Türkçe Ezan ve Menderes kitabı çıktı

Bir yıldır sizlerin katkılarıyla hazırladığımız Türkçe Ezan ve Menderes adlı kitap tamamlandı. Aşağıdaki bilgileri sizlerle paylaşmak istedik.
 

Mustafa Armağan Türkçe Ezan ve Menderes’le sözlü tarihin kapılarını çalmanın ne denli bereketli bir emeğe dönüşebileceğini gösteriyor. Başında bulunduğu gönüllü bir grupla Türkçe ezanın okunduğu günleri ve ezanın Arapça okunmasının serbest bırakıldığı 16 Haziran 1950 gününü yaşayanları bulup konuşturmuş ve o büyük günün tek bir kare fotoğrafını çekmeyi denemiş.

 

O tek kare fotoğrafta ağlayan, sevinen, coşan, yüzü gülen bir Türkiye var. Yakın tarihimizin nadir rastlanan güzel günlerinden birisinin öyküsüdür anlatılan.  

 

Tek beslenme kaynağı ezan olan bir felçli hastanın Türkçe ezan okununca hayat damarlarının nasıl kuruyup üçüncü gününde aniden öldüğünü okuyacaksınız.

 

Ağlamaktan ezan okuyamayan müezzinlerden tutun da Arapça ezan okumak için deli raporu olmaya razı olanlara kadar bir yığın hikâye yatıyor bu kitapta. 

 

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’tan Van’daki Ayşi Nineye, Prof. Şerafettin Gölcük’ten son Osmanlı müezzinlerinden Tahir Çağıran’a, Bediüzzaman’ın talebesi Mehmet Kırkıncı’dan Çorum’un Alaca ilçesinden “46 Demokratı” Mustafa Kağızman’a, ezan Arapça okunduğunda bu haberin orduda un helvasıyla kutlandığını hatırlayan emekli Yarbay Cemal Yıldız’dan Hatay’da çocukların “Uyumazsan Türkçe ezan okurum ha!” diye korkutulduğunu söyleyen Mehmet Duran’a kadar onlarca tanığın dilinden ezanın bilinmeyen gerçekleri bu sözlü tarih çalışmasıyla ilk kez gün yüzüne çıkıyor.

 

Kitapta ayrıca Mustafa Armağan’ın kaleme aldığı geniş bir çerçeve yazısı ile basılı kaynaklarda yer alan bazı önemli gazetelere, hatıralara ve makalelere de yer verildi. Kitabın sonunaeklenen, ezanın serbest bırakıldığı günün havasını gazetelerin ilk sayfaları ise yakın tarihe ışık tutacak nitelikte. Özellikle ezanı serbest bırakan kanuna CHP’li milletvekillerinin de olumlu oy verdiklerini yansıtan haberler aydınlatıcı.

 

Ayrıca Diyanet İşleri Başkanlığı’nın Arşivi’nden alınan belgeler konuyu incelemek isteyenlere yararlı bir altyapı sağlıyor. Mehmed Akif’in dava arkadaşı Eşref Edip’in ezan yasağının kalkmasından sonra yazdığı o etkileyici yazı ise “irtica cephesinde” Türkiye’nin neredeyse 60 yıldır aynı şeyleri tartıştığını göstermesi bakımından hazin; yine de yazı, günümüzü anlamak bakımından da değerli ipuçlarını taşımakta.

 

Özetle Türkçe Ezan ve Menderes, ezan yasağının kaldırılışının 60. yılında tarihin tozlu perdelerini başarılı bir şekilde havalandırıyor.           

 

   

Mustafa Armağan, Türkçe Ezan ve Menderes, İstanbul, Haziran 2010, Timaş Yayınları, 240 sayfa.

Sevr'in hayaleti Lozan'da ne arıyor?

Geçen haftaki 'Sevr'i tartışmaya açalım' önerime pek nazikâne(!) tepkiler yükseldi bir yerlerden. Hayretler içindeyim, demek okuyup inceleyerek değil, küfür ve tehdit ederek de tarih yazdırılabiliyormuş.

 

Demek şimdiye kadar bu işleri böyle yürütmüşler. Demek yakın tarih üzerindeki 'vesayet rejimi'nin bozulmasını sözüm ona bu 'demokratik' yöntemlerle engelliyorlarmış.

Onları en çok kızdıran, Sevr'e 'barış projesi' demem olmuş. Bunu ben demiyorum ki, bizzat Gazi Mustafa Kemal diyor. Şu küfe küfe dağıttığınız ama vakit bulup da okuyamadığınız "Nutuk"a bakma zahmetine katlansaydınız Sevr'den "barış şartları" ve "barış teklifleri" diye söz ettiğini ve mesela 3 Temmuz 1920 günkü TBMM konuşmasında Sevr'i "barış antlaşması" diye nitelendirdiğini görürdünüz. (Bu arada geçen hafta "Nutuk"ta 4-5 yerde Sevr'e 'proje' denildiğini söylemiştim. Düzeltiyorum: Tam 9 yerde geçiyormuş!)

Bir de ismini vermeyeceğim bir iftira sitesi var ki, Ergenekonculuğuyla maruf bu site, akıllara zarar bir usulle beni "Zaman" okurlarına ve yöneticilerine şikayet ediyordu.

Tarih alanında da bir Ergenekon yapılanması var, deyişim boşuna değil anlayacağınız.

Şu kadarını söyleyeyim ki, bunlara pabuç bırakacak değilim. Nasıl demokrasimiz üzerindeki asker vesayetinin kalkmasını savunuyorsak, tarihimiz üzerindeki vesayetin de kalkması için de mücadele etmemiz gerektiğine inanıyorum çünkü.

Nerede kalmıştık? Sevr'in 139. maddesinde Osmanlı'nın İslam alemiyle ilgisini kesme emrinin yer aldığını söylemiş ve şu kıymığı eklemiştim: Bu emir, son yıllara kadar neredeyse aynen geçerli olmadı mı?

Sorunun demir ucunu nerelere gittiğini anlayanlar, anladı elbette. Tezim şu:

Sevr'deki 139. madde dayatması, Lozan'ın metnine yansımıştır. Daha birkaç yıl önce bizim toprağımız olan ve henüz resmen devretmediğimiz İslam ülkeleriyle alakamızı kesin olarak kestiğimizi bildiren Lozan'ın 17-22. maddeleri neyin nesi? Bunlarda İngiltere, Fransa ve İtalya'nın bölgede kurmak istedikleri "yeni dünya düzeni"ne sorun çıkarmayacağımızın ve mevcut haklarımızdan da onlar lehine feragat ...

Devamı için tıklayın.

"Yakın tarihi ezmek istiyorlar ama o ezilmiyor. Bir fırsatını bulur bulmaz ortaya çıkıyor."
Tarık Zafer Tunaya

Haftanın Sözleri
» Sevr'in hayaleti Lozan'da ne arıyor?
» Sevr'i tartışmaya açma zamanı geldi mi?
» 47 yıl önce bir darbeci albay idam edilmişti
» İşte Atatürk'ün laikliği din ve vicdan özgürlüğü diye tanımladığı sözleri
» Türkçe ezan ve Menderes
www.timas.com.tr
www.da.com.tr
wwww.burcfm.com.tr
wwww.tacmahal.org
wwww.ttk.gov.tr
http://lcweb2.loc.gov/pp/ahiihtml/ahiiabt.html
» Eyüp Sultan’ın kardeşi Bitlis’te yatıyor
» Ömrüyle beste yapan: Turgut Cansever
» Abdülhamid devri Anadolu toprağına ne kattı?
» Avrupa’nın İslamla ‘yeniden’ imtihanı
» Arşivden: Amigoluk ve gazetecilik!

Sevr'i tartışmaya açma zamanı geldi mi?

"Bandırma vapuru" denilince aklınıza ne gelir? Tabii ki, şu dümeni kırık, pusulası bozuk, Atatürk'ü Samsun'a çıkaran "gazi" gemi. İyi ama, aynı Bandırma'nın Samsun'dan dönünce işgal İstanbul'unda çeşitli hizmetlerde kullanıldığını, 9 ay sonra bu defa Milli Mücadele'nin öncülerinden Yahya Kaptan ve çetesini yakalayıp öldürecek olan birlikleri Hereke limanına çıkaran "hain" gemi olduğu neden eklenmez? "Gazi" olunca iyi de, "hain" olunca kötü mü oldu Bandırma?

Tarih bizde olduğu gibi "seçmece" usulünde yazılınca, olgular da ister istemez iyi ve kötü diye ikiye ayrılır. "İyiler" çekmecesine girenler, öbürlerinden atılır, sonradan "ihanet" edenler de "kahramanlık" zirvesinden tepe takla yuvarlanırlar.

Bunları yaşadık yakın tarihte. Rauf Orbay gibi bir kahraman bile 10 yıl 'kürek' cezası almamış mıydı anlı şanlı İstiklal Mahkemesinden? Neyse, şimdilik bunları bırakalım da, şu günlerde 90. yıldönümü vesilesiyle yeniden gündeme getirilen Sevr'i neden hala tartışamadığımızı soralım.

Sevr Barış Projesi'nin tamamını okuyan var mıdır aramızda? (Bu arada Ankara Ticaret Odası Sevr'in tamamını Lozan'la beraber yayınladı, meraklılar kaçırmasın.)

'Barış projesi mi?' dediğinizi duyar gibi oluyorum. Evet, yanlış okumadınız, Sevr bir 'barış projesi'ydi? Nereden mi çıkartıyorum? Hani şu hepinizin elinin altında olan ama bir türlü sonuna kadar okuyamadığınız "Nutuk"tan (ya da şimdilerde kesilip biçilerek iyice sulandırılan 'Söylev'den). Üzerinde yazdığı adıyla Gazi Mustafa Kemal "Nutuk"un sonlarında hem de 4-5 yerde Sevr'den 'proje' ("Söylev"de 'tasarı') olarak söz eder. Neden acaba?

Bunun sebebini Prof. Sina Akşin, 1983'te "Yaba" dergisine şöyle açıklamış:

"ABD 1919 sonunda Avrupa siyasetinden elini eteğini çekmek kararını aldı. İngiltere, Müslüman sömürgelerine ibret olsun diye Yunanistan'ı kendi uydusu yapıp Türkiye'yi ezmek kararındaydı. Fransa ve İtalya, onun müttefiki olarak bu karara katılıyor görünüyorlardı. Nitekim Sevres Antlaşması'nı birlikte yaptılar. Fakat anlaşılan kimse Sevres'i ciddiye almıyordu ki hiçbir devlet bu antlaşmayı onaylamadı. Sevres'i, garip bir şekilde, bile bile ölü doğurdular."

Kafanız mı karıştı? Olabilir. "Türkiye'nin Önünde Üç Model" adıyla 1997'de çıkan kitabının 42. sayfasında aynen böyle yazıyor Kemalist tarihçi Akşin.

Demek Sevr'i kimse, yani ne İngiltere, ne Fransa, ne de İtalya ciddiye almamış ve "garip bir şekilde bile bile ölü doğur"muşla ...

Devamı için tıklayın.

mustafaarmagan.com - 2006 -> 2009 © - webmaster
30 Haziran 2008 tarihinden bu yana kişi sitemizi ziyaret etti.