Mustafa Armağan 'Arapça ezan' araştırması başlatıyor!

16 Haziran 2009, ezanın yeniden Arapça okunduğu tarihin 59. yıldönümü.

Mustafa Armağan bu tarihî günü okurlarının da katkısıyla geleceğe dönük bir araştırma-soruşturma çalışmasına dönüştürmenin başlangıcı olarak değerlendiriyor ve 60. yılda (Mayıs 2010) yayınlanmak üzere bir kitap çalışmasına okurlarını davet ediyor.

Bu ortak çalışmaya katılmak isteyenler önce birer mesajla başvuracaklar, arkasından kendi bölgelerinde yaşayan -aile büyükleri dahil- ve 16 Haziran 1950 gününü hatırlayan insanları bularak onlarla konuşacaklar ve konuşmalarını banda kaydedeceklerdir. İkinci aşamada banda kaydedilenleri deşifre edecekler ve her iki materyali de sitemizde oluşturacağımız havuza göndereceklerdir. Bunlar değerlendirilerek gelecek yıl yayınlanacak kitaba kaynak oluşturacak. Katkıda bulunanların isimleri, konuştukları kişilerin isimleriyle birlikte kitapta yer alacaktır. Fotoğraf ve diğer belgeleme çalışmalarıyla ilgili bilgiler kendilerine bildirilecektir. Konuşacakları kişilerden özellikle aşağıdaki soruları sormaları istenmektedir. Tabii konuyla ilgili başka sorular da sorabilirler.

  1. Türkçe ezan uygulandığı zamanla ilgili neler hatırlıyor? İnsanların bu uygulamaya tepkileri var mıydı?
  2. Arapça ezan beklentisi DP'nin iktidara gelmesiyle nasıl arttı?
  3. İlk Arapça ezan okunduğu sıradaki duygu ve hatıraları nelerdir?

Konunun bir yönünü sözlü tarih çalışması oluştururken, diğer yönünü yazılı kaynakların taranması teşkil edecektir. Hatırat ve gazetelerden derleme çalışması için katılmak isteyenler bunu özellikle belirtmelidirler.

Hayırlara vesile olması temennisiyle hepinizin katkılarını bekliyoruz. İletişim forumuna ulaşmak için buraya tıklayın.

Kopernik, devrimini bir Müslüman'dan mı çaldı?

Bize sadece Osmanlı tarihi değil, Avrupa tarihi de tek yanlı öğretilmiştir. Kopernik'in gezegenler teorisini Şamlı bir İslam alimi olan İbnü'ş-Şâtır'dan alışı (veya çalışı) da Avrupa tarihinin meçhul kalmış yönlerindendir. (Bu konuyu ve diğerlerini merak edenler yakında Timaş'tan çıkacak olan "Avrupa'nın 50 Büyük Yalanı" adlı kitabıma bakabilirler.)

20. yüzyılın en büyük bilim tarihçilerinden A. Koyre'nin, TÜBİTAK tarafından yayınlanan kitabında bize Kopernik hakkında hoş bir ipucu uzattığını görüyoruz. Okuyoruz:

"Kopernik, teorisine nasıl ulaştı? Bunu söylemek çok zor; çünkü bu konuda kendisinin bize söyledikleri onun astronomisine götürmüyor. Onun güneşe taptığına inanmamak için hiçbir neden yoktur sanırım; modern astronomiyi gerçekten başlatan büyük astronom Kepler, Kopernik'ten daha da fazla tapar güneşe." (Bilim Tarihi Yazıları)

Avrupa'nın ilk astronomları arasındaki "güneşe tapma" modası da ne ola? Hani modern bilim? Nerede bilimsellik?

 


Bırakın onları, koskoca Newton'un bile simya, kehanet, falcılık gibi bugün bilimden saymadığımız alanlarla ilgili yazdıkları, sayfa olarak fizik, optik vs. ile ilgili yazdıklarından fazladır.

Kopernik'in gezegenler teorisinin merkezine güneşi koymasının sebebi, eski Mısır kökenli gizli bilimlerin etkisiyle açıklanabilir. Ancak bu teoriye teknik olarak hangi yollardan ulaştığı henüz açıklanabilmiş değildir.

1950'li yıllarda Kopernik üzerine çalışan bilim tarihçisi Otto Neugebauer müthiş bir buluş yapmıştı. Şamlı astronom İbnü'ş-Şâtır'ın "Nihâye" adlı Arapça eserini, matematik profesörü Edward Kennedy'nin tavsiyesi üzerine dikkatle incelemiş ve tek kelime Arapça bilmemesine rağmen içerisindeki çizimlerin Kopernik'inkilere müthiş benzerliği karşısında şoke olmuştur. Yoksa Kopernik'in eseri orijinal değil miydi? Ve acaba nereden aldığını bilmediğimiz teorisinin kaynağı bulunmuş muydu?

Bilim tarihçisi George Saliba, bu buluşun, Avrupa biliminin kökenleri ile İslam bilimi arasında bir bağlantı noktası olabileceği görüşündedir. Dolayısıyla bir 'Avrupa mucizesi' yok, İslam bilim mirasından aktarmalar vardır. Vaktiyle Müslüman alimler de Yunanlılardan pek çok şey öğrenmişlerdi ama üstadlarından aldıklarını açıkça belirtiyorlardı. Oysa Kopernik bilgilerini nereden aldığını ısrarla gizlemişti.

Zamanla araştırmalar derinleşti ve görül ...

Devamı için tıklayın.

"Yakın tarihi ezmek istiyorlar ama o ezilmiyor. Bir fırsatını bulur bulmaz ortaya çıkıyor."
Tarık Zafer Tunaya

Haftanın Sözleri

Menderes, İmam-ı Azam'ın türbesinde neler düşündü?

Geçen hafta 1921'de Suriye sınırı çizilirken Hasan Basri Çantay'ın, topraklarımızın peşkeş çekildiğini söylediğini aktarmış ve sormuştum: Bilin bakalım Çantay bugün hangi partinin sıralarında oturuyor? Sayın Aydın Menderes arayarak bu soruyu bana yöneltti. Kendisine fakirin de o cevabın hasretiyle yandığını söylemekle yetindim.

Hazır Aydın Bey'i yakalamışken sormadan edemedim: Rahmetli babanızın Bağdat'ta İmam-ı Azam'ın türbesini ziyaretinde söyledikleri doğru mudur? Sağ olsun, kendisi birkaç koldan teyit etti olayı.

Olayı anlatan kişi, başlangıçta CHP'den meclise girmiş olup 1954 seçimlerinde DP'den milletvekili seçilmiş olan Sebati Ataman. (Nazlı Ilıcak'ın "Menderes'i Zehirlediler!" (1989) adlı kitabında Ataman'la yaptığı söyleşiden aktaracağım.) Siz ne söylediğini merak ededurun, ben o sözleri bir çerçevenin içine yerleştirmek istiyorum ki, tesadüfen söylenmediği anlaşılabilsin.

İsmet İnönü'nün cumhurbaşkanlığı devrinde Araplarla ilişkilerin geliştirilmesi için tek bir adım dahi atılmamış, daima olumsuz tavır takınılmıştır. 28 Mart 1949'da İsrail'i tanıyan ilk Müslüman devlet olduğumuzu ve bu tutumun bizi Arap aleminden iyice koparttığını bilmekte fayda vardır. Prof. Hüseyin Bağcı'nın da belirttiği gibi İsrail'i tanımış olmak, Menderes'in CHP'den devraldığı bir 'dış politika yükü'ydü. Bu yük, ancak ileriki yıllarda ortadan kaldırılacaktı.

İşte Türkiye ile Irak arasında 24 Şubat 1955'te imzalanan ve sonradan İngiltere, Pakistan ve İran'ın da katılımıyla Ortadoğu'nun Türkiye'nin önderliğinde toparlanması çabasının arkasındaki dış politika manzarası buydu.


Menderes'in kuruluşunda katkıları olduğu Libya'yı ziyareti sırasında Turgut Reis'in türbesinde Fatiha okurken çekilmiş bir fotoğraf (15 Şubat 1957).

Menderes, Türkiye'nin mutlaka bir Ortadoğu politikası olması gerektiğine inanıyordu. Dışişleri Bakanı Fuat Köprülü'den bu politikanın belirlenmesini isterse de sonuç alamaz. Bu arada Mısır büyükelçimizle görüşen ABD Dışişleri Bakanı Dulles'ın "Mısır siyasetiniz nedir?" sorusuna elçinin "Bilmiyorum" diye cevap vermesi bardağı taşıran damla olur. Menderes tam anlamıyla yalnızdır. Dışişleri Bakanlığı'nı kendisi sürüklemek zorundadır. İpleri eline alır ve harekete geçer.

Şu sözler kendisine ait: "Biz Arap komşularımızla dostuz. Eğer bazen bu hisler bir sis perdesi altında gizlenmiş gibi ...

Devamı için tıklayın.

mustafaarmagan.com - 2006 -> 2009 © - webmaster
30 Haziran 2008 tarihinden bu yana kişi sitemizi ziyaret etti.