcü zihniyetin yedeğinde yapay bir yakın tarih imal edildi. Bu sayede devletin en kritik yıllarında padişahlık yapmış olan Sultan Vahdettin günah keçisi ilan edilmiş, bırakın savunmayı, fena biri değildi demek bile imkânsız hale getirilmişti. Bugün yakın tarih tartışmalarında yeni bir dönemece girilmiş bulunuyor. Bir “fecr-i kâzib” olmamasını ümit ettiğimiz bu dönemde yakın tarihe ait yeni bilgi, belge ve hatıratların neşredilmesinin, okurun dünyasını 90 yıl boyunca devam eden dayatmalardan kurtaracağı ve tarihin kara bulutlara boğulan ufkunu açmaya yardımcı olacağı ümidindeyim. Öte yandan Sultan Vahdettin’in Mekke’deyken 1923’te yayınladığı beyannamesi yeterince bilinmez. Oysa yurtdışına çıktıktan hemen sonra, sıcağı sıcağına yazılmış olması bakımından önemli ipuçlarıyla doludur. Şimdi sizi Sultan Vahdettin’in ‘müdafaa– namesi’yle baş başa bırakalım. Bırakalım ki, Son Sultan’ın bir gün ortaya çıkacağı ümidiyle vefat ettiği (hakikatlerin) hiç değilse bir kısmı önünüze dökülebilsin. (Beyanname metni ilk defa Eylül 1978’de Sebil dergisinde tefrika edilmiştir.) Sürgündeki Padişah kendini şöyle savunuyor (özetliyorum): “Tahta geçer geçmez cephelerimizin birbiri ardından düştüğü haberlerini almaya başladım. Ülke hızla kan kaybediyordu. Beraber savaştığımız ülkelerden ayrı bir barış yapmak istedim ama ‘ihanet şebekesi’nin engellemesiyle karşılaştım. O uğursuz Mondros Mütarekesi’nin imzalanmasına kadar böyle devam etti. Peygamberimiz gibi hicret ettim Mütarekeden ben değil, onu imzalayan Rauf (Orbay) Bey ile İçişleri Bakanı Fethi (Okyar) ve devleti böyle bir acı mecburiyete düşürmekte cidden rol sahibi bulunan Mustafa Kemal gibi bugünkü Millî Mücadele reislerinin sorumlu ve suçlu olması gerekir. Zira anayasa gereği icraattan Padişah değil, hükümet sorumludur. Ancak asıl sorumlular bugün kahraman ilan edilmişlerdir. Temel siyasetim, içeride makul ve ılımlı bir ıslahata girişmek, dışarıda ise aleyhimizdeki gayzın bertaraf olacağı güne kadar vakit kazanmaktı. İzmir’in işgali başlangıçta Büyük Devletler meselesiydi. İtilaf devletleri Yunanistan konusunda fikir ayrılığına düşünce meselenin mahiyeti değişti. Başlangıçta sabırla beklemek taraftarıyken işgal bir Yunan meselesi haline gelince tavrımı değiştirip mağlup olmamak şartıyla direnişe taraftar oldum. Nitekim Kuva-yı Milliye’ye eğilim duyan kabineleri iktidara getirdim. Ancak bu sırada Mustafa Kemal itaat dairesinden çıkmış, kendi başına işler yapmaya başlamıştı. Bize Sevr’i dayatıp 24 saat süreniz var, dediler. Ben de vakit kazanmak için antlaşmanın hükümetçe kabulüne taraftar göründüm. Nasıl olsa onay aşamasında önüme gelecekti. Nitekim Sevr Antlaşmasını tasdik etmedim. Hareketlerimde şahsî fikirler ve duygularımdan ziyade daima kamuoyunu veyahut direnilmesi mümkün olmayan diğer faktörleri esas aldım. “Kemalciler”in İstanbul’da nüfuz kurmalarını sağlayan Tevfik Paşa hükümetinin yaptıklarına da ses çıkarmadım. Ta ki Saltanatın Hilafetten ayrılması ve başkentin Ankara’ya nakline kadar. Birincisine, Şer-i şerife kesinlikle aykırı ve vekili bulunduğum Peygamber Efendimiz Hazretleri’nin haklarından feragati içerdiği, ikincisine ise hilafeti İstanbul gibi siyasî ve tarihî bir dayanaktan mahrum eylemek demek olduğu için karşı çıktım. Bu gibi aşırı ve mecnunane arzularına tabi olmadığım için bana vatana ihanet iftirasında bulunanların bilmesi gerekir ki, dünyanın en büyük makam ve mansıbı olan Hilafet ve Saltanat makamında fiilen ve ecdadından gelen bir hak olarak oturan bir hükümdarı vatana ihanet gibi alçakça bir suça sevk edecek hiçbir emel ve ihtiras mevcut değildir. Ben o makamların şeref ve haysiyetini muhafaza için geçici olarak tahtımdan, vatanımdan, huzur ve rahatımdan ayrı düşmeyi bile göze aldım. İstanbul’dan ayrılmam, hesap verememekten dolayı değildir. Hiçbir kanuna tabi olmayan insanlar elinde savunma ve söz hakkı yasaklanmış bir halde hayatımı göz göre göre tehlikeye atmak gibi İlahi emrin ve akl-ı selimin kabul etmeyeceği bir şeyden kaçınmak, hem de şan sahibi müvekkilimin (Peygamber Efendimiz’in) sünnetine uymak için hicret ettim. Hakikat mağlup edilemez! Şimdi bana haksız yere vatana ihanet suçu isnat edenler, hilafeti hukuk ve nüfuzundan ayırıp değiştirerek bu Muhammedî saltanatı yıkmış ve yalnız vatanlarına değil, bütün İslam alemine ihanet etmişlerdir. Ben devleti tehlikeden korumak için özellikle dış politikada karşıtlarımın tabiriyle korkarak, yani itidal ve ihtiyatla hareket ettim. Daha doğrusu, vakit kazanmak için. Eğer bir hatam varsa din ve devletin bu derece tahrip edilip değiştirilmesine bütün vekil ve alimler ve aklı başında insanlar ve memleketin önde gelenleri tarafından ses çıkarılmayacağına ve bazı hasis menfaatler karşılığında gizli ve aşikâr suretlerle yardım edileceğine ihtimal vermememdendir. Ben milletimin aydınlarının vatanî ve vicdanî görevlerini bu derece kötüye kullanmayacakları hakkındaki hüsn-ü zannıma ait olan hatamı itiraf ederim. Hilafet meselesinin halli 300 milyonluk İslâm âlemine düşecek bir büyük meseledir. Dolayısıyla şimdi ben Hilafet hakkında Ankara’da ve İstanbul’da verilen fuzulî ve cebrî hükmü kesinlikle kabul etmeyerek hakkımda reva görülen iftiraları onları yakıştıranlara büyük bir nefretle red ve iade ederek, memleketin ırk ve din ayırmaksızın bütün ahalisinin mutluluk ve refahından başka bir emeli olmayan ve adalet ve itidalin hakim olmasını isteyen müsterih bir kalb ve vicdan ve hak ve hakikatin mağlub edilemeyeceğine dair kuvvetli bir imanla sevgili vatanıma dönünceye kadar ıtır kokulu toprağının ezelden müştakı olduğum Haremeyn-i Şerifeyn’de ve şimdilik Beytullah’ın civarında vakit geçiriyorum.” Ne yazık ki, bu hasret dolu satırların sahibinin cesedinin dahi sevgili vatanına girmesine izin verilmeyecektir. Sultan Vahdettin tarihe savunmasını bırakmak için çırpınmış. Günün birinde çığlığını duyabilecek bir kulak çıkar diye. Duyuyor muyuz? 05 Mayıs 2013, Pazar]]></description>
		
					<wfw:commentRss>http://www.mustafaarmagan.com.tr/genel/sultan-vahdettin-vatana-ihanet-suclamasini-boyle-reddetmisti/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>4</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Resmî tarihin Sultan Vahdettin saplantısı</title>
		<link>http://www.mustafaarmagan.com.tr/genel/resmi-tarihin-sultan-vahdettin-saplantisi/</link>
					<comments>http://www.mustafaarmagan.com.tr/genel/resmi-tarihin-sultan-vahdettin-saplantisi/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Armağan]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 06 Sep 2010 14:04:28 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Seçme Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[Resmî tarihin Sultan Vahdettin saplantısı]]></category>
		<category><![CDATA[Vahdettin]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.mustafaarmagan.com.tr/?p=99</guid>

					<description><![CDATA[1918 şartlarında İngilizleri tutmayan var mıydı ki, Hürriyet gazetesinde yer alan bir köşe yazısında(1), Mondros Mütarekesi&#8217;ni ve İngiliz himayesini kabullendiği için Sultan Vahdettin&#8217;e hain yaftası yapıştırılabiliyor? Açın bakın, Mondros&#8217;ta İngiltere ile aramızda rica minnet çöpçatanlık yapan General Townshend&#8217;in hatıralarını, İngiliz gemileri kasım ayında Çanakkale&#8217;den nasıl birer &#8216;kurtarıcı prens&#8217; olarak girmişlerdir, hayretle görürsünüz. Hadi onu bulamadınız diyelim, bari tarihçi Orhan Koloğlu&#8217;nun 1918 yılı üzerine yazdığı kitabındaki(2) basın taramasını okuyun ve zamanın PTT&#8217;sinin Mondros Mütarekesi&#8217;ni kutlamak için tam 22 bin serilik bir posta pulu çıkardığını hayret ve ibretle görün. O zaman Mustafa Kemal Paşa&#8217;nın İstanbul&#8217;da kendi parasıyla çıkardığı Minber gazetesinde işgalci İngilizlerin tebrik edilip alkışlandığını da, 17 Kasım 1918&#8217;de aynı gazetede çıkan söyleşisinde &#8220;İngilizlerden daha hayırhah (iyiliksever) bir dost olmayacağı&#8221; mesajını verdiğini de, ertesi gün çıkan Vakit gazetesinde ise &#8220;Britanya hükümetinin Osmanlılara karşı olan iyi niyetlerinden şüphe etmediğini&#8221; söylediğini ve dahi &#8220;muhataplarımızla [yani İngilizler, Fransızlar vd.] anlaşmak lazımdır&#8221; dediğini de hatırlamamız gerekmez mi? Ya Mustafa Kemal Paşa&#8217;nın 11-13 Ekim 1918&#8217;de Halep&#8217;ten Vahdettin&#8217;e çektiği telgraftaki ilginç teklifleri&#8230; Şöyle diyordu padişahın yaveri Naci (Eldeniz) Bey adına gönderdiği telgrafta: Müttefiklerle olmadığı takdirde ayrı olarak ve mutlaka barışı sağlamak lazımdır ve bunun için kaybedilecek bir an bile kalmamıştır. (Orijinali: &#8220;Müttefiken olmadığı takdirde münferiden behemahal sulhü takarrur ettirmek lazımdır ve bunun için fevt olunacak bir an dahi kalmamıştır.&#8221;)(3) Peki, bütün bu belgeler bilinip dururken birilerinin kalkıp da &#8220;Mütareke hükümlerine sonuna kadar riayetkâr davranmalıyız&#8221; şeklindeki tavrı nedeniyle Vahdettin&#8217;in hain ilan edilmesini anlamak gerçekten de mümkün değil. Karabekir&#8217;in hatıratında Vahdettin Fazla uzağa gitmeye gerek yok. Kâzım Karabekir&#8217;in bile yakılan kitabı İstiklal Harbimizin Esasları&#8217;nın ilk baskısında (1933) Sultan Vahdettin&#8217;le son görüşmesine dair hatıraları, kitabın sonraki baskılarında açıkça sansüre tabi tutulmuş değil midir? Halbuki Vahdettin, 11 Nisan 1919 günkü görüşmesinde, birkaç gün sonra Trabzon&#8217;a giderek yeni görevine başlayacak olan General Kâzım Karabekir&#8217;e dönüp, &#8220;Paşa, ben ve millet sizlerden ümitliyiz&#8230; Hayır dualarım ve niyâzlarım sizinle beraberdir&#8221; demiş, Karabekir Paşa da kendisine şöyle cevap vermişti: &#8220;Kumandan ve asker evlatlarınızla bütün millet zât-ı şahaneleri etrafında bir kalp ve bir kafa gibi toplanabilir şevket-meâb.&#8221; Üstelik Karabekir Paşa dışarı çıkınca onu heyecanla bekleyenler arasında bir tanıdık da vardır kapının önünde: Fahri Yaver-i Hazret-i Şehriyari Mustafa Kemal Paşa. Hemen Karabekir&#8217;e sorar: Neler konuştunuz? Karabekir, Padişah&#8217;ın kendisini hayır dualarla yolculadığını anlatınca Mustafa Kemal Paşa şu anlamlı tespiti yapar oracıkta: Sen Erzurum&#8217;a yerleşince vatanın üç uç noktasında üç temel dayanak noktası teşekkül ediyor. Ne yazık ki, İstiklal Harbimizin Esasları&#8217;nın 1951 ve sonraki yıllarda yapılan baskılarında bu ve benzeri türden Vahdettin&#8217;i &#8216;beraat ettirici&#8217; nitelikteki ibarelerin itinayla temizlendiğini hayretle görürüz. Eh, Karabekir&#8217;in kitaplarında durum buysa gerisini varın, siz düşünün. Mustafa Kemal&#8217;in yukarıdaki sözüne dönelim tekrar. Ne demek istiyor? Gayet açık bence: Vahdettin ve İstanbul hükümeti daha önce Cafer Tayyar Paşa&#8217;yı Edirne&#8217;ye, Ali Fuat Paşa&#8217;yı Ankara&#8217;ya gönderdikten sonra üçüncü büyük kozunu oynamış ve Karabekir Paşa&#8217;yı Erzurum&#8217;a tayin ettirmeyi başarmıştır. Böylece direnişin Edirne, Ankara ve Erzurum ayakları tamamlanmış, sıra bunları toparlayacak ve organize edecek bir genel müfettişliğe gelmiştir ki, bir ay sonra bu göreve olağanüstü yetkilerle padişahın yaveri olan Mustafa Kemal Paşa atanacak ve 15 Mayıs 1919 günü yine Vahdettin&#8217;le görüştükten sonra dördüncü ve merkezÎ ayağı oluşturmak üzere Samsun&#8217;a doğru yola çıkacaktır. Nitekim bu görüşmeyi sonraları Falih Rıfkı Atay&#8217;a anlatan Atatürk, Vahdettin&#8217;in kendisine, &#8220;Şimdiye kadarki başarılarınızı unutun, asıl şimdi yapacağınız hizmet hepsinden mühim olabilir. Paşa, Paşa, devleti kurtarabilirsin&#8221; dediğini nakletmemiş miydi? Öyleyse soralım: Bizzat Karabekir ve Atatürk&#8217;ün ağzından yaptıkları anlatılan Vahdettin nasıl hain olabiliyor? İngiliz gizli belgeleri ne diyor? Son olarak İngiliz gizli belgelerine bir göz atalım. Aslı Britanya arşivlerindeki gizli yazışmalara göre, işgalci İngilizler, şimdi de &#8216;esir padişah&#8217;ı Samsun&#8217;a çıkmış bulunan Mustafa Kemal Paşa aleyhine konuşmaya zorlamaktadırlar. Ne var ki, Vahdettin kendilerine, Mustafa Kemal Paşa&#8217;nın ancak İtalya&#8217;nın birliğini sağlayan millî kahramanları Garibaldi kadar &#8220;haydut&#8221; kabul edilebileceğini, onun yurtseverliğinden kuşku duymadığını, dahası ona saygı ve hayranlık hissetmemenin güç olduğunu söylemiştir.(4) İngilizler de bu sözleri resmen kayıtlara geçirmişler. Vahdettin&#8217;in ifadelerinin İngilizce çevirisi şöyle: &#8220;It is absurd to label the Nationalist Movement as the tyranny of a set of non-Turkish brigand and patriot in much the same sense that Garibaldi was, and is difficult not to respect and admire him.&#8221; Bir başka belge ise gerçekten şaşırtıcı. 14 Kasım 1918 günü, bir gün önce İstanbul&#8217;a gelip Pera Palas&#8217;ta ikamete başlamış olan Mustafa Kemal Paşa, İngilizlerin Daily Mail Gazetesi&#8217;nin muhabiri G. Ward Price&#8217;ı aracı yaparak General Harrington&#8217;la görüşmek ister. Price, Pera Palas&#8217;ta yaptığı görüşmeyi hatıralarında şöyle aktarıyor: &#8220;Mustafa Kemal, yapmak istediği bir teklif için Britanya resmi makamlarıyla nasıl temas edeceğini&#8221; bildirmemi rica etti. &#8220;Bu harpte yanlış cephede savaştık, dedi, eski dostumuz Britanyalılarla asla kavga etmek istemezdik&#8230; Biliyoruz, partiyi kaybettik&#8230; Anadolu&#8217;nun Müttefik Devletler tarafından işgal edileceğini tamamen biliyordum&#8230; Bu topraklar üzerindeki bir Britanya idaresinden o kadar hoşnutsuzluk gösterilmemesi gerektir.&#8221; Kim kahraman, kim hain? Anadolu&#8217;da İngiliz idaresinden o kadar da rahatsızlık duyulmaması gerektiğini söyledikten sonra Mustafa Kemal, bu topraklar üzerindeki İngiliz idaresinde bir vali olarak çalışmaya hazır olduğunu gazeteci aracılığıyla işgalci yetkililere şöyle iletecektir: &#8220;Eğer İngilizler Anadolu için sorumluluk kabul edecek olurlarsa Britanya idaresinde bulunan tecrübeli Türk valileri ile işbirliği halinde çalışmak ihtiyacını duyacaklardır. Böyle bir selahiyet dâhilinde hizmetlerimi arzedebileceğim münasip bir yerin mevcut olup olmayacağını bilmek isterim&#8230;&#8221;(5) Türk Tarih Kurumu&#8217;nun çevirtip bastığı bir kitaptan alındı bu çarpıcı sözler. Şimdi söyleyin bakalım, İngilizlerle ilişki kurmak vatan hainliği sayılabilir miymiş? Kaldı ki, kimin hain, kimin kahraman olacağına gazete köşelerinden yahut meclis kürsüsünden karar verilemez; hatta mahkemeler bile buna karar veremez. Bunun kararını kamuoyunun vicdanı ve &#8220;tarih&#8221; denilen o acımasız yargıç verirse verir. Hem Fransızlar şu General Petain&#8217;in hain mi kahraman mı olduğuna 60 küsur yıldır karar verebildiler mi? Adam üstelik vatanını Almanya&#8217;ya gerçekten peşkeş çektiği ve işgalcilerle düpedüz işbirliği yaptığı için İkinci Dünya Savaşı&#8217;ndan sonra herkesin gözü önünde yargılanıp idama mahkûm edildiği halde bugün dahi onun bu şekilde davranmakta haklı olduğunu düşünen Fransız vatandaşları azımsanmayacak sayıdadır. Dahası, bu bir rejim sorunu değildir Fransa&#8217;da; bir tarih sorunudur. Ne diyelim, darısı bizim Vahdettin&#8217;in başına. En iyisi son sözü, bir ara bakanlık da yapmış olan Hüseyin Cahit Yalçın&#8217;a bırakmak. Bakın yakın tarihimizdeki hain-kahraman düellosu hakkında bu tecrübeli kalem ne ibret-âmiz laflar söylemiş: &#8220;İzzet Paşa kabinesinde mütarekeyi [Mondros&#8217;u] imza eden Rauf [Orbay] Bey, bugün âdeta vatan haini oluyor. Çünkü Halk Fırkası&#8217;ndan çıkmıştır. İzzet Paşa kabinesinde mütarekeyi kabul eden ve imza etmesi için emir verenler arasında bulunan Fethi [Okyar] Bey ise bugün Millet Meclisi Reisi bulunuyor. Çünkü, henüz Halk Fırkası&#8217;na mensuptur. Bu ne mantıktır, bu ne ölçüdür, bu ne mutaassıp fırkacılık [particilik] hissidir?&#8221;(6) Tarih yalan söylemez; ama ona yalan söyletilebilir. Tabii yatsıya kadar&#8230; 1) Bkz. Tufan Türenç, &#8220;Tarih yalan söylemez: Vahdettin haindir&#8221;, Hürriyet, 14 Kasım 2007. 2) Orhan Koloğlu, 1918: Aydınlarımızın Bunalım Yılı, İstanbul 2000, Boyut Kitapları, s. 190. 3) Atatürk&#8217;ün Bütün Eserleri, cilt 2, İstanbul 2003, Kaynak Yayınları, s. 232. 4) Bkz. S. Ramsdan Sonyel, Turkish Diplomacy 1918-1923, Londra 1975, s. 154, dipnot 1&#8217;den aktaran: Yalçın Küçük, Türkiye Üzerine Tezler 5, İstanbul 1992, Tekin Yayınevi, s. 249-250. 5) Price&#8217;ın Extra-Special Correspondent (Çok Özel Yazışmalar) adlı kitabından (1957, sayfa 104) aktaran Gotthard Jaeschke, Kurtuluş Savaşı ile İlgili İngiliz Belgeleri, Çeviren: Cemal Köprülü, Ankara 1991, Türk Tarih Kurumu Yayınları, s. 98. 6) Aktaran: Rauf Orbay, Yakın Tarihimiz, cilt IV, İstanbul 1962, s. 180.]]></description>
		
					<wfw:commentRss>http://www.mustafaarmagan.com.tr/genel/resmi-tarihin-sultan-vahdettin-saplantisi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>2</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
