<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Haberler &#8211; Mustafa Armağan &#8211; Kişisel Web Sitesi</title>
	<atom:link href="http://www.mustafaarmagan.com.tr/kategori/haberler/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.mustafaarmagan.com.tr</link>
	<description>Tarihle Birlikte Düşünmek...</description>
	<lastBuildDate>Thu, 02 Apr 2015 09:22:03 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.0.8</generator>

<image>
	<url>http://www.mustafaarmagan.com.tr/wp-content/uploads/2017/11/cropped-mustafa-armagan-icon-32x32.png</url>
	<title>Haberler &#8211; Mustafa Armağan &#8211; Kişisel Web Sitesi</title>
	<link>http://www.mustafaarmagan.com.tr</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Çanakkale Zaferinin isimsiz kahramanları anıldı</title>
		<link>http://www.mustafaarmagan.com.tr/haberler/canakkale-zaferinin-isimsiz-kahramanlari-anildi/</link>
					<comments>http://www.mustafaarmagan.com.tr/haberler/canakkale-zaferinin-isimsiz-kahramanlari-anildi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Armağan]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 01 Apr 2015 09:18:53 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haberler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.mustafaarmagan.com.tr/?p=8101</guid>

					<description><![CDATA[Müspet Değerler Kulübü, 26 Mart 2015 Perşembe Sütlüce Yerleşkesi Konferans Salonu’nda “100. yılında Çanakkale Zaferi ve Ermeni Meselesi&#8217;” konulu bir program gerçekleştirdi. Programa Derin Tarih Dergisi Genel Yayın Yönetmeni Tarihçi Yazar Mustafa Armağan konuşmacı olarak katıldı. Mustafa Armağan, Çanakkale Zaferinin kazanıldığı bölgeler, savaş alanı, zaferin kazanıldığı zor şartlar ve zaferin isimsiz kahramanları hakkında bilgi verdi. Çanakkale zaferinde ismi hatırlanması gereken kahramanlara değinen Armağan; Seyyid Onbaşı, Selahattin Adil Paşa, Enver Paşa gibi isimlerin zafere katkısının yeteri kadar bilinmediğine dikkat çekerek, ismi anılmayan kahramanların hatırasına sahip çıkılması gerektiğini kaydetti. Mustafa Armağan daha sonra şunları belirtti; “Zaferin asıl sahibi millettir. Zaferde büyük katkıları olan kahramanlar asla benlik duygusuna kapılmadılar. Zaferi her zaman bir vesile ve nasip bilinciyle karşıladılar. Bu da Osmanlı&#8217;daki derin tevazu kültüründen kaynaklanmaktadır.” Programın sonunda soru cevap faslında sorular üzerinden yüzüncü yıl olması nedeniyle Ermeni meselesine değinildi. Program sonunda ise derginin genel yayın yönetmeni olan Mustafa Armağan tarafından konferansa katılan yüz katılımcıya Derin Tarih Çanakkale özel sayısı hediye edildi. Haber Tarihi: 01.04.2015]]></description>
		
					<wfw:commentRss>http://www.mustafaarmagan.com.tr/haberler/canakkale-zaferinin-isimsiz-kahramanlari-anildi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bir tabak patatesin hikmeti</title>
		<link>http://www.mustafaarmagan.com.tr/genel/bir-tabak-patatesin-hikmeti/</link>
					<comments>http://www.mustafaarmagan.com.tr/genel/bir-tabak-patatesin-hikmeti/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Armağan]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 04 Aug 2013 12:11:33 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[Not Defterim]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa ARMAĞAN Ramazan Hatırası]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.mustafaarmagan.com.tr/?p=7466</guid>

					<description><![CDATA[18 yaşımı ya bitirdim ya bitireceğim. Bursa Akşam Lisesi’nde okuyor, gündüzleri Yeşil’de Türk-İslam Eserleri Müzesi’nin karşısındaki Sur Kitabevi’nde çalışıyorum. O yaşta kitaplarla koyun koyuna bir hayattı istediğim. Rabb’im önce istetmiş, sonra da vermişti hamdolsun. Özellikle Yüksek İslam Enstitüsü hoca ve talebelerinin uğrak yeri olan bu loş kitabevinde hiç unutamayacağım hatıralar biriktirmişimdir. Birkaçını sizinle paylaşmak isterim. Bir Ramazan sabahı erkenden dükkânı açmaya geldiğimde anahtarı evde unutmuş olduğumu üzüntüyle fark ettim. Okula giden öğrenciler kırtasiye ihtiyaçlarını karşılamak üzere kapının önünde toplanmışlardı ama nafile; içeri giremiyorduk. Bir çilingir bulup getirdim. Tam bu sırada sadece isminin Mehmet olduğunu hatırladığım Sızıntı dergisinin dağıtım sorumlusu çıkageldi. Elimizde bulunan fazla dergileri iade alıp başka bir yere götürecekmiş. Çilingir elinde yüzlerce anahtarı sırasıyla deniyor ama kapıyı bir türlü açamıyordu. Öğrencilerle beraber başında bekliyorduk. Tam bu sırada Mehmet ağabey ‘Sen şu desteyi bana versene’ dedi çilingire ve besmele çekerek içlerinden birini rastgele seçip anahtarı çevirmesiyle içeriye girmesi bir oldu. Çilingir dahil hepimiz şaşkındık. Bu güzel insan o doğru anahtarı hemen nasıl bulmuştu? Hâlâ çözemediğim bir sırdır. Bir de İlyas adlı –şimdi Almanya’da bulunan- bir arkadaşımız vardı. Beni evine iftara davet etti. Davete icabet etmek gerekirdi. İkimiz de bekârdık. Yalnız İlyas uzak bir semtte oturuyordu. Otobüsle, derken epeyce yaya yürüyerek ancak top atılmasına kısa bir süre kala eve varabildik. Yine böyle bir temmuz veya ağustos ayı olmalı. Sofraya su, ekmek ve alüminyum bir tabakta bir gün önceden kalmış etsiz patates yemeği getirdi İlyas. İçinde yedi-sekiz dilim ya var, ya yoktu. Kişi başı dört dilim patates. Bütün menü o kadar! Serde gençlik de var. Günler uzun mu uzun, o kadar da yol gelmişsin, bir iftara davetlisin ve karşında bu garip manzara. Tam bir hayal kırıklığı… Sofradan yarı aç kalktığımı hatırlıyorum. Belki o gün için biraz bozulmuş olabilirim ama sonradan düşündüğümde ne büyük bir ders gizlenmişti o akşamın kıvrımlarına. Bir bakıma ‘Gerçek iftar işte böyle olmalı’ mesajını derinden almıştım: Oruç, iftarda da devam ederse makbuldür. Şimdi ne zaman beş yıldızlı bir iftara çağrılsam belki 30 çeşit lüks yiyecek içinde o patates yemeğindeki lezzeti boşuna ararım. İşte o zaman o akşamki garip sofranın verdiği mesajı içimden tekrar etmeye koyulurum: Ramazan ‘yeme ayı’ değil, ‘yememe ayı’dır. Unutma!]]></description>
		
					<wfw:commentRss>http://www.mustafaarmagan.com.tr/genel/bir-tabak-patatesin-hikmeti/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Tarihi Doğru Okumak Emek İster</title>
		<link>http://www.mustafaarmagan.com.tr/genel/tarihi-dogru-okumak-emek-ister/</link>
					<comments>http://www.mustafaarmagan.com.tr/genel/tarihi-dogru-okumak-emek-ister/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Armağan]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 04 Aug 2013 11:41:17 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[32. Diyanet Fuarı]]></category>
		<category><![CDATA[Beyazıt Kitap Fuarı]]></category>
		<category><![CDATA[ESKADER Başkanı Mehmet Nuri Yardım]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.mustafaarmagan.com.tr/?p=7451</guid>

					<description><![CDATA[Beyazıt Ramazan Sohbetleri&#8217;nde konuşan araştırmacı tarihçi ve yazar Mustafa Armağan, &#8220;Tarih, bir ülkenin kimliğini oluşturan dil ve yanı sıra edebiyat kadar önemli bir kurucu unsurdur.&#8221; dedi. Türkiye Diyanet Vakfı&#8216;nın organize ettiği ve İBB Kültür A.Ş.&#8216;nin katkılarıyla gerçekleşen 32. Diyanet Fuarı&#8216;nın Ramazan&#8217;ı sohbetle bütünleştiren ve Edebiyat Sanat ve Kültür Araştırmaları Derneği (ESKADER)&#8216;nin desteğiyle fuar süresince devam eden Beyazıt Ramazan Sohbetleri, araştırmacı tarihçi ve yazar Mustafa Armağan&#8216;ı ağırladı. Takdim konuşmasını yapan ESKADER Başkanı Mehmet Nuri Yardım, Mustafa Armağan&#8217;ın Zaman gazetesi yazıları, Tarihçe programı, Derin Tarih dergisi ve neşriyatıyla tarihimizi aydınlattığını dile getirerek tarihimizi öğreten bir münevver olduğunu ve aynı nesilde olmuş olmakla iftihar ettiğini sözlerine ekledi. Konuşmasında tarih alanının mahiyeti, tarih yazan kalemlerin kimliği ve tarihî verilerin sağlamasını yapmaya yönelik saptamaları ele alan Mustafa Armağan, Türkiye Cumhuriyeti&#8217;nin kuruluşundan itibaren Osmanlı&#8217;yı reddedişinin ve Osmanlı&#8217;nın büyüklüğünü hâlâ tartışma gayretinde olan bir kısım yazarların üstünü örttüğü hakiki tarihle buluşmanın önemine ve yöntemlerine değindi. &#8220;TARİH MALUMAT YIĞINI DEĞİL&#8221; Beyazıt&#8217;ın mübarek bir mekân olduğunu vurgulayarak 3 yıldır Beyazıt Ramazan Sohbetleri&#8217;ne iştirak ettiğini söyleyen Mustafa Armağan, bu sohbetlerin dostane ve mütavazı bir ortam oluşturarak tarih dostları ve okuyucuları ile buluşmasını sağladığını dile getirdi. Tarih meselesine bir malumat yığını olarak bakılmaması gerektiğini anlatan Armağan, &#8220;Tarih Türkiye&#8217;de sadece tarihçilere bırakılamayacak kadar önemli bir meseledir. Günlük politikadan aile içi ilişkilere kadar uzanır.&#8221; dedi. Kitaplarında aktardığı bazı tarihî gerçeklerin zaman zaman öğrencilerin eğitim kurumlarıyla uzlaşamamasına neden olduğunu anlatan Mustafa Armağan, &#8220;Düşünün ki Vahdeddin&#8217;in vatan haini olmadığını söylemek bir öğrenciyi okuldan atılacak bir pozisyona sürükleyebiliyor.&#8221; diyerek tarihin geçmişte neler olup bittiğine şöyle bir bakılmasını sağlayacak bir alan olmadığının altını çizdi. &#8220;Tarih, bir ülkenin kimliğini oluşturan dil ve yanı sıra edebiyat kadar önemli bir kurucu unsurdur. Tarihimizin teknik ve ideolojik sebeplerle bilinçli olarak çarpıtıldığını, eksik ve yanlış gösterildiğini, tam tersine çevrilip anlatıldığını biliyoruz.&#8221; diyen Armağan, 1920&#8217;lerden itibaren tarihçilerimizin büyük oranda yeni üretilen tarihi koruma ve kollama bilinciyle hareket ettiğine ve hâlâ bazı tarih kitaplarında şahıslar üzerinden tarih yazma alışkanlığının süregeldiğine dikkat çekti. &#8220;ORYANTALİZM ARTIK BEYİN KIVRIMLARIMIZDA&#8221; 1927 tarihli Nutuk metni ile ortaya çıkan bir tarih anlayışı olduğunu ve bugüne dek devam ederek irdelenmediğini söyleyen Mustafa Armağan sözlerini şöyle sürdürdü: &#8220;O kadar çok şey var ki sorgulanmamış. Sadece 1918 ve 23 yılları arasındaki meseleler değil bizim kafamızı karıştıran, daha pek çok aldatmaca var. Bütün bunlara sebebiyet veren esas mesele ise şu; bu milletin kendine güvenini ortadan kaldırmak ve bir daha bu ülkeden güçlü bir medeniyet ortaya çıkmasını engellemek. Oryantalizmin esasında da Batı&#8217;nın gelişmiş bir medeniyet olduğu bilgisinin karşısında Doğu&#8217;nun geri kalmışlığı ve hep bir çöküş yaşadığı vurgusu vardır. Bugün oryantalizm, bizim ülkemizde de kırılamayan bir egemenlik kurmuştur. Batı dili ve eli ile güdeme gelenlerin doğruluğu, Doğu eli ile ortaya konulanların ise şüpheli olduğu kompleksi artık yerleşmiştir ve oryantalizm artık beyin kıvrımlarımızda yer etmiştir. Osmanlı&#8217;nın gerilediği, dejenere olduğu vurgulanır ve Çanakkale&#8217;deki dirilişin ardından Kurtuluş Savaşı ve Lozan Antlaşması ile gelen zafer anlatılır durur ve Lozan Osmanlı tarihinde benzeri olmayan bir zafer olarak nitelendirilir. Bu ise büyük bir medeniyeti çöpe atmaktır.&#8221; &#8220;BATI&#8217;DAN 600 YIL ÖNCE GÜNLÜK TUTUYORDUK&#8221; Kanunlara verilen isimlerin, alfabenin Batı kaynaklı olmasının hep doğu medeniyetini hiçe sayan bir yaklaşımın uzantısı olduğuna dikkat çeken Mustafa Armağan, bu durumun bizim inanç ve değerlerimizi baskı altına alan bir ortam oluşturduğunu, halen bunun sıkıntılarını yaşadığımızı belirtti. Batı&#8217;yı yücelten bu söylemleri çürütecek örnek bir eseri dinleyicilere tanıtan Armağan, Kadı ve Günlüğü kitabından da anlaşılacağı üzere Batı&#8217;da 16. yüzyılda başlayan günlük çalışmalarının bize 9. yüzyılda başladığını, 600 yıl önce günlük yazan bir medeniyetin çocuklarının kendi okullarında günlük türünün gelişmediğini vurgulamasının düşmanca olduğunu anlattı. Bu tavrın divan edebiyatını da ayaklar altına aldığını anlatan Mustafa Armağan, divan şiirinin Türk şiirinin zirvesi olduğunu ifade etti ve şunları söyledi: &#8220;Oryantalizm beynimizi kiraladı. Osmanlı&#8217;nın seyahat etmediğine dair safsatalar da aynı sebeplerden doğmuştur. Bizim bunlardan kurtulmamız ve yeni bir bakış açısı ile yola çıkmamız lazım. Aşağılık kompleksinden kurtulmak için tarihi öğrenmemiz lazım. Bu da çok emek istiyor.&#8221; BÜYÜK PADİŞAHLAR AYAKLAR ALTINDA İkinci Bayezid&#8217;in tarihte miskin ve iradesiz bir padişah olarak anlatıldığını dile getiren Mustafa Armağan, Bayezid-i Veli adını taşıyan bir seçkin padişah olduğu vurgusu ile gizlenmiş bir İkinci Bayezid portresi çizdi. Dine ve diyanete önem veren ve bu vasıfları ile öne çıkan padişahların tarih sayfalarında ayaklar altına alındığına dikkat çeken Armağan, İkinci Abdülhamid&#8217;in de aynı kaderi paylaştığını belirtti ve şöyle devam etti: &#8220;Aldülhamid bütün gayesini bu toplumun İslamiyet&#8217;le bağını yeniden kurarak bir modernleşme sürecine sokmak şeklinde tanımladığında, kanlı, gaddar, gerici gibi ifadelerle damgalanmaya çalışıldı. Yakın tarihimizle ilgili gerçekler son derece önemlidir. Çünkü oryantalizmin Doğu&#8217;yu küçümseyen yaklaşımını ortaya koyar. Tarihimizin doğru bir zeminde anlatılacağı bir ortamın oluşması için çok gayret sarf etmemiz gerekiyor. Doğru kaynakları orijinallerinden okuyabilmemiz lazım, Osmanlıcayı öğrenmemiz lazım ki öğrenmek son derece kolaydır. 90 sene önce yaşamış olan ecdadımızın yazdığı yazıyı okuyamaz hale geldik. Burada biraz da kendimize dönüp bakmamız gerekiyor. 1923 sonrasında tarih çarpıtmasının Türkiye&#8217;de yeni bir bilinç ve nesil oluşturmak adına yapıldığını görüyoruz. 1957 yılına kadar bu ülke, Osmanlı devrinde doğanlar tarafından yönetilmiş. Osmanlı devrinde doğanların Osmanlı&#8217;ya daha düşman olduğunu, Cumhuriyet devrinde doğanların ise tam tersine Osmanlı&#8217;ya daha çok sempati duyduğunu görüyoruz.&#8221; &#8220;SUYU BULANDIRIYORUZ&#8221;      1927-28 aralığında büyük bir değişimin meydana geldiğini söyleyen Mustafa Armağan,  Osmanlı&#8217;nın tasfiyesi ve dönüştürülmesi gibi bir anlam taşıdığını, asıl değişimin de 1928 yılında Harf İnkılabı ile gerçekleştiğini belirtti. Aynı dönemlerde Harf İnkılâbı mağduru yayın organlarının matbaa ve kâğıt yönünden sıkıntı yaşadıklarını, çözümü elinde tutan devletin de muhalefet yapmamalarına karşılık destek verdiğini anlatan Armağan, bu düzenekle Türkiye&#8217;de Batı&#8217;nın çok önemli bir ağırlığının hissedilerek Osmanlı ile güçlü bağları olanların yapılan kötüleme propagandası sayesinde yeni devri en güçlü savunanlar haline getirildiklerini ve büyük bir kırılma yaşandığını vurguladı. &#8220;Serv ve Lozan ile birlikte bu ülkeye dayatılmış olan bir takım zincirleri kırarak yoluna devam etmek istiyor. Bu yola da tarih ile devam edecek. Tarih bir bakış açısı ile okuduğunda bir şey ifade eder. Öyle okumazsanız masal kitabından farkı kalmaz.&#8221; diyen Mustafa Armağan, ortaya koyduğu tarihi gerçeklerin kısa zamanda ders kitaplarına giremeyeceğini, bunun zamanla olacağını belirtti ve şunları söyledi: &#8220;Belki suları bulandırıyoruz ama geç olmadan bu gerçeklerin kabullenilmesi gerek. Bize kızanlar da oluyor. Popüler tarihçi diyorlar. Ama bunu diyenlerin kitaplarını Osmanlıca aslı ile karşılaştırdığımızda her sayfada on tane okuma yanlışı olduğunu görüyoruz. Bizim şu anda çarpıtılmış tarihi konuşmak yerine dil ve toplum meselesini konuşmamızın zamanı. Ama bakıyorsunuz ki tarih güncel meselelerimizden ayırt edilemeyecek bir hale gelmiş.&#8221; Elif Sönmezışık  ]]></description>
		
					<wfw:commentRss>http://www.mustafaarmagan.com.tr/genel/tarihi-dogru-okumak-emek-ister/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Tarihin üstündeki tozlu örtüler</title>
		<link>http://www.mustafaarmagan.com.tr/genel/tarihin-ustundeki-tozlu-ortuler/</link>
					<comments>http://www.mustafaarmagan.com.tr/genel/tarihin-ustundeki-tozlu-ortuler/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Armağan]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 12 Apr 2013 06:33:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[Yankılar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.mustafaarmagan.com.tr/?p=6585</guid>

					<description><![CDATA[NESLİHAN DEMİRCİ Mustafa Armağan yeni kitabı Satılık İmparatorluk’ta, “yazılarak unutturulan lider” dediği Atatürk’ün mal varlığından Hitler’le mesajlaşmalarına kadar farklı konuları tozlu arşivlerde kalmış belgeleriyle ele alıyor ve yakın tarihimizi tartışmaya açıyor. SATILIK İMPARATORLUK, MUSTAFA ARMAĞAN, TİMAŞ YAYINLARI, 296 SAYFA, 16 TL Cemil Meriç, medeniyet tarihine “bugünü aydınlatan dün” demişti. Maziyle irtibatımız bile isteye kesilince ışıksız kaldık. Medeniyet, tarih demekti. Beslendiğimiz kaynakla irtibatımız kopunca geleceğe dair tasavvurumuz da yaralandı. Neyse ki artık büyü bozuldu: Hafızasından mahrum bırakılan bir toplumun kendi tarihini küllerin arasından bulup çıkarmaya uğraşan tarihçiler, art arda gün ışığına çıkan belgelerle, üstü örtülmüş ortak hafızanın izini sürüyorlar.     Mustafa Armağan son kitabı Satılık İmparatorluk’ta redd-i miras edilen imparatorluğun tezgâha serilen pazar malı muamelesi gören terekesinin acı hikâyesini ortaya koyuyor. Tarihimizin büyük talihsizliklerinden Lozan’ın marifetiyle, haritadan silinen “Osmanlı” ismiyle beraber toplumun kimlik tanımı da değişime uğradı; “Osmanlılık” diye bir mefhum kalmadı. Bir bıçak darbesiyle halifelik, hemen ardından medreseler, sonrasında Şeyhülislamlığın devamı sayılan, en hayati kurumlardan Şer’î ve Evkaf Vekâleti kaldırıldı. Toplumun kendini ait hissettiği kurumlar bir bir sahneden atılınca sıra günlük hayata geldi: Önce kılık kıyafet, sonra Medeni Kanun… Topluma biçilmiş hayat tarzı, aceleci bir terzinin elinden çıkmış, zorla giydiriliyordu. Varislerin heba ettiği miras Can alıcı darbe harf inkılâbıyla vuruldu: Omuzlarından yıldızları sökülerek asaleti alaşağı edilen nesiller; dedesinin mezar taşını bile okuyamayacak, sandıktaki mektuplarında ne dediğini anlayamayacak denli fakirleşen bir zihin dünyası ve “öz evlatlarının turist konumuna düştüğü” bir memleket oluşturma projesi tıkır tıkır işledi. Ezanın Türkçeleşmesi, minareden yayılan seslere ve camilere yabancılaşan halkın boş bıraktığı camilerin satılması, yıkılması; ahır, hapishane veya depoya dönüştürülmesi… Trajik liste uzayıp gidiyor. Eldeki belgeler, bir medeniyet kurmuş ihtişamlı bir devletin, Osmanlı’nın maddi/manevi mirasının mirasyedi torunları tarafından nasıl çarçur edildiğinin beyanıdır.     Mustafa Armağan, Çarlık Rus-ya’sında okullarda günlük yazmaya özendirilen halkın defterlerinin, Stalin zamanında başlarına nasıl bela olduğunu anlatıyor. Didik didik aranan evlerden toplanan yazılı kayıtlar suç delili sayılıyor; mesele can yakıcı bir hal alınca korkuyla günlüklerin yakıldığı evlerden çıkan kara dumanlar Petersburg semalarını kaplamış. Hafızasızlığa nasıl mahkûm bırakıldığımızı, tek parti döneminden devralınan sindirilmişlikle paralel duran bu hikâyeden okumak mümkün. Resmî ve ‘kurgusal’ tarihin hakikatten kopuk tarihçilik anlayışının yerini hakikat arayışı alınca arşivlerin yetmediği yerde hatırat ve mektuplar can simidi haline geliyor. İtinayla tarih kurgulanır Kitapta Armağan’ın “yazılarak unutturulan lider” dediği Atatürk’ün mal varlığının hangi kalemlerden oluştuğu ve kimlere miras kaldığından kendisi için hangi ismi tercih ettiğine, Hitler’le mesajlaşmalarından Bediüzzaman’la karşılaşmalarına kadar tozlu arşiv raflarında bırakılmış konular, belgeleriyle ele alınıyor. Savaş meydanlarındaki kayıpların tarih kitaplarında nasıl örtbas edildiğini, İnönü’yle Atatürk’ün ilişkilerinin her devirde nasıl renk değiştirdiğini, Atatürk öldükten sonra da mirasına nasıl müdahale edildiğini; tarihi yapan değil, kurgulayan bir anlayışın nasıl yerleştiğini okuyoruz kitapta.     Barış havasının sahiden estiği şu günlerde tekrar gündeme gelen Misak-ı Milli’yi anlamak için de Lozan’ı ve perde arkasında olup bitenleri iyi anlamlandırmak gerekiyor. Bugün siyasetteki çıkmazların, kördüğüm olmuş etnik meselelerin ve dış politikadaki kilit konumumuzun idrak edilmesi, tarihimizi doğru okumaya bağlı. Bu farkındalığın yeni nesillere kazandırılmasını sorumluluk bilen yazar, misyonunu Sezai Karakoç’un şu satırlarıyla dile getiriyor: “Onlar sanıyorlar ki biz sussak mesele kalmayacak. Halbuki biz sussak, tarih susmayacak. Tarih sussa, hakikat susmayacak.” Üstündeki örtüler kalktıkça tarih suskunluğunu bozmaya başladığına göre, hakikat adım adım yaklaşıyor demektir. Ayak seslerini duyuyor musunuz? Bölüm: Tarih Sayfa: 87 Kaynak: http://kitapzamani.zaman.com.tr/kitapzamani/newsDetail_getNewsById.action?newsId=8174]]></description>
		
					<wfw:commentRss>http://www.mustafaarmagan.com.tr/genel/tarihin-ustundeki-tozlu-ortuler/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>2</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İstanbul surlarının restorasyonu üzerine birkaç soru</title>
		<link>http://www.mustafaarmagan.com.tr/genel/istanbul-surlarinin-restorasyonu-uzerine-birkac-soru/</link>
					<comments>http://www.mustafaarmagan.com.tr/genel/istanbul-surlarinin-restorasyonu-uzerine-birkac-soru/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Armağan]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 14 Feb 2013 15:59:30 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[English]]></category>
		<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[Soru-Cevap]]></category>
		<category><![CDATA[İstanbul Surları]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa ARMAĞAN Soru-Cevap]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.mustafaarmagan.com.tr/?p=6404</guid>

					<description><![CDATA[Experts cite need for well-planned restoration of İstanbul&#8217;s city walls Experts have advised that a restoration project which aims to protect İstanbul&#8217;s ancient city walls should include restoring and strengthening the walls by using their original sections while at the same time cautioning against following earlier examples of restoration that largely damaged the authenticity of the walls. The ruinous condition of İstanbul&#8217;s historic city walls was brought onto the nation&#8217;s agenda shortly after the body of Sarai Sierra, a New Yorker who had been vacationing in the city, was found behind the ancient walls in İstanbul&#8217;s Cankurtaran neighborhood. Police found the body of New Yorker Sierra behind the ancient city walls in İstanbul’s Cankurtaran Neighborhood. (Photo: Cihan) The ancient walls in İstanbul were first built by Constantine the Great and functioned as part of fortification system throughout the city&#8217;s history. The city walls were 26 kilometers long when they was first built but today, only seven kilometers of the walls are still standing today. However, due to a lack of maintenance, the remaining parts are also in danger of being destroyed if they are not sufficiently protected as soon as possible. Today, the ancient city walls are home to drug addicts and gangs but if they were properly restored, they could be added to the list of İstanbul&#8217;s many tourist attractions. Speaking to Today&#8217;s Zaman, Mustafa Armağan, a writer renowned for his research in history, said the restoration of the city walls would only be authentic if the original stones were kept during the restoration project, adding that a complete renovation would damage the authenticity of the walls. According to a news piece published in the Taraf daily on Monday, a large-scale restoration program that took place in the 1980s largely destroyed the historic city walls, as the walls in Topkapı and Yedikule districts were almost rebuilt under the name of restoration. Semavi Eyice, a renowned historian of the Byzantine Empire, referring to earlier restoration projects on the ancient walls, told Today&#8217;s Zaman that although restoration projects were conducted on the walls in the past, the projects were not part of a comprehensive and well-planned program and the city walls in different parts of the city were restored by different experts. The badly planned projects negatively affected the efforts to restore the walls. Eyice, agreeing with Armağan, said that rebuilding new walls could not be regarded as restoring the walls. Instead, methods of strengthening and protecting the walls should be adopted to restore these walls which have been worn down by time. Armağan said that while strengthening these walls, it was also necessary to dig around the surrounding areas to find original stones and use them in the restoration work. He went on to say that the hasty restoration projects in the past harmed the authenticity of the ancient walls. Stating that it was not always necessary to fill in gaps in the walls, Armağan said that parts of the walls that have been worn out could be left as they are, such as in the example of the ancient Colosseum of Rome. A professor from İstanbul Technical University (ITU), Zeynep Ahunbay, who contributed to an international workshop on the restoration of İstanbul&#8217;s city walls in 2005, told Today&#8217;s Zaman that appointing a “continuous maintenance unit” that will take care of the sites around the land walls would play a great role in protecting the ancient walls. Ahunbay added that due to incorrect restoration projects that took place in the past, Turkish officials had previously been warned by the United Nations Educational, Scientific and Cultural Organization (UNESCO). The Taraf daily also announced on Monday that the İstanbul Metropolitan Municipality has been working on a restoration project for İstanbul&#8217;s ancient city walls, the details of which have not been publicized yet. When Today&#8217;s Zaman asked restoration experts and historians if they were informed about the details of the project, they said that they have not been consulted on the matter yet. &#160; Kaynak: http://www.todayszaman.com/news-306758-experts-cite-need-for-well-planned-restoration-of-istanbuls-city-walls.html]]></description>
		
					<wfw:commentRss>http://www.mustafaarmagan.com.tr/genel/istanbul-surlarinin-restorasyonu-uzerine-birkac-soru/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>II. Abdülhamid Han Sonrası Osmanlı&#8230; (Konferans)</title>
		<link>http://www.mustafaarmagan.com.tr/genel/ii-abdulhamid-han-sonrasi-osmanli-konferans/</link>
					<comments>http://www.mustafaarmagan.com.tr/genel/ii-abdulhamid-han-sonrasi-osmanli-konferans/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Armağan]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 12 Dec 2012 13:35:29 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[II Abdulhamid Han]]></category>
		<category><![CDATA[Kahramanmaraş Belediyesi]]></category>
		<category><![CDATA[Konferans]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.mustafaarmagan.com.tr/?p=6345</guid>

					<description><![CDATA[Kahramanmaraş Belediyesi tarafından düzenlenen ‘Abdulhamit Han Sonrası Osmanlı’ konulu konferans gerçekleştirildi. Mehmet Akif Ersoy Kültür Merkezi’nde düzenlenen konferansa konuşmacı olarak Mustafa Armağan katıldı. Konferans öncesi Fuaye de sergilenen arşiv resimler katılımcılar tarafından dikkatlice incelenerek gezildi. Konferans Kur’an-ı Kerim Okuma Türkiye Birincisi Ubeydullah Kırlar’ın Kur’an-ı Kerim tilaveti ile başladı. Açılış konuşmasını yapmak üzere kürsüye gelen Kahramanmaraş Belediye Başkanı Mustafa Poyraz, bu tür etkinliklerle tarihimizi gün ışığına çıkararak gelecek nesillere aktarmaya çalıştıklarını ifade ederek: “Bu konferans sizleri ve bizleri geçmişe götürecek. Bazı hakikatlerin ortaya çıkmasını sağlayacak. Kendi neslimize bu gerçekleri anlatacağız ki bazı hakikatler gün ışığına çıksın. Bizim gençlik yıllarımızda Merhum Necip Fazıl Kısakürek Abdulhamit Han kitabını yayınlayıncaya kadar değişik şekillerde anlatılıyordu. Hamdolsun, üstadın Abdulhamit Han kitabı yayınlandıktan sonra gerçekler ortaya çıktı. Biz de bazı gerçekleri gün yüzüne çıkarmak için bu tür konferanslar, seminerler, paneller düzenliyoruz. Geçmişimizi gelecek nesillerimize aktarmak bizim görevimizdir.]]></description>
		
					<wfw:commentRss>http://www.mustafaarmagan.com.tr/genel/ii-abdulhamid-han-sonrasi-osmanli-konferans/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Mustafa ARMAĞAN Amasya&#8217;daydı&#8230;</title>
		<link>http://www.mustafaarmagan.com.tr/genel/mustafa-armagan-amasyadaydi/</link>
					<comments>http://www.mustafaarmagan.com.tr/genel/mustafa-armagan-amasyadaydi/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Armağan]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 28 Nov 2012 14:31:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[Amasya Belediyesi]]></category>
		<category><![CDATA[Amasya Üniversitesi]]></category>
		<category><![CDATA[II Abdulhamid Han]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa Armağan Konferans]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.mustafaarmagan.com.tr/?p=6330</guid>

					<description><![CDATA[Belediyemiz tarafından organizasyonu yapılan Tarihçi-Yazar Mustafa ARMAĞAN&#8217;ın Tarih Sohbetleri,  davetliler tarafından ilgi ile dinlendi.    Amasya Üniversitesi&#8217;nin katkılarıyla Amasya Belediyesi Kültürel Faaliyetleri kapsamında Tarihçi Yazar Mustafa Armağan&#8217;ın &#8221; II.Abdulhamid Dönemi&#8221; konulu Konferansı kalabalık bir davetli tarafından dinlendi. Mustafa Armağan  konferansında II. Abdulhamid döneminin tarihlerimizde yanlış ve taraflı anlatıldığına dikkatleri çekildi.  Osmanlı Devletinin Avrupalılarca &#8220;Hasta Adam&#8221; yakıştırması sırasında tahta geçtiğini ve devleti aralıksız 33 yıl başarı ile yönettiğini söyledi. II.Abdulhamid&#8217;in &#8220;Kızıl Sultan&#8221; diye vasıflandırmasının haksız olduğuna da işaret eden ARMAĞAN &#8220;Kızıl Sultan&#8221; denilen Sultan Abdulhamid hiç kimseye idam cezası bile vermediği gibi verilen idam kararlarını da onaylamamıştır. Abdulhamid&#8217;i &#8220;Kızıl Sultan&#8221; diye suçlayanlar  1909 yılında Sultanı tahtan indirilmesinden sonra yüzlerce kişiyi idam sehpasına yollamışlardır&#8221; dedi. &#8220;II.Abdulhamid&#8217;in idaresi sırasında en yüksek seviyede okullaşma faaliyeti yaşanmıştır. Yurt topraklarında 5 bin okul inşa edilmiştir. Okur yazar oranı yüzde 20&#8217;lere çıkarılmıştır. Sultan Abdulhamid&#8217;in çağdaş gelişmeleri çok yakından takip ettiğine de dikkatleri çeken Tarihçi Yazar Mustafa Armağan, &#8220;Bağdat ve Hicaz Demiryolu projeleri ile Avrupa devletlerine Türklerin neleri başarabileceğini göstermiştir.Tabi, bu başarı dolu ve savaşa girmeden kalkınmayı başaran bir devlet adamının Osmanlının başında bulunması Avrupalıları rahatsız etmiştir. Siyonistler ve Ermenilerin ağır muhalefeti ile bu muhaliflerin oyununa gelen &#8220;Hürriyet Kahramı&#8221; diye sahneye çıkanların II.Abdulhamid&#8217;i yönetimden uzaklaştırmaları sağlanmıştır. Abdulhamid tahtan indirildiği vakit &#8220;Bunlar Devleti 10 yıl idare edemezler&#8221; demişti. Dediği de çıktı. Önce Balkanlar elden çıktı. 1.Dünya Harbi ile büyük bir yenilgi yaşanmıştır. 9,5 yıl içinde devlet Mondros Mütarekesi ile yenilgiyi kabul ettirilmiş ve ülke işgal edilmiştir. dedi.     Tarihçi Yazar Mustafa Armağan&#8217;ın  yaklaşık 2,5 saat devam eden konferansına Vali A.Celil ÖZ, Belediye Başkanı Cafer ÖZDEMİR, Amasya Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Metin ORBAY, İl Özel İdare Genel Sekreteri Mustafa BOLAT, Emniyet Müdürü Cemil Bayazıt, Belediye Başkan Yardımcısı Osman AKBAŞ, Özel Kalem Müdürü Hüseyin MENÇ, Kültür ve Sosyal İşler Müdürü Erol MUTLU ve vatandaşlarla birlikte çok sayıda öğrenciler büyük ilgi gösterdiler. Konferans sonrasında Vali ÖZ, Belediye Başkanı Cafer ÖZDEMİR ve Rektör ORBAY, Mustafa Armağanı tebrik ederek çiçek takdim ettiler. Başkan Özdemir, günün hatırası olarak Amasya Şehzadeler Anıtı Maketini Tarihçi Mustafa Armağan&#8217;a takdim etti. Kaynak: http://www.amasya.bel.tr/goster.aspx?kayit=525]]></description>
		
					<wfw:commentRss>http://www.mustafaarmagan.com.tr/genel/mustafa-armagan-amasyadaydi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>2</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Osmanlı padişahları hukuki koruma altına alınmalı</title>
		<link>http://www.mustafaarmagan.com.tr/genel/osmanli-padisahlari-hukuki-koruma-altina-alinmali/</link>
					<comments>http://www.mustafaarmagan.com.tr/genel/osmanli-padisahlari-hukuki-koruma-altina-alinmali/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Armağan]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 26 Nov 2012 19:20:52 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[Cihan Haber Ajansı]]></category>
		<category><![CDATA[Muhteşem Rezalet]]></category>
		<category><![CDATA[Muhteşem Yüzyıl]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.mustafaarmagan.com.tr/?p=6325</guid>

					<description><![CDATA[Tarihçi Mustafa Armağan: Osmanlı padişahları hukuki koruma altına alınmalı FATİH KARAKILIÇ &#124; BURSA &#8211; 26.11.2012 Videoyu İzlemek İçin Tıklayınız&#8230; Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Kanuni Sultan Süleyman’ın hayatını konu eden &#8216;Muhteşem Yüzyıl&#8217; dizisine yönelik açıklamaları kamuoyunda büyük yankı uyandırdı. Tarihçi Yazar Mustafa Armağan, diziye çeki düzen verilmesinin şart olduğuna dikkati çekerek, &#8220;Hanedanla ilgili herkes aklına estiği gibi film yaparsa, tarihi istediği gibi mıncıklarsa, ‘ben şöyle göstermek istiyorum’ derse işin içinden çıkamayız. Hanedanın yaşayan mensupları hukuki yollara başvurmalı. Bu işin hukuki çerçevesi çizilmeli. Atatürk Koruma Kanunu çıkartıldı. Nasıl Atatürk’ü eşi Latife hanımla yatakta gösterilemiyorsa, aynı şekilde padişahların da bu manada korunması lazım. Onları isteyen istediği şekilde gösteremez.&#8221; dedi Araştırmacı Yazar Mustafa Armağan, Başbakan Erdoğan’ın diziye yönelik sert eleştirilerini Kanuni’nin oğlu Şehzade Mustafa’nın Bursa Muradiye Külliyeleri’ndeki mezarı başında değerlendirdi. Erdoğan’ın dünkü çıkışının aslında geç kalmış bir açıklama olduğunu anlatan Armağan, Başbakan Erdoğan’ın dünkü çıkışı dizi ilk yayına başladığı sıralarda yapması halinde birçok melaneti engelleyebileceğini savundu. Armağan, Erdoğan’ın geç de olsa hakikati dile getirmiş olmasının, bunun asılında yargı konusu olabilecek kadar ciddi bir mesele olduğunu dile getirmiş olmasının önemli olduğuna dikkati çekti. ARTIK HANEDANIN DA SESİNİ ÇIKARMA ZAMANI GELDİ İngiltere Kralı’nın hayatını konu alan ‘Zoraki Kral’ filminin vizyona girmeden ilk olarak Kraliçe Elizabeth’e izlettirildiğini hatırlatan Armağan şunları kaydetti: “Filmde ‘sakınca var mı, yanlışlık var mı?’ diye. O’ndan izin aldılar da ondan sonra vizyona girdi film. Bu saygıyı, nezaketi Osmanlı padişahlarına niye göstermiyoruz? Osmanlı hanedanından bir çok insan var. Neden bunlara danışmak ihtiyacı duymuyorlar? Tarih kurumlarına veya Kültür Bakanlığı&#8217;na danışmak ihtiyacını duyulmuyor. Başbakan Erdoğan’ın çıkışı yerinde çıkış. Bence hanedanın da senini çıkarma zamanı geldi. Hanedanla ilgili herkes aklına estiği gibi film yaparsa, tarihi istediği gibi mıncıklarsa, ‘ben şöyle göstermek istiyorum’ derse işin içinden çıkamayız. Bu işin hukuki çerçevesinin çizilmesi lazım. İsteyen istediği gibi tarihi kendine göre yontabilir mi? Bununla ilgili de belirli kurulların konulması lazım. Atatürk Koruma Kanunu çıkartıldı. Nasıl Atatürk’ü eşi Latife hanımla yatakta gösterilemiyorsa, aynı şekilde padişahların da bu manada korunması lazım. Onları isteyen istediği şekilde gösteremez. Haremi anlatan dizi olur olmaz bir sürü olayları hikaye ederek gerçeğe tam olarak riayet etmeden isim vererek, tarihi gerçeklerle istediği gibi oynuyor.” ŞEHZADE MUSTAFAYI HÜRREM ÖLDÜRMEDİ Kanuni’nin oğlu Şehzade Mustafa’nın ölümüyle Hürrem sultanın hiçbir alakasının olmadığını belirten Mustafa Armağan, “Şehzade Mustafa’nın öldürülmesi olayının tamamının Kanuni ile Mustafa arasındaki mücadelenin sonucudur. Hürrem’in buna dahiliyesi çok cüzi miktarda olabilir ama Mustafa’nın Kanuni için tehlike oluşturması asker arasında ‘Sultan Mustafa’ diye anılması Kanuni’yi rahatsız etmiştir. Kanuni, kendisine karşı komplo kurulduğu yönünde değerlendirmeler yaptığı için Şehzade Mustafa öldürüldü, Hürrem Sultan’la meselenin alakası yok. O başka konudur. Hürrem Sultan’ın kendi çocuklarını tahta geçirmek istemesi başka konudur. O dönem İstanbul’a gelen seyyahlaın raporlara dayanarak Avrupa’da romanlar yazılmış. Sonra dedikodu roman olarak gelmiş bize. O dedikodular film olarak karşımıza çıkmıştır. Aslında Hürrem Sultan’ın hayatında hastalıklar geçirmiş, Kanuni’den 10 yıl önce ölmüştür. Osmanlı Devlet hayatında Kanuni fesih gibi saraydan başını bir iki savaşta çıkaran, onun dışında kadınlarla uğraşmaktan başka iş yapamaz hale gelmiş birisi gibi anlatılmaktadır ki; bu Kanuni’ye çok büyük hakarettir. Tam 46 yıl devleti tek başına yönetmiş insana bundan büyük hakaret olamaz” dedi. SEYREDİLME ORANI DÜŞER Başbakan Erdoğan’ın çıkışının ardından Muhteşem Yüzyıl dizisinin seyredilme oranının artacağını öne süren Armağan şöyle devam etti: “Sanıyorum seyredilme oranı artar. Ama onun dışında hukuki boyutun devreye girmesi lazım. RTÜK adım atar mı, yargıya intikal eder mi? Ama artık geri dönülmez bir noktaya gelindi. Diziye çeki düzen verilmesi lazım. Artık çocuklar Kanuni’yi ders kitaplarındaki gibi hatırlamıyor, dizideki perfonmansıyla hatırlıyor. Sırbistan Karadağ’ın Sancak bölgesinden bir dostum bana özel mesaj attı. Sırp Televizyonu Muhteşem Yüzyıl dizisini oynatmaya başlamış ve Türklere, ‘İşte sizin padişahınız fesih adam, kan dökücü adam’ demeye başlamışlar. İşin bir de yurt dışı boyutu var. Tüm bunları hesaplayarak yargının yargıya intikal ederse uyun karar vermesi yerinde olur.” BAŞBAKAN NE DEMİŞTİ? Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, dün Kütahya’da yaptığı konuşmada diziyle alakalı şu ifadeleri kullanmıştı: “Ama bunlar, televizyon ekranındaki ecdadımızı zannediyorum o Muhteşem Yüzyıl dizisindeki gibi tanıyor. Bizim öyle bir ecdadımız yok. Biz öyle bir Kanuni, öyle bir Sultan Süleyman tanımadık. Biz öyle bir Kanuni tanımadık, onun ömrünün 30 yılı at sırtında geçti. Sarayda o gördüğünüz dizilerdeki gibi geçmedi. Bunu çok iyi bilmeniz lazım. Bunu çok iyi anlamanız lazım. Ben o dizilerin yönetmenlerini de o televizyonun sahiplerini de milletimin huzurunda kınıyorum. Bu konuda da ilgilileri uyarmamıza rağmen yargının da gerekli kararı vermesini bekliyoruz.” Kaynak: Cihan Haber Ajansı]]></description>
		
					<wfw:commentRss>http://www.mustafaarmagan.com.tr/genel/osmanli-padisahlari-hukuki-koruma-altina-alinmali/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Şahinbey Belediyesi, Mustafa Armağan Söyleşisi</title>
		<link>http://www.mustafaarmagan.com.tr/genel/sahinbey-belediyesi-mustafa-armagan-soylesisi/</link>
					<comments>http://www.mustafaarmagan.com.tr/genel/sahinbey-belediyesi-mustafa-armagan-soylesisi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Armağan]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 15 Aug 2012 11:55:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[Kitap Fuarı]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa Armağan Söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[Şahinbey Belediyesi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.mustafaarmagan.com.tr/?p=6212</guid>

					<description><![CDATA[Şahinbey Belediyesi tarafından 27 Temmuz 12 Ağustos tarihleri arasında 16 yazarın okurlarıyla buluşturulduğu kitap fuarı devam ediyor. Şahinbey Parkında düzenlenen ve her akşam ayrı bir yazarın okurlarıyla söyleşi yaptığı kitap fuarı vatandaşlar tarafından yoğun ilgi görüyor. Kitap fuarında katılan ve okurlarıyla söyleşi yapan Yazar Mustafa Armağan söyleşiye katılanların soruları cevaplayarak söyleşi sonunda okurları için kitap imzaladı. Çocuklarımızın sürekli kitapla ve kültürle kaynaşmasının sağlanması gerektiğini söyleyen Yazar Mustafa Armağan, İster okusunlar ister karalasın çocuklarımızı sürekli kitapla iç içe tutmalıyız. Böylelikle kitapla kaynaşmasını sağlamış olacağız. Unutmayalım ki kültürler kitapla ayakta durur. Gelişmiş olan ülkelere Japonya, Amerika ve Almanya&#8217;ya baktığımızda milyonlarca kitap basılıyor. Japonya&#8217;da bir gazete 32 milyon satıyor. Bizim en çok satan gazetemiz ise 800-900 bin satıyor. Bu nedenle düzenlenen bu tür kitap fuarları insanların kitapla iç içe olması adına çok önemli. Şahinbey Belediyesini bu etkinlikten dolayı kutluyorum.&#8221;dedi.]]></description>
		
					<wfw:commentRss>http://www.mustafaarmagan.com.tr/genel/sahinbey-belediyesi-mustafa-armagan-soylesisi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Mustafa ARMAĞAN II. Abdulhamid Han&#8217;ı Anlattı</title>
		<link>http://www.mustafaarmagan.com.tr/genel/mustafa-armagan-ii-abdulhamid-hani-anlatti/</link>
					<comments>http://www.mustafaarmagan.com.tr/genel/mustafa-armagan-ii-abdulhamid-hani-anlatti/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Armağan]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 02 May 2012 20:39:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[Beylikdüzü Belediyesi]]></category>
		<category><![CDATA[II Abdulhamid Han]]></category>
		<category><![CDATA[Konferans]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.mustafaarmagan.com.tr/?p=5285</guid>

					<description><![CDATA[Tarihçi yazar Mustafa Armağan Beylikdüzü Kültür Sanat Merkezi’nin ilk söyleşi konuğu oldu. Armağan “Son İmparator Abdülhamid Han” adlı söyleşisinde Beylikdüzülü tarih severleri uzun bir yolculuğa çıkardı. Bir hafta önce kapılarını açan Beylikdüzü Kültür Sanat Merkezi’nin önemli bir konuğu vardı. Tarihçi ve yazar olan Mustafa Armağan “Son İmparator Abdülhamid Han” söyleşiyle Beylikdüzü halkının karşısına çıktı. İki buçuk saat boyunca Cihan Devleti Osmanlı’nın en önemli padişahlarından biri olan Sultan II. Abdülhamid hakkında bilinmeyen ve anlatılmayan noktalara değindi. Beylikdüzü Kültür Sanat Merkezi’nde yazar Mustafa Armağan’ın Sultan II. Abdülhamid Han’ı anlatan Osmanlı arşivinden ortaya çıkarttığı  fotoğraf sergisi de büyük ilgi gördü. Özellikle tahta oturduktan sonra Abdülhamid Han ile birlikte ilk anayasal düzene geçildiğini dile getiren Mustafa Armağan, İstanbul ve dünyanın birçok noktasında yaptırdığı eserlerin bulunduğunu söyledi. Sultan II. Abdülhamit Han darbecileri yargılayan ilk kişidir… Darbe yapmaya çalışanların ilk kez Abdülhamid Han zamanında yargılandığını anlatan Armağan “ Kendisi darbe yapanları yargılamasına rağmen idam kararlarını asla imzalamadı. Cezalarını müebbet hapis olarak onayladı. O hayatı boyunca siyasal suçtan hüküm giyenleri hiç idam ettirmemişken, onu indiren İttihatçılar yıllar boyu yüzlerce kişiyi herkesin gözü önünde idam ettiler” dedi. Beylikdüzü Kültür Sanat Merkezi’nde kendisini izleyen vatandaşları tarihin derinliklerine çeken tarihçi yazar Mustafa Armağan, Sultan II. Abdülhamid Han’ın büyük devlet adamlığı sayesinde Osmanlı Devleti’nin yıkılmaktan kurtulduğunu ve düze çıktığını, Filistin topraklarında kurulmak istenen İsrail devletine de kesinlikle müsade etmediğini söyledi. Vatandaşlar kitaplarını imzalatma fırsatı buldular&#8230; Söyleşiyi adeta nefeslerini tutarak bir dakika bile yerlerinden ayrılmadan dinleyen Beylikdüzülü vatandaşlar, programın sonunda Mustafa Armağan’ı ayakta alkışladılar. Seminere; AK Parti Beylikdüzü İlçe Başkanı İbrahim Bülbüllü, Programa Beylikdüzü Belediye Başkan Yardımcısı Efrahim Yeşil, AK Parti Beylikdüzü İlçe Yönetim Kurulu üyeleri, Kıraç Eski Belediye Başkanı Hamit Öncü, muhtarlar, öğretmenler ve vatandaşlar katıldı. Başkan Yardımcısı Efrahim Yeşil, Armağan’a konuşmalarından dolayı teşekkür ederken bir de çiçek takdim etti. Yanında Armağan’ın kitaplarını getiren vatandaşlar yazara kitaplarını imzalatma fırsatı da yakaladılar. 28.04.2012 http://www.beylikduzu.bel.tr/c/ho.asp?id=24724]]></description>
		
					<wfw:commentRss>http://www.mustafaarmagan.com.tr/genel/mustafa-armagan-ii-abdulhamid-hani-anlatti/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Derin Tarih Dergisi</title>
		<link>http://www.mustafaarmagan.com.tr/genel/derin-tarih-dergisi/</link>
					<comments>http://www.mustafaarmagan.com.tr/genel/derin-tarih-dergisi/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Armağan]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 15 Apr 2012 18:02:42 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[Aylık dergi]]></category>
		<category><![CDATA[Derin Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa ARMAĞAN]]></category>
		<category><![CDATA[Tüm bildikleriniz tarih olacak]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.mustafaarmagan.com.tr/?p=5036</guid>

					<description><![CDATA[Mustafa ARMAĞAN Genel Yayın Yönetmenliğinde aylık çıkarılan Derin Tarih dergisi çıktı. Bu dergi sayesinde &#8220;Tüm Bildikleriniz Tarih Olacak!&#8221; www.derintarih.com &#160; Derin Tarih Dergisi yetkilileri ile irtibata geçmek için: http://www.derintarih.com/iletisim.aspx Abonelik ile ilgili soru ve sorunlarınız için: http://www.derintarih.com/Abonelik.aspx &#160; &#160; &#160; &#160; &#160; Burada Derin Tarih Dergisi hakkında detaylı bilgilere, yapılan haberlere ve okurların yorumlarına ulaşabilirsiniz&#8230; &#160; &#8211; Emre AKÖZ &#8216;ün dergi hakkındaki yazısı (Sabah Gazetesi) &#8211; Derin Tarih&#8217;le gerçek tarihi tanımaya başlayacağız (Yeni Şafak) &#8211; Derin Tarih gerçek tarihtir (Yeni Şafak) &#8211; &#8216;Derin Tarih&#8217; dergisi okuyucusuyla buluştu (Yeni Şafak &#8211;  Tanıtım Videosu) &#8211; Okuyucu &#8216;Derin Tarih&#8217;le tarihe doyacak (Yeni Şafak) &#8211; &#8216;Derin Tarih&#8217; göz doldurdu (Yeni Şafak) &#8211; Ali Bayramoğlu &#8216;nun dergi hakkındaki yazısı (Yeni Şafak) &#8211; Derin Tarih dergisiyle bildikleriniz &#8216;tarih&#8217; olacak! (Yeni Şafak &#8211; Dergi Reklâmı) &#8211; Ayasofya Ayasofya seni böyle çırılçıplak soyan kim?.. &#8211; Tarihe &#8216;Derin&#8217; bakış]]></description>
		
					<wfw:commentRss>http://www.mustafaarmagan.com.tr/genel/derin-tarih-dergisi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>56</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>4+4+4 Eğitim Tarihimiz Açısından Önemli Bir Hatadan Dönüş Kararıdır</title>
		<link>http://www.mustafaarmagan.com.tr/genel/444-egitim-tarihimiz-acisindan-onemli-bir-hatadan-donus-kararidir/</link>
					<comments>http://www.mustafaarmagan.com.tr/genel/444-egitim-tarihimiz-acisindan-onemli-bir-hatadan-donus-kararidir/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Armağan]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 10 Apr 2012 19:53:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[4+4+4]]></category>
		<category><![CDATA[Hilafet]]></category>
		<category><![CDATA[Maarif Vekaleti]]></category>
		<category><![CDATA[Tevhid-i Tedrisat Kanunu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.mustafaarmagan.com.tr/?p=5023</guid>

					<description><![CDATA[Yakın dönem Türk tarihi ve son dönem Osmanlı tarihi üzerine araştırmalarıyla tanınan yazar Mustafa Armağan Samsunlu okurlarıyla buluştu. Endülüs Kültür Merkezi’nin “Cumartesi Buluşmaları” etkinliği çerçevesinde Kitabevi ve Eğitim-Bir-Sen ortak etkinliğinde Samsun’a gelen yazar, söz konusu firmanın yaptığı iki organizasyonda farklı kitlelerden okurlarıyla görüşme imkanı buldu. Öncelikle İlim Yayma ve Eğitim Vakfı’nın salonunda ağırlıklı eğitimcilerden oluşan bir kitleye konuşan Armağan, konuşmaya başlarken; etkinliğin yapıldığı tarihe dikkat çekti. “Böyle anlamlı bir tarihte konuşulacak bir çok konu, değinilecek bir çok başlık olduğu”na dikkat çeken yazar, bundan yaklaşık yüz yıl önce yapılan yanlışların giderilmesi için hala yoğun çabalar sarf edildiğini vurguladı. Tarihin 31 Mart olması nedeniyle, bu coğrafyadaki askeri hareketlere değinilmeden geçemeyeceğini belirten Armağan, tüm darbelerin ülkeyi başta eğitim olmak üzere her alanda en az on yıl geri götürdüğünü ifade etti. Yazar, artık geçmişteki yanlışları ile yüzleşen sistemin, gelecek için umut vaat ettiğini söyledi. Konuşmasında, halen ülkenin gündemini meşgul eden 4+4+4 konusuna da değinen Mustafa Armağan, bu yasayla 88 yıllık bir hatadan döndüğümüzü belirtti. Yazar, konuşmasına şöyle devam etti; “Hilafet&#8217;in kaldırıldığı gün, Tevhid-i Tedrisat Kanunu ile medreseler kapatılıp, din eğitiminin Selçuklulara kadar mevcut olan köklü kurumu ortadan kaldırıldı. Aynı gün çıkarılan bir başka kanunla Şeriye ve Evkaf Vekaleti (Bakanlığı) kaldırılıp, yerine Diyanet İşleri Reisliği kuruldu. Bu arada kimselerin gözüne görünmeyen, dikkatlerden uzakta başka bir değişiklik daha oldu. Dinî kurumların finansörü ve garantörü olan vakıflar da bütçeleriyle Başbakan&#8217;a bağlandı. Böylece din eğitimi alanında çalışanşarın para kaynakları kesildi. Gayet planlı yazılmış olan Tevhid-i Tedrisat Kanunu metninden anlaşılıyor ki, eğitim sistemi medresenin mirasına nasıl konmuştur. Bunu nasıl söylüyorum? 2. maddeyle Şeriye ve Evkaf Vekaleti&#8217;ne bağlı olan bütün mektep ve medreseleri kaldırıldı. Fakat bu kaldırmanın farklı bir boyutu vardı. Bu mektepler Eğitim Bakanlığı&#8217;na (Maarif Vekaleti&#8217;ne) bağlandı. Burası çok önemlidir; &#8216;bütçeleriyle beraber&#8217;. Yani vakıflardan gelen bütün gelirleriyle birlikte el koydu devlet medrese ve mekteplere.” Buradaki konuşmasının ardından okurlarının sorularını cevaplayan Armağan, daha sonra kitaplarını imzalayıp Endülüs Kültür Merkezi’ne geçti. Mustafa Armağan: &#8220;Nutuk&#8217;a kutsal kitap muamelesi yapılıyor” Endülüs Kültür Merkezi’nde de bir konuşma yapan Mustafa Armağan, sözlerine şöyle başladı: “Bizim Samsun’a daha önce gelmişliğimiz vardır. Gelememişliğimiz de vardır. Bu gelemeyişimizden dolayı tüm okurlarımdan özür diliyorum. Öncelikle, ben mazlum ve mağdur edilmiş bir tarihin sesi olmaya çalışıyorum. Bir derdim var onun için buradayım.” Ardından yakın tarihimizle ilgili meselelere değinen yazar, inkılap tarihi algımızı eleştirdi. Tarihin tek bir kaynaktan beslenen bir disiplin olmadığını ve olamayacağını ifade eden Armağan; “Nutuka kutsal kitap muamelesi yapılıyor. Tarih bir bilimdir ve bilimin tek kutsalı tarafsızlıktır. Bizim resmi tarihçilerimizde ‘Nutukta varsa her şey doğrudur. Bir konu Nutukta varsa, zaten doğrudur; başka esere gerek yok. Nutukta yoksa, zaten yalandır’ şeklinde bir anlayış var.” dedi. Buradaki konuşmanın ardından kitaplarını imzalayan yazar, daha sonra organizatörlerle birlikte yemek yiyerek, şehre veda etti. samsunAhaber / http://www.akasyam.com/haber/1459/mustafa-armagan-okurlariyla-bulustu.html]]></description>
		
					<wfw:commentRss>http://www.mustafaarmagan.com.tr/genel/444-egitim-tarihimiz-acisindan-onemli-bir-hatadan-donus-kararidir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kazım Karabekir diyor ki&#8230;</title>
		<link>http://www.mustafaarmagan.com.tr/genel/kazim-karabekir-diyor-ki/</link>
					<comments>http://www.mustafaarmagan.com.tr/genel/kazim-karabekir-diyor-ki/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Armağan]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 02 Apr 2012 20:14:48 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[Yankılar]]></category>
		<category><![CDATA[Kazım Karabekir]]></category>
		<category><![CDATA[Kızıl Pençe]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa Kemal]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.mustafaarmagan.com.tr/?p=5012</guid>

					<description><![CDATA[ALPER SARI Mustafa Armağan yeni kitabı Kızıl Pençe’de, Kazım Karabekir’in hem tarih ‘yapma’ hem de ‘yazma’ gibi önemli özelliklerinden yararlanıyor. Karabekir’in bu çok boyutlu kişiliğinin rehberliğinde, günlüklerinin ışığında, yakın tarihin gizli odalarında dolaştırıyor yazar bizleri. KIZIL PENÇE, MUSTAFA ARMAĞAN, TİMAŞ YAYINLARI, 304 SAYFA, 13,50 TL &#8220;Tarih yazmak, tarih yapmak kadar mühimdir; yazan yapana sadık kalmazsa, değişmeyen hakikat, insanlığı şaşırtacak bir mahiyet alır.” Bu sözlerle Atatürk tarihçilerin, tarihin sadık habercileri olmaları gerektiğini, aksi halde ortaya çıkan sonuçların beklenmedik gelişmelere yol açabileceğini belirtmişti. Bunun yanında tarih dediğimiz şey de aslında çok kaygan bir zeminde yer alır. İsteyen, istediği şeyi bu kalabalık insanlar ve olaylar havuzundan dilediği gibi devşirebilir. Zafer arayanlar bunu kendi değerlendirmeleriyle rahatça bulabileceği gibi, yenilgi ve dram meraklıları da yine paylarına düşeni almakta zorlanmayacaklardır. İş, burada tarihçilerin kendi vicdanlarına düşmektedir.     Mustafa Armağan da yeni kitabı Kızıl Pençe’de, Kazım Karabekir’in hem tarih ‘yapma’ hem de ‘yazma’ gibi önemli özelliklerinden yararlanıyor. Onun bu çok boyutlu kişiliğinin rehberliğinde, günlüklerinin ışığında, yakın tarihin gizli odalarında dolaştırıyor bizleri. İstiklal Savaşı’nın ardından, yeni bir devletin ayak seslerinin duyulmaya başladığı günlerden inkılâplar ve isyanlar dönemine, geniş bir yelpazede bilgi ve belgelerle ilerleyen bir anlatım sunuyor. Karabekir’in düzelttiği yanlışlar Kazım Karabekir hatıralarında, inkılâp hareketlerini anlatmaya II. Meşrutiyet döneminden başlıyor. Öncelikle bazı yanlış bilinenleri düzeltmekle işe koyuluyor ve onlardan bir örnekle diyor ki: “Kitaplarda Hareket Ordusu’nun kurmay başkanı olarak Mustafa Kemal Bey gösteriliyor. Oysa doğrusu, Ali Rıza Paşa olacaktır.” Ardından da Meşrutiyet ve Cumhuriyet’in ilanları arasındaki birtakım farklara değiniyor. Meşrutiyet’in ilanını Hilafet ve Saltanat makamının baskı ve zulümlerine bağlarken Cumhuriyet’in ise aynı makamın yetersizliklerinden dolayı ilan edildiğini belirtiyor.     Mustafa Kemal ile arasındaki görüş ayrılıklarına da değinen Karabekir, Mustafa Kemal’in İtilaf devletleri karşısında ancak başkanının kendisi olduğu bir Cumhuriyet idaresiyle durulabileceği düşüncesini taşıdığını söylüyor. Buna karşılık kendisi de şu aşamada bu türlü bir inkılâbın milli ve askeri birliği sarsacağını belirterek, İtilaf devletlerinin yeni bir savaş başlatma ihtimallerinin de zayıf olduğunu ekliyor.     Edindiği bazı kaynaklardan ve Mustafa Kemal Paşa’nın bazı din adamları arasında çektirdiği bir fotoğrafa dayanarak, onun Hilafet ve Saltanatı kendi üzerine almak emelinde olduğu söyleyen Kazım Karabekir ardından kendi düşüncesini de açıklıyor: “Ben Hilafet ve Saltanatı birbirinden ayırıp Cumhuriyet’e gitmeyi iç ve dış siyasetimize daha uygun buluyordum. Fakat şimdi erkendi.” İlerleyen bölümlerde Mustafa Kemal’in, bahsettiği emeline -ki buna “mefkûre” diyor- hizmet maksadıyla Balıkesir Zağanos Paşa Camii’nde verdiği hutbeden de bahsediyor. Lozan’dan sonra değişen fikirler Halifelik ve Saltanat makamına büyük önem verilirken, daha sonra nasıl olduysa Ankara’da yeni bir akımın ortaya çıktığını söyler Karabekir. “İslamiyet ilerlemeye engeldir.” şeklindeki bu fikirlere karşı kendince yoğun mücadelelere giriştiğinden de bahseder. Bu çetin tartışma ortamında, fikirlerin birden nasıl değiştiğini anlama çabasında şu yorumda bulunur: “Böylece bu değişimin ilhamının Lozan’dan ve İtilaf devletlerinden geldiği açıklık kazanmış oluyordu.”     Kendisinin doğru bildiklerini sakınmadan söylemesinin, gördüğü en küçük yanlışı bile, bunu yapan kim olursa olsun eleştirmesinin, Doğu cephesindeki başarılarından dolayı halkın kendisine gösterdiği derin saygı ve teveccühün çevresindekileri rahatsız ettiğini ve bütün okları üzerine çektiğini sık sık dile getiren Kazım Karabekir; hem kendisine hem de İstiklal Savaşı’nın ilk günlerinden beri meselenin içinde olanlara haksızlık yapıldığını anlatıyor.     Gazi’nin bir dönem kendisine başbakanlık teklif ettiğini; kendisinin büyük bir hürriyet âşığı olduğu için İstiklal Mahkemelerine karşı durduğunu; yine bir dönem Gazi’nin onu Musul’a göndererek meseleyi askeri yoldan halletmeyi teklif ettiğini; yeni bir savaş ihtimalinin ortaya çıktığı dönemde, savaşı milletvekilliği sıfatıyla durdurabileceğini düşünerek asıl mesleği olan askerlikten istifa ettiğini; ardından da meclis çatısı altında kurulan ilk muhalefet partisinin kuruluş aşamalarını; hakkındaki suçlamalar, hapishane günleri ile İstiklal Mahkemelerince verilen beraat kararını da günlüklerinde ayrıntılarıyla ele alıyor.     Mustafa Armağan, Kazım Kara-bekir’in kaleme aldığı üç farklı eserden -İstiklal Harbimiz, Günlükler ile Nutuk ve Karabekir’den Cevaplar- yeni, toplama bir eser ortaya çıkarmış. Bu çalışma, kişisel bir anlatı olduğu kadar yakın tarihimizin en zorlu safhalarının içeriden bir değerlendirmesi olarak da okunabilir. Paşa’nın kendi ağzından, yaşadıklarına bir nevi tercüman olmak maksadıyla yazar, bu çalışmayı bir savunma metni olarak hazırlayıp Karabekir’i zamanın mahkemesinde müdafaa ediyor.]]></description>
		
					<wfw:commentRss>http://www.mustafaarmagan.com.tr/genel/kazim-karabekir-diyor-ki/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Mustafa Kemal halife olmak istiyordu</title>
		<link>http://www.mustafaarmagan.com.tr/genel/mustafa-kemal-halife-olmak-istiyordu/</link>
					<comments>http://www.mustafaarmagan.com.tr/genel/mustafa-kemal-halife-olmak-istiyordu/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Armağan]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 25 Mar 2012 09:34:34 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[Yankılar]]></category>
		<category><![CDATA[Kızıl Pençe]]></category>
		<category><![CDATA[Kızıl Pençe Kitap İncelemesi]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa Kemal]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.mustafaarmagan.com.tr/?p=4993</guid>

					<description><![CDATA[Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk derin devleti Kızıl Pençe miydi? Bu örgüt Mustafa Kemal’e mi bağlıydı? Yeni cumhuriyet Lozan’dan sonra mı İslam’dan uzaklaştı? Bu soruların yanıtları tarihçi Mustafa Armağan tarafından derlenen ve milli mücadelenin kahramanlarından Kazım Karabekir Paşa’nın hatıratlarından oluşan Kızıl Pençe adlı kitapta yer alıyor. İNCİ DÖNDAŞ / idondas@stargazete.com 2012 yılı milli mücadelenin kahramanlarından Kazım Karabekir’in 130’uncu doğum, 64’üncü ölüm yıldönümü&#8230; Gerek Birinci Dünya Savaşı gerekse Kurtuluş Savaşı’nda kazanılan başarılarda büyük pay sahibi olan Karabekir, kalemini elinden hiç düşürmemiş de bir şahsiyet. O yıllarda yaşadığı her şeyi kaleme almış, yazdıkları yakılmış, takip altında sıkıntılı bir hayat geçirmiş. Hayata veda ettiğinde TBMM Başkanı olan Karabekir’in işte bu hatıratlarını derleyen tarihçi Mustafa Armağan, İstiklal Savaşı’nın yenilgisiz komutanının kendisini nasıl idam sehpasında bulduğundan, Atatürk ile yaşadığı fikir ayrılıklarına her şeyi Kızıl Pençe adlı kitapta topladı. Kitap, 1922-1933 yılları arasındaki yaşananlara ışık tutuyor, bir komutanın gözünden cumhuriyetin ilk yıllarında perde arkasında yaşananları anlatıyor. Karabekir’in dağınık olarak beş ayrı yerde yayınlanmış hatıralarını toplayıp bu kitapta bir araya getiren Armağan “Tarihzade Kazım Karabekir’i kendi yazdıklarından yola çıkarak yeniden seslendirmeyi denedim” diyor. Kızıl Pençe’den öne çıkan ilginç ayrıntılar&#8230; Tek adam efsanesine karşıydı 1923 şartlarında Türkiye’de kime sorsanız ‘Mustafa Kemal’den sonra kim gelir?’ diye, size Kazım Karabekir’in ismini verecekti. Bu denli büyük şöhret sahibiydi. İki numaraydı. Ancak diyordu ki ‘Bağımsızlığımızı kazandık, şimdi millet özgürlüğünü, hürriyetini istiyor.’ Bu nedenle İstiklal Mahkemeleri’nin kurulmasına şiddetle karşı çıkıyor, Hilafetin kaldırılmasının Türkiye’de tek odaklı bir devlet yapılanmasını getireceğini, bunun da özgürlüklerin alanını daraltacağını söylüyor. ‘Tek adam’ efsanesinin diriltilmesine karşı çıkıyor. Mustafa Kemal’e değil, Tek Adamlığa karşı biri. ‘Ne yazık ki millete bağımsızlığını kazandırdık ama özgürlüğünü iade edemedik. Bu noktada yenildik’ diyor. Bu mücadele için başına geçtiği Terakkiperver Parti de kapatılınca soluğu İstiklal Mahkemesi’nde alması hazindir. İdamla yargılanır üstelik. Beraat eder ama susturulur, siyasetten uzaklaştırılır. O da kılıcının elinden alınmasına karşılık kalemine sarılır ve yazar. Evi basılıp yazdıklarına el konulur ama yine yazar ve yazdıklarıyla bir dönemin farklı bir resmini bize intikal ettirir. İslam’dan uzaklaşma Lozan’dan geldi Kitapta İslam’dan uzaklaşma fikrinin Lozan’dan geldiği yönündeki iddiası çok tartışılacak. Karabekir, kamuoyuna yayılan İslamiyet’e yönelik bu kesin değimle ilgili fikirlerin Lozan’dan geldiği eleştirilerinin muhataplarından biri olan İsmet Paşa ile görüştüğünü, Paşa’nın fikrini kendisine dolaylı yoldan söylemeyi tercih ettiğini anlatıyor: “(&#8230;) Macarlar ve Bulgarlar bizimle aynı safta itilaf devletlerine karşı savaştıkları ve aynı şekilde yenildikleri halde bağımsızlıklarına dokunulmamıştı. Bunun sebebi de doğrudan doğruya Hıristiyan olmalarıydı. (&#8230;) Biz kendi kuvvetimizle kurtulup bağımsızlığımızı kazansak bile Müslüman kaldıkça sömürgeci devletlerin ve bu arada İngilizlerin daima aleyhimize olacaklarını, bağımsızlığımızın tehlike altında olacağını anlattı. Böylece bu değişimin ilhamının Lozan’dan ve itilaf devletlerinden geldiği açıklık kazanmış oluyordu. Ali Fethi, Tevfik Rüştü, Mahmut Esat beylerle Mustafa Kemal Paşa’nın Lozan’ın ikinci döneminden itibaren başlayan İslam aleyhtarı söylemlerinin gerçek adresini tespit etmiş oluyordum.” Bu iddia çok tartışılacak Kitapta Kazım Karabekir Paşa Mustafa Kemal’in halifeliği almak istediği iddiasında bulunuyor: (&#8230;) Mustafa Kemal Paşa, saltanatı kaldıran 1 Kasım 1922 tarihinde verdiği nutku gözden geçiriyordu. O gün Meclis kürsüsünden hilafet ve İslamiyet hakkında bir nutuk vermişti. (&#8230;) Halife seçimini ayrıntılarıyla, hilafetin Müslümanlar açısından taşıdığı önemi uzun uzadıya anlattı. İslamiyet’in kuruluşunda güç ve kudretin oynadığı olumlu rolün üzerinde durdu. Zekatın öneminden bahsetti. Sonra hilafetin TBMM sayesinde ayakta durduğunu ve duracağını ifade etti. (&#8230;) Tarihten verdiği örneklerle hilafetin güçsüz ve becereksiz sultanlar yerine Türkiye Devleti’ne dayanmasının önemini vurgulayan Mustafa Kemal Paşa, halifesiyle birlikte Türkiye halkının her gün daha güçlü, mutlu ve müreffeh olacağını, insanlığını ve benliğini anlayacağını, kişilerin ihaneti tehlikesine düşmeyeceğini, diğer taraftan da hilafet makamının bütün İslam dünyasının ruh, vicdan ve bağlanma noktası, Müslümanların kalplerinin ferahlama sebebi olabilecek bir izzet ve yüceliğinin tecellisi olacağını söylediğinde Meclis’ten ‘İnşallah’ sesleri yükseliyordu. (&#8230;) 23 Ocak günü Bursa’da yaptığı konuşmada ise ‘Hilafet yalnız Türkiye halkına değil bütün İslam dünyasına aittir’ dedi ve bu makam hakkında karar vermenin Türk milletinin yetkisi dışında olduğunun altını çizdi.(&#8230;) Kızıl Pençe Gazi’ye bağlı bir örgüt mü? Karabekir Paşa Kızıl Pençe’nin bazı operasyonlar için kullanılan gizli bir örgüt olduğunu iddia ediyor. Tehditle, baskıyla, gerekirse Recep Zühtü gibi adam vurarak, matbaa basıp kitap yakarak ve suikastler düzenleyerek yeni rejimi bütün muhalif unsurlardan temizlemeyi hedefleyen bir örgüt bu. Mesela İstiklal Mahkemesi üyelerinden Kılıç Ali’nin bu örgütün önemli bir noktasında olduğunu söylüyor. Fakat bu örgüte Başbakan İsmet Paşa’nın bile söz geçiremediğini, hatta ondan habersiz işlediğini de iddia ediyor. Karabekir, kendisine yönelik suikast girişimi ve Kızıl Pençe’den şöyle bahsediyor: “8 Ağustos günü öğleden sonra şu mektubu aldım; ‘Size bir suikast düzenleme girişimi içindeler.’ İsmet Paşa 12 Ağustos 1933 tarihli mektubunda müsterih olmamı istiyordu. Ne yazık ki gizli Kızıl Pençe’den haberi yok. Zavallı İsmet İstanbul Valisi (Muhittin Üstündağ) ve Emniyet Müdürü (Fehmi Vural), gizli Kızıl Pençe teşkilatının emrindeydiler” diyor. İma ettiği, bu örgütün Gazi’ye bağlı olduğu. Bu doğru mudur? Bilemem. Ama araştırılmalı. Kaynak: http://www.stargazete.com/pazar/bu-iddia-cok-tartisilacak-haber-437207.htm]]></description>
		
					<wfw:commentRss>http://www.mustafaarmagan.com.tr/genel/mustafa-kemal-halife-olmak-istiyordu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kızıl Pençe örgütü var mıydı?</title>
		<link>http://www.mustafaarmagan.com.tr/genel/kizil-pence-orgutu-var-miydi/</link>
					<comments>http://www.mustafaarmagan.com.tr/genel/kizil-pence-orgutu-var-miydi/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Armağan]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 09 Mar 2012 18:48:17 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[Yankılar]]></category>
		<category><![CDATA[Kazım Karabekir]]></category>
		<category><![CDATA[Kızıl Pençe]]></category>
		<category><![CDATA[Kızıl Pençe Kitap İncelemesi]]></category>
		<category><![CDATA[Sabah Gazetesi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.mustafaarmagan.com.tr/?p=4962</guid>

					<description><![CDATA[Yazar Mustafa Armağan, Kızıl Pençe kitabında, Kazım Karabekir&#8217;in üç farklı hatıratındaki izleri sürerek Kızıl Pençe adlı bir örgütün varlığına ve faaliyetlerine dair bilgiler aktarıyor. İBRAHİM ALTAY inceledi Kazım Karabekir, Cumhuriyet&#8217;in kuruluş sürecinin önemli karakterlerinden biriydi. Bu önemi sadece milli mücadele yıllarında Mustafa Kemal Paşa&#8217;ya verdiği desteğe ve ordunun silahlanmasına sağladığı önemli katkıya borçlu değildir. Onun en az bunlar kadar önemli bir özelliği, kalem erbabı olmasıdır. O dönemde olayların bu kadar içerisinde olup da hatıratını bu kadar açık sözlülükle yazan pek olmamıştır. Mustafa Armağan da günümüzün önemli tarih araştırmacılarından biridir. Özellikle Kazım Karabekir&#8217;ın külliyatına dair araştırmaları dikkate değerdir. Armağan&#8217;ın bu minvaldeki son çalışması Kızıl Pençe. Kitabında Armağan, Karabekir&#8217;in üç farklı hatıratındaki izleri sürerek Kızıl Pençe adlı bir örgütün varlığına ve faaliyetlerine dair bilgiler aktarıyor. ÖRGÜT PROTOTİPİ Kızıl Pençe adı verilen örgüt, içerisinde bulunduğumuz günlerde varlığı ve niteliği tartışılagelen derin yapılanmaların bir prototipini sunuyor. Örgüt kendisine muhalif olanları sindirmek ve susturmak için cinayet dahil her türlü planı uygulamaya koyuyor. Bu planları uygularken kamu otoritesinden gayri meşru şekilde yararlanıyor. Karabekir, Cumhuriyet&#8217;in kuruluşuna giden süreçte Mustafa Kemal&#8217;le birlikte hareket etti ama kurulan bu yeni devlete nasıl bir biçim verileceği konusundaki görüşleri birbirinin tıpkısı değildi. Kurulacak siyasi, idari ve ekonomik rejim konusunda fikir ayrılığına düştüler. Bu süreç Karabekir&#8217;in kendi köşesine çekilmesiyle son buldu. Ta ki 1927&#8217;de, Milliyet&#8217;te yayımlanan bir yazı dizisine kadar. Bu yazı dizisinde Karabekir&#8217;den &#8216;hafif&#8217; işlerle uğraşmak yerine anılarını yazması isteniyordu. Karabekir bu öneriyi ciddiye aldı ve anılarını dizi mektuplar halinde gazeteye gönderdi. Bu mektuplarda Atatürk&#8217;ün tarih yazımına temel oluştursun diye okuduğu Nutuk&#8216;la çelişen, oradaki tezleri çürüten pek çok iddia vardı. Söz gelimi Karabekir, Anadolu&#8217;da düşman işgaline karşı hareket başlatma fikrinin Mustafa Kemal&#8217;e ait olmadığını iddia ediyordu. Buna benzer daha birçok iddiayı barındıran yazılar &#8216;yukarıdan gelen kesin bir emir&#8217;le yasaklandı. Karabekir yılmadı. Anılarını kitaplaştırmak üzere çalışmaya başladı, ilk kitabını kendi imkanlarıyla bastırdı. Kitap baskıdan çıkar topluca alındı ve yakıldı. Karabekir&#8217;in evi basıldı, çuvallar dolusu evrakına el kondu. Takibat aralıksız sürdü ama bu kaçma-kovalamaca, Paşa&#8217;nın hatıratını yazıp gelecek kuşaklara bir bölümüyle de olsa aktarmasını engellemedi. Kitapta gündeme getirilen iddiaların önemlilerinden biri de Karabekir&#8217;e düzenlenmesi planlanan suikast. Kızıl Pençe örgütünü gözle görülür hale getiren, üyelerinin kimlikleri hakkında bilgiler veren olayların düğümü burada çözülüyor. Kısaca söylemek gerekirse, dönemin başbakanı İsmet Paşa&#8217;nın bile etki altına alamadığı, adını bugün bile hatırladığımız pek çok önemli ismi bünyesinde barındıran bir örgüt bu&#8230; KIZIL PENÇE Mustafa Armağan Timaş Yayınevi İnceleme 304 s., 13 TL KAYNAK: http://www.sabah.com.tr/Kitap/2012/03/09/kizil-pence-orgutu-var-miydi]]></description>
		
					<wfw:commentRss>http://www.mustafaarmagan.com.tr/genel/kizil-pence-orgutu-var-miydi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yoksa Osmanlı gerilememiş miydi?</title>
		<link>http://www.mustafaarmagan.com.tr/genel/yoksa-osmanli-gerilememis-miydi/</link>
					<comments>http://www.mustafaarmagan.com.tr/genel/yoksa-osmanli-gerilememis-miydi/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Armağan]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 07 Sep 2011 12:00:48 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[Yankılar]]></category>
		<category><![CDATA[Kitap Tanıtımı]]></category>
		<category><![CDATA[Osmanlı Tarihini Yeniden Yazmak]]></category>
		<category><![CDATA[Sabitfikir.com]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.mustafaarmagan.com.tr/?p=4651</guid>

					<description><![CDATA[Şanlı tarihle gururlanmak ve yüzyıllar süren çöküşün ezikliğini taşımak arasında gidip gelen o hastalıklı sarkacı durdurmak mümkün mü peki? “Tarih, zannedildiği gibi masum bir malumat küpünden ibaret değildir. İçinden niyetlerimiz geçer, arzularımız, hayallerimiz, hayal kırıklıklarımız ve hınçlarımız geçer. Hasım cepheye yollanacak en müsait ‘bomba’lar tarih cenahında depolanır. Tarih üzerinden kendi cephemize de, karşı tarafa da yollanan mesajlar, ideoloji postanelerinin soğuk damgalarını taşır.” “Osmanlı Tarihini Yeniden Yazmak”a bu sözlerle başlıyor Mustafa Armağan. Vurgulamak istediği başlıca konu, tarihin ham, tarafsız ve masumane bir olay aktarımı olmadığı. Çünkü, bu anlamda, bugünü kurmaya niyetlenmiş yakın geçmişin galip aktörlerinin, dünyaya yerleştirdikleri camlar ve demir parmaklıklar demek tarih. İçinde Halil İnalcık, İlber Ortaylı  gibi büyük tarihçilerimizden, Cemal Kafadar, Uğur Tanyeli, gibi ilginç bakış açılarıyla tarih algımızı değiştiren yeni tür tarihçilerimize ve hatta Bernard Lewis gibi oryantalist bakış açısını besleyen klasikleşmiş isimlere uzanan geniş bir tarihçiler yelpazesi barındıran bir çalışma “Osmanlı Tarihini Yeniden Yazmak”. Son derece dikkat çekici bir tarih eleştirisi. Hem alışık olmadığımız bilimsel eleştirel bakış açısıyla dikkat çekici hem de odaklandığı, merkeze aldığı konu itibariyle: Osmanlı’da gerileme. &#160; Yoksa Osmanlı gerilememiş miydi diye sorarak başlıyor tarihçiler. Ve hemen hepsi gerileme paradigmasını ele alıyorlar. Öncelikle dikkat çektikleri konu, Osmanlı İmparatorluğu’nun 350 yılının, yani neredeyse üçte ikisinin duraklama ve gerilemeyle geçmiş olabileceğinin mantıken,deyim yerindeyse, imkansızlığı. Bu anlamda başta Halil İnalcık olmak üzere, tarihi dönemlendirme anlayışının çarpıklığı üzerinde duruyorlar. Daha açık bir dille, devletlerin ve imparatorlukların insan ömrü gibi, antropomorfik bir bakış açısıyla, “doğum, olgunlaşma ve ölüm” döngüsünde ele alınmaması gerektiğinin altını çiziyorlar. Söz konusu antropomorfik bakış açısının, uygulandığında sadece Osmanlı için değil tüm dünya devletleri için son derece çarpık bir görüntü vereceği üzerinde duruyorlar. Buna göre “Osmanlı”nın gerilemesi”, bir olgu değil, çözülmesi gereken bir problem olarak duruyor önümüzde. Peki, Osmanlı gerilemedi mi? Cevap hem evet, hem de hayır. Evet geriledi çünkü, ekonomik, siyasal ve en başta askeri anlamda, yükselme dönemi diye adlandırdığımız Kanuni döneminde bile çeşitli olumsuzluklar, aksaklıklar baş göstermeye başlamıştı zaten. Hayır gerilemedi, çünkü değişen şartlara rağmen tam üç yüz elli yıl boyunca sürekli yenilenerek, en başta kendi kendini eleştirerek ayakta kalmaya devam etti. Sonsuz düşüş: Osmanlı’da bir gölge-fenomen Cemal Kafadar, gerileme kavramını hem Osmanlı bilincinde hem de tarih yazıcılığında büyük ölçüde Osmanlı’nın şartlarından doğan bir olgu olarak değerlendirip; Osmanlı tarihinde uzun süre devam etmiş olan gerileme söyleminin varlığının bir gölge-fenomen olarak göz ardı edilmesinin imkansızlığını vurguluyor. Gerileme düşüncesi Osmanlı’nın içinden çıkıp, öncelikle bir nevi içsel eleştiri, sonrasında ise dışsal eleştiri olarak İmparatorluğun bünyesine yayılmış ve ilginç bir şekilde devamlılığın katalizörü olmuş. Ancak bir zamanların katalizörü,  bugünden bakıldığında emperyalizme karşı en önemli savaşlardan birini vermiş bir toplumun içine üç yüz elli yıllık bir çöküş ve aşağılık hissi olarak neredeyse silinmemek üzere işlemiş. &#160; “Osmanlı Tarihini Yeniden Yazmak”, yeni doğmakta olan bir tarihsel araştırmacılık anlayışının ürünü olarak okunabilir. Bu yeni araştırmacık Osmanlı devleti idealize edilen bir geçmişin normlarından gerileme ve düşüş ya da Batı’yı taklit etmeyi başaramayış olarak değil, kesintisiz bir dönüşüm süreci içinde değerlendiriyor. Osmanlı’yı, iç politikada kesintisiz ıslahat yapmış, önünde idealize edilmiş bir modelin olmadığı, sürekli evrimden geçmiş bir devlet olarak ele alıyor. Bunu yaparken de tarihi son derece basitleştiren, akışı kesen dönemselleştirme anlayışını yıkmayı ve yeniden yapılandırmayı öneriyor en başta. Şanlı tarihle gururlanmak ve yüzyıllar süren çöküşün ezikliğini taşımak arasında gidip gelen o hastalıklı sarkacı durdurmak mümkün mü peki? Bir parça sağduyu ve derinlikli çözümleme yeteneğiyle olabilecek gibi görünüyor… &#160; Kaynak: http://www.sabitfikir.com/fikrisabit/yoksa-osmanli-gerilememis-miydi]]></description>
		
					<wfw:commentRss>http://www.mustafaarmagan.com.tr/genel/yoksa-osmanli-gerilememis-miydi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Osmanlı&#8217;nın Gerilediği Yalan mı?</title>
		<link>http://www.mustafaarmagan.com.tr/genel/osmanlinin-geriledigi-yalan-mi/</link>
					<comments>http://www.mustafaarmagan.com.tr/genel/osmanlinin-geriledigi-yalan-mi/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Armağan]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 06 Sep 2011 12:11:37 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[Yankılar]]></category>
		<category><![CDATA[Cemal Kafadar]]></category>
		<category><![CDATA[İlber Ortaylı]]></category>
		<category><![CDATA[Kemal Karpat]]></category>
		<category><![CDATA[Osmanlı Tarihini Yeniden Yazmak]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.mustafaarmagan.com.tr/?p=4644</guid>

					<description><![CDATA[Mustafa Armağan tarafından hazırlanan Osmanlı Tarihini Yeniden Yazmak, aslında 2006 yılında Osmanlı Geriledi mi? Başlığıyla yayımlanan derlemenin gözden geçirilmiş ve genişletilmiş hali. Kitapta Halil İnalcık, Bernard Lewis, İlber Ortaylı, Kemal Karpat, Cemal Kafadar gibi seçkin tarihçilerin makaleleri yer alıyor. OSMANLI TARİHİNİ YENİDEN YAZMAK, HAZIRLAYAN: MUSTAFA ARMAĞAN, TİMAŞ, 334 SAYFA, 16 TL AHMET DOĞRU Osmanlı Devleti’nin altı asırlık tarihini yıllar yılı birkaç cümlede özetlenmiş haliyle okuduk tarih derslerinde. 1299-1453 yılları arası kuruluş, 1453-1579 yılları arası yükselme, 1579-1699 yılları arası duraklama, 1699-1792 yılları arası gerileme, 1792-1922 yılları arası ise dağılma dönemiydi. Sanki sihirli bir değnek bu yıllarda koskoca Devlet-i Âliyye’ye dokunmuş da her şey birden değişivermişti. Koca devlet yükselip giderken bir günde gerilemeye başlamış, bir günde dağılış sürecine girmişti. Oysa bebeklik, çocukluk, gençlik, olgunluk, yaşlılık şeklinde sürüp giden insan ömrünü bile böyle kesin bölümlere ayırmak, gençliği yükselme, yaşlılığı dağılma dönemi diye adlandırmak mümkün değildi. Öyle olsa Sinan’ın Selimiye’yi inşa etmesini izah edemeyiz. Osmanlı Devleti ise geniş coğrafyası, kültürü, müesseseleri, insanları bile uçsuz bucaksız bir varlık. Her insan başlı başına bir âlem. Altı asır boyunca Osmanlı çınarı, milyarlarca âlem sığdırdı gölgesine.                 Tarihi öğrenebileceğimiz kaynaklar çoğalmaya başlayınca gördük ki, geriledi, yıkıldı-yıkılacak denilen çağlarında bile Osmanlı muazzam başarılara imza atmış. Bir taraftan Celâli isyanlarıyla uğraştığı, askerî zaferler ve hezimetler arasında gidip geldiği zamanlarda bile Evliya Çelebi’yle yaptığımız yolculuklarda bu muazzam medeniyete bir kere daha hayran kalıyoruz. Sultan II. Abdülhamit’in 20. Yüzyıl başlarında Afrika içlerine, Uzakdoğu’ya uzanan elini gördükçe şaşkınlığımız artıyor. Tarih sahnesinden silinip gittikten sonra Osmanlı’nın Cumhuriyet’e yadigâr bıraktığı şahsiyetleri, sanatkârları, yazarları, ilim erbabını bile bugün zirvelerde görüyoruz. Ve anlıyoruz ki, okullarda öğrendiğimiz kalıplar doğru değil. Biz sıradan insanlar olarak dışarıdan bunu görürken uzmanlık alanı tarih olanların ortadaki yanlışlığı fark etmemesi mümkün değil. İşte Mustafa Armağan’ın hazırladığı ve Timaş Yayınları’ndan çıkan Osmanlı Tarihini Yeniden Yazmak/Gerileme Paradigmasının Sonu adlı kitap usta tarihçilerin bu konudaki makalelerini bir araya getiriyor 15 TARİHÇİDEN YAZILAR Aslında 2006 yılında Osmanlı Geriledi mi? Başlığıyla yayımlanan derlemenin gözden geçirilmiş ve genişletilmiş hali. Kitapta 15 tarihçiye; Bernard Lewis, Halil İnalcık, Cemal Kafadar, Linda T. Darling, Jane Hathaway, Jonathan Grant, Kemal H. Karpat, Douglas A. Howard, Rhoads Murphey, Cornell H. Fleischer, İlber Ortaylı, Donald Quartert, Uğur Tanyeli, Mehmet Genç ve Mustafa Armağan’a ait yazılar bulunuyor.                 Tarih bakılan yere göre şekillendiğinden tek bir Osmanlı tarihi değil, farklı bakış açılarına ve ideolojik ön kabullere göre değişen birçok Osmanlı tarihi olduğunu söylüyor Mustafa Armağan, bir nev’î toparlayıcı önsöz mahiyetindeki yazısında. Tarihi anlatmanın bugünü anlatmak olduğunu, tarih kitaplarında yazanların, bugünü kurmaya niyetlenmiş yakın geçmişin galip aktörlerin dünyaya bakacağımız pencerelere yerleştirdikleri demir parmaklıklar olduğunu belirtiyor. “Aslında Türkiye olarak kendimizi Osmanlı Devleti’nin meşru varisi saysak bile, Osmanlı’ya dair yorumlarımızın çok da kendi inşa ettiğimiz yorumlar olmadığını, ya dışarının, yani Cevdet Paşa’nın deyişiyle Avrupa’nın (Batı’nın) ayarı bozuk merceklerinden yansıyan yorumlar doğrultusunda ya da mevcut bazı tarih tezlerine ve onların arkasında yatan zihniyetlere karşı yorumlar olduğunu itiraf etmek zorundayız.” diyor.                 Halil İnalcık, devletin çöküş dönemleriyle ilgili eskiden beri kitaplar kaleme alındığını, Osmanlı döneminde özellikle Kâtip Çelebi ve Naima’nin bu görüşleriyle dikkat çektiğini söylüyor. 19. Yüzyıl ortalarında Cevdet Paşa ve Mustafa Nuri Paşa’nın Osmanlı tarihini sistemli olarak dönemlere ayıran ilk Osmanlı tarihçileri oldukları, bu ayrımın Abdurrahman Şeref ve Yusuf Akçura vasıtasıyla günümüze kadar ulaşıp ders kitaplarına girdiği bilgisini veriyor. Cemal Kafadar, imparatorluğun bozulması ile ilgili algılamaların 16. Yüzyılın sonlarından itibaren Osmanlı kaynaklarında görülmeye başladığına, bu söylemin 20. Yüzyıla kadar siyasi söylem üzerinde etkili aldığına ve daha sonraki zamanlarda Türkiye ve imparatorluğun diğer varis ülkelerinde az gelişmişlik sorunu ile iç içe geçtiğine dikkati çekiyor. Douglas A. Howard da “gerileme” görüşünün Osmanlı siyasi yazarlarının eserlerinin ürünü olduğunu söylüyor ve bu bilgiye göre onların Batı dillerine çevrilen eselerinin modern akademik çevreleri de etkilediği bilgisini ekliyor. TEK ÖLÇÜ ASKERİ GERİLEME DEĞİL Jonathan Grant’ın diğer meslektaşlarının çoğu gibi dikkat çektiği nokta, tarihçilerin genel olarak 1571 İnebahtı ya da 1683 Viyana yenilgisini, yani askeri alandaki başarısızlıkları Osmanlı’nın gerilemeye başladığı nokta olarak kabul etmeleri, Grant’a göre Osmanlı’nın gerilediği görüşü, İslam dünyasına karşı olumsuz tutumun ve onun Batı’nın 17. Yüzyıldan beri artmakta olan gücü karşısında durabilecek kapasiteye sahip olmadığı düşüncesinin bir ürünüdür. Bu açıdan bakıldığında aslında kıyaslananlar medeniyetlerdir. Bir medeniyetin kuvvetini askeri gücüne göre tespit etmek kuşkulu bir yaklaşım olduğundan medeniyetlerin kıyaslanması hatalıdır. Benzer görüşleri Uğur Tanyeli’de dile getiriyor: Duraklama denilen coğrafi yayılmanın sona ermesi, gerileme ise küçülme demektir.                 Jane Hathaway, Osmanlı’da meydana gelen büyük değişimler bir anda gerçekleşmiş olaylar olmadığı için tarihi anlatırken bölümlere ayırmak yerine devamlılıklara ağırlık vermek gerektiğini söylerken, Kemal Karpat bir dönem tespiti yapıyor: 1299-1402 / Hudut boyları: Uç beyleri, 1421-1596 / Merkezî yan feodal dönem, 1603-1789 / Taşrada özerklik ve ayanlar, 1808-1918 / Ulus devlet olma dönemi: Modern bürokrasi ve aydınlar. Linda T. Darling ise üç dönemi yeterli görüyor: Genişleme, tahkim ve dönüşüm.                 Cornell H. Fleischer bu konuda biraz daha radikal: Osmanlı’nın Kanuni’den sonra duraklamadığını, aksine kökleştiğini, klasik denilen dönemin bu asırdan sonra oturduğunu söylüyor. İlber Ortaylı’nın “hükümdarların sonuncusu” olarak vasıflandırdığı II. Abdülhamit’i örnek vererek söyledikleri de bundan pek farklı değil: “bizim battığımız, çürüdüğümüz, çöktüğümüz yoktur. Senelerce bu memlekette hem sağda, hem solda insanlara tarihte bu öğretiliyor: Batmak. (…)  Hiçbir şekilde battığımız yoktur. Biz diriyiz. Daima değişiyoruz, daima değişen dünya şartlarına kendimizi uydurmaya çalışıyoruz, daima öncü olmak için kavga ediyoruz ve önümüzde model de yoktur. (…) Bunu yaparken çok büyük kahramanlıklar, çok asil manzaralar çizdiğimiz gibi çok büyük sersemlikler, şaşkınlıklar da sergiliyoruz. Hepsi kendi çizdiğimiz senaryoya, hepsi yazdığımız maceranın muhtevasına dâhildir.”]]></description>
		
					<wfw:commentRss>http://www.mustafaarmagan.com.tr/genel/osmanlinin-geriledigi-yalan-mi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>2</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Mustafa Armağan nereye gidiyor?</title>
		<link>http://www.mustafaarmagan.com.tr/genel/mustafa-armagan-nereye-gidiyor/</link>
					<comments>http://www.mustafaarmagan.com.tr/genel/mustafa-armagan-nereye-gidiyor/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Armağan]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 20 Jul 2011 14:24:34 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[Yankılar]]></category>
		<category><![CDATA[Suavi Kemal YAZGIÇ]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.mustafaarmagan.com.tr/?p=4572</guid>

					<description><![CDATA[Suavi Kemal Yazgıç, dünyabizim için Mustafa Armağan’ın yazın serüvenini inceledi. Mustafa Armağan’ın üç dönemi Bir yazarın çalışmalarını kronolojik sırayla takip etmek, onun yazma macerasındaki evreleri tespit etmek için kolaylıklar sunabilir. Hele hele söz konusu olan yazar Mustafa Armağan gibi velut bir kalem ise bu tek tek kitapların nasıl bir büyük tablonun parçası olduğunu anlayabilmek adına gerekli olabilir. Kendi adıma Mustafa Armağan’ın çalışamalarını üç döneme ayırırken, söz konusu dönemlerin birbirlerinden “kopuşlarla” ayrılmadığını, tam tersine bir zinciri oluşturan baklalar gibi iç içe geçip, birbirlerini tamamladığını gördüm. Mustafa Armağan’ı ilk döneminde “zamanın ruhunu” okurken görürüz. Bu okuma çalışması tercüme ve teliflerle ilerler. Fritjof Capra’dan Batı Düşüncesinde Dönüm Noktası ve Yeni Bir Düşünce adlı iki kitabı Türkçeye kazandıran Armağan, bir yandan da Seyyid Hüseyin Nasr’ın Molla Sadrâ ve İlâhi Hikmet’ini tercüme eder. Bir yandan da İslam Bilimi Tartışmaları adlı bir derlemeyi yayına hazırlayan Armağan’ın “zamanın ruhunu” okuduğu telif kitapları ise Gelenek ile Gelenek ve Modernlik Arasında’dır. Mekanın ruhunu okumak İkinci dönem ise telifin ağırlık tutmaya başladığı yıllardır. Mustafa Armağan’ın bu dönemini “mekânın ruhu”nu okuduğu/yazdığı yıllar olarak da tanımlayabiliriz. Bu dönemde Armağan’ın, şehirleri, şehirlerin gelenek ile modernlik arasında yaşadığı dönüşümü analiz ettiğini söyleyebiliriz. Bu dönemi karakterize eden kitap ise “Şehir Asla Unutmaz”dır. Şehir, ey Şehir (1997), Bursa Şehrengizi (1998) (2. baskı Osmanlı’yı Kuran Şehir adıyla (2006), Alev ve Beton (2000), İstanbul Mavi Kırpar Gözlerini (2003) isimli kitaplarla devam eder. Bu dönem her ne kadar 2003’te yayınlanan Osmanlı: İnsanlığın Son Adası ile bitmiş olsa da önceki dönemin bakiyesi iki kitap da 2004’te okurla buluşur: İnsan Yüzlü Şehirler ve Kuğunun Son Şarkısı: St. Petersburg’da Zamanlar ve Mekânlar. Ve üçüncü dönem&#8230; Osmanlı: İnsanlığın Son Adası ise Mustafa Armağan’ın önceki iki dönemdeki mesaisini olaylara ve kişilere yönelttiği üçüncü dönemin başlangıcıdır. Bu noktada Mustafa Armağan’ı bir tarihçiden ziyade tarihi verileri okuyarak anlamlandıran biri olarak gördüğümü ifade etmek isterim. Onun kitapları ise reddi miras çağının zehirli kalıntılarını temizleyen birer panzehirdir. Nitekim Mustafa Armağan da Genç Adam dergisinin “Tarihçi olmayı ne zaman düşündünüz?” sorusuna verdiği yanıtın ilk cümlesi çok net: “Hiçbir zaman! İlk yazımın yayınlandığı 1978’den bu yana tam 29 yıl geçmiş. Sürekli sorgulayan bir yazar olmak istemişimdir. Bunu daha önce bilim felsefesi, modernleşme, gelenek, edebiyat ve kültür alanlarında yapardım, bugün tarih denizinde yüzüyorum. Yarın hangi alanda olacağımı bilmiyorum. Belki de romancılıkta karar kılarım, kim bilir! Kendime hiçbir zaman tarihçi demedim, denilmesini de istemedim. Çünkü dikkatli okurun bildiği gibi yaptığım farklı bir şey. ‘Tarihle birlikte düşünme’ye çalışıyorum. Tarihçinin derdi tarihi anlamaktır, benimkisi ise tarihi bir düşünce malzemesi olarak kullanıp onun üzerinden sorgulamalarda bulunmak.” Anıları, gazeteleri, tarihçilerin çalışamalarını ve belgeleri ezberlerimizi bozmak için okuyup, yorumlayan Mustafa Armağan’ın bir anlamda Gelenek ve Modernlik Arasında’yı yazarken murat ettiği ne ise Kazım Karabekir’in Gözüyle Yakın Tarihimiz’e imza atarken de güttüğü benzer bir kaygıdır: Hakikatin bize ezberletildiği gibi olmayabileceğine işaret etmek. Bu dönemde Armağan’ın çok daha velüt olduğunu söyleyebiliriz. Kır Zincirlerini Osmanlı, Osmanlı Tarihinde Maskeler ve Yüzler, Abdülhamid’in Kurtlarla Dansı, Ufukların Sultanı: Fatih Sultan Mehmed, Küller Altında Yakın Tarih, Efsaneler ve Gerçekler, Büyük Osmanlı Projesi, Gülün Fethi – Fatih Sultan Mehmed, Osmanlı’nın Mahrem Tarihi bu kitaplardan sadece bazıları… Mustafa Armağan nereye gidiyor? Kazım Karabekir’le ilgili kitabındaki kimi bölümlerin uzaktan uzağa bir roman yazarının temrinleri olduğunu görünce, kendi adıma “Belki de romancılıkta karar kılarım, kim bilir!” cümlesinde de bir gerçek payı olduğunu düşündüm. Kim bilir belki de ufukta Mustafa Armağan’ın yazarlığında dördüncü bir dönem başlayacaktır. Belli mi olur? Onu da nasipse yaşayıp, görürüz… &#160; Fotoğraf galerisi için tıklyaınız: http://www.dunyabizim.com/gallery.php?id=278 &#160; Suavi Kemal Yazgıç tahlil etti]]></description>
		
					<wfw:commentRss>http://www.mustafaarmagan.com.tr/genel/mustafa-armagan-nereye-gidiyor/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Oral Çalışlar&#8217;ın feminist şakası</title>
		<link>http://www.mustafaarmagan.com.tr/genel/oral-calislarin-feminist-sakasi/</link>
					<comments>http://www.mustafaarmagan.com.tr/genel/oral-calislarin-feminist-sakasi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Armağan]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 14 Jul 2011 15:17:27 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[Yankılar]]></category>
		<category><![CDATA[Akif BEKİ]]></category>
		<category><![CDATA[Avrupa'nın 50 Büyük Yalanı]]></category>
		<category><![CDATA[Erkek egemen dil]]></category>
		<category><![CDATA[Oral ÇALIŞLAR]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.mustafaarmagan.com.tr/?p=4563</guid>

					<description><![CDATA[Avrupa&#8217;nın 50 Büyük Yalanı Hakkındaki Bir Yazı &#8216;Erkek egemen dil&#8217; söylemini benimsemek, mefhum-u muhalifinden bir &#8216;kadın egemen dil&#8217;in varlığını da kabul etmektir. Diğer her şey gibi feminist klişeler de geç gelip geç gidiyor bizden. ‘Erkek egemen dil’ tabiri, doğduğu topraklarda modası çoktan geçmiş o klişelerden biri. En son, Oral Çalışlar’ın benim için köşesine bıraktığı notta karşıma çıktı. Eski modayı izlemeye çalışırken ‘Kabineye seksist bakış’ yazımın ana fikrini de ıskalamış üstelik. Oral Çalışlar’ın eleştirisi, feminist dünyanın trendlerini takipte nasıl geri kaldığımızın ispatı. Bu da tartışmayı sürdürmek için kaçırılmaz bir fırsat veriyor bana. Günümüz feminist entelektüelleri arasında en demode olan görüşünden başlayalım. Şöyle diyor: “Akif Beki, hükümette yalnızca bir kadın bakan olmasına yönelik eleştiriler karşısında ‘Cinsiyet değil ehliyet önemli’ ifadesini kullanarak geleneksel ‘erkek egemen’ kültürün dilinden bir cevap verdi.” ‘Erkek egemen dil’ söylemini benimsemek, mefhum-u muhalifinden bir ‘kadın egemen dil’in varlığını da kabul etmektir. Ben ikisine de karşıyım. Temel itirazım, kadın ya da erkek egemen oluşuna bakmadan, kadınlık veya erkekliği siyasal kimlik olarak kullanan dileydi zaten. Kabineye cinsiyetçi gözlüklerle bakılmasıydı eleştirdiğim. İster erkek, ister kadın cinsiyetçiliği marifetiyle olsun, cinsel kimliklerin siyasallaştırılmasını sorunlu buluyordum. Çalışlar’ın yaklaşımı, haklı çıkarmıyor mu beni? “Cinsiyet önemli olmasa, ‘kadın kotası’ konusu, modern dünyadaki toplumbilimsel tartışmaların odak noktasında yer almazdı” diyor bir de. Kadınlara pozitif ayrımcılık, siyasi kota ve benzeri talepler, feminist hareketin önemli isimleri tarafından bile reddediliyor artık. Eşitlik iddiasına aykırı ve kendi içinde tutarsız oldukları için bu fikirler bizzat feminizmin ideologları tarafından özeleştiri konusu yapılıyor yıllardır. Feminist dilin çöküşüne vesika isteyenler için, Amerikan National Review dergisinin 18 Kasım 1991 tarihli sayısı arşivlerde duruyor. Kapak başlığında, ‘The Goddess that Failed’ yazıyor. Siyaset felsefecisi Kenneth Minogue’dan ‘İflas Eden Tanrıça’nın hikâyesini okumalısınız mutlaka: “Kadınlar erkeklerle eşit, hatta ‘aynı’ olarak tanımlandığında bu defa erkeklerin standartları çıta olarak kadının önüne konulmuş oluyor; o zaman da ‘kadınlara özel’ muamelelerin gerektiğini iddia ediyorlar. Bu ise tam da baştan kaçmaya çalıştıkları ayrımcılığın bu sefer gönüllü olarak kendi elleriyle benimsenmesi anlamına geliyor&#8230; Feminizm, serbest ve kolay eşitliğe sahip bir geleceğe hızla sıçramak isteyen kıt yetenekli kadınların sabırsızlıklarının (Marksizm’inkine) benzer bir istismarıdır. Başka türlü, feministlerin, Batı’nın ana damarındaki başarının dayandığı hüner, yapabilme gücü ve dirayete gösterdikleri şaşırtıcı ilgisizlik neyle izah edilebilir? Başka türlü, anayasaya konulacak bir maddeyle otomatikman bütün senatörlüklerin yüzde 50’sinin kadınlara verilmesi gerektiği gibi çılgınca bir talep nasıl açıklanabilir?” Daha fazlası için Mustafa Armağan’ın ‘Avrupa’nın 50 Büyük Yalanı’ kitabına başvurabilirsiniz. Yer darlığından, diğer okuma parçalarını cumartesi yazısına saklıyorum. Buyurun size, Çalışlar’ın hayli geriden gelen bir görüşü daha: “Siyasette ehliyetin erkeklere mahsus bir beceri olduğu iddiası, artık erkeklerin bile savunamadığı boş bir inanç olmaktan öteye gitmiyor.” Çok doğru, fakat kim iddia etmiş bunu, belirtmiyor notunda. Kabineye seksist bakışa getirdiğim eleştirinin ana fikri bu değildi. Erkekler gibi kadınların da ehliyet, liyakat, beceri kriterleriyle tartılması gerektiğini söylüyordum. Fatma Şahin’in kadın olduğu için değil, başarılı olduğu için kabineye alınmasını örnek gösteriyordum buna. “Selma Aliye Kavaf’ın kadınlığı, başarısızlığını örten bir maske olmamalı” diyordum. “Eskiden iki kadın bakan vardı, yeni kabinede bir kadın yer alıyor. Sayısal olarak yüzde 50’lik bir düşüş olabilir ama niteliksel olarak da öyle mi” diye soruyordum ayrıca. Yani demek istiyordum ki, ehliyetli bir kadın, ehliyetsiz iki kadından daha çoktur. Erkekler için geçerli olan neyse, kadınlar için de odur. Zannımca, ehliyetin erkeklere has bir meziyet olduğu sonucu, zorlamayla bile çıkmaz bu sözlerden. Hayır, o kadar değildir. Çalışlar şaka yapmıştır, şaka! Kaynak: http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=RadikalYazar&#38;ArticleID=1056229]]></description>
		
					<wfw:commentRss>http://www.mustafaarmagan.com.tr/genel/oral-calislarin-feminist-sakasi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Üç kuşak aydını o yetiştirdi</title>
		<link>http://www.mustafaarmagan.com.tr/genel/uc-kusak-aydini-o-yetistirdi/</link>
					<comments>http://www.mustafaarmagan.com.tr/genel/uc-kusak-aydini-o-yetistirdi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Armağan]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 14 Jul 2011 15:14:46 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[Yankılar]]></category>
		<category><![CDATA[Bulutları Delen Kartal]]></category>
		<category><![CDATA[Cemil Meriç]]></category>
		<category><![CDATA[Harun KARABURÇ]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.mustafaarmagan.com.tr/?p=4561</guid>

					<description><![CDATA[Türk düşünce dünyasının önemli isimlerinden Cemil Meriç&#8217;in 1964 ile 1987 yılları arasında çeşitli yerlerde yayınlanan röportajları Bulutları Delen Kartal isimli kitapta bütün olarak okuyucuya sunuluyor HARUN KARABURÇ Mustafa Armağan&#8217;ın Sezai Coşkun ile beraber hazırladıkları Bulutları Delen Kartal, Türk düşünce dünyasının önemli isimlerinden Cemil Meriç&#8217;in röportajlarından bir derleme sunuyor okura. Dördüncü baskısı Timaş Yayınları tarafından yapılan kitabın yeni baskısında birkaç önemli değişiklik yapıldığını Armağan&#8217;dan öğreniyoruz. İlk baskılarda Armağan ile yapılmış bir söyleşi kitabın yeni baskısında bulunmuyor. Bunun yanında Cemil Meriç&#8217;in 1981-1983 yıllarında Türk Edebiyat Vakfı&#8217;nda yaptığı düşünülen bir söyleşisi daha eklenmiş yeni baskıya. &#8220;Klasiklerimizi yeniden okuma; yani Şinasi&#8217;yi, Namık Kemal&#8217;i, Ali Suavi&#8217;yi, Ahmet Mithat&#8217;ı, hatta &#8220;Kin&#8221; şairi Emin Bülend&#8217;i; Elbette Tunuslu Hayreddin Paşa&#8217;yı, Mehmed Akif&#8217;i, Bediüzzaman Said Nursi&#8217;yi, Said Halim Paşa&#8217;yı, Necip Fazıl&#8217;ı, Nuretin Topçu&#8217;yu, Sezai Karakoç&#8217;u, ve selefleri kadar &#8220;büyük&#8221; teklifleri olmasa da Kemal Tahir&#8217;i, Peyami Safa&#8217;yı, Yahya Kemal&#8217;i ve diğerlerini yeniden okuma zahmetine katlanmadan mesafe alabileceğimizi, hakikaten &#8220;yeni&#8221; bir şeyler söyleyebileceğimizi zannediyorsak aldanıyoruz.&#8221; diyor Mustafa Armağan kitabında. Cemil Meriç de bu bağlamda alınacak mesafeyi hızlandıracak aydınlarımızdan en önemlilerinden biri şüphesiz. Armağan&#8217;ın &#8220;Cemil Meriç&#8217;i 21. Yüzyıl&#8217;ın bu çetin dönemecinde gözümüze giderek &#8216;batar&#8217; hale getiren şey nedir sahiden de?&#8221; sorusu ve tespiti de bu kitabın okunma gerekliliği. FİKRİN GELİŞİM SEYRİ Kitabın yeni baskısı için yapılan değişiklerden sonuncusu ise daha önce sistematik olarak sıralanmış olan söyleşilerin bu kez kronolojik olarak sıralanmış olması. Bu sayede Meriç&#8217;in fikirlerinin gelişim seyrinin takibini kolaylaştırdıklarını belirten Armağan, Cemil Meriç&#8217;in külliyatına bir nebze de olsa katkı sağlamış olmak dileğinde. Kitabı hazırlayan diğer isim Sezai Coşkun ise Türk düşünce hayatında Cemil Meriç&#8217;in yadsınamayacak yerine dikkat çekiyor. Meriç&#8217;i bir medreseye benzeten Coşkun, &#8220;1970&#8217;ten itibaren Türkiye&#8217;de yetişen üç kuşak içerisinde Cemil Meriç medresesinden geçmemiş yok gibidir&#8221; diyor. Kitaptaki söyleşilere gelecek olarsak sayıca çokça kabul edebileceğimiz bu röportajlar Doğu-Batı meselesi, Türk toplumunun medeniyet serüveni üzerine ince fikirleri masaya yatırma gereksinimi uyandırıyor. Türk aydını kimdir, nasıl olmalıdır soruları bir kez daha zihinlerimizde çakıyor. ROMAN ŞÜPHENİN VE SUALLERİN ÜLKESİ 1964 ile 1987 yıllarını kapsayan röportajlar &#8220;Başlıca işim düşünmek ve düşündüklerimi cemiyeti sunmaktır.&#8221; diyen Cemil Meriç&#8217;in düşünce dünyasına dair ilginç kabul edilebilecek bilgiler de sunuyor okura. Divan edebiyatında Avrupai anlamda romanın olmayışını insani ilimlerin gelişmiş olmasına bağlanıp bağlanmayacağı sorusuna Meriç&#8217;in verdiği cevap oldukça düşündürücüdür: &#8220;Efendim, Osmanlı&#8217;da, âlem-i İslam&#8217;da ilimler vasıtadır ve son derece inkişafa mazhar olmamıştır. Çünkü ehemmiyet verilmemiştir fazla. Mühim olan dini ilimlerdir. Dini ilimler de vahye dayanır, nassa dayanır. Binaenaleyh romanın at koşturacağı bir saha yoktur. Yani vahyin hâkim olduğu sahada romanın ve romancının söyleyeceği bir söz yoktur. Bu itibarla romanın gelişmesine imkân yoktur. Çünkü romandan çok daha ciddi, çok daha kat&#8217;i, çok daha mutlak hakikatlerin ifade edildiği dini ilimler vardır. Mutlaklar dünyasında romana ihtiyaç yoktur. Roman şüphenin, henüz belli olmayanın, hatta suallerin ülkesidir. Esasen edebiyat bütünüyle bir eğlencedir. Yani bir boş vakit geçirme vesilesidir. Şiir de öyledir, hikâye de öyledir.&#8221; Bu sözlerinden sonra &#8220;Bu durum, Türk edebiyatı için bir noksanlık kabul edilebilir mi?&#8221; sorusunu ise Cemil Meriç, &#8220;Ne münasebet efendim, hayır. Roman, hasta toplumların mahsulüdür&#8221; diyerek cevaplıyor.  Osmanlı&#8217;nın irfanı Türkiye&#8217;nin kültürü Doğu-Batı ve medeniyet algısı hususunda Türk aydınının görüşleri, tavırları, aldığı tepkileri nasıl olmalı sorunsalına da günümüzden bakma fırsatı sunuyor Cemil Meriç&#8217;in cevapları. Her biri zihinlerimizde yeni kapılar aralıyor. Örnek olarak Meriç&#8217;in kültür ve irfan üzerine Mehmet Akif Ak&#8217;a söylediği şu anlamlı sözleri aktaralım: Bence kültür, bir Batı mefhumudur. Bu itibarla Batı&#8217;dan aldığımız bilgiler için, başka bir deyişle irfanımızın sığlaşmış, soysuzlaşmış, yabancılaşmış kısımları için kullanılmalıdır. Yani bir Osmanlı irfanından, bir de Cumhuriyet kültüründen söz edebiliriz. YAYIN TARİHİ: 14.07.2011 Kaynak: http://www.yenisafak.com.tr/KulturSanat/?i=329868]]></description>
		
					<wfw:commentRss>http://www.mustafaarmagan.com.tr/genel/uc-kusak-aydini-o-yetistirdi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
