• Home
  • Genel
  • Sevr’in hayaleti Lozan’da ne arıyor?

Sevr’in hayaleti Lozan’da ne arıyor?

Sevr’in hayaleti Lozan’da ne arıyor?

Geçen haftaki ‘Sevr’i tartışmaya açalım’ önerime pek nazikâne(!) tepkiler yükseldi bir yerlerden. Hayretler içindeyim, demek okuyup inceleyerek değil, küfür ve tehdit ederek de tarih yazdırılabiliyormuş.
Demek şimdiye kadar bu işleri böyle yürütmüşler. Demek yakın tarih üzerindeki ‘vesayet rejimi’nin bozulmasını sözüm ona bu ‘demokratik’ yöntemlerle engelliyorlarmış.
Onları en çok kızdıran, Sevr’e ‘barış projesi’ demem olmuş. Bunu ben demiyorum ki, bizzat Gazi Mustafa Kemal diyor. Şu küfe küfe dağıttığınız ama vakit bulup da okuyamadığınız “Nutuk”a bakma zahmetine katlansaydınız Sevr’den “barış şartları” ve “barış teklifleri” diye söz ettiğini ve mesela 3 Temmuz 1920 günkü TBMM konuşmasında Sevr’i “barış antlaşması” diye nitelendirdiğini görürdünüz. (Bu arada geçen hafta “Nutuk”ta 4-5 yerde Sevr’e ‘proje’ denildiğini söylemiştim. Düzeltiyorum: Tam 9 yerde geçiyormuş!)
Bir de ismini vermeyeceğim bir iftira sitesi var ki, Ergenekonculuğuyla maruf bu site, akıllara zarar bir usulle beni “Zaman” okurlarına ve yöneticilerine şikayet ediyordu.
Tarih alanında da bir Ergenekon yapılanması var, deyişim boşuna değil anlayacağınız.
Şu kadarını söyleyeyim ki, bunlara pabuç bırakacak değilim. Nasıl demokrasimiz üzerindeki asker vesayetinin kalkmasını savunuyorsak, tarihimiz üzerindeki vesayetin de kalkması için de mücadele etmemiz gerektiğine inanıyorum çünkü.
Nerede kalmıştık? Sevr’in 139. maddesinde Osmanlı’nın İslam alemiyle ilgisini kesme emrinin yer aldığını söylemiş ve şu kıymığı eklemiştim: Bu emir, son yıllara kadar neredeyse aynen geçerli olmadı mı?
Sorunun demir ucunu nerelere gittiğini anlayanlar, anladı elbette. Tezim şu:
Sevr’deki 139. madde dayatması, Lozan’ın metnine yansımıştır. Daha birkaç yıl önce bizim toprağımız olan ve henüz resmen devretmediğimiz İslam ülkeleriyle alakamızı kesin olarak kestiğimizi bildiren Lozan’ın 17-22. maddeleri neyin nesi? Bunlarda İngiltere, Fransa ve İtalya’nın bölgede kurmak istedikleri “yeni dünya düzeni”ne sorun çıkarmayacağımızın ve mevcut haklarımızdan da onlar lehine feragat edeceğimizin itirafı yok mudur?
Velhasıl Sevr’in hayaleti ehlileştirilmiş, sınırlandırılmış ve elden geçirilmiş bir şekilde Lozan’da yaşamaya devam ediyor. Yani Sevr ve Lozan diye “iki ayrı antlaşma”, birbiriyle hiçbir teması bulunmayan “iki ayrı metin” bulunmuyor. Sevr, kendisinden sonraki Londra, Paris ve Lozan antlaşmaları için temel metin olmuştur. Her üç “barış teklifi”nde de adım adım Sevr şartlarında lehimize bazı düzeltmeler getirilecektir.
Lozan, Sevr’in içinden çıkmıştır deyişime kızıp köpüreceklere diyorum ki, gelin, bazı maddelerini karşılaştıralım. Mesela Sevr’in 28. maddesini beraberce okuyalım:
“İşbu antlaşmada tanımlanan sınırlar, işbu antlaşmaya ekli bir bölü bir milyon (1/1.000.000) ölçekli haritalara çizilmiştir. Metinle harita arasında uyumsuzluk durumunda, metin geçerli olacaktır.”
Sevr’in bu ‘teknik’ maddesi Lozan’ın 4. maddesi olmuştur; hem de kelimesi kelimesine. Bu ‘teknik’ hususun her iki maddede kelimesi kelimesine aynen geçmesi, Sevr’in Lozan’a temel metin ödevi gördüğü tezimi kanıtlar ama ispatlamaz. Onun için gelin, şu sıcaklarda canınızın sıkılması pahasına birkaç maddeye daha göz atalım.

Mustafa Armağan

10 Ağustos 1920 günü Osmanlı tarafı, müzakere etmelerine dahi izin verilmeyen Sevr Antlaşması’nı imzalıyor.
Lozan’ın 5 ila 8. maddeleri Sevr’in 29 ila 32. maddelerinin neredeyse aynısı. Lozan’ın 9., 10. ve 11. maddeleri de Sevr’in 33., 34. ve 35. maddeleriyle tıpatıp aynıdır. Lozan’ın azınlıklarla ilgili 37 ve devamı maddeleri zaten hemen tamamen Sevr’in aynıdır.
Tabii ki Lozan’da değiştirilen ve yeni konulan maddeler olduğunu inkâr etmiyorum. Söylemek istediğim, Lozan’da önümüze Sevr antlaşması konulmuş ve onun üzerinde düzeltmelerde bulunulmuştur.
Öte yandan ufak da olsa bazı yerler, Sevr’de bize bırakıldığı halde Lozan’da elimizden alınmıştır. Mesela Ege’deki, sınırlarımıza 2 km uzaklıktaki Meis adası Sevr’de bize bırakılmış görünürken, Lozan’da bütün uğraşmalarımıza rağmen kaybedilmiştir. Yine Irak sınırındaki İmadiye de Sevr’de bize bırakılmışken, Lozan’da elimizden çıkmıştır.
Lozan’da toprak kazançları haricinde elde edilen en büyük avantajın, ekonomik, adlî ve siyasî bağımsızlık ve eşitlik olduğunu söylemek gerekir. Türkiye Cumhuriyeti bu bağımsızlık ve toprak bütünlüğü ilkesi üzerine kurulmuştur.
Lakin Lozan’ın bir zafer sayılmasının mümkün olmadığı, bizzat TBMM’deki oturumlarda dile getirilmiş ve Batı Trakya, Kıbrıs, Musul gibi kayıplarımız gündeme getirilmiştir. Bu yüzden “Nutuk”tan başlayarak Cumhuriyet tarihçiliği, Lozan’ı Sevr ile karşılaştırmaya ve böylece onu zafer saymaya yönelmiştir. Ancak tarihçilerimiz de bu kadar korkulan Sevr Antlaşması’nı cesaret edip de bir türlü yayınlamamış, içinden bazı maddeleri suyunun suyu kabilinden özetleyerek ve Lozan’la karşılaştırarak vermeyi tercih etmişlerdir.
Böylece Sevr metni bilinmediği için bu “idam fermanı” ile ilgili gerçekler kamuoyuna yansımamış ve Sevr efsanesi kuşaktan kuşağa aktarılagelmiştir. Ancak artık Sevr ile yüzleşme zamanı gelmiştir. Ne Sevr zannedildiği gibi uzaydan inmiş bir antlaşma projesidir, ne de Lozan, her yönüyle bir zaferdir. Meseleyi doğru mukayeseler temelinde anlatmak şarttır.
Osmanlı yönetimini 90 yıl sonra dahi onursuzluk, hainlik ve alçaklıkla suçlayarak Cumhuriyet’i yüceltemeyeceklerini artık görmeleri gerek. Cumhuriyet ve demokrasi halk tarafından benimsenmiş olup onun üzerinde bir tartışma yoktur. Ancak bu tür çocuksu mukayeselerle de bir yere varılamayacağını birilerinin kızıp köpürmeden önce bilmesi lazımdır.
Baskın Oran’ın yıllar önce yazdığı bir makale bu bakımdan önemlidir. Prof. Oran, 1997’de “Çağdaş Türk Diplomasisi Sempozyumu”na sunduğu tebliğinde sarsıcı bir belgeye yer vermişti. Pek bilinmez ama Osmanlı yönetimi Sevr tasarısına 16 Temmuz 1920’de müthiş bir cevap vermiştir. Bu belge, çok sağlam bir hukuk mantığıyla yazılmış olup üslubunda “zerre kadar eziklik” havası yoktur. Bu bakımlardan Lozan’ın bir öncüsüdür. Dahası, özü bakımından dopdoludur. Batı hukuk literatürüne çok sayıda göndermede bulunmakta ve çarpıcı analizler yapmaktadır.
Bilin bakalım bu başı dik ve Lozan’ın öncüsü olan Sevr çıkışını İtilaf devletlerine kim sunmuştur? Cevap: Damat Ferid Paşa!
Meraklısına notlar: Atatürk’ün Bütün Eserleri, c. 8, Kaynak: 2004, s. 393; Nutuk, c. 1, 1927, s. 453-465; Mustafa Budak, İdealden Gerçeğe, Küre: 2003, s. 199 vd; Teoman Alparslan, Sevr ve Lozan’ın Ortak Hükümleri, Kum Saati: 2008, s. 136 vd.; Sevr Antlaşması (Haz.: İ. S. Öztürk), Fark: 2007; Tolga Ersoy, Sevr: Bir Öcü Masalı, Özgür Üni.: 2009; http://www.hri.org/docs/sevres/ Baskın Oran, “Lozan’ın öncülü bir onur anıtı”, Çağdaş Türk Diplomasisi, TTK: 1999, s. 257 vd. m.armagan@zaman.com.tr

25 Temmuz 2010, Pazar

One Comment

  • Yener Yıldız

    5 Aralık 2010 at 06:44

    İslam ülkelerinden ayrılmayı kabul etmişiz diyorsunuz fakat şöyle bir gerçek var. Biz o toprakları savaşta fiilen kaybetmişiz, üstelik de nüfusun çoğu Türk olmayan yerler, yani hak iddia etmememiz gayet normal. Hangi devlet savaşı kaybettiği halde kaybettiği toprakları geri isteyebilir ki? Unutulmaması gereken bir nokta bizim Lozan’a 1. Dünya Savaşı’nı kaybetmiş ülke sıfatında katılmamızdı. Her ne kadar anadoluda zafer kazanıldı ise de bahsettiğiniz Arap topraklarında hala İngilizler ve Fransızlar vardır. Ayrıca birileriyle ilişki kurmanın tek yolu o toprakları yönetmek değildir ki. Bugün Suriye, Irak bizim değil ama ilişki kurabiliyoruz. Toprak kaybetmeyi, o bölge ile bağları koparma olarak addetmemek gerekir.
    Lozan’ın Sevr’in değiştirilmiş hali olduğu doğrudur fakat üzerinde o kadar çok değişiklik yapılmıştır ki Lozan’ı Sevr’le karşılaştırmak mümkün değildir. Ayrıca ne bekliyorduk ki, İngilizler bir anlaşma istediler bizde kabul etmeyip direndik. Sonunda orta yol bulundu. Herhalde anadoluda bir zafer kazanarak 1. Dünya Savaşı’ndan galip çıkmış gibi bir muameleye uğramayı beklemiyorduk değil mi? Lozan’da Tunus’u, Mısır’ı, Doğu Rumeli’yi mi isteyecektik. Biraz gerçekçi olmak lazım. Daha kendi silahını bile üretemeyen, dış destek olmasa uzun dönemli bir savaşı kaldıramayacak bir ülke için gayet iyi topraklar aldık.
    Sevr’de bizim olan ama Lozan’da kaybettiğimiz topraklara gelince, Tranzon, Van, Erzurum’u Ermenilere, Edirne ve İzmir’i Yunanlara, Adana ve Urfa’yı da Araplara versek daha mı iyi olurdu? ALtu üstü değersiz bir ilçeyi sınır dışında bıraktık. Bunu “Sevr’de bize verilenleri Lozan’da kaybettik” olarak yansıtmak olayı çarpıtmaktır. Şunu kabullenelim ki Türk heyeti Lozan’a gittiğinde kimse ‘Bizi ne güzel yendiniz, nereyi istiyorsanız buyrun alın’ demeyecekti. Lozan’da alınanlar yıkılmış bir ülkenin son çırpınışı ile alınan haklardır. Türkiye gücü orantısında toprak almıştır ve şunu kabul etmeliyiz ki bu güç ile, alınan toprakların oranı gayet iyidir. Ordusu bitmiş, donanması kalmamış bir ülke son bir çırpınışla bir şeyler kazanıyor, olayı böyle görmeliyiz. Yoksa ‘koca Osmanlı’dan geriye bu mu kaldı?’ diye bakarsak yanılgıya düşeriz. Ayrıca Doğu Anadolu’da bir Ermeni devleti kurulması engellenmiş, ekonomik bağımsızlık kazanılmış bir şekilde 1. Dünya Savaşı’ndan çıkmış olduk. Bizimle beraber 1. Dünya Savaşı’na girip de kaybeden diğer devletlerin aynı dönemde ne halde olduğuna bakarsanız ne demek istediğimi anlayabilirsiniz. Sonuçta Lozan’ın başarısı Lozan olmasaydı ne olurdu diye düşünerek ve iki anlaşmayı kıyaslayarak anlaşılabilir.

    Cevapla

Bir cevap yazın