“Milliyet”in internet sitesindeki başlığın sırrını çözmekle meşgulüm. Canım, şu “Manastırlı komutan” manşetinden bahsediyorum. Duymuşsunuzdur mutlaka. Kimden mi bahsediyor?
Önümüzdeki ay koltuğuna oturması kesinleşen 26. Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ’dan. Peki “Milliyet” şu günlerde 100. yıldönümünü yaşadığımız Meşrutiyet İhtilali’ni başlatan mermilerin ilk olarak Manastır’da sıkıldığına atıfta bulunuyor olabilir mi? O zaman köşeye sıkışmış ‘birilerinin’ müsterih olmaları gerektiğine dair bir ima mı gizli burada? Bilemiyoruz. Ancak neresinden bakarsanız bakın, manidar bir başlıkla karşı karşıya olduğumuz kesin.
Son yıllarda okuduğum en net mesajlı yazılardan birisi Hüseyin Gülerce tarafından kaleme alındı. Gülerce 30 Temmuz 2008 tarihli “Zaman”da çıkan “Masonluk Ergenekon’un neresinde?” başlıklı yazısında sarsıcı sorularla dikkatlerimizi Ergenekon’un Masonik şifresini kırmaya yöneltiyordu.
Gerçekten de Mason locaları bu tür gizli örgütlenmelerin hep bir yerlerindedir. Gladyo’yu bitiren savcı Felice Casson’un İtalya’daki P-2 Mason locasının örgütle bağlantısını açığa çıkarışından tutun da, Ergenekon iddianamesindeki İlhan Selçuk’un İstanbul’da Hür ve Kabul Edilmiş Masonlar Büyük Locası’nda darbeyi planlayanlarla bir araya geldiği bilgisine kadar pek çok bağlantı, meselenin bir komplo teorisinin sınırlarını aştığını gösteriyor.
Bu kadarla da kalmıyor, Büyük Doğu Locası Paris’te bir toplantı düzenliyor, Üstad-ı Azam Jean-Michel Quillardet, başörtüsünün serbest bırakılmasına karşı çıkarak yasanın “Türk laikliğinin bünyesinde açılan tehlikeli bir gedik” olduğunu savunabiliyor ve kafamız iyice karışıyor. Bu ne öfke böyle? “Yoksa laiklik konusunda Masonlara bir güvence verilmiş de haberimiz mi yok?” diyesi geliyor insanın.
Hüseyin Gülerce ise ısrarla soruyor: “Yasak olmasına rağmen Silahlı Kuvvetler bünyesinde masonlar var mıdır? Masonluğu tespit edildiği için bünyeden çıkarılan generaller var mıdır? Milletin evlatları için, orayı ele geçiriyorlar, buraya s
...
Devamı için tıklayın.
Aşk, aktarılacak ateşten başka bir şey değildir.
Anonim
Hiç düşündünüz mü: Yüz yıl öncenin temmuzunu yaşıyor olsaydınız yüzünüzün rengi ne olurdu? Daha kırmızı olacağından eminim de, mahcubiyetten değil, gün yirmi dört saat sokak ve caddelerde nümayiş yapmaktan.
Hele kanları kaynayan gençler iseniz ellerinizde bayrak ve pankartlarla sokaklara dökülür, yakalarınıza Serasker Rıza Paşa’nın resmini takar, ay yıldızlı bayrağa bir haç ilave ederek yolları arşınlıyor olurdunuz büyük bir ihtimalle. Henüz ağzınızı doldurup Sultan Abdülhamid’e açıkça lanet okumasanız bile (ki bunun için tahttan indirilmesini beklemeniz gerekecektir), “Hürriyet, Müsavat, Adalet” sloganlarını kulaklarınızın dibinde mermi gibi vızıldadığına tanık olurdunuz.
Kısaca söylersek, yüz yıl önce bugünlerde yer yerinden oynuyor, pek çok Abdülhamid taraftarının ayağının altından toprak kayıp giderken, sokaklara dökülmüş milyonların ayakları yerden kesiliyordu.
Bence bugün bile ayağımız yere değmiş sayılmaz. Çünkü bu heyecan devrinin yaktığı ateş henüz soğumadı. Baksanıza, Resneli Niyazi’nin kendisine emanet edilmiş tabur kasasından para gasp ettiğini yazdım diye bir ölüm tehdidi almadığım kaldı. Bir orgenerali vuran üsteğmen Atıf Bey’in düpedüz katil olduğunu ve bu zatın başka bir özelliği olmadığı halde Cumhuriyet devrinde de milletvekilliğiyle ödüllendirildiğini yazdım diye şahsıma hakaretler yağdırıldı.
Yanlış anlaşılmasın, şikâyet diye söylemiyorum. Hamama giren terler sonuçta. Söylemek istediğim, yakın tarihimizin henüz dumanı tütüyor ve biz bu tarih karşısında hâlâ birer tarafız.
Bir de cehalet var ki, diz boyu. Kabataslak tarih malumatıyla meseleyi aydınlatacağım diye ortaya çıkıp daha da karanlıklaştıranları mı istersiniz yoksa çam üstüne çam devirip yine de yüzü kızarmayanları mı?
Mesela bir iddiaya göre Abdülhamid ülkeyi 33 yıl parlamentosuz yönetmiş. El insaf mine’l-imân. Yahu zaten II. Abdülhamid’in meşrutî olan ve olmayan iktidar süresinin toplamı 32 yıl, 7 ay, 7 gündür. Tahta çıktıktan 3 ay, 23 gün sonra ilan ettiği ilk meşruti
...
Devamı için tıklayın.