<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Türkçe Ezan &#8211; Mustafa Armağan &#8211; Kişisel Web Sitesi</title>
	<atom:link href="http://www.mustafaarmagan.com.tr/etiket/turkce-ezan/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.mustafaarmagan.com.tr</link>
	<description>Tarihle Birlikte Düşünmek...</description>
	<lastBuildDate>Sun, 06 Oct 2013 08:07:19 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.0.8</generator>

<image>
	<url>http://www.mustafaarmagan.com.tr/wp-content/uploads/2017/11/cropped-mustafa-armagan-icon-32x32.png</url>
	<title>Türkçe Ezan &#8211; Mustafa Armağan &#8211; Kişisel Web Sitesi</title>
	<link>http://www.mustafaarmagan.com.tr</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Meğer, Andımız’ın mucidi ezanı da Türkçeleştirmiş!</title>
		<link>http://www.mustafaarmagan.com.tr/genel/meger-andimizin-mucidi-ezani-da-turkcelestirmis/</link>
					<comments>http://www.mustafaarmagan.com.tr/genel/meger-andimizin-mucidi-ezani-da-turkcelestirmis/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Armağan]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 06 Oct 2013 08:07:19 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[Andımız Kaldırıldı]]></category>
		<category><![CDATA[Dr. Reşit Galip]]></category>
		<category><![CDATA[Öğrenci Andı]]></category>
		<category><![CDATA[Türkçe Ezan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.mustafaarmagan.com.tr/?p=7641</guid>

					<description><![CDATA[Andımız’ı başımıza saran Dr. Reşit Galip, bir tıbbiyeli ama bulaşmadığı iş yok neredeyse. 1919 yılında Köycüler Cemiyeti’ne kendi eliyle verdiği hayat hikâyesinde ilginç bir ayrıntıyı yakalıyoruz. Buna göre Yahudilerin kurduğu Alliance İsraelite İlkokulu’na girmiş ama bir sene sonra Sultan Abdülhamid’in emriyle okuldan çıkarılmış! Andımız’ın bu becerikli mucidinin bilmediğimiz daha nice yönleri olduğunu görelim mi? Demokratikleşme Paketi, 80 yıldır çocuklarımıza okul kapılarında içirildiğimiz And’ı tarihe gömmüş oldu. Bir askerî darbeyle geri getirmeye kalkmazlarsa şimdilik ona veda ettiğimizi düşünebiliriz. Peki Andımız’ı başımıza saran mucidi hiç merak ettiniz mi? Adı, Dr. Reşit Galip. Bir tıbbiyeli ama bulaşmadığı iş yok neredeyse. Neler mi? Yorulmazsanız sayalım: Mübadele Komisyonu delegesi, Aydın Milletvekili, Ankara İstiklal Mahkemesi üyesi, Türk Ocakları Merkez Heyeti Başkan Vekili, Türk Tarihi Tetkik Encümeni Genel Sekreteri, Türk Tarih Kurumu Genel Sekreteri, CHP GYK Üyesi, Halkevleri’nin kurucularından&#8230; Dahası var ama o zamanlar daha ‘milli’ olmamış olan Eğitim (Maarif) Bakanlığı yaptığını söyleyeyim de kestirmeden gidelim. 41 yaşında ölen, Andımız’ın bu becerikli mucidinin bilmediğimiz daha nice yönleri olduğunu görelim mi? Rodos’ta dünyaya gelen Reşit Galip’in 1919 yılında Köycüler Cemiyeti’ne kendi eliyle verdiği hayat hikâyesinde ilginç bir ayrıntıyı yakalıyoruz. Buna göre Yahudilerin kurduğu Alliance İsraelite İlkokulu’na girmiş ama bir sene sonra Sultan Abdülhamid’in emriyle okuldan çıkarılmış! Sultan bunu yaptıysa bir bildiği vardır, diyor ve söz konusu okulların hangi gayeyle kurulduğunu Aron Rodrigue’in “Türkiye Yahudilerinin Batılılaşması” adlı kitabından okuyoruz (Ayraç: 1997, s. 126): “(Bu okullar), Batılılaşmanın yanında öğrencilerinden Yahudilik inancına tam bir bağlılık içinde olmalarını da istemekteydi. Örgüte göre Yahudilik, üstün bir ‘ahlakî’ din olarak okullarda verilen eğitimin ayrılmaz bir parçası olmalıydı. Alliance okullarını kuranlar Doğu ve Kuzey Afrika’daki Yahudi halklarının dinsel duygularını güçlendirmeyi, onların Yahudiliğe, Yahudiliğin tarihine ve geleneklerine, iyi ve soylu olan her şeye bağlı olmalarını istemekteydi.” Muhtemelen gizlice Amerikan Kız Koleji’ne giden genç Halide Edip Adıvar’ı okula gitmekten men eden Sultan Abdülhamid’in gözü, görünüşte Reşit Galip’in de kökü dışarıda bir Yahudi okuluna gitmesine göz yummamıştır. Yahudi Prof.lar, tarihçilik ve ırkçılık Ne gariptir ki, aynı Reşit Galip, Darülfünun’un yerli kadrosunu “inkılapçı değil” gibi sudan bahanelerle hemen tamamen tasfiye edecek ve Hitler Almanya’sından kaçmak isteyen Yahudi profesörlerle yeni bir “Türk üniversitesi” kurmaya soyunan Eğitim Bakanı olarak tarihe geçecektir. İşte doktorumuz bu az zamanda büyük işler başardığı bakanlığı sırasında Andımız’ı önce kendi kızları için yazacak, ardından 80 yıllık bir bağırtma eyleminin fitilini ateşleyen inkılapçı olacaktır. Reşit Galip’in bilinmeyen yanlarından biri de, inkılap tarihinin temelini teşkil eden “Tarih IV”(1931) adlı kitabın yazarı olması. Hâlâ etkisi devam eden bu kitabı Gazi Mustafa Kemal ile baş başa yazdıklarını, müsveddelerin Gazi tarafından tashih edildiğini, doktorumuzun ise bazı müphem noktaların açılması için soru sormak gibi katkılar yaptığını biliyoruz (Millet, 7 Ağustos 1947). Cemal Kutay, Reşit Galip’in ağzından şu sözleri aktarmıştı: “Onun önünde bir nevi hususi inkılap dersi alıyordum. Yaptığım itirazlar sadece kendimi bu sahada derinleştirmek içindi.” Böylece yalnız kaldırılan Andımız’da değil, inkılap tarihlerimizin temelinde de bir tıp doktorunun emeğinin yattığını öğreniyoruz. Reşit Galip’in inkılap maceralarını 32 kısım tekmili birden anlatmak ne mümkün. Onun için en iyisi birkaç önemli olay üzerinde durarak hakkında bir fikir vermek. Kafatası ölçüyor İlk baskısı 1971 yılında yapılan ‘Atatürk’ün Uşağının Gizli Defteri’, Çankaya’da 12 yıl sofracılık yapmış olan Cemal Granda’nın anılarıdır. (Şaşırtıcı tarafı, kitabın 2. baskısını Hürriyet Yayınları’nın yapmış olması.) Granda ‘Kafa ölçüsü’ başlığı altında şunları anlatır: “Şapka devriminden sonra fes bir kenara atılmış, herkes şapka giymeye başlamıştı. Şapkayla beraber bunu giyecek olanların kafa ölçüleri de ortaya çıkmıştı. 1930 yılında Ankara’dayız. O zaman Milli Eğitim bakanı olan Dr. Reşit Galip, elindeki bir makineyle herkesin kafasını ölçüyor. Dolikosefal mi, Brakisefal mi? Hatırımda kaldığına göre 77-79 gelen kafalar Dolikosefal, 81’den ileri olanlar da Brakisefal. Atatürk’ün başı ölçüldü ve 81 geldi. Odadakiler sıraya girmişler, başlarının ölçülmesini bekliyorlar. Atatürk, Reşit Galip’e ‘Çelebi’ninkini (yazarı kastediyor) ölç.’ dedi. Öbürlerinden önce başım ölçüldü, 81 çıktı. Sevinmeye başlamıştım. Öyle ya, Atatürk’le aynı kafa ölçüsü taşıyordum. Fakat sevincim uzun sürmedi. Atatürk ‘Olmaz! O hayvan kafalıdır. Bir yanlışlık olmasın.’ dedi. Neredeyse ağlayacaktım…” (Kent Kitap: 2011, s. 61) Buna göre Andımız’ın yazarı Reşit Galip aynı zamanda kafatası ölçen bir doktordur! On parmağında on marifet bulunan doktorumuz 1932 yılında düzenlenen Türk Tarih Kongresi’ne “Türk ırk ve medeniyet tarihine umumi bir bakış” adlı bilimsel(!) bir tebliğ de sunacak ve tam 62 sayfa tutan tebliğinin ardından kürsüye çıkıp tezlerini çürüten büyük bilim adamı Zeki Velidi Togan’a açıkça saldıranların başında gelecek, sonuçta Togan hocanın üniversiteden ipini çekmeyi başaracaktır! Kongre’deki şu sözlerle tarihe geçmeyi hak etmiş olmalı: “Uzun boylu, uzun, beyaz simalı, düz veya kemerli ince burunlu, muntazam dudaklı, çok kere mavi gözlü ve göz kapakları çekik olarak değil, ufki (yatay) açılan ‘Türk’, beyaz ırkın en güzel örneklerinden biridir.” (1932, s. 159). “Türk tarihi Ergenekon’dan çıkacaktır.” diyerek sahneyi terk eden doktorun ardından ‘şiddetli ve sürekli alkışlar’ koptuğunu söylememize gerek yok. Irkçı tarih anlayışının Türkiye’de yerleştirilmesi uğruna elinden geleni esirgememiştir ne de olsa. Hz. Peygamber, Türk’müş! Bitmedi. Bir marifeti de İslam’da reform yapmaktır Reşit Galip’in. Hızını alamayıp din işine de el atmış ve ‘Müslümanlık Türk’ün Milli Dini’ adlı bir tez hazırlamış. Özeti elimizde bulunan tez, Atatürk’ün direktiflerinden ilhamını almış, onun tarafından okunup üzerinde fikir yürütülmüş ve el yazılarıyla notlar konulmuş. Münir Hayri Egeli’nin ‘Eski bir Atatürkçü’ imzasıyla ‘Millet’ dergisinde çıkan tefrikasında (Ekim1947-Ocak 1948) aktardığına göre saçtığı bazı inciler şunlarmış:     -Hz. Peygamber, Türk aslındandır.     -Müslüman medeniyeti bir Türk medeniyetidir.     -Müslümanlığı Türk’ün anlayacağı bir hale getirmek gerekir. Bu da ancak ibadetin Türk diliyle yapılmasıyla kabil olabilir. İşte bu ‘tez’in arkasından tekbir ile ezanın Türkçeleştirilmesi işine girişilmiştir ki, ilk Türkçe ezan çevirisini yapanın Andımız’ın yazarı olması sanırım fazla söze hacet bırakmayacaktır. Urfa’da bir söz vardır; “Bilen bilir, bilmeyen bir demet maydanoz zanneder.” derler. Dr. Reşit Galip de o uzun hikâyenin bir perdesidir. Bir perde kapandı. Ya diğerleri?.. 06 Ekim 2013, Pazar]]></description>
		
					<wfw:commentRss>http://www.mustafaarmagan.com.tr/genel/meger-andimizin-mucidi-ezani-da-turkcelestirmis/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>10</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Siz mi dine baskı yapmadınız?</title>
		<link>http://www.mustafaarmagan.com.tr/genel/siz-mi-dine-baski-yapmadiniz/</link>
					<comments>http://www.mustafaarmagan.com.tr/genel/siz-mi-dine-baski-yapmadiniz/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Armağan]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 29 Apr 2012 04:57:49 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[Ahır yapılan camiler]]></category>
		<category><![CDATA[CHP]]></category>
		<category><![CDATA[Türkçe Ezan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.mustafaarmagan.com.tr/?p=5203</guid>

					<description><![CDATA[Bir CHP&#8217;li vekil güya savunacak ya, buyurmuş ki: 1927&#8217;de nüfusumuz 14 milyonken cami sayımız 28 bine yakındı, bugün 81 milyonuz (biz 75 milyon diye biliyorduk ama neyse) ama cami sayımız 82 bin. Yani? Yanisi şu ki, sayın vekil Cumhuriyet&#8217;in kuruluş, yani CHP döneminde &#8216;daha Müslüman&#8217; olduğumuzu iddia ediyor. Hatırlatalım: CHP&#8217;yi kurtarayım derken farkında olmadan Osmanlı&#8217;yı övmüş oluyor. Öyle ya, 1927&#8217;de mevcut 27 bin camiyi Cumhuriyet idaresi yaptırmadığına göre bunlar Selçuklu ve Osmanlı&#8217;nın eseridir (Beylikleri de unutmayalım). Selçuklu ve Osmanlı eserlerini saymanın CHP&#8217;nin dine ve camilere saygısıyla ne alakası olduğunu çözen varsa beri gelsin. Ne diyelim, bunlar 1947 Aralık&#8217;ından beri böyleler. İlk itiraflarını o zaman yaptılar, dini ihmal ettik, hatalıyız, bir çıkmaza girdik, bundan kurtulmamız lazım dediler, türbeleri açtılar, İlahiyat Fakültesi&#8217;ni, İmam Hatip kurslarını, din dersini seçmeli yaptılar vs. Ama bu millet çeyrek asırlık zulümden o kadar bizardı ki, bu şirinlik muskalarına iltifat etmedi, 1950&#8217;deki ilk serbest seçimde başardığı &#8216;Türk Baharı&#8217;yla maneviyatına derin bir nefes aldırmayı tercih etti. Dine sonuna kadar saygılıyız&#8230; Biz cami kapamadık&#8230; Camileri asla ahır yapmadık&#8230; Kur&#8217;an&#8217;ı soldan açsak da duvarımızı onunla süsleriz&#8230; Ninelerimizin de başı örtülüydü zaten&#8230; 1947&#8217;den beri ağızlarında dolandırdıkları bu laflar sıktı artık. Eveleyip gevelemek yerine bari &#8216;Evet yaptık, pişmanız ama bir daha yapmayacağız deyin de bitsin bu iş artık. Sanki yakın tarihlerde kızlar üniversiteye başörtülü giremesin diye Anayasa Mahkemesi&#8217;nin kapısını aşındıranlar Anzaklardı! Bakmayın bugün özgürlükçü davrandıklarına, fırsat ellerine geçse anında aynı frekansa gireceklerinden şüphem yok. Hangi birini yazalım, anlatalım, insan şaşırıyor. Elimizdeki malzeme dağı gün geçtikçe büyüyor. Namazda tekbiri yanlışlıkla (Yanlış mı? Adam dinin gereğini yerine getirmiş yahu) &#8216;Tanrı Uludur&#8217; diye değil de &#8216;Allahu Ekber&#8217; diye getirdiği için İçişleri Bakanı&#8217;nın CHP Genel Sekreteri&#8217;ne yazdığı resmi yazı Başbakanlık Arşivi&#8217;nde sırıtırken daha ne yazılabilir? (Ne kadar önemli bir sorun değil mi? Devrin koca bakanlarının tüyleri Allah kelimesinden diken diken oluvermiş!) Çevremdeki gençlere sözlü tarih çalışması yaptırıyorum bir süredir. Geçenlerde emekli din adamı Cemal Güncal&#8217;a gönderdim bir arkadaşı. Hocamız çocukluğunda yaşadığı dramın her anını yeniden yaşayarak şunları anlatmış: &#8220;8 yaşında hafızlığa başladım. Sık sık ev basılıyor, Kuran-ı Kerim bulundurmak en büyük suç. Bir elif cüzü bulunduysa vay haline! Korkudan evde ders çalışamadım. Fındık bahçesinde bana bir yer yaptılar. Orada Kur&#8217;an&#8217;a çalışıyorum. Bir baktım, bir onbaşı ve iki jandarma beni bulmuşlar. &#8220;Çabuk git babanı çağır&#8221; dediler. Gittim, babamı getirdim. Onbaşı babamı sakalından tuttu, elimdeki Kuran&#8217;ı aldı. Babamın kafasına kafasına vurmaya başladı. (Gözleri doluyor, konuşamıyor.) Rahmetli gömleğini yırttı ve dedi ki: &#8216;Oğlum, Deli Halid Paşa&#8217;nın emir subaylığını, tabur komutanlığını yapmış adamım. Birinci Dünya Savaşı&#8217;na, İstiklal Harbine katıldım ki, bu memleketi kurtarayım da şu Kitabımı rahat rahat okuyayım diye. Keşke bu harplere girmeseydim de şimdi Kuran&#8217;ıma, dinime küfreden Bulgar piçidir deyip kendime teselli verirdim.&#8221; Alıp götürdüler babamı&#8230;&#8221; &#160; 28.06.1945 tarihli belgede Konya Valiliği Arapça ezan okuyan bir imam hakkında adli takibat başlatıldığını anlatıyor ve müftülüğü aynı hatanın tekrar olmaması için uyarıyor&#8230; Camileri ahır yapmamışlar meğer. Peki ne yapmışlar? Sirkeci Garı&#8217;nın hemen üstünde, Özal döneminde yeniden cami yapılan Merzifonlu Kara Mustafa Paşa Camii yıkılıp Saz Evi yapılmadı mı? Aydın&#8217;da tarihî ve mimarî bir şaheser olan Cihanoğlu Camii ot deposu yapılmış, yıldırım düşünce otlarla birlikte cami de yanmamış mıydı? (Cumhuriyet, 5 Şubat 1934). Gaziantep&#8217;te Çınarlı Camii yıkılıp yerine kurtuluş anıtı yapılmadı mı? (Cumhuriyet, 8 Ocak 1936). Bursa&#8217;da 49 (15 Şubat 1937), Hatay&#8217;da 14 (23 Temmuz 1940), Kastamonu&#8217;da 15 cami ve mescidin (28 Mayıs 1937) satış ilanları da mı size hiçbir şey anlatmıyor? Bursa&#8217;da Alacamescit diye bilinen caminin bir spor kulübüne verildiğini ve içinde güreş yapıldığını da mı bilmiyorsunuz? Bilmiyorsanız açın 15 Şubat 1937 tarihli o çok güvendiğiniz &#8220;Cumhuriyet&#8221; gazetesini okuyun. İstanbul Divanyolu&#8217;ndaki, Mimar Sinan yapısı Sinan Paşa medresesinin kunduracılara ayda 50 liraya kiraya verildiği halde esere tek çivi çakılmadığını da okuyun (11 Aralık 1937). Sultanahmet&#8217;in Asker Alma Dairesi, Üsküdar&#8217;ın en muhteşem eseri Atik Valde Camii&#8217;nin cephane deposu yapıldığı, Mihrimah Camii ile Aziz Mahmut Hüdai Camii&#8217;ne saman doldurulduğu da mı yalan? Adana&#8217;da Yeşil Mescid&#8217;in ahır yapıldığını hangi yerlisine sorsanız size söyler halbuki. En komiği de, Vakıflar Müdürlüğü&#8217;nün 24 Şubat 1934 tarihli gazetelerde yer alan faaliyet raporunda yazılanlar. Meğer vakıf mallarını satmayı başarı olarak gören bu kurumumuz, elde ettiği gelirle tramvay ve kaplıca hissesi satın almış, yatılı okul yapmış, Ankara Hukuk Fakültesi&#8217;ni inşa ettirmiş (dinî kaynaklı bir gelir laik bir kuruma aktarılmış ki, tam bizlik!). Durun, bitmedi henüz. Ankara&#8217;nın CHP devrinde en mutena eğlence mekânı olan ve baloların düzenlendiği Ankara Palas da Vakıflar&#8217;ın öz parasıyla inşa ettirilmiş meğer. (Ben demiyorum, sizin &#8220;Cumhuriyet&#8221; gazetesi yazıyor erenler!) Bu arada Ankaraspor kulübüne yüklü bir bağışta bulunmayı ihmal etmemiş Vakıflar yönetimi. Bunun gibi amaç dışı işlere aktardığı para ise gerçekten dudak uçuklatıcı: 4 milyon 364 bin 990 TL. Sen her biri birer vakıf eseri olan 3,500 parça eseri haraç mezat sat (Başbakan Erdoğan&#8217;ın açıkladığı rakamı esas alıyorum), bunlarla içkinin su gibi aktığı eğlence mekânları yap, spor kulüplerine bağışta bulun, Hukuk Fakültesi yaptır, üstelik o vakıfları sana miras bırakan ecdada da her Allah&#8217;ın günü sövmeyi öğret çocuklarına. İşte o iflah olmaz zihniyetin minik bir muhasebesi&#8230; Şimdi merhum Eşref Edib&#8217;in kanayan sorularının altını gübreleme zamanıdır: -Okullardan din derslerini kim kaldırdı? Kur&#8217;an cüzlerini evlerden kim toplattı? Ezan ve kamette &#8220;Allah&#8221; demeyi kim yasakladı? Dinî dernekler kurmayı kim yasakladı? Kur&#8217;an okuyan âmaları bile yakalatan kimlerdi? Din ulemasını tahkir edip süründüren kimdi? Alay sancaklarından kelime-i tevhidi kaldıran, alay imamlığını lağveden kimdi? İsterseniz &#8216;İstanbul Aksaray&#8217;da bulunan Kara Mehmed Paşa Camii&#8217;nin arsasını CHP&#8217;ye satan kimdi?&#8217; diye sorarak noktalayalım bu giderek acılaşan bahsi. Allah bir daha o günleri bu millete yaşatmasın! Amin. &#160;  29 Nisan 2012, Pazar]]></description>
		
					<wfw:commentRss>http://www.mustafaarmagan.com.tr/genel/siz-mi-dine-baski-yapmadiniz/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>3</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Türkçe ezandan Kürtler de çok çekmişti</title>
		<link>http://www.mustafaarmagan.com.tr/genel/turkce-ezandan-kurtler-de-cok-cekmisti/</link>
					<comments>http://www.mustafaarmagan.com.tr/genel/turkce-ezandan-kurtler-de-cok-cekmisti/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Armağan]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 12 Jun 2011 06:30:41 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[Adnan Menderes]]></category>
		<category><![CDATA[Kürtler]]></category>
		<category><![CDATA[Türkçe Ezan]]></category>
		<category><![CDATA[Türkçe Ezan ve Menderes]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.mustafaarmagan.com.tr/?p=4489</guid>

					<description><![CDATA[Suruç&#8217;taki &#8220;Kürtçe ezan yoklaması&#8221;, henüz kabuk bağlamış bir yaramızı, 61 yıl önce Adnan Menderes hükümeti tarafından sona erdirilene Türkçe ezan zulmünün hatıralarını yeniden canlandırmış oldu. Şu kadarını söyleyelim ki, Türkçe ezan uygulaması yalnız Türklere değil, Kürt ve Arap vatandaşlarımıza da tarif edilmez sıkıntılar yaşatmıştı. Türkçe ezan Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından Temmuz 1932 tarihli bir genelgeyle imam ve müezzinlere mecburi tutulmuştu. Uygulamadaki bazı aksaklıkları halletmek üzere 1933 Şubat&#8217;ında Başkan Rifat Börekçi imzasıyla ikinci ve sert bir uyarı yapıldı. Buna göre Arapça ezan yasağına uymayanlar &#8220;kat&#8217;i ve şedit cezalara çarptırılacaklar&#8221;dı. Nitekim de öyle oldu. Pek çok din görevlisi ceza aldı, dayak yedi, görevden alındı, hatta hapse düştü. İşin tuhafı, 1941 yılına kadar kanun yoktu ortada. Sadece Diyanet&#8217;in genelgeleri vardı. Diyanet&#8217;in genelgesi de din görevlilerini bağladığı halde, mesela cemaatten birisi minareye çıkıp ezan okusa veya cami içinde kamet getirecek olsa aynı genelgeye veya emre itaatsizliğe göre cezalandırılıyordu. Bu uygulamanın hukukî bir dayanağı mevcut değildi. Kamuda çalışmayan birinin, mesela bir köylünün veya bakkalın da aynı cezaya çarptırılması, Tek Parti idaresindeki keyfiliğin şahane bir misaliydi. 1941&#8217;de bir din görevlisi, aldığı cezayı Yargıtay&#8217;a götürdü. Daha da garibi, Yargıtay imamı haklı buldu ve kararı bozdu. Böylece yasağın ne kadar keyfî olduğu, verilen cezaların ne kadar kanunî mesnetten yoksun bulunduğu zamanın en yüksek yargı organı tarafından onaylanmış oluyordu. Tabii Refik Saydam hükümeti paniğe kapıldı ve alelacele &#8220;Devrim Kanunu&#8221; olarak bilinen Türk Ceza Kanunu&#8217;nun 526. maddesine bir ek yaptı. Buna göre Arapça ezan ve kamet okuyanlar 3 aya kadar hafif hapis veya 10 liradan 200 liraya kadar hafif para cezasıyla cezalandırılacaklardı. İşte Menderes&#8217;in 1950&#8217;de yaptığı değişiklik, kanuna yapılan bu eklemeyi kaldırmaktan ibarettir. Ne Türkçe ezanı yasaklamış, ne de Arapça ezanı mecburi tutmuş, sadece yasalar ezan konusunda hiçbir şey söylemez olmuş, yani ezan serbest bırakılmıştır. O günden son Kürtçe ezan girişimine kadar da cemaat ezan denilince sadece Ezan-ı Muhammedî&#8217;yi anlamıştır. Bu konuda tam bir mutabakat vardır. Çünkü Tek Parti döneminde yaşanan ezansız yıllar Türk, Kürt, Arap, Sünnî, Alevî&#8230; her mezhep ve ırktan insanımız için acı tecrübelerle doludur. Bu topraklarda bizzat Türkler &#8220;Türkçe ezan&#8221;a karşı en büyük mücadeleyi vermişken, dini bir etnik kimliğe alet etmeye çalışmanın mantığını anlamak mümkün görünmüyor. Kaldı ki, Kürtlerin Türkçe ezan zulmünden iki misli etkilendikleri de bir gerçektir. Türkler yalnız dinî açıdan etkilenmişlerdi. &#8220;Allah&#8221; yerine &#8220;Tanrı&#8221; denilmesi, &#8220;Lâ İlâhe İllallah&#8221; yerine &#8220;Tanrı&#8217;dan başka yoktur tapacak&#8221; gibi kasten sakat bir çeviri yapılması (gerçekten de Türkçe düşünülseydi &#8220;Tanrı&#8217;dan başka yoktur tapılacak&#8221; denilmesi gerekirdi) gibi içlerine sinmeyen yerler vardı. O zamanın yaygın deyişiyle, &#8220;Allah&#8221; demek yasaktı ve bu noktada yasağın kalkmasını istiyorlardı. Lakin Kürtlerin durumu daha karışıktı. Türkiye&#8217;nin Doğu illerinde Türkçe bilmeyen milyonlarca vatandaş yaşıyordu. Onlar için Türkçe ezan uygulaması hem dinle, hem de dille ilgili bir baskı demekti. Türkçe bilmiyorlardı ama Arapça ezanın ne olduğunu gayet iyi biliyorlardı. Hem Arapça ezan yasaklanmış, hem de hiç bilmedikleri bir dilde minarede bir &#8220;şeyler&#8221; okunduğu zaman gerçekten şok geçirmişlerdi. Üstelik yalnız cemaat değil, Türkçe ezanı okumaya mecbur bırakılan imamlar da Türkçe bilmiyordu. Bu durumda Kürtler Türkçe ezanı katmerli bir zulüm olarak algılamışlardı. Mesela İngilizler İstanbul&#8217;u işgal ettiklerinde ezanı İngilizceye veya Yunanlılar Bursa&#8217;yı işgal ettiklerinde Yunancaya çevirselerdi ne hissederdiniz? İşte Kürtler Arapça ezan yasaklanıp da Türkçe ezan okumak ve dinlemek ve bu ezanla namaz kılmak zorunda bırakılınca benzer duygular yaşamışlar, adeta Türkçe ezana düşman kesilmişlerdi. O adeta sömürgeci bir kuvvetin zorbalığının sembolü olarak algılanmıştı. (Arap vatandaşların durumları büsbütün tuhaftı. Onlar Arapça ezanı &#8216;anlıyor&#8217; ama Türkçe ezandan &#8220;felah&#8221; kelimesi haricindekilere yabancı kalıyorlardı.) İşte Siirt&#8217;in Eruh ilçesinin Ayne (şimdiki adıyla Bağköze) köyünden Ayşi Batur ninenin yaşadıkları. Torunu Cüneyt Batur anlatıyor (&#8220;Türkçe Ezan ve Menderes&#8221; adlı kitabımdan aktarıyorum): &#8220;Babaannem yaklaşık 90 yaşında ve Türkçe bilmiyor. Türkçe bildiği tek söz, &#8220;Tanri ulidir&#8221;den ibarettir. Anlayacağınız, köyümüze devlet, hizmet olarak Türkçe ezanla gelmiş! Devlet sağlık ocağı, doktoru, hemşiresi, okulu, öğretmeni, çeşmesi dahi olmayan bir köye Türkçe ezan yoluyla günde 5 kez uğruyormuş! Oradaki Kürt halkına ezanı Türkçe okutunca Türkçeyi sevdireceklerini zannetmişler. Halbuki &#8220;Türkçe&#8221; deyince babaannem gibilerinin aklına sadece itici, sevimsiz ve incitici &#8220;Türkçe ezan&#8221; geliyor.&#8221; Dr. Ali Dikici&#8217;nin Emniyet arşivlerinden aktardığı bilgiler, Türkçe ezana karşı İzmir&#8217;den, Urfa&#8217;dan, Çorum&#8217;dan, Siirt&#8217;ten, Isparta&#8217;dan, Bayburt&#8217;tan, Kayseri&#8217;den, Erzurum&#8217;dan, velhasıl Türkiye&#8217;nin dört bir köşesinden tepkiler uyandığını gösteriyor. Yani Türk&#8217;ü, Kürt&#8217;ü, Arap&#8217;ı ezanımızla kader birliği etmişiz. Ne için? Her Allah&#8217;ın günü ufuklarımızda çınlayan Ezan-ı Muhammedî sünnetine sahip çıkmak için. Onun etrafında halkalanmışız, yekvücut olmuşuz. Tıpkı 16 Haziran 1950&#8217;de bütün Türkiye&#8217;nin 18 yıldır mazlum minarelerin etrafında halkalanıp her birine birer Bilal-i Habeşi ruhu üflenmiş müezzinlerin ağzından ezanın Arapça değil, Necip Fazıl merhumun deyişiyle &#8220;Rabca&#8221; olduğunu haykırdıkları gibi. Galiba son sözü &#8220;sözün sultanı&#8221;na bırakmak, Bediüzzaman Said Nursi&#8217;ye: &#8220;Ezanı bir ilandan ibaret zannediyorlar. O divaneler bilmiyorlar. Şayet öyle olsaydı, her millet kendi lisanına göre &#8216;namaza gelin&#8217; diye çağırırdı. Halbuki bu ezan Asr-ı Saadet&#8217;ten beri öyle devam ediyor. Bu &#8216;ila-yı kelimetullah&#8217;tır. İmanın esasını günde beş defa dünyaya ilan etmektir. İslam&#8217;ın şeâiridir (âdet). Bu şeâir farzlar kadar ehemmiyetlidir.&#8221; Ezan-ı Muhammedî tektir. Onu parçalara bölmek isteyenlere izin vermeyeceğiz. 12 Haziran 2011, Pazar]]></description>
		
					<wfw:commentRss>http://www.mustafaarmagan.com.tr/genel/turkce-ezandan-kurtler-de-cok-cekmisti/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Suavi Kemal YAZGIÇ &#8211; Türkçe Ezan ve Menderes Kitabını Yorumladı</title>
		<link>http://www.mustafaarmagan.com.tr/genel/suavi-kemal-yazgic-turkce-ezan-ve-menderes-kitabini-yorumladi/</link>
					<comments>http://www.mustafaarmagan.com.tr/genel/suavi-kemal-yazgic-turkce-ezan-ve-menderes-kitabini-yorumladi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Armağan]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 21 Sep 2010 07:39:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[Yankılar]]></category>
		<category><![CDATA[Suavi Kemal YAZGIÇ]]></category>
		<category><![CDATA[Türkçe Ezan]]></category>
		<category><![CDATA[Türkçe Ezan ve Menderes]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.mustafaarmagan.com.tr/?p=3962</guid>

					<description><![CDATA[Suavi Kemal YAZGIÇ &#8211; Türkçe Ezan ve Menderes Kitabını Yorumladı Ayraç Dergisinin bu ayki sayısında Suavi Kemal YAZGIÇ &#8216;ın kaleminden &#8220;Türkçe Ezan ve Menderes Kitabı&#8221;&#8230; JPEG Formatında&#8230; TIKLA !]]></description>
		
					<wfw:commentRss>http://www.mustafaarmagan.com.tr/genel/suavi-kemal-yazgic-turkce-ezan-ve-menderes-kitabini-yorumladi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Türkçe Ezan ve Menderes</title>
		<link>http://www.mustafaarmagan.com.tr/genel/turkce-ezan-ve-menderes-2/</link>
					<comments>http://www.mustafaarmagan.com.tr/genel/turkce-ezan-ve-menderes-2/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Armağan]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 15 Sep 2010 10:03:18 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Kendi Kitapları]]></category>
		<category><![CDATA[Kitaplar]]></category>
		<category><![CDATA[Adnan Menderes]]></category>
		<category><![CDATA[Ezanın Türkçe Okunması]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa ARMAĞAN Kitap]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa Armağan Yeni Kitap]]></category>
		<category><![CDATA[Türkçe Ezan]]></category>
		<category><![CDATA[Türkçe Ezan ve Menderes]]></category>
		<category><![CDATA[Türkçe Ezan ve Menderes PDF indir]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.mustafaarmagan.com.tr/?p=3765</guid>

					<description><![CDATA[Bir yıldır sizlerin katkılarıyla hazırladığımız Türkçe Ezan ve Menderes adlı kitap tamamlandı. Aşağıdaki bilgileri sizlerle paylaşmak istedik. Mustafa Armağan Türkçe Ezan ve Menderes’le sözlü tarihin kapılarını çalmanın ne denli bereketli bir emeğe dönüşebileceğini gösteriyor. Başında bulunduğu gönüllü bir grupla Türkçe ezanın okunduğu günleri ve ezanın Arapça okunmasının serbest bırakıldığı 16 Haziran 1950 gününü yaşayanları bulup konuşturmuş ve o büyük günün tek bir kare fotoğrafını çekmeyi denemiş. O tek kare fotoğrafta ağlayan, sevinen, coşan, yüzü gülen bir Türkiye var. Yakın tarihimizin nadir rastlanan güzel günlerinden birisinin öyküsüdür anlatılan. Tek beslenme kaynağı ezan olan bir felçli hastanın Türkçe ezan okununca hayat damarlarının nasıl kuruyup üçüncü gününde aniden öldüğünü okuyacaksınız. Ağlamaktan ezan okuyamayan müezzinlerden tutun da Arapça ezan okumak için deli raporu olmaya razı olanlara kadar bir yığın hikâye yatıyor bu kitapta. Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’tan Van’daki Ayşi Nineye, Prof. Şerafettin Gölcük’ten son Osmanlı müezzinlerinden Tahir Çağıran’a, Bediüzzaman’ın talebesi Mehmet Kırkıncı’dan Çorum’un Alaca ilçesinden “46 Demokratı” Mustafa Kağızman’a, ezan Arapça okunduğunda bu haberin orduda un helvasıyla kutlandığını hatırlayan emekli Yarbay Cemal Yıldız’dan Hatay’da çocukların “Uyumazsan Türkçe ezan okurum ha!” diye korkutulduğunu söyleyen Mehmet Duran’a kadar onlarca tanığın dilinden ezanın bilinmeyen gerçekleri bu sözlü tarih çalışmasıyla ilk kez gün yüzüne çıkıyor. Kitapta ayrıca Mustafa Armağan’ın kaleme aldığı geniş bir çerçeve yazısı ile basılı kaynaklarda yer alan bazı önemli gazetelere, hatıralara ve makalelere de yer verildi. Kitabın sonunaeklenen, ezanın serbest bırakıldığı günün havasını gazetelerin ilk sayfaları ise yakın tarihe ışık tutacak nitelikte. Özellikle ezanı serbest bırakan kanuna CHP’li milletvekillerinin de olumlu oy verdiklerini yansıtan haberler aydınlatıcı. Ayrıca Diyanet İşleri Başkanlığı’nın Arşivi’nden alınan belgeler konuyu incelemek isteyenlere yararlı bir altyapı sağlıyor. Mehmed Akif’in dava arkadaşı Eşref Edip’in ezan yasağının kalkmasından sonra yazdığı o etkileyici yazı ise “irtica cephesinde” Türkiye’nin neredeyse 60 yıldır aynı şeyleri tartıştığını göstermesi bakımından hazin; yine de yazı, günümüzü anlamak bakımından da değerli ipuçlarını taşımakta. Özetle Türkçe Ezan ve Menderes, ezan yasağının kaldırılışının 60. yılında tarihin tozlu perdelerini başarılı bir şekilde havalandırıyor. Mustafa Armağan, Türkçe Ezan ve Menderes, İstanbul, Haziran 2010, Timaş Yayınları, 240 sayfa.]]></description>
		
					<wfw:commentRss>http://www.mustafaarmagan.com.tr/genel/turkce-ezan-ve-menderes-2/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>23</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
