• Home
  • Genel
  • ‘Tek-tip’leştiren tarihe reddiye (Kitap Zamanı)

‘Tek-tip’leştiren tarihe reddiye (Kitap Zamanı)

TARIK SÜHA

Mustafa Armağan’ın yeni çalışması Kazım Karabekir’in Gözüyle Yakın Tarihimiz, ‘geçmiş’in bir kurguyla nasıl şekillendirildiğini göstermesi açısından önemli bir belge niteliği taşıyor. Eser, Kâzım Karabekir’in İstiklal Harbimizin Esasları adlı hatıratını yazma sürecini anlatıyor.

KAZIM KARABEKİR’İN GÖZÜYLE YAKIN TARİHİMİZ, MUSTAFA ARMAĞAN, TİMAŞ, 240 SAYFA, 12,5 TL


“Yaşanılan zamanın değerlendirilmesi ve daha iyi bir geleceğin inşası bir ‘tarih’e yaslanmakla mümkündür; ‘tarih’ini bilmeyenler iyi bir yarın kuramazlar.” Tarihçilerin ağzında/kaleminde besmele gibi duran bu cümleyi kaç kez okuyup duyduğumu bilmem mümkün değil. Doğrudur; insanın nereden, nasıl ve kimlerin omzunda ‘bugün’e taşındığını bilmesi, ona yürünecek bir yol ve yön hediye eder. Değilse her insan tarihi kendinden başlatmak durumunda kalır. Öyledir ama insanın yaslanabileceği katıksız, doğru bir tarihe sahip olması her zaman mümkün müdür? Biliyoruz ki, her tarihçi aidiyetleri içinde bir ‘geçmiş’ kurar; doğulan ülkenin kabullerinden geçmiş ‘süzme tarih’e maruz kalınır. Tarihçi ‘tarih’in yaşandığı zaman ve mekândan seslenmez, ‘tarih’ten toplayabildiklerini paylaşır. Zor, çok zor bir şeydir bu! Çünkü tarih, ‘zaman’ın altına gömülen ve çoğunlukla ‘müdahale’yle başkalaşan bir şeydir. Tarihin birebir, yaşandığı gibi bilinmesi ve aktarılması neredeyse mümkün değildir. Belki de böyle olduğu, hakkıyla bilenemediği için ‘tarih tekerrür ediyor.’

Tarih insanın zindanıdır

Yukarıda söylenen, ‘daha doğru bir tarih’ çabasının gereksizliğini imlemekten çok, içine doğulan ulus devletlerin resmi tarih ve kimliklerinden özgürleşmenin kaçınılmazlığına vurgu yapıyor. Evet, ulus devletlerin resmi tarihleri ve tekçi kimlikleri insanı ‘bütün’den kopartıp yalnız bir ‘parça’ kılarak azaltıyor. Şeriati’nin ifadesiyle tarih insanın zindanlarından biridir. Bizim gibi ‘ilginç’ ülkelerin tarihi ise daha çok böyledir. Ülke ‘bütün’den kopartılarak bir ‘parantez içi’ kılınmıştır. Geçmiş, olduğu gibi değil, ‘istenen gelecek’ için ‘yararlı’ kılınmış; yüz çevirerek değil, sırt dönülerek yazılmıştır. Diyebiliriz ki, yakın tarihimiz bir azaltma, yoksunlaştırma ve ‘tek’leştirme tarihidir. Ermeniler, Yahudiler, diğer azınlıklar ülkeden ve tarihten silinmek istenmiş; Müslüman Kürtler, Araplar, Çerkezler, Lazlar ise görülmemiş ve görünemez kılınmıştır. Bu azaltma ve eksiltmelerden sonra din, dil, düşünce ve kültür doğal olarak ‘milli’leşmiştir. Sadece bu değil, İstiklal Savaşı’na omuz vermiş onlarca ismin üzeri çizilmiş, yakın tarih yalnızca bir iki öznenin çabasına indirgenmiştir.

Türkiye’yi içinde tutamaz hale gelen, Anadolu insanı için zindan hükmüne geçen bu kurgunun ciddi bir ‘yapı-söküm’den geçmesi gerektiği ortadadır. Böyledir ki, şimdilerde yakın tarih çalışmaları ciddi ilgi görüyor. Bu konuda önemli katkıları olan Mustafa Armağan’ın yeni çalışması Kazım Karabekir’in Gözüyle Yakın Tarihimiz, ‘geçmiş’in nasıl bir kurguyla azaltıldığını göstermesi açısından önemli bir belge niteliği taşıyor. İstiklal Savaşı’nın birkaç isminden biri olan Kazım Karabekir’in daha yaşarken ‘silgi’den geçtiği net bir şekilde gösteriliyor. Karabekir, İstiklal Savaşı’nda öncü rol üstlendikten sonra ‘yeni ülke’nin inşa biçimine şerh koyduğu için kıyıya itilmiştir. Gözetimde tutulan mütevazı evinde Cumhuriyet Dönemi’nin temel kitabı olan Nutuk’ta dahi görülmediğine tanıklık etmiş, bunu kabullenmeyerek İstiklal Harbimizin Esasları’nı yazmaya koyulmuş. Kitabı yazmış ve yayımlamak istemiş ama kitabın formaları matbaadan alınarak yok edilmeye çalışılmış; ‘istenen tarih’ için ‘olmuş tarih’ görünmez kılınmıştır.

“19 Nisan’da Trabzon’a çıktım”

Mustafa Armağan’ın iki cilt olarak düşünülen çalışmasının anlatıcısı Karabekir Paşa, muhtevası ise İstiklal Harbimizin Esasları’nda anlatılanlardır. Karabekir’in İstiklal Harbimizin Esasları’nı yazma süreci hikâye kurgusu içinde aktarılıyor. Karabekir Paşa’nın “19 Nisan’da Trabzon’a çıktım” cümlesine vurgu yapan Armağan, şöyle devam ediyor: “Kazım Karabekir Paşa’nın bu sözleri kadar yakın tarihimizi bambaşka ve çıplak bir ışık altında gösterecek ikinci bir cümle bulmak kolay değildir. Resmi tarihin temel tezine yalın bir itirazı; öte yandan basitliği içinde son derece net bir iddiayı barındırıyor bu kısa cümle. Hem resmi bir tezi yanlışlaması açısından olumsuz, hem de pek sesini duyurma imkânı bulamamış, derinlere kaçmış bir suyu andıran gayri resmi tezi dillendirmesi açısından olumlu içerikte. Bize paslı kapıları açmayı vaat eden sihirli bu cümle adeta, ‘hakikatin ışığını biraz da başka yerlerde arayın!’ diyor. Hazırladığımız iki ciltlik çalışma, Karabekir Paşa’nın yakın tarihteki ağırlıklı olarak 1918-1933 yıllarındaki icraatını anlatıyor. Çalışmamız; Paşa’nın tezlerini, tamamen kendi yazdıklarından yola çıkarak yeniden gündeme taşıma yolunda atılmış mütevazı bir adım olarak kabul edilmelidir. Kitapta olayları anlatan göz, Karabekir’inkidir. Benim katkım onun anlattıklarını bugünün okurunun dünyasına yansıtmak ve aktarmaktan ibarettir. İlk cilt, 1918-1922 tarihlerinde Paşa’nın İstiklal Savaşı’na katkılarını anlatmaktadır. İkinci cilt ise inkılâplar ve sonrasını (1922-1933) ele alacaktır.”

Bölüm: Tarih
Sayı: 65

Bir cevap yazın