• Home
  • Genel
  • Sultan Abdülhamid’in Kars’ı kurtaran fermanı 

Sultan Abdülhamid’in Kars’ı kurtaran fermanı 

Âhir bu Kars eli Moskofa kalmaz,

Ermeni bin dese, “Hayasdan” olmaz,

İncelir Âl-i Osmân, kırılmak bilmez

Kurtarır bizleri, pâyidâr olsun.

Hanaklı Ahmed Mazlumî adlı halk şairinin 1905 tarihli “Çar İkinci Nikola Destanı”nda geçen bu meşhur kıta, Rus işgali karşısında Müslüman halkın bağrından tüten yanık feryatlardan biriydi. 40 yıl süren Rus işgali 3 Mart 1918’de Brest-Litovsk Antlaşmasıyla sona erecek ve Kars ana vatan topraklarına dahil olacaktı. 

1080 yılında Selçuklu Sultanı Melikşah’ın kesin fethi ile bize hediye ettiği Kars birçok ilke imza atmıştı. Anadolu’da Türklerin yaptığı ilk cami olan Ani’deki Menuçehr Camii Kars vilayetindedir. Sultan Alparslan ilk Cuma namazını 20 Ağustos 1064 yılında bu camide kılmıştı. Bu arada Osmanlı Devleti’ni kuracak olan Kayı boyu göçebeleri birkaç yıl Kars’ın Sürmeli çukurunda kışlamış, yazları Pasin ovasına inmişti. Tarih ve talihimizin dönüm noktası burada yaşanacaktı. Kayı boyu beyleri toplanıp Horasan’a mı dönsek yoksa burada mı kalsak diye istişarede bulunmuşlardı. Ertuğrul Gazi ise yanına kardeşi Dündar’ı alarak,

Dönen dönsün, biz burada kalıyoruz, 

demiş, diğerleri Horasan’a dönerken o tarihi altüst edecek bir maceranın harcını karacağını adeta sezmişti. İşte Fahrettin Kırzıoğlu’nun deyişiyle “koca Osmanlı tarihinin “dibace”si (önsözü) de, Eski Oğuzlar’ın başkenti “Sürmelü”de, kutlu Kars ilinde yaşanıp yazılmıştı!”

Kanuni Sultan Süleyman çağında, 1534 Haziranında Osmanlı sınırlarına dahil olan Kars, 1807-1917 arasında tam beş Türk-Rus savaşına ve üç Rus işgaline tanık olacak, maddi ve manevi varlığından çok şeyler kaybede kaybede Kâzım Karabekir’in nihai kurtarışını bekleyecekti. Lakin esaret altında yaşanan bir 40 yıl vardır ki, eğer o 40 yıl dirayetli ve fatîn bir elin müdahalesi olmasaydı Kars’ın da Ahıska veya Batum’un başına gelen ‘köklerin kuruması’ diyebileceğim felaketi yaşaması kaçınılmaz olurdu.

Sultanın fermanı
ÖNE ÇIKAN VİDEO

Sultan Abdülhamid’in iktidarının henüz ilk yılında, geriye Meşrutiyet olduğu için engel olamadığı “93 Harbi” diye bilinen Rus Savaşı, Kars ve Erzurum Müdafaası ile Plevne kahramanlığı gibi parlak sayfalar bıraksa da, Osmanlı tarihinin şahit olduğu en ağır yenilgilerden biri oldu. 200 bin km2 civarında toprak kaybıyla sonuçlanan savaşta ayrıca “savaş tazminatı”na karşılık Kars, Ardahan ile Batum sancaklarımız Rus Çarlığı’na terk edildi. Bu arada Erzurum’un Oltu, Şenkaya ve Olur, Artvin’in Ardanuç ve Şavşat ilçeleri ile Artvin merkez ve Borçka ilçeleri de savaş tazminatına dahil edilmiş, yani Rus işgaline bırakılmıştı.

Rus işgali resmen daha başlamadan Kars’ta göç davulları çalmaya başlamıştı. İlk gidenler, cezalandırılacakları açık olan muharip Karslılar oldu; 15 Ekim 1877 Alacadağ bozgununun ardından ordumuzla birlikte Erzurum’a çekildiler. Arkası gelecekti…

3 Mart 1878’de aleyhimize son derece ağır şartlar içeren Ayastefanos Antlaşması imzalandı. 

13 Temmuz 1878 Berlin Kongresi’nde Prens Bismark sayesinde şartlar biraz hafifletildi. 

Lakin tarihçilerin pek dikkat etmediği 8 Şubat 1878’te Ruslarla imzalanan İstanbul Muahede-i Kat’iyyesine, yani “Kesin Antlaşma”ya göre Lozan’daki Kıbrıs maddesinin bir benzeri mahiyetinde üç yıl içinde Osmanlı Devleti’ne gitmeyenler Rus tebası sayılacak (Lozan’a göre Kıbrıs’ta da İngiliz tebası sayılacaklardı), bu sırada Osmanlı topraklarından gayri Müslimler getirilip Kars köylerine yerleştirilecekti. Ukraynalı, Malakan, hatta Volga boyundaki Alman köylüleri ile Estonyalı bir köy halkı da Kars köylerine yerleştirilmişti (bugünkü Karacaören köyü ahalisi bunların torunudur.)

Yerli halkın “Kırk yıllık kara günler” dediği işgal döneminde bölgenin Ruslaştırılıp Türk-İslam kimliğinden tecrit edilmesi için ellerinden geleni yapan Çarlık yönetimi İstanbul, Trabzon ve Erzurum’dan gazete ve kitap girmesini yasaklamıştı. Mankurtlaştırma operasyonu ancak zecri tedbirlerle başarıya ulaşabilirdi çünkü.

Böylece 4 yıl içerisinde 82 bin Müslüman nüfus Kars’tan göçmüş, şehir merkezinde ise 1877’de sayıları 20 bin iken ancak 40 Müslüman aile kalabilmişti. Tehlike büyüktü. Sonradan Kıbrıs’ta oynanacak oyunun bir benzeri yarım asır önce Kars’ta temsil ediliyordu ki, Sultan Abdülhamid’in müşfik eli imdada yetişti. O el ki yaraları sarmasıyla meşhurdu, bir de şair Mazlumî’nin dediği gibi “ipler incelse de koparmamasıyla”. (Sofya’daki Sofu Mehmed Paşa Camii’nin yıkılmasına nasıl önlediğini Abdülhamid’in Kurtlarla Dansı’nın 3. cildinde anlattım).

İşte Kırzıoğlu’nun anlatımıyla o ferman ve fetvanın Karslıların imdadına Hızır gibi yetişmesi:

“Türklerden ancak 40 aile kalabilmiş, bunlar da göçmek üzere iken ilk Osmanlı Şehbenderi’nin ulaştırdığı Şeyhülislam’dan çıkan gizli Fetvâ ve Sultan Hamid’in Fermanı ile câmi ve türbeleri beklemek ve “Ezân-ı Muhammedî”yi devam ettirerek din içinde din saklayıp büyük sevaba ermek için” yakında kurtuluş umuduyla yerlerinde kalmışlardı. (…) Ruslaştırma siyasetine karşı din adamları ile okumuşların kışın odalarda ve toplantı yerlerinde okudukları Siret-i Nebeviler, Battal Gazi, Ahmediye, Muhammediye, Envâru’l-Âşıkîn, Delâil-i Hayrât, Ma’rifetnâme, Yunus Emre ve Ramazan ilahileri gibi Türkçe dinî eserler ile, çok usta halk hikâyecilerinin her düğün ve dernekte anlattıkları Köroğlu Boyları, Yaralı Mahmud, Emrah ile Selvi, Tahir ile Zühre, Aşık Garib gibi türkülü kahramanlık ve aşk hikâyeleri, saz şairlerinin millî ve vatanî şiirleri, Türk-Rus savaşlarına ve Moskof zulümlerine ait destanlar İslamlık ve Türklüğün manevî varlığını koruyup beslemiştir.”

Her Cuma ve Bayram namazlarında camiye gelen Osmanlı Şehbenderi (elçilik görevlisi) ile gizli ve açık temaslarla dışarıdan haberler alınabiliyor ve yazımızın başındaki şiirde denildiği gibi Osmanlı’nın bir gün tekrar “geri geleceği” beklentisi halkta diri tutuluyordu. “Bütün halkta, Japon Savaşı’nda yenilen “Zâlim Moskof”un artık sonunun yaklaştığı ve ‘Âl-i Osman’ denilen şanlı Türk devletinin şevket bularak buraları yakında kurtaracağı inancı gelişmişti” diyor Kırzıoğlu ve ekliyor:

“1829’dan sonra Ahıska’nın ve 1923’ten bu yana Kıbrıs’ın başına gelen Türk nüfusunun azalma ve yok olma felâketi, Kars ilini de sarıyordu. Bu millî ve giderilmesi imkânsız kayıpların önüne, İstanbul’da Sultan Hamid’in Hatunoğlu Müşir Kurd İsmail Hakkı Paşa gibi Kars eşrafının v e Erzurumlu Sadullah Bey gibi koyu milliyetçi diplomatların telkinleriyle verdiği bir “Ferman”a göre Kars’a gelen ilk Osmanlı şehbenderinin Şeyhülislam Hasan Hayrullah Efendi’nin Fetvasını Kars Müftüsüne tatbik ettirmesi geçmiştir. 40 yıllık Moskof esaretinden Kars İlini ve Artvin’i gerçek anlamıyla kurtaran, işte bu Fetva ve Sultan Hamid’in fermanıdır. (Fetva metnini yazımızın yeniakit.com.tr’deki yayınında bulacaksınız.)

Sultanım, “sen kaç köşeli yıldızsın”!

Fetva metni

Ey Müslüman kardaşlar,

Padişahımız Efendimiz buraları, geçici bir zaman için harb tazminatı yerine Ruslara bırakmıştır. 21 yılın bitiminde tazminat ödenince, buralar geri alınacaktır. Gaziler Ocağı, Şehidler Yatağı mübarek Kars’tan Ezan-ı Muhammedî ve Müslüman sesi kesilmesin. Cami ve mescidlerin, türbelerin hatırı için, kâfirin zulmüne katlanarak vatanda kalıp, ekseriyeti temin etmek, din içinde din saklamak, ibadetlerin en büyüğüdür ve millet hizmetidir. Eğer sizler de göçüp giderseniz, burası Ahıska gibi olacak, her yere kâfir muhacirleri dolacak, cami ve mescidleri ya kilise veya ambar olacak, minareleri yıkılacak, türbeleri bozulacaktır.

Cenab-ı Allah din içinde din saklayanların bir günlük ibadetini yedi yıllık en huluslu ibadete bedel tutar. Ata-dede topraklarımızı bırakmayalım. Dinimizin hükmü ve Şevketlü Padişahımızın fermanları bunu emrediyor…”

Fahrettin Kırzıoğlu, “Kars’ı Kıbrıs gibi olmaktan kurtaran fetva”, Türk Kültürü, Sayı 22, 1964, s. 185-190. 

Bir cevap yazın