<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Venizelos &#8211; Mustafa Armağan &#8211; Kişisel Web Sitesi</title>
	<atom:link href="http://www.mustafaarmagan.com.tr/etiket/venizelos/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.mustafaarmagan.com.tr</link>
	<description>Tarihle Birlikte Düşünmek...</description>
	<lastBuildDate>Fri, 02 Aug 2019 07:46:15 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.0.8</generator>

<image>
	<url>http://www.mustafaarmagan.com.tr/wp-content/uploads/2017/11/cropped-mustafa-armagan-icon-32x32.png</url>
	<title>Venizelos &#8211; Mustafa Armağan &#8211; Kişisel Web Sitesi</title>
	<link>http://www.mustafaarmagan.com.tr</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Oniki Ada ve Musul Üzerinde İngiliz İpoteği</title>
		<link>http://www.mustafaarmagan.com.tr/genel/oniki-ada-ve-musul-uzerinde-ingiliz-ipotegi/</link>
					<comments>http://www.mustafaarmagan.com.tr/genel/oniki-ada-ve-musul-uzerinde-ingiliz-ipotegi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Armağan]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 02 Aug 2019 07:45:40 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[12 ADA]]></category>
		<category><![CDATA[ege meselesi]]></category>
		<category><![CDATA[İstiklâl Harbi]]></category>
		<category><![CDATA[Venizelos]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.mustafaarmagan.com.tr/?p=8630</guid>

					<description><![CDATA[“Ege adaları” mevzuu biraz karışık, zira Lozan&#8217;da bütün Ege adaları bahis konusu olmadı. Ege adalarının 1830&#8217;larda gideni var, 1913&#8217;te gideni var, Lozan’da gideni var zira. Lozan&#8217;da bahis konusu edilen adalar Madde 12&#8217;de bize bırakılan İmroz, Bozcaada (ve Tavşan) adaları ile Yunanistan&#8217;a bırakılan Midilli, Sakız, Sisam ve Nikarya adaları ve 15. maddede İtalya&#8217;ya bırakılan Oniki Ada&#8217;dır. Ancak genelde Oniki Ada ile Ege Adaları karıştırılmakta ve bazı tarih profesörleri bile ‘Ege Adaları Lozan&#8217;dan önce verilmişti’ diyerek kirlilik yaymakta, Oniki Ada ve yukarıda saydığım dört adanın da Lozan&#8217;dan önce verildiğini iddia etmektedirler. Bunlara verilecek en kestirme cevap, Lozan&#8217;dan önce verildi ise acaba İstiklal Harbinde geri aldık da Lozan&#8217;da tekrar mı verdik? sorusu olmalıdır. Demek ki Lozan&#8217;da durumları muallakta kalan iki (ufak Tavşan adası ile üç) Ege adası bize verilirken dört ada Yunanistan&#8217;a ama sayısı 12&#8217;den fazla olan Oniki Ada ise İtalya&#8217;ya bırakılmıştır. Böylece Lozan&#8217;dan kıyılarımızın Yunanistan ve İtalya tarafından demir bir perde ile çevrildiği kolu kanadı bağlanmış bir ülke olarak çıkmıştık. Farklı bir yol izlenebilir miydi? sorunuz üzerine şunları söyleyebilirim: Öncelikle Lozan&#8217;a hemen hiç hazırlıksız ve diplomasi tecrübesi bulunmayan delegelerle katılmıştık. O kadar ki İngilizlere karşı verdiğimiz karşı teklifte Meis adasını yazmayı unutmuştuk, ekte tutanakta da gördüğünüz gibi İngiliz baş murahhası Rumbold bunu ikrar kabul ederek geçivermişti. Şimdi milli bir davanız varsa -bugünlerde başımıza petrol aramaları dolayısıyla bela olan- burnumuzun dibindeki Meis&#8217;in yüzlerce kilometre uzaktaki İtalya&#8217;ya, sonra da Yunanistan&#8217;a bırakılmasındaki tutarsızlığı konferansta izah edebilirsiniz ama neyse bu da gitsin derseniz netice bu olur. Oysa Sadrazam Tevfik Paşa Kasım 1922’de TBMM’ye bir mektup yazarak &#8216;Gelin, Lozan&#8217;a elbirliği ederek beraber katılalım, yapmayın etmeyin, elimizde dosyalar var, İngilizlerin karşısında birbirimize destek olalım&#8217; dediyse de aldığı cevap saltanatın ve Osmanlı Devleti&#8217;nin kaldırılması oldu. Cevap tam da İngiliz cephesinin istediği gibiydi, zira biz Lozan&#8217;a DEVLET OLARAK KATILMADIK, HÜKÜMET OLARAK KATILDIK ve tabii TAPUMUZU LOZAN&#8217;DAN ALACAKTIK. HALBUKİ TAPUSU ELİNDE BULUNAN DEVLET-İ ALİYYE-İ OSMANİYEYİ KENDİ ELİMİZLE ÖLDÜRMÜŞTÜK! Velhasıl Lozan&#8217;da devlet olabilmek için icazet alacaktık. Bu yüzden pazarlık gücümüz neredeyse hiç yoktu. Çünkü giderken bu ve benzeri vahim hatalar yapıldı. Baş murahhaslarımızın, İsmet Paşa ve Dr. Rıza Nur&#8217;un diplomasi tecrübeleri yoktu dedik. Bakın ne oldu? Lozan muahedesinin en başında Yunanistan sınırımız belirtilirken Çörek diye bir köyden bahsedilir. Bu köyün ahalisi Rum ise Yunanistan’a, Türk ise Türkiye&#8217;ye bırakılacaktır diye yazar. İsmet Paşa yüzbaşılığından beri Edirne&#8217;de yıllarca görev yaptı, Çörek köyünün ahalisinin çoğunun Rum olduğunu nasıl bilmez de Lozan antlaşmasına bunu yazdırır? Bunu yazdıracağına almak için bastıracaktı. Neticede köy Yunanistan&#8217;a kaldı. Diyeceğim,o ki, Lozan&#8217;a giden heyetin amacı bir köy daha, bir Türk daha kazanmak değil, bize garanti edilecek topraklarda bağımsızlığımızı tanısınlar, yeter şeklindeydi. Çünkü ondan sonra yapılacaklar önemliydi. Ali Naci Karacan&#8217;ın Lozan Konferansı ve İsmet Paşa adlı 1943 tarihinde Devletin bastırdığı kitapta geçtiği gibi toprak, azınlıklar, boğazlar, adli kapitülasyonlar ve iktisadi meselelerin de çoğunu müttefiklerin lehine hallettik, diye söylüyor açıkça. Geriye ne kaldı? Mali kapitülasyonların kaldırılması ile bir devlet olarak tanınma. Yurtta Sulh, Cihanda Sulh tavrı da gerçekte İngiliz yeni dünya düzeninin ışına çıkmayacağım demekti ve bu düzene bir eldiven gibi uyuyordu. Asıl maksat, konferansın isminde geçtiği gibi Near Eastern yani Yakın Doğu, yani Osmanlı meselesinin kökten halliydi ve Lozan&#8217;la toprakları dağıtılan Osmanlının kafalarda bitirilmesi işi de devlet olma lutfunda bulunulan yeni rejim tarafından gönüllü olarak üstenilecekti. Hilafetten soyadlarımıza kadar format atılması, ezandan Ayasofya&#8217;nın kapatılmasına kadar uzanan &#8216;inkılaplar&#8217; gerçekte Lozan paradigmasının acı meyveleriydi. Oniki Adayı belki bir gün müstakillen ele almakta fayda var, çünkü 1923&#8217;te bitmez, 1947&#8217;de Yunanistan&#8217;a verilmesine kadar kadar uzanan bir dizi hata yapılmıştır ve bu hataların ceremesini Akdeniz&#8217;de petrol arama mücadelesinin hemen her aşamasında boğazımıza düğüm atılmışcasına hissediyoruz. Musul meselesinde de çok sayıda hataya imza atıldı. Fakat orada da Türkiye Musul&#8217;a -tıpkı adalara olduğu gibi- kendi toprağı gözüyle bakmamış ve bu yüzden de asılmamıştır. Hem Lozan&#8217;da hem de İstanbul ve Ankara müzakerelerinde İngilizlere kendileriyle iyi geçinmenin toprak almaktan önemli olduğu söylenmiş, onlar da bundaki samimiyetimizi farkettikten sonra Musul meselesinde aralarda verdikleri tavizleri de geri almışlar, bir ara bizim toprak iddialarımızın blöf olup olmadığını test etmek için Musul’u bırakma karşılığında Süleymaniye, Erbil civarını vermeyi tekilf etmişlerdi, biz ya Musul&#8217;un hepsi veya hiç deyince o tekliflerini de geri çekeceklerdi. Musul&#8217;da herhangi toprak talebimizin olmadığı o kadar açıktır ki, Musul&#8217;un Irak&#8217;a, gerçekte ise İngiltere&#8217;ye bırakılma oylamasının TBMM’de yapıldığı 7 Haziran 1926 günü Dışişleri Bakanı Tevfik Rüştü (Aras) Bey Musul&#8217;u kendisine bırakınca pek sevinen İngiltere&#8217;nin bize 1,000 kilometrekare toprak vermeyi teklif ettiğini, bizim ise 1,000-2,000 kilometrekare toprak peşinde olmadığımızı, Irak devleti lehine vermeyi teklif ettiği topraktan da vazgeçtiğimizi gözlerimizin içine baka baka anlatıyordu. İstikbalin tarihçisi bunları yazacaktır inşaallah.]]></description>
		
					<wfw:commentRss>http://www.mustafaarmagan.com.tr/genel/oniki-ada-ve-musul-uzerinde-ingiliz-ipotegi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bir maymun İstiklal Savaşı’nı kazanmamıza nasıl yardım etmişti?</title>
		<link>http://www.mustafaarmagan.com.tr/genel/bir-maymun-istiklal-savasini-kazanmamiza-nasil-yardim-etmisti/</link>
					<comments>http://www.mustafaarmagan.com.tr/genel/bir-maymun-istiklal-savasini-kazanmamiza-nasil-yardim-etmisti/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Armağan]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 01 Sep 2013 20:09:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[İstiklâl Harbi]]></category>
		<category><![CDATA[İstiklâl Savaşı]]></category>
		<category><![CDATA[Kral Aleksander]]></category>
		<category><![CDATA[Lozan]]></category>
		<category><![CDATA[Lozan Antlaşması]]></category>
		<category><![CDATA[Sevr Antlaşması]]></category>
		<category><![CDATA[Venizelos]]></category>
		<category><![CDATA[Yunan İşgali]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.mustafaarmagan.com.tr/?p=7513</guid>

					<description><![CDATA[Tuhaf ama tarih bazen bize saçma gibi gelen olaylarla şekillenir. Aslında o sırada arkasındaki “büyük plan” okunamadığı içindir saçma görünmesi. 1920 Ekim’inde Yunan kralını ısıran maymunun hikâyesi bunun en çarpıcı misalidir. İstiklal Savaşı’nın henüz başlarında Yunan işgali İzmir’den Batı Anadolu’nun içlerine doğru bütün hızıyla genişlerken Atina’daki Tatoi Sarayı’nın bahçesinde meydana gelen esrarlı bir ‘ısırma’ olayı Milli Mücadele’nin lehimize dönmesini sağlayacak ve askerinden alimine, şairinden siyasetçisine kadar moralimizi düzeltecektir. İşte 1917 yılında babası Konstantin’in yerine tahta çıkarılmış ve Anadolu’nun işgali ile Yunanistan’la birleştirilmesi fikrini (megalo idea) en büyük dava edinmiş olan Yunan Kralı I. Aleksander’in bir maymun tarafından ısırılması olayı ve hiç beklenmedik sonuçları… Milli Mücadele’nin İzmir’in işgaliyle başladığını kabul edersek, ikinci adımının 10 Ağustos 1920’de Sevr’in imzalanmasıyla atıldığını söyleyebiliriz. Gerçi İstanbul’da Sevr’den memnun olabilecek bir Allah’ın kulu yoktur, imzalayanlardan Rıza Tevfik bile onu Anadolu’ya vakit kazandırmak için imzaladıklarını söyler, Sultan Vahdettin ise “Mecelle-i mesâib” adını verir, yani “Musibetler belgesi”… Onaylanmaz, ayrı; ama imzalanmasının Anadolu’daki yankısı biraz abartılı olur ve Mehmed Akif ve Yahya Kemal dahil şair ve yazarlar, vaaz ve yazılarında Sevr’in, bu topraklarda din ve varlığımızın kökünü kazımaya ahdettiğini haykırırlar. Meclis de bu görüşü yayar etrafa. Oysa Sevr’i parlamentosuna getiren tek devlet, Yunanistan’dır. Ne İngiltere, ne Fransa, ne diğerleri böyle bir teşebbüste bulunmuşlardır. Çünkü bir ‘aptallık anıtı’ olan antlaşmanın uygulanamayacağını, imzalatanların kendileri de biliyorlardı. Her şey Başbakan Venizelos’un 7 Eylül 1920 günü Sevr Antlaşması’nı parlamentoya getirmesiyle başladı. Hemen meclisi feshederek 7 Kasım’da kendi hükümetinin gözetiminde yeni bir seçim yapılacağını bildirdi. Sıkıyönetim ve sansür kaldırılmıştı. Kampanya hararetli başladı ve umulmadık bir şekilde 27 yaşındaki Kral Aleksander etrafında bir tartışmaya dönüştü. Kral, Venizelos’un adamıydı ama soylu bir aileden gelmeyen ‘Kralcı’ bir Yunan kızıyla evlenmek istiyor, Venizelos buna karşı çıkıyordu. Böylece Kral ile Cumhuriyetçi Venizelos’un araları açılıyordu. Venizelos, Kral’ın kralcı, yani monarşist bir aileden gelen bir kızla evlenirse bunun aleyhine olacağını düşünüyordu. Üstelik Kral dediğin halktan biriyle evlenemezdi; Yunan bile olsa. Ancak Kral dediğim dedik biriydi. Evlenecekti. Venizelos yalvardı acele etmemesi için. İşe yaramadı. Sessiz sedasız evleniverdi. Tam bu haber Atina’da duyuluyorken hiç beklenmedik bir olay iç politikadaki bütün kavgaların seyrini değiştirdi. Maymun ısırığı Güneşli bir 30 Eylül sabahıydı. Kral Aleksander, Fritz adlı kurt köpeğiyle Tatoi Sarayı’nın bahçesinde mutad yürüyüşlerinden birine çıkmıştı. Köpeğin birden bir çalılığın içine atladığı görüldü. Havlama, hırlama ve dalaşma sesleri birbirini kovalıyordu. Kral koştu; gördüğü manzara karşısında şaşkındı. Köpeği, evcil bir maymunu ağzına almış, şiddetle sarsıyordu. Maymunu köpeğin ağzından almaya çalıştığı sırada Kral darbeyi bir başka maymundan yiyecekti. Dişisinin saldırıya uğradığını görerek harekete geçen erkek maymun ona bir kötülük yaptığını zannederek Kral’a saldırdı. Onu baldırından ve vücudunun çeşitli yerlerinden kötü bir şekilde ısırdı. Adamları yetiştiğinde Kral kan revan içindeydi. Maymunlar öldürüldü ama iş işten geçmişti. Yaralar alelusul temizlenip sarıldı. Kral, hadisenin sarayın dışında duyulmasını istememiş, yaralarını ciddiye almamıştı. Ancak gece ateşlenme başladı ve giderek arttı. Üç hafta süren hayatta kalma mücadelesinden sonra Kral, bir mikrobun kanda, vücut sıvılarında veya dokularda çoğalması neticesinde ölümle sonuçlanabilen bir hastalık olan sepsis’ten öldü. Kralın ölümü üzerine Meclis toplanıp seçimleri bir hafta erteledi. 3 yıl önce İngiliz, Fransız ve Rusların dayatmasıyla Alman taraftarı diye tahttan indirilen babası Konstantin yeniden tahta çıkarıldı. O da gerçek Krallık yetkilerini kullanma şartıyla kabul etti bu teklifi. Ne var ki, dönüşte tam bir tasfiye bekliyordu Yunan Genelkurmayı’nı. Seçimleri kaybeden Venizelos, Başbakanlığı bıraktı ve yurdu terk etti. Yenilgisinin sebebini “Yunan halkının savaşlardan bıkkın” oluşuna bağladı. İngiltere, Cumhuriyet’ten Krallık’a dönmüş olan Yunanistan’ın kendi politikalarını yürüteceğine inancını kaybetmişti. Nitekim Savunma Bakanlığı’nı Ruslara yaklaşmakta olan Türkiye’yi kaybetme korkusu ağır basmıştı. Winston Churchill “İngiltere’nin Mustafa Kemal’le iyi bir barış yapılabileceğini” yazıyordu. (Michael Llewellyn Smith, Yunan Düşü, Ayraç: 2002.) Tarihler 23 Kasım 1920’ydi. Yani Lozan’a gidilmesine daha 2 yıl vardı. İngilizlerle anlaşma yolu açılmıştı. Ardından başta İngiltere olmak üzere İtilaf devletleri Türk-Yunan savaşında tarafsız olduklarını, Yunanistan’ı tutmadıklarını bildireceklerdi. Ey uğurlu maymun! Yunan ordusundan işgali ‘başarmış’ ve Bursa’ya kadar genişletmiş olan Venizelosçu generaller hızla tasfiye edildi, yerlerine savaş tecrübesi eksik komutanlar atandı. Hemen o günlerde Karabekir Paşa’nın Doğu’daki zaferiyle başlayan başarılar Başkomutanlık Savaşı’yla hedefe ulaştı. Ancak yendiğimiz Yunan ordusunun içinden bölündüğünü ve dış yardımın büyük ölçüde kesildiği bir ordu olduğunu da unutmamak gerekir. Maymun ısırığı adeta düğmeye basmış ve Yunanistan’ın talih rüzgârı tersine dönmüştür. İşte Bediüzzaman Said Nursi bu haberi aldığı zaman “Mücahid bir hayvan mersiyesi” başlıklı manzumeyi yazarak “Uğurlu Maymun”a övgüler düzmüş ve en umutsuz bir anda bile Allah’ın hangi enstrümanı devreye süreceğinin bilinemeyeceğini şöyle vurgulamıştı: Ey maymun-i meymûn! Kâfirleri mahzun, Yunan’ı da mecnun eyledin. Öyle bir tokat vurdun ki, siyaset çarkını bozdun. Lloyd George’u kudurttun, Venizelos’u geberttin. Mizan-ı siyasette pek ağır oturdun Ki, küfrün ordularını, zulmün leşkerlerini bir hamlede havaya fırlattın. Başlarındaki maskelerini düşürüp maskara ederek bütün dünyaya güldürdün. Cennetle mübeşşer olan hayvanların isrine (safına) gittin. Cennette saîdsin; çünkü gazi, hem şehidsin. 1 Eylül 2013, Pazar Yazının basındaki yansımaları için tıklayınız&#8230;]]></description>
		
					<wfw:commentRss>http://www.mustafaarmagan.com.tr/genel/bir-maymun-istiklal-savasini-kazanmamiza-nasil-yardim-etmisti/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
