• Home
  • Genel
  • Oniki Ada ve Musul Üzerinde İngiliz İpoteği

Oniki Ada ve Musul Üzerinde İngiliz İpoteği

“Ege adaları” mevzuu biraz karışık, zira Lozan’da bütün Ege adaları bahis konusu olmadı. Ege adalarının 1830’larda gideni var, 1913’te gideni var, Lozan’da gideni var zira.
Lozan’da bahis konusu edilen adalar Madde 12’de bize bırakılan İmroz, Bozcaada (ve Tavşan) adaları ile Yunanistan’a bırakılan Midilli, Sakız, Sisam ve Nikarya adaları ve 15. maddede İtalya’ya bırakılan Oniki Ada’dır. Ancak genelde Oniki Ada ile Ege Adaları karıştırılmakta ve bazı tarih profesörleri bile ‘Ege Adaları Lozan’dan önce verilmişti’ diyerek kirlilik yaymakta, Oniki Ada ve yukarıda saydığım dört adanın da Lozan’dan önce verildiğini iddia etmektedirler. Bunlara verilecek en kestirme cevap, Lozan’dan önce verildi ise acaba İstiklal Harbinde geri aldık da Lozan’da tekrar mı verdik? sorusu olmalıdır.
Demek ki Lozan’da durumları muallakta kalan iki (ufak Tavşan adası ile üç) Ege adası bize verilirken dört ada Yunanistan’a ama sayısı 12’den fazla olan Oniki Ada ise İtalya’ya bırakılmıştır. Böylece Lozan’dan kıyılarımızın Yunanistan ve İtalya tarafından demir bir perde ile çevrildiği kolu kanadı bağlanmış bir ülke olarak çıkmıştık.
Farklı bir yol izlenebilir miydi? sorunuz üzerine şunları söyleyebilirim:
Öncelikle Lozan’a hemen hiç hazırlıksız ve diplomasi tecrübesi bulunmayan delegelerle katılmıştık. O kadar ki İngilizlere karşı verdiğimiz karşı teklifte Meis adasını yazmayı unutmuştuk, ekte tutanakta da gördüğünüz gibi İngiliz baş murahhası Rumbold bunu ikrar kabul ederek geçivermişti.
Şimdi milli bir davanız varsa -bugünlerde başımıza petrol aramaları dolayısıyla bela olan- burnumuzun dibindeki Meis’in yüzlerce kilometre uzaktaki İtalya’ya, sonra da Yunanistan’a bırakılmasındaki tutarsızlığı konferansta izah edebilirsiniz ama neyse bu da gitsin derseniz netice bu olur. Oysa Sadrazam Tevfik Paşa Kasım 1922’de TBMM’ye bir mektup yazarak ‘Gelin, Lozan’a elbirliği ederek beraber katılalım, yapmayın etmeyin, elimizde dosyalar var, İngilizlerin karşısında birbirimize destek olalım’ dediyse de aldığı cevap saltanatın ve Osmanlı Devleti’nin kaldırılması oldu. Cevap tam da İngiliz cephesinin istediği gibiydi, zira biz Lozan’a DEVLET OLARAK KATILMADIK, HÜKÜMET OLARAK KATILDIK ve tabii TAPUMUZU LOZAN’DAN ALACAKTIK. HALBUKİ TAPUSU ELİNDE BULUNAN DEVLET-İ ALİYYE-İ OSMANİYEYİ KENDİ ELİMİZLE ÖLDÜRMÜŞTÜK!
Velhasıl Lozan’da devlet olabilmek için icazet alacaktık. Bu yüzden pazarlık gücümüz neredeyse hiç yoktu. Çünkü giderken bu ve benzeri vahim hatalar yapıldı.
Baş murahhaslarımızın, İsmet Paşa ve Dr. Rıza Nur’un diplomasi tecrübeleri yoktu dedik. Bakın ne oldu?
Lozan muahedesinin en başında Yunanistan sınırımız belirtilirken Çörek diye bir köyden bahsedilir. Bu köyün ahalisi Rum ise Yunanistan’a, Türk ise Türkiye’ye bırakılacaktır diye yazar. İsmet Paşa yüzbaşılığından beri Edirne’de yıllarca görev yaptı, Çörek köyünün ahalisinin çoğunun Rum olduğunu nasıl bilmez de Lozan antlaşmasına bunu yazdırır? Bunu yazdıracağına almak için bastıracaktı. Neticede köy Yunanistan’a kaldı.
Diyeceğim,o ki, Lozan’a giden heyetin amacı bir köy daha, bir Türk daha kazanmak değil, bize garanti edilecek topraklarda bağımsızlığımızı tanısınlar, yeter şeklindeydi. Çünkü ondan sonra yapılacaklar önemliydi.
Ali Naci Karacan’ın Lozan Konferansı ve İsmet Paşa adlı 1943 tarihinde Devletin bastırdığı kitapta geçtiği gibi toprak, azınlıklar, boğazlar, adli kapitülasyonlar ve iktisadi meselelerin de çoğunu müttefiklerin lehine hallettik, diye söylüyor açıkça. Geriye ne kaldı? Mali kapitülasyonların kaldırılması ile bir devlet olarak tanınma. Yurtta Sulh, Cihanda Sulh tavrı da gerçekte İngiliz yeni dünya düzeninin ışına çıkmayacağım demekti ve bu düzene bir eldiven gibi uyuyordu.
Asıl maksat, konferansın isminde geçtiği gibi Near Eastern yani Yakın Doğu, yani Osmanlı meselesinin kökten halliydi ve Lozan’la toprakları dağıtılan Osmanlının kafalarda bitirilmesi işi de devlet olma lutfunda bulunulan yeni rejim tarafından gönüllü olarak üstenilecekti. Hilafetten soyadlarımıza kadar format atılması, ezandan Ayasofya’nın kapatılmasına kadar uzanan ‘inkılaplar’ gerçekte Lozan paradigmasının acı meyveleriydi.
Oniki Adayı belki bir gün müstakillen ele almakta fayda var, çünkü 1923’te bitmez, 1947’de Yunanistan’a verilmesine kadar kadar uzanan bir dizi hata yapılmıştır ve bu hataların ceremesini Akdeniz’de petrol arama mücadelesinin hemen her aşamasında boğazımıza düğüm atılmışcasına hissediyoruz.
Musul meselesinde de çok sayıda hataya imza atıldı. Fakat orada da Türkiye Musul’a -tıpkı adalara olduğu gibi- kendi toprağı gözüyle bakmamış ve bu yüzden de asılmamıştır. Hem Lozan’da hem de İstanbul ve Ankara müzakerelerinde İngilizlere kendileriyle iyi geçinmenin toprak almaktan önemli olduğu söylenmiş, onlar da bundaki samimiyetimizi farkettikten sonra Musul meselesinde aralarda verdikleri tavizleri de geri almışlar, bir ara bizim toprak iddialarımızın blöf olup olmadığını test etmek için Musul’u bırakma karşılığında Süleymaniye, Erbil civarını vermeyi tekilf etmişlerdi, biz ya Musul’un hepsi veya hiç deyince o tekliflerini de geri çekeceklerdi.
Musul’da herhangi toprak talebimizin olmadığı o kadar açıktır ki, Musul’un Irak’a, gerçekte ise İngiltere’ye bırakılma oylamasının TBMM’de yapıldığı 7 Haziran 1926 günü Dışişleri Bakanı Tevfik Rüştü (Aras) Bey Musul’u kendisine bırakınca pek sevinen İngiltere’nin bize 1,000 kilometrekare toprak vermeyi teklif ettiğini, bizim ise 1,000-2,000 kilometrekare toprak peşinde olmadığımızı, Irak devleti lehine vermeyi teklif ettiği topraktan da vazgeçtiğimizi gözlerimizin içine baka baka anlatıyordu.
İstikbalin tarihçisi bunları yazacaktır inşaallah.

Bir cevap yazın


5 + 4 =