• Home
  • Genel
  • ‘Cadı avı’nın gerçek hedefi neydi?

‘Cadı avı’nın gerçek hedefi neydi?

“Cadı avı” geleneği, Avrupa tarihinde yargılama, işkence ve yakma sahneleri ne kadar etkileyici ve akıl çelici olursa olsun aslında doğmakta olan modern iktidar veya devletin kendisi dışındaki bütün güç odaklarını bastırma, itaat ettirme ve uysallaştırma siyasetinin somut bir uygulaması olarak bilinmelidir.

“Cadı avı” denilince aklıma ister istemez okuduğum vakit ziyadesiyle etkilendiğim Robert Muchembled’nin “İşkenceler Zamanı” adlı kitabı geliyor (Çev.: Ali Berktay, Tümzamanlar Yay.: 1998). Yazar Avrupa’nın bu utanç dolu yüzyılları (1430 ile 1780 yılları arasındaki o 3,5 asır) hakkında çok ilginç ve ayrıntılı bilgiler sunuyor ve ilerlemenin, modernliğin, laikliğin, rasyonalitenin ve millî devletin Avrupa’da hangi işkence, disiplin ve itaat ettirme teknikleri pahasına gerçekleştirildiğini Fransa ağırlıklı olarak yetkin bir şekilde ortaya koyuyor.
kapak

ABD Massachussets’de yakalanan 6’sı kadın 8 kişi cadılıktan suçlu bulunup cezalandırılıyor. Nehre atılan kişi masumsa yüzecek, değilse boğulacakmış.

15. yüzyılda Fransa’da başlayan ve kısa sürede Avrupa kıtasının büyük bir kısmına sıçrayan cadı avcılığının gerçek sebebini de açıklıyor Fransız tarihçi. Muchembled’ye göre cadı avları ve onların yargılandıktan sonra köy meydanlarında diri diri yakılması hadisesi, aslında o Max Weber’in toz kondurmak istemediği ve modernliğin başlangıcına konumlandırdığı Orta Çağ şehirlerinin halis muhlis bir ürünüydü. Zira Orta Çağ şehrinin kaba, şiddetli ve kriminel (suçların cirit attığı) bir ortam olduğuna şüphe yoktur ve devrin Batı’sında “şiddet her yerde geçer akçedir.”

cadiavci

Cadı avcılığının sonucunda yakılmak da vardı.

Batı’da iktidar, yeryüzünde huzura kavuşturulmuş, Prensin kılıcıyla düzene sokulmuş bir ‘Tanrı şehri’ inşa etmek için kolları sıvamıştır. 1570 yılında II. Philippe’in emriyle Hollanda’daki isyancılara karşı yazılan bir talimatnamede suçlar ve kötülükler cezalandırılınca Tanrı’nın öfkesi yatıştırılmış olacak, “Cumhuriyet kötü haylazlarından kurtulacak”, böylece barış ve huzur geri gelecektir deniliyordu (s. 172).

Cadılar köylüler arasından çıkıyordu her şeyden önce. Köylüler ise kaba sabalıkları ve murdarlıkları yüzünden şehre sokulmamaları, surların dışına atılmaları gereken “yabancılar”dı.

cadi asilmasi

Cadılar asılarak cezalandırılıyor.

Dahası, cadılar kadındı. (Haydar Akın’ın araştırmasından yargılananlar arasında bir miktar ‘çocuk cadı’ da bulunduğunu biliyoruz.) Kadınlar da köylüler gibi tabiatı ve ötekini temsil ediyorlardı ve onlar gibi tekin değillerdi. Onlar da tabiat gibi kutsanmış, takdis edilmiş olan surlarla çevrili şehrin sınırları içine sokulmamalı yahut sokuluyorlarsa bile ortalıkta fazla görünmemeliydiler. Zira temiz değillerdi ve şehri kirletiyor, kutsallığına zarar veriyorlardı.

cadi supurgeYakarak aydınlanma(!)

Bu iki direniş odağının itaat altına alınması iktidarın menfaati gereğiydi. Hem kadın, hem de köylü olan cadı figürü hem erkek, hem de devleti temsil eden yargıçların hedef tahtasına yerleştirilmişti. Şu açık ki, cadılar “günah keçisi” olarak seçilmişti. “Onların kurban edilmesi, yürüyen modernliğe karşıt eski köylü dünyası düzeninin yok edilmesini hedeflemektedir.” Kadın, köylü kadın ve kırsal dünya sırayla itaat altına alınacaktır. Robert Muchembled’ye göre cadıların avlanması ve yakılarak “temizlenmesi”, “ön planda kadın, onun arkasında köylü kadın, daha da geride kırsal dünyanın bütünü”nün merkezî iktidarın disiplini altına alınması stratejisinin vazgeçilmez bir parçasıydı.

Cadıları yakarak kül etmek, koruyucu bir kaygıdan kaynaklanır gibidir. Yargıçlar hem kendilerine, hem de akrabalarına gelebilecek lanetlerden korkmaktadırlar zira. Hatta ‘derin hocalar’ getirerek mahkeme salonlarından üç harflileri kovdurduklarına bile şahit olunurdu. Emin olamadıklarında durum daha da vahim şekiller alabiliyordu: Kadınların cesetleri mezarları kapanmadan önce kalplerine sokulan bir kazıkla yere çivileniyordu. (Vampir inancı buradan gelir.)

Cadı avları, zannedildiği gibi sadece büyücülüğe, hurafelere, bâtıl inançlara karşı açılmış bir Aydınlanma savaşından, “yakarak aydınlanma”(!) hukukundan ibaret değildi. Gerçekte bu, zaman zaman iktidarı temsil eden şehirleri tehdit etmiş bulunan kırsal bölgelerin devlet denetimi altına alınması stratejisinin doğal bir parçasıydı. Cadıların meydanlarda yakılması uygulaması ise temelde bu feci hallerini seyredecek köylülere iktidarın kahhar gücünü göstermek ve itaate zorlanmalarını temin etme amacına matuf bir uysallaştırma stratejisiydi.

Nitekim 1650’lere doğru gidildiğinde Fransa’da köylülerin sırtına yüklenen vergilerin durmadan arttığına tanık olunur. Vergi, tabiatıyla denetim demektir. Halk da buna isyan eder. Devletin cevabı sert olur. Kanunlar suçluları yakarak veya başka şekillerde cezalandırır, bu arada infaz öncesinde de suçlunun içine girmiş olan şeytanı çıkarmayı ihmal etmezler.

Bu cezaların 19. yüzyıl başları gibi iyice yakın tarihlere kadar sürdüğünü gösteren belgeler de vardır. Mesela 1807 yılı sonrasında şöminede yakılan veya yakılmakla tehdit edilen 9 cadıyla ilgili belgeler eldedir. Hatta Fransa’da, Tanzimat’ın ilanından (1839) hemen önce bir cadının fırında yakıldığını bile görüyoruz (s. 326). Ancak dikkat edilirse artık yakarak cezalandırmada hedefe varılmış, halkın yeterince ibret almış olması üzerine artık evlerin veya binaların içine alınan ‘ateş’ ile suçluların kapalı yerlerde cezalandırılması sistemine geçilmiştir.

Diyebiliriz ki, devlet kendisine rakip olabilecek, denetimi haricindeki odakları itaat altına alma hedefine ulaşmıştır. Bundan böyle cadılar artık somut birer tehdit olmaktan çıkacak ve ‘tatlı cadı’ türünden şirinliklere kalacaktır adları. Lakin “Hansel ile Gretel” masalında fırına itilip cayır cayır yakılan “hain cadı” o dönemin bir ipucu olarak hafızalarımızda yaşamaya devam edecektir.

Soma’nın 284 yiğidine

Soma, ah Soma! Bitmeyen gece. Hafızalardan silinmeyecek facia. Derinden yürüyen utancın nabzı.

Biliyoruz, hepimiz suçluyuz. Sizi en tabii hakkınız olan nefes almaktan mahrum bıraktık. Aslında siz suçluyu da aramıyorsunuz. Gündüzlerini geceye katık yapanların gecelerini hangi zalim ellerin kararttığından şikayetçi olmalarının bir anlamı var mı? Aradığınız, zannımca, sadece o serin selvilerin yeşil gölgesine çekilmek. Ve okursak bir Fatiha’ya intizar etmek.

Ey Soma’nın evlerine dönememiş yiğitleri! Sizin göremediğiniz güneşi ve yıldızları gördüğümüz için haklarınızı helal edin, n’olur! 

18 Mayıs 2014, Pazar

2 Comments

  • Cevdet Yılmaz

    18 Mayıs 2014 at 12:52

    Endülüs’te cadı avı dağlarda kuytu köşelerde tek tük kalmış kimsesiz aciz Müslümanları yok etmek için kullanılmış. İspanyol engizisyon mahkemelerinde domuz yağı ile pişen yumurtayı yemediği için veya sık sık yıkandığı için yargılanan İspanyollar; zavallı gizli Müslümanlar.

    Cevapla
  • ismail

    4 Haziran 2014 at 16:26

    Meydan Larusta görmüştüm galiba Fransada ortaçağda 6OO bin kadar kişi büyücü yada cadı olduğu iddiasıya yakılarak yada çeşitli şekillerde öldürülmüş Yönetimlerin halkın uzerine korku salmak ve onları sindirmek için bulduğu bir yöntem olmalı Canavarca bir yöntem

    Cevapla

Bir cevap yazın